7/1/2010 - HÖYLANDİT |
HÖYLANDİT  Kimyasal Bileşimi, (Ca, Na2) Al2 Si7O18 . 6H2O Kristal Sistemi, Triklinik Kristal Biçimi, Genellikle levhamsı kristalli; masif, tanesel Sertlik, 3.5-4 Özgül Ağırlık, 2.1 - 2.2 Dilinim, { 010} mükemmel Renk ve Şeffