bayrak bayrak

(*SİTE İÇİ COĞRAFYA KONULARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ*)

COĞRAFYACI - Blogcu




COĞRAFYACI

ENGİN ŞALLI BURSA-ORHANGAZİ ÇOK PROGRAMLI LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

7/11/2009 - BAZI MADENLERDE TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜR REZERVLERİ

Kategori: Cografya 11

BAZI MADENLERDE TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜR REZERVLERİ (TON)

 

Altın 405
Krom 25.931.373
Antimuan 106.306
Kurşun 860.387
Asbest 29.646.379
Kuvars Kumu 1.307.414.250
Asfaltit 74.370.000
Kuvarsit 2.270.287.821
Bakır 2.279.000
Kükürt 626.000
Barit 35.001.304
Linyit 7.964.982.000
Bentonit 250.543.000
Lületaşı 1.483.000 ( sandık )
Bitümlü Şist 1.641.381.000
Manganez 4.560.000
Boksit 87.375.000
Manyezit 111.368.020
Bor 1.805.709.953
Mermer 5.161.000.000 m³
Cıva 3.820
Perlit 5.690.027.600
Çinko 2.294.479
Ponza 1.479.556.876 m³
Demir 149.925.000
Sodyum Sülfat 16.536.000
Dolomit 15.887.160.000
Stronsiyum 665.082
Feldspat 239.305.000
Talk 482.736
Fosfat 70.500.000
Taşkömürü 975.000.000
Flüorit 2.538.000
Toryum 380.000
Grafit 90.000
Trona 233.317.000
Gümüş 6.062
Uranyum 9.137
Kaolin 89.063.000
Volfram 36.719
Kaya Tuzu 5.733.708.017
Zeolit 19.923.750
Kil 354.362.650
Zımpara 3.725.082

 

www.cografyam.net

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/11/2009 - UZAY ARAÇLARI

Kategori: Uzay Cografyasi

UZAY ARAÇLARI

Uydular
Dünyanın yörüngesinde dönen, üzerlerinde özel alıcılar ve vericiler bulunan araçlardır. Uydular, roketler yardımıyla ya da uzay mekikleriyle uzaya taşınır. Dünya’nın yörüngesinde, uzaktan algılama uyduları, haberleşme uyduları, GPS uyduları gibi farklı işlevlerde binlerce uydu bulunuyor.

Yörünge Araçları
Başka gezegenlerin ya da gökcisimlerinin yörüngesine girip keşif yapmaları için gönderilen uzay araçlarıdır. Uzak gezegenlere varmaları bazen yıllar sürer. Üzerinde özel kameralar, alıcılar ve vericiler bulunur.

İniş Araçları
Yörünge araçlarıyla birlikte, başka gezegenlerin keşfi için gönderilirler. Gezegenin yörüngesine girdikten sonra yörünge aracından ayrılarak o gezegene iniş yaparlar.

Yüzey Araçları

İniş yapılan gezegenlerin yüzeyinde ilerleyerek veri toplayan robotlardır. Üzerlerinde çeşitli alıcılar ve vericiler bulunur.

Uzay Mekikleri

 

Uzaya insan ve yük taşımada kullanılan araçlardır. Fırlatılarak uzaya gönderilirler, geri dönüşteyse özel bir piste iniş yaparlar. Dünya’yla uzay arasında birçok kez gidip gelebilirler. Kimi zaman mekiğin içine uzay laboratuarı denilen özel bir bölme yerleştirilir; burada deneyler yapılır.

Uzay İstasyonu Uzay istasyonları, içinde insanların yaşayabileceği ve çalışabileceği büyük uydulardır. İstasyon dünyanın yörüngesine yerleştirildikten sonra astronotlar burada kalarak deneyler ve araştırmalar yapar.

Sputnik

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1957
Ağırlığı : 84 kg
Uzay Ajansı : Eski SSCB Uzay Dairesi
Özellikleri : Sputnik 1, dünyanın ilk yapay uydusuydu. Görevi, atmosferle ilgili veriler toplayarak, bunları yeryüzüne göndermekti. Ancak, uydu yalnızca 21 gün boyunca sinyal gönderebildi.

Mariner 2

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1962
Ağırlığı : 203 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Venüs gezegeninin keşfi için uzaya gönderilen Mariner 2, başka bir gezegenin yakınında uçan ilk uzay aracı oldu. Venüs’ün atmosferi ve yüzeyi konusunda bilgiler topladı. Güneş rüzgarıyla ilgili ilk ölçümleri yaptı.

Apollo II iniş aracı

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1969
Ağırlığı : 5.900 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Apollo II seferi, insanlı bir uzay aracının Ay’a iniş yaptığı ilk sefer. Fırlatıldıktan dört gün sonra, bir astronot yörüngede beklerken, iki astronot bir kapsülle Ay’a iniş yaptı. Astronotlar Ay’da 22 saat kaldılar ve taş örnekleri topladılar.

Salyut 1

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1971
Ağırlığı : 18.500 kg
Uzay Ajansı : Eski SSCB Uzay Dairesi
Özellikleri : İlk uzay istasyonuydu. Uzunluğu 12 metre, maksimum genişliği 4,1 metreydi. Yapılış amacı, uzun süreli uzay uçuşlarının, insan bedenine etkilerini incelemek ve uzaydan Dünya’nın fotoğraflarını çekmekti.

Skaylab uzay istasyonu

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1973
Ağırlığı : 74.783 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : İnsanların uzayda, ağırlıksız ortamda uzun süre de kalabileceklerini kanıtlamak için uzaya gönderildi. Altı yıl görev yaptı. Güneş ve yeryüzü kaynakları hakkında da veriler topladı.

Viking iniş aracı

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1975
Ağırlığı : 576 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Mars’ın keşfi için planlanan Viking seferlerinde, her biri birer yörünge aracı ve birer iniş aracından oluşan iki araç kullanıldı. Bu bir uzay aracının başka bir gezegeninin yüzeyine güvenli bir biçimde indiği ilk sefer oldu.

Voyager

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1977
Ağırlığı : 825 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Voyager 1 ve Voyager 2 adlı ikiz uzay araçları önce Jüpiter ve Satürn’ün yakınından geçtiler. Voyager 2, Uranüs ve Neptüne’de gitti. Şimdi her ikisi de Güneş sisteminin dışındaki gezegenlere doğru yol alıyorlar.

Ploneer

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1978
Ağırlığı : 517 kg
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Bir büyük, üç küçük kapsül ve bir yörünge aracından oluşuyordu. 14 yıl Venüs’ün yörüngesinde kalarak gezegenin yüzeyi ve atmosferiyle ilgili ölçümler yaptı. 1992’de görevi sona erdi.

Uzay mekiği Discovery

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1984
Ağırlığı : 24.990 kg (yüküyle birlikte)
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Sekiz kişilik bir uçuş ekibini taşıyabiliyor. Boyutları, Nasa’ya ait öteki mekiklerle aynı, Uluslar arası Uzay İstasyonu’nun yapımı gibi nedenlerle astronotları ve başka uzay araçlarını birçok kez uzaya taşıdı.

Glotto

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1985
Ağırlığı : 960 Kg.
Uzay Ajansı : Esa
Özellikleri : Halley kuyruklu yıldızının 1986 yılında Güneş’e en yakın konumdayken incelenmesi için uzaya gönderildi. Daha sonra, “GriggSkyjellerup” adlı başka bir kuyruklu yıldızın yakınından uçmak üzere yoluna devam etti.

Mir

Yapımına başlama yılı : 1986
Ağırlığı : 135 ton
Uzay Ajansı : Eski SSCB Uzay Dairesi ve Rus Havacılk ve Uzay Ajansı
Özellikleri : 15 yıl boyunca yeryüzünden 390 kilometre yüksekteki yörüngesinde kaldı. Farklı ülkelerden birçok astronot, deneyler yapmak amacıyla istasyonda yaşadı.

Galileo

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1989
Ağırlığı : 2.223 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Jupiter’in keşfi için tasarlanmış bir yörünge aracıydı. Jüpiter’e 1995 yılında vardı. Gezegenin atmosferine çeşitli ölçümler yapan bir kapsül bıraktı. Hala Jüpiter ve uyduları hakkında bilgi topluyor.

Magellan

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1989
Ağırlığı : 1.035 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Dört yıl görev yaptı. Venüs’ün yüzeyinin ve çekim alanının haritalarını çıkardı. Bir uzay aracını yönlendirmek amacıyla, bir gezegenin atmosferinden yararlanılan özel manevra yöntemi ilk kez bur araçta denendi.

Navstar

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1990
Ağırlığı : 1.665 Kg.
Uzay Ajansı : ABD Hava Kuvvetleri
Özellikleri : Küresel Konumlandırma sistemi (GPS) uydularından biri. Yeryüzünün 20.000 km yukarısında bir ağ oluşturan bu uydular, yeryüzündeki GPS alıcıları yardımıyla herhangi bir yerin coğrafi konumunun belirlenmesini sağlar.

Hubble uzay teleskopu

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1990
Ağırlığı : 11.600 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa ve Esa
Özellikleri : Astronotların Dünya’dan uzay mekikleriyle gelerek bakım yapabileceği biçimde tasarlanmış ilk uzay aracı. Hubble’in gözlemleri, araştırmacılara evrenin yapısı ve sınırları konusunda bilgi sağlıyor.

Topex / Poseidon

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1992
Ağırlığı : 2.500 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa ve Fransa Ulusal Uzay Çalışmaları Merkezi
Özellikleri : Her on günde bir, yeryüzündeki denizlerin düzeyini ölçerek topladığı verileri Dünya’ya gönderiyor. Bu veriler, küresel hava tahminleri ve hava olaylarının izlenmesinde kullanılıyor.

Soho

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1995
Ağırlığı : 1.350 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa ve Esa
Özellikleri : Güneş rüzgarları ve Güneş’in taç katmanını gözlemleyerek topladığı verileri Dünya’ya gönderiyor. Uzaya gönderildiğinde ömrünün altı yıl olacağı hesaplanmıştı; ancak hala görev yapıyor.

Sojourner yüzey aracı

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1996
Ağırlığı : 11 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Mars’ı keşfetmek amacıyla Mars Pathfinder görevinde kullanıldı. Gezegenin kuzey yarım küresindeki “Ares Vallis” olarak bilinen ve eski su baskınlarının izlerini taşıyan bir düzlüğü inceleyerek veri topladı.

Cassini-Huygens

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1997
Ağırlığı : 5712 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa, Esa ve İtalyan Uzay Ajansı
Özellikleri : Cassini, Satürn gezegeninin keşfi için uzaya gönderildi. Venüs’ü geride bıraktıktan sonra Jüpiter’in yakınından geçti. 2004 yılında Satürn’e varacak. Cassini’nin içinde, Huygens adlı bir iniş aracı bulunuyor.

Deep Space 1

Uzaya Gönderiliş Yılı : 1998
Ağırlığı : 486 Kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Uzay araçları için geliştirilmiş yeni teknolojileri sınamak için uzaya gönderildi. Daha sonra görev süresi uzatıldı. 2001 yılında, Borelly kuyruklu yıldızının fotoğraflarını çektikten sonra görevi sona erdi.

Uluslar arası uzay istasyonu

Yapıma başlanılan yıl : 1998
Ağırlığı : Tamamlandığında 460 ton olacak.
Uzay Ajansı : Nasa, Esa, Rusya, Japonya ve Kanada’nın uzay ajansları
Özellikleri : Görevli ülkelerin her biri, istasyonun belli teknik donanımlarının ya da parçalarının yapımından sorumlu. Astronotlar, şimdiden istasyonda çeşitli deneyler yapmaya başladılar.

Landsat 7

Yapıma başlanılan yıl : 1999
Ağırlığı : 1.969 kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Uzaktan algılama yöntemiyle yeryüzündeki karaların ve kıyıların görüntülerini çekiyor. Bu veriler, ormanların azalması, buzulların küçülmesi, arazi kullanımı gibi konular üzerinde çalışan araştırmacılarca kullanılıyor.

Stardust

Yapıma başlanılan yıl : 1999
Ağırlığı : 385 kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Stardust, Wild-2 adlı bir kuyruklu yıldıza doğru yol alıyor. Kuyruklu yıldızın çekirdeğini çevreleyen toz bulutunun içinden geçip bu maddelerden örnekler toplayarak Dünya’ya geri dönecek.

Cluster

Yapıma başlanılan yıl : 2000
Ağırlığı : 1200 kg.
Uzay Ajansı : Esa
Özellikleri : Cluster’in görevi, Güneş’ten gelen parçacıklar ve bu parçacıkların Dünya’nın manyetik alanında neden olduğu değişimlerle ilgili veriler toplamak. Cluster, birbirinin eşi dört uzay aracından oluşuyor.

2001 Mars Odyssey

Yapıma başlanılan yıl : 2001
Ağırlığı : 758 kg.
Uzay Ajansı : Nasa
Özellikleri : Mars yüzeyinin yapısını incelemek üzere tasarlanmış bir yörünge aracı. Gezegende su ya da buz bulunup bulunmadığını ortaya çıkarabilecek veriler toplayacak. Radyasyon incelemeleri de yapacak.

 

www.sevgi.us dan alınmıştır.

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

5/11/2009 - 1780 BÜYÜK KASIRGASI

Kategori: Cografya 10

1780 BÜYÜK KASIRGASI

 

Oluşma

10 Ekim, 1780 

Dağılma

19 Ekim, 1780 

Ölüm

22.000 doğrudan
(tüm zamanların en ölümcül
Atlantik kasırgası)

Etkilenen
alanlar

Küçük Antiller, Florida, Georgia

 

1780 Büyük Kasırgası Atlantik'in gelmiş geçmiş en ölümcül tropikal kasırgası olarak kabul edilir. Fırtınanın Küçük Antiller'den Barbados, Martinique ve Sint Eustatius'u 10-16 Ekim  tarihleri arasında vurması sonucu yaklaşık 22.000 kişi ölmüştür. Binlerce ölü kıyıdan uzakta ortaya çıkmıştır. Mitch Kasırgası ise 1998 Atlantik kasırgası sezonunda Honduras ve çevresinde 11.000-18.000 kişinin ölümüne yol açmıştır. 1780 fırtınasındaki ölü sayısı yalnız başına, diğer tüm Atlantik kasırgalarının 10 yıllık zaman aralıklarındaki toplamlarından daha fazladır.

 

Kasırga Karayipleri Amerikan Devrimi'nin tam ortasında vurmuştur, ve bölgeyi kontrol eden Britanyalı ve Fransız donanmalarının büyük kayıplar vermesine neden olmuştur.

 

Tesir ve Fırtına Geçmişi

 

Büyük Kasırga Barbados yakınlarında 10-12 Ekim 1780 tarihleri arasında iki gün kadar kalarak, 4.326 kişinin ölümüne neden olmuştur. Fırtına birçok ağacı yıkmış, adanın yapısını değiştirmiş, düzinelerce balıkçı botunun geri dönmesini engelleyerek birçok kişinin ölümüne sebep olmuştur. Neredeyse adada yaşayan her aile bir üyesini fırtınaya vermiştir.

 

Britanyalı Amiral George Rodney fırtınadan sonra New York'a gelmiş, Barbados'da bıraktığı on iki savaş gemisinden 8 tanesinin tamamen kaybolduğunu ve birçok mürettebatının boğulduğunu görmüştür. Fırtına ayrıca onun komutası altındaki donanmanın da dağılmasına ve hasar görmesine neden olmuştur.

 

Fırtına Martinique'de dokuz bin kişinin ölümüne sebep olmuştur. Aynı zamanda Lesser Antilles'de, birkaç bin İspanyol, Hollandalı, Britanyalı ve Fransız donanmasında bulunan denizcinin ölümüne sebep olmuştur. Saint Lucia dahil birçok adada da birçok kişinin de hayatını almıştır.

 

Sint Eustatius'da dört-beş bin kişinin ölümüne neden olmuştur, daha sonra fırtına Porto Riko'nun güneybatı köşesinden kuzeybatıya doğru harekete geçmiştir.

 

Kasırga yaklaşık 16 Ekim tarihinde Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nin bulunduğu adaların doğusuna ve kuzeyine geçmiş ve yaklaşık olarak 17 Ekim tarihinde Florida'ya ulaşmıştır. Charleston, Güney Carolina'da kuvvetli rüzgarlar oluşturmaya devam etmiştir. Bazı kaynaklar Haiti'nin kuzeyinde 16-18 Ekim'de Yengeç Dönencesi'nde merkezinin geriye ve aşağıya doğru kaydığını söylemektedirler; diğerleri ise fırtınanın Florida'ya daha fazla yakınlaştığını söylemektedirler.

 

Londra'da bulunan Lloyd's List dergisi fırtına hakkında ilk bilgiyi 19 Aralık sayısında yayımlamıştır ve ek bilgileri Nisan 1781 tarihine kadar yayımlamaya devam etmiştir.

 

http://tr.wikipedia.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/11/2009 - TURMALİN

TURMALİN

 

 

Kimyasal Bileşimi, Na(Mg,Fe,Li,Al,Mn,)3Al6(BO3)3Si6O18(OH,F)4
Kristal Sistemi,
Trigonal
Kristal Biçimi,
Kristalleri prizmatik, prizma yüzeyleri uzunlamasına çizikli, paralel veya ışınsal kristal grupları yaygın; bazen masif
İkizlenme,
Olağan
Sertlik,
7
Özgül Ağırlık,
3.0 -3.2
Dilinim,
Çok zayıf
Renk ve Şeffaflık,
Genellikle siyah ve mavimsi siyah; Renksiz, mavi, pembe, yeşil; Şeffaf - opağa yakın
Parlaklık,
Camsı
Ayırıcı Özellikleri,
Kristal formu ve çizikleri, rengi, sertliği
Bulunuşu, Granit pegmatitlerde, granitlerde, çeşitli şist ve gnays türlerinde bulunabilirler.

 

www.mta.gov.tr

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/11/2009 - PİRİT

PİRİT

 

 

Kimyasal Bileşimi, FeS2
Kristal Sistemi,
Kübik
Kristal Biçimi,
Genellikle kübik, oktahedral, piritohedral kristalli
İkizlenme,
{011} yüzeyinde bazen çapraz ikizlerine rastlanır.
Sertlik,
6 - 6.5
Özgül Ağırlık,
5-5.028
Dilinim,
{100} belirsiz
Renk ve Şeffaflık,
Metalik pirinç sarısı, opak
Çizgi Rengi,
Yeşilimsi siyah
Parlaklık,
Metalik
Ayırıcı Özellikleri, Daha soluk renkli ve daha sert olmasıyla kalkopiritten ayrılır. Kırılganlığı ve sertliği, altından ayırıcı özelliğidir.

Bulunuşu, Pirit, yaygın olan bir sülfit mineralidir. Magmatik ayrımlaşma ile oluşabilir. Magmatik kayalarda, kontakt metamorfik yataklarda, hidrotermal damarlarda, birincil ve ikincil olarak bazı sedimanter kayalarda bulunur.

 

www.mta.gov.tr

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/11/2009 - DEVREZ ÇAYI

DEVREZ ÇAYI

 

Devrez Çayı; Kızılırmak'ın batı kanadında kalan en önemli ikinci koludur.

 

Devrez Çayı 211 Km. uzunluğunda ve 8.9 m³/sn.lik yıl içi ortalama debiye sahiptir.

 

Akış rejimi düzensizdir; ilkbahar aylarında yağışların başlaması ve karların erimesi ile sularında büyük bir artış görülür; ilkbaharda 600 m³/sn su geçirebilir, yaz aylarında ise 2,5 m³/sn debiye düşer.

 

Köroğlu Dağlarının Kuzeye bakan yamaçlarından inen kolların birleşmesi ile meydana gelir ve Ilgaz dağlarını güneyinden sınırlayan Kuzey Anadolu Fayı'nın oluşturduğu çukur alanı izleyerek Kargı topraklarından Kızılırmak'a ulaşarak katılır.

 

Başlangıç yeri Kızılcahamam ilçesi sınırları içinden doğarak gelen akarsuyun en önemli kaynağını Orta ilçesinin İncecik ve Kayıören Köylerinin batısındaki Yıldırım dağları ile Kayılar Köyü ile Özlü Kasabasının güneyindeki Aydos Dağlarının gözelerinden beslenerek sırasıyla Orta, Kurşunlu, Ilgaz, Tosya ve Kargı topraklarını sular.

 

Tosya'nın ve Kargı'nın yetiştirdiği Çeltik türleri Devrez Çayı ile sulanır.

 

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Devrez" adresinden alındı.

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/11/2009 - LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

(2-8 KASIM)

Kan kanseri, kan ve kemik iliği dokusunda bulunan kan yapımından sorumlu, hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda ortaya çıkan bir tür kan hastalığıdır. Diğer adı lösemidir. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan üretmedikleri gibi, iliği istila ederek, sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar. Lösemiler en kaba şekilde akut ve kronik olmak üzere iki guruba ayrılabilirler.

 

Akut lösemiler, tedavi edilmedikleri zaman, sıklıkla haftalar aylar içinde ölümle sonuçlanırlar. Bu hastaların önemli bir bölümü kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da ilik nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler.

 

Kronik lösemili hastalarsa kendi seyirlerine bırakılmaları halinde sıklıkla yıllarca (hatta bazen on yıllarca) yaşayabilirler. Kronik lösemili hastaların ilaç tedavileriyle iyileştirilmeleri daha zordur. Bu hastalarda ilôç ve destek tedavileri genellikle tam iyileşme değil, yalnızca yaşam kalitesinin düzelmesi ve yaşam süresinin uzamasına olanak sağlayabilirler. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler. Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır.

 

Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıkları radyasyon, benzin ve türevIeri (bali, tiner vs.) böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı virüslere bağlı hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.

Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:


* İştahsızlık 
* Kansızlık 
* Zayıflama 
* Bacaklarda kemik ağrıları 
* Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar) 
* Burun ve dişeti kanamaları 
* Ateş ilk gözlenen bulgulardır. Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin baş ağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir. Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

Tedavisi


Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar .. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.


Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudumuzun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildi~inden immün sistem (savunma sistemi) yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır. Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop olmamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.

LÖSEV

Türkiyede lösemili çocuklarla ilgilenen LÖSEV vardır. LÖSEVi kurmaktaki amacımız; lösemili ve kan hastası çocukların, sağlık ve eğitim başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarının sağlanmasına yardımcı olmak, bunun yani sıra, kalıtsal ve edinsel kan hastalıkları konusunda ulusal düzeyde tedavi, eğitim ve araştırma kurumları kurmak ve işletmektir. Türkiyede her yll 1000-1200 yeni lösemili çocuk vakası ortaya çıkıyor. Bu durum bazen dar bütçeli ailelerde ebeveyni lösemili çocuk ile diğer çocuklar arasında seçim yapmaya kadar zorluyor. Bu sebeple vakfımız gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerde, gelir elde etmenin yan sıra, lösemi hastalığını tanıtmayı, lösemili çocukların ve ailelerinin sıkıntılarını topluma aktarmayı ve bu vesileyle toplumu bilinçlendirmeyi amaçlamaktadır.


Uygulanan tedavinin olumlu sonuç verebilmesi için çocukların steril ortamda olmaları gerekmektedir. Ayrıca tedavinin belli aşamaları tamamen hastane ortamında gerçekleşmektedir. Fakat bu uzun süreç, lösemili çocuklarımızın okul ortamından ayrı kalmalarına ve eğitimlerinin aksamasına sebep olmaktadır. Çocukların eğitimlerinin yaşıtlarıyla aynı , seviyeye ulaşabilmesi için LÖSEV kendi bünyesinde resim, müzik, ingilizce, bilgisayar, drama, kültür-sanat ve Türkçe dersleri vermektedir.

 

Bunun için LÖSEMİLi ÇOCUKLAR OKULU kurulmuş olup, bugün itibariyle (Okulumuzda 5-6 yaş anasınıfı, 6-12 yaş ilköğretim, 12-18 yaş ortaöğretim olmak üzere 100ü aşkın öğrenci ders görmektedir. Çocukların sosyal-kültürel gelişmelerine katkıda bulunmak için tiyatro, sinema, gezi gibi etkinlikler sürdürülmektedir. Çocukların kalemden deftere, okul çantasından önlüğe her türlü ihtiyacı karşılanmakta, okula geliş-gidişleri LÖSEV tarafından karşılanmaktadır. LÖSEVde, lösemili çocukların sağlıkla ilgili her türlü ihtiyaçlarına çözüm yaratılmaya çalışılmaktadır. Kan ihtiyacı söz konusu olduğunda vakfımız, gerek gönüllü üyelere ulaşarak, gerekse kalabalık merkezlerde kan anonsu yaptırarak kan bulunmasını sağlamakta, zor durumda kalan hastaların ilaçlarını bulmalarına yardımcı olmakta, hastaların tedavilerine düzenli devam edebilmeleri için yol paralarını karşılamaktadır.


Sonuç olarak ailelere maddi ve manevi destek olmakta, onların psikolojik sorunlarına eğilmektedir. Hastaların hastanede tedavi gördükleri ortamların iyileştirilmesine, hastane masrafları ve ilaç giderlerinin karşılanmasına yardımcı olmaktadır. Gerektiğinde hastaların yurt içi ve yurt dışı tetkiklerini de yaptıran LÖSEV, bunun yanı sıra aynı amacı taşıyan ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaparak destek sağlamayı amaçlamaktadır.


LÖSEV, çocukların her türlü kültürel ve sanatsal aktivitelerin içinde yer almaları için çaba göstermektedir. Gösterime giren önemli tiyatro gösterilerini ve filmleri kaçırmamaya özen gösteren vakfımız, müzelere, hayvanat bahçelerine ve oyun parklarına düzenlenen gezilerin yanı sıra, ülkemizin önemli kültürel zenginliklerinin bir arada görülebileceği şehirlere geziler düzenleyerek çocuklarımızın mümkün olan her şeyi yerinde görerek öğrenmelerini sağlamaktadır. İnsanlarımızı lösemi hastalığına karşı bilinçlendirmek, tedavisi için erken teşhisin önemini vurgulamak ve lösemili çocuklarımıza doğru yaklaşımları öğretmek için 2 - 8 Kasım tarihlerini içine alan hafta Lösemili Çocuklar Haftası olarak düzenlenmiştir. Hafta süresince okullarda yapılacak etkinliklerle öğrencilerin bu konuda bilinçlenmesi amaçlanmıştır.

 

http://ansiklopedi.bibilgi.com/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/11/2009 - TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI

TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI

(1-7 Kasım)


Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.
(Atatürk)


Türk milletinin dili Türkçe'dir.
(Atatürk)


Türk dili, Türk milletinin kalbidir, beynidir.
(Atatürk)



Büyük Atatürk, bağımsızlık savaşlarının ardından, Türk Milletine yakışan, onu çağdaş uygarlığa yükseltecek inkılapları gerçekleştirme savaşına girişti.

Birçok inkılaplar yaptı.Bunların içinde çok önemli bir inkılap vardı: O da Harf İnkılabı idi.

Milletimiz, o zamana kadar, okuma yazma Arapça harfleri kullanırdı. Bu harflerin öğrenilmesi çok güçlü. Bu yüzden de eğitim güçleşiyordu. Halbuki dilin akıcı, kolay yazılır ve anlaşılır olması halinde okur - yazar da o kadar çok olacaktı.

Atatürk, uzman bilim adamlarını topladı. Onlara, Türkçemizin yapısına en uygun gelen bir alfabe hazırlamalarını söyledi. 1927-1928 yılları içinde çalışan bir bilim kurulu, Latin Harflerinden oluşan bir Türk alfabesini ortaya çıkardılar.

Atatürk'ün de bulunduğu kurul, yeni Türk harflerini, Türk Milletine sundu. Atatürk, İstanbul'da, Sarayburnu'nda yapılan bir toplantıda bu yeni harflerimizi halka tanıttı. Halkımız da Atamıza ilk "Başöğretmen" adını verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi de, l Kasım 1928 tarihinde yeni harfleri onayladı.

Bir süre gazeteler hem eski hem de yeni Türkçe harflerle yazılarak çıktı. O tarihten sonra Arapçanın yerini Türkçe alfabe aldı. Bu yeni harfleri öğrenmek için okullar seferber oldu. Genç, yaşlı bu kurslara koştu. Türk milleti, büyük bir sevinçle yeni harfleri öğrenmek için geceyi gündüze kattı. Kısa zamanda yurtta okuma-yazma bilenlerin oranı arttı.

Her yıl l kasım günü bu inkılabı kutlarız. Radyolarda, televizyonlarda önemli konuşmalar yapılır. Okullarda bu inkılap işlenir. Gazeteler de harf inkılabının önemini ele alır ve milletçe Büyük Atatürk'e bir kez daha teşekkür edilir.

YENİ TÜRK HARFLERİNDEN ÖNCEKİ DURUM

Türkler, İslamiyetten önce, kendi milli alfabeleri olan Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardı. Bu alfabelerle önemli eserler bırakmışlardır.

İslamiyet'i kabul ettikten sonra yaklaşık bin yıl gibi çok uzun bir süre Arap harfleriyle okuyup yazmışlardır. Bu yüzden de Arap kültürü, Türklerin hayatının her alanında etkili olmuştur.

Arap harflerinin kullanılmasıyla Arap ve Fars kültürünün etkisi altına giren Türkçe, zamanla bozuldu. Zaten Arap harfleri, Türk diline uygun değildi. Osmanlı aydın ve sanatçılarının da Türkçe'yi terketmeleriyle Arapça-Farsça karışımı melez bir dil olan Osmanlıca ortaya çıktı. Osmanlıca, sadece yabancı sözcükleri almakla yetinmedi, yabancı dillerin kurallarını da uyguladı. Bir yığın yazım, anlatım sorunlarıyla varlığını sürdürdü.

Bu durumun içinden çıkamayanlar arasında daha Osmanlılar döneminde bile Latin harflerinin kabulünü isteyenler olmuştur.

19. Yüzyılda Ali Süavi, Namık Kemal gibi aydınlar, yazım ve alfabe sorunlarını tartışmaya başladılar.

Azerî yazar ve düşünür Fethali Ahundzade, 1863'te harflerin düzeltilmesi için bir tasarıyla İstanbul'a gelir. Daha sonraları da yeni bir alfabe (Kimilerine göre İslav, kimilerine göre Latin alfabesi) önerisiyle İstanbul'a gelirse de bir sonuç alınamaz Daha sonraki yıllarda İsmail Hakkı (Baltacıoğlu), Kılıçzade Hakkı ."İçtihat" dergisi sahibi Dr. Abdullah Cevdet, Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi ileri düşünceli aydınlar Latin harflerinin kabulü için tartışmalar yaptılar, yazılar yazdılar.

Tüm bu uğraşlar sonuç vermedi. Ancak Atatürk'ün kesin kararlılığıyla 1828 yılında tam olarak sonuca ulaşıldı.

ATATÜRK YENİ TÜRK HARFLERİNİ MÜJDELİYOR

Atatürk, 9 Ağustos 1928 Perşembe akşamı, Sarayburnu Parkı'nda düzenlenen aile eğlencesine katılır. Orada bulunan bir bayanın defterinden kopardığı yaprağa birşeyler yazdıktan sonra ayağa kalkarak:


"Sevgili arkadaşlarım,

Yanınızda ne denli mutlu olduğumu anlatamam. Duygularımı tek tek sözcüklerle anlatacağım.

Sevinçliyim, duyguluyum, mutluyum. Bu durumun bana esinlediği duyguları karşınızda ufak notlar halinde saptadım. Bunları içinizden bir yurttaşa okutacağım."

Gazi, elindeki notları orada bulunan bir gence verir. Genç, kağıda göz gezdirirken Gazi, kağıdı yeniden alarak şu sözleri söyler:


"
Yurttaşlar, bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu hemen okumaya çalıştı ve okuyabilirdi de. Ancak henüz tamamıyla alışmamış olduğu görülüyor. İsterim ki bunu hepiniz beş on gün içinde öğrenesiniz. Arkadaşlar, bizim ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri riyfalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız Baretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gerçeği anlamak zorundayız. Anladığımızın Berine yakın zamanda bütün dünya tanık olacaktır. Yeni Türk harfleriyle yazdığım notları bir arkadaşıma okutacağım,dinleyiniz."

Notlar okunduktan sonra Gazi yeniden ayağa kalkarak konuşmaya başlar ve şunları söyler:

"Yurttaşlar, arkadaşlar,

Çok söz, uzun söz bir şey için söylenir: Gerçeği anlamayanları gerçeğe getirmek için... Ben bu dönemleri geçirdim.

Şimdi sözden çok iş zamanıdır. Artık benim için, hepimiz için çok söz söylemeye gereksinme kalmadı, kanısındayım. Bundan sonra bizim için çalışma, eylem ve yürümek gerekir. Çok işler yapılmıştır, ama, bugün yapmak zorunda olduğumuz son değil, ancak çok gerekli bir iş daha vardır:

Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulusçuluk ödevi biliniz. Bu ödevi yaparken düşününüz ki, bir ulusun, bir toplumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez türdendir, bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir; övünmek için yaratılmış, tarihini övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu yanlış bizde değildir. Türk'ün öz yapışım anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlarındır. Artık geçmişin yanlışlarını kökünden temizlemek zamanındayız. Yanlışları düzelteceğiz. Yanlışların düzeltilmesinde bütün yurttaşların çalışmasını isterim. En çok bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri bütün yurttaşların çalışmasını isterim. En çok bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Ulusumuz yazısıyla, kafasıyla bütün uygar dünyanın yanında olduğunu gösterecektir." Ulu Önder Atatürk'ün Sarayburnu Parkı'nda yaptığı bu konuşmadan kısa bir süre sonra 1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk harfleri kabul edilerek Türk ulusunun önüne yeni ufuklar açılmıştır

YENİ TÜRK ALFABESİNE HAZIRLIK SÜRECİ

Atatürk'ün 9 Ağustos'ta Sarayburnu Parkı'nda yaptığı konuşmadan sonra yurdun her yanında yeni harfleri öğrenmek ve öğretmek için halk arasında adeta büyük bir yarış başladı. Yeni Türk harflerini kullanmaya başlamışlardı.

Gazeteler söylevden hemen sonra başlıklarda, küçük haberlerde yeni Türk harflerini kullanmaya başlamışlardı. Halkımıza yeni Türk harflerinin tablosunu veriyorlardı.

Yurdun pek çok yerinde kurslar açılmaya başlandı. İstanbul Hattat Okulu, yeni Türk harfleri için bir ders açtı. İstanbul Belediyesi telefon rehberinin gelecek yıl yeni harflerle basılması için emir vermişti. Ticaret Odasında 15 Ağustos'tan itibarca imzalar yeni harflerle atılmaya başlandı.

İstanbul ve Ankara'da bazı devlet daireler kurslar açmış, Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Kasım ayında verilecek hukuk diplomalarının yeni harflerle hazırlanmasını emretmişti. Eğitim müfettişleri için kurslar açılmıştı. Bu kurslarda yeni Türk harflerini öğrenen müfettişler bunları öğretmenlere, öğretmenler de halka öğreteceklerdi.

Devlet Basımevi gerekli harfleri İstanbul'da döktürüyor, kitap basımına hazırlık yapıyordu. Millî Eğitim Bakanlığı'na yeni harflerle yazılan ilk dilekçe 21 Ağustos'ta verilmiş birçok kimse aralarında yeni harflerle mektuplaşmaya başlamıştı.

İllerde valiler, tahta basında memurlara ders veriyorlardı. Diğer devlet daireleriyle birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı da kurslar açmış, yeni harflerle yazışmaya başlamıştı.

Bütün bu yoğun çalışmaları gözleyen Atatürk, yurt gezisine çıktığı Tekirdağ'da büyük bir mutlulukla şöyle diyordu:

"Az zaman sonra, yeni Türk harfleriyle gözler kamaştırıcı Türk manevî gelişmesinin erişebileceği gücün ve yaygınlığın uluslararası düzeyini, gözlerimi kapayarak şimdiden o kadar parlak görüyorum ki, bu görünüş beni kendimden geçiriyor.

 

http://www.wardom.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

31/10/2009 - DÜNYA TASARRUF GÜNÜ

DÜNYA TASARRUF GÜNÜ

(31 EKİM)

 

31 Ekim tarihi bütün dünyada tasarruf günü olarak kutlanmaktadır. Tasarruf kelimesi ‘kullanmak, sarf etmek, tüketmek’ anlamlarına gelmektedir. Daha özelde konumuzla ilgili anlamı ise ‘ölçülü kullanmak, ölçülü tüketmek; gereğinden fazla kullanmamak, israf etmemektir’.

 

Bilindiği gibi dünyamızda hava ve su dâhil doğal kaynaklar sınırlıdır. Haliyle doğal olmayan kaynaklar hayli sınırlıdır. Ancak dünya doğal denge içinde yaratılmıştır. Yani tüketilen kaynaklar bir şekilde doğaya dönmekte ve dönüşmektedir.Bu da bugüne kadar dünyamızın dengeli bir hayat alanı olarak devamını sağlamıştır.

 

Fakat ne yazık ki, insanoğlu, bizler ‘sınırsız tüketme hırsına’ sahibizdir. Ayrıca yıkıcı, zarar verici özelliklerimiz de vardır. Özellikle yaklaşık iki yüzyıldır sanayileşmenin gelişimiyle üretim ve tüketim ilişkileri yoğunlaşmıştır. Sanayileşmiş ülkelerin, büyük endüstriyel şirketlerin yüksek miktarlardaki üretimi aynı büyüklükteki tüketici kesimlerini zorunlu kılmıştır. Çünkü tüketim pazarını yaratamayan üretim hiçbir işe yaramayacaktır. Karlı olmayacaktır. Tüketim kitlesi nasıl oluşturulur?

 

Elbette ki, insanların, toplumların tüketim alışkanlıkları değiştirilerek ve yeni tüketim alışkanlıkları yaratılarak adeta yeni bir kitle yaratılır. Son iki yüzyılda yapılan da bu değil midir? Örneğin bugün niçin ısrarla Coca Cola tüketiriz? Ekmek, su ve hava gibi zorunlu olarak tüketmemiz mi gerekiyor? Yoksa bize dayattığı bir kültürle donatılmış olduğu için mi içiyoruz? Kısacası en azından gençler ‘imaj için’ içmiyor mu başlarda? Bu tür içecek reklamlarında geçen ‘imaj her şeydir’ sloganına dikkat edelim.

 

Tüketim alışkanlığını hayatımızın içindeki her şeye yaymak gerekir. O zaman, bir tüketim felaketiyle karşılaşıyoruz şüphesiz! İhtiyacımız olmadığı halde satın aldığımız elbiseler, gerekli ve yararlı olmadıkları bilindiği halde içilen içecekler bu tüketim felaketinin bir göstergesi değil mi? Sırf gösteriş için avizeli evciklerimiz, doğru dürüst yolu olmayan beldelerimizdeki lüks arabalar, özelliklerinin asla tamamını kullanmayacağımız pahalı bilgisayarlar, cep telefonları israf felaketine varan tüketim alışkanlıklarımızdandır.

 

Son günlerde İstanbul’da ucuz elektronik eşya satacağını ilan eden bir mağazadaki yaşananlar acınacak halimizi göstermektedir. Sadece ucuz olduğu için televizyon, bilgisayar, vb. satın almak için mağazaya geceden gelen, mağaza girişinde ve içinde olmadık sıkıntıları yaşayan yüzlerce insan tüketim alışkanlıklarının kurbanları değil midir?Kaldı ki, Avrupa’da en fazla cep telefonu satışının olduğu ülkelerden birisidir Türkiye. Çok gelişmiş cep telefonuna sahip olmak –özelliklerini kullan veya kullanma- ayrıcalık olarak algılatılmıştır zavallı insanımıza. Hâlbuki cep telefonu sadece bir iletişim aracıdır. Bu yaygın örneğe, Avrupa’da çıkan lüks arabaların Türkiye’de belki sıralamaya girecek çoğunlukta çok müşterisinin olduğunu ilave etmiyorum. İsraf ve yanlış tüketim alışkanlığının en önemli nedeni bilinçsizlik ve ihmaldir.

 

Doğal kaynaklarımızın sınırlı olduğunu düşünebilmek bir bilinçtir. Örneğin; aşırı kullanım olursa su tükenebilir. Sorumsuzca kirletirsek hava bizi zehirleyebilir. Evimizde ihmalimizden dolayı açık bırakılan bir lamba, ihmal ile kapatılmayan musluklar gereksiz tüketime yol açmaktadır. Hâlbuki Hazreti Peygamber ‘bir ırmağın kenarında bile abdest alıyor olsanız suyu tasarruflu kullanın’ buyurmuşlardır.

 

Gördüğümüz gibi sonsuz kaynakların bile tüketiminde tasarruflu davranmak gerekmektedir. Bu bir olumlu tüketim alışkanlığıdır. Sonuçta; birçok kişinin söylediği gibi gereksiz ışıkları söndürün, akan muslukları kapatın gibi alışılmış sözler söylemeyeceğim. Çünkü bunları hepimiz biliyoruz, bilmeliyiz de.

 

Çöpe attığımız kâğıtların ayrı, cam ve plastik eşyaların ayrı bırakılması gerektiğini, zira bunların geri dönüşümünün sağlandığını da söylemeyeceğim. Zira bunu da biliyorsunuz. Ama tasarruflu kullanım ve ölçülü tüketim bilincimiz ve kültürümüzün geliştirilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Yılın sadece bir günü değil, her günü tüketim ve kullanım tarzımıza yön verecek bir tasarruf kültürü ve tüketim bilinciyle gerçekten tasarruf yapabiliriz. Bu da ancak, tasarruf kültürü ve bilincini kazanmakla mümkün olacaktır.

 

 

www.kalem.biz

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

BENİM HAKKIMDA

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

coğrafyacı

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU

SON YAZILARIM

DEVREZ ÇAYI
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI
TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI
DÜNYA TASARRUF GÜNÜ
KIZILAY HAFTASI
CUMHURİYET BAYRAMI
AVRUPA’NIN DAĞLARI
STAVROLİT
URANOTİL (URANOFAN)
TÜRKİYE’NİN HİDROELEKTRİK ENERJİ POTANSİYELİ
HUGO KASIRGASI
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ
ÜLKEMİZDEKİ MİLLİ PARKLAR LİSTESİ
YEŞİLIRMAK
GALENİT
MOLİBDENİT
DENİZALTI VOLKANLARI
KIZILIRMAK
AVRUPA’NIN DÜZLÜKLERİ
TARİHİ NÜKTELER-2

Gazeteler

BAĞLANTILARIM

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
COĞRAFYAM NET
ZÜLFİKAR ÖĞRETMEN FORMU
COĞRAFYA SAATİ
COĞRAFYA KULÜBÜ
COĞRAFYA SEVGİSİ
COĞRAFYA TUTKUDUR
COĞRAFYA TV
TÜRK COĞRAFYA KURUMU
ÜLKELER NET
COĞRAFYALAR COM
COĞRAFYAM ORG
COĞRAFYACIYIZ COM
E-COĞRAFYA
PROF.DR.RAMAZAN ÖZEY
COĞRAFYA DERSİM
NÜFUS PİRAMİTLERİ
COĞRAFYAMIZ NET
TÜRKCOĞRAFYA COM
FİZİKİ COĞRAFYA COM
COĞRAFYACI NET
COĞRAFYAM VE HAYAT
COĞRAFYA ÖĞRETMENİM
COĞRAFYA DÜNYASI
ATLAS DERGİSİ
COĞRAFYALİSE COM
SOSYAL DERSLERİ
DÜNYA DEPREMLERİ
MEB COĞRAFYA TV
COĞRAFİ ŞEKİLLER
TÜBİTAK
BİLİM TEKNİK
SAMANYOLU EĞİTİM KURUMLARI
ARİFİYE Ö.L.MEZUNLARI
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
EĞİTİM HABER
ÖĞRETMEN SAYFASI
ÖĞRETMEN SİTELERİ
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ORHANGAZİ REHBERİ
ORHANGAZİ BELEDİYESİ
ORHANGAZİ GEN.TR
ORHANGAZİ WEB.TR
GEOBİLİM.COM
GENÇ BİLİM
BULUTSU ORG
İLİMSEL COM
COGRAFYADERSANESİ.BLOGSPOT
Esma-ul Husna
sitene ekle

KATEGORİLERİM

  • Avrupa Birligi
  • Belirli Gün ve Haftalar
  • Bitki Cografyasi
  • Cografya
  • Cografya 10
  • Cografya 11
  • Cografya 12
  • Cografya 9
  • Cografya Haberleri
  • Cografya ile ilgili makale ve arastirmalar
  • Cografya Siirleri
  • Cografya Soru Bankasi
  • Cografya Sunumlari
  • Cografya Video ve Animasyonlari
  • Cografyada ENler
  • Darica-Gebze-Kocaeli
  • Dis Kuvvetler
  • Egitim
  • Eglence
  • Ekoloji-Cevre
  • Ekonomik Cografya
  • Fotograflar
  • Guncel Haberler
  • Harita Bilgisi
  • Ic Kuvvetler
  • Iklim ve Bitki Ortusu
  • il il Turkiye
  • Ilginc Cografi Bilgiler
  • Kim Kimdir
  • Kozan Geyve Sakarya
  • Kuran-i Kerim ve Cografya
  • Madenler ve Enerji Kaynaklari
  • Nufus ve Yerlesme
  • Okunasi Yazilar
  • Orhangazi
  • Orhangazi CPL
  • Rehberlik Dosyalari
  • Sivil Savunma Kulubu
  • Siyasi Cografya
  • Spor
  • Tarih
  • Tarim ve Hayvancilik
  • Turizm
  • Turkiye
  • Turkiye Cografyasi
  • Ulasim
  • Ulkeler Cografyasi
  • Uzay Cografyasi
  • Uzay ve Gokyuzu Fotograflari
  • ARKADAŞLARIM

    BALKOVANI
    AspAvAyAsAr
    vakanuvis
    opalankok
    acizm1988
    alsancakkoyu
    sarozfatihi
    Rahmetli645
    yahsieli
    geograpy
    cografyadersanesi
    karakurum
    vatanseverpatriot
    polatalemdarkurtlarvadisi
    cografyamiz
    reef
    sakary54
    cografiegitim
    bloghertelden
    BilgisayarEgitimlerimiz
    gercekyasamdan
    herneysem
    marasili
    cografyaci10
    cografyapaylasim1
    zulfikar22
    gazgaz1
    ankakusum
    hilalliler
    nurdanhicyilmaz
    tekamul
    40ayak
    bilimyurdu
    bizimegemiz
    sarkilaridinle
    sohbetsevenler
    16dido61
    bengisutuna
    realozi

    ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

    COGRAFYAMİZ
    vakanuvis
    gerçek yaşamdan
    EĞİTİM VE ÖĞRETMEN FORUMU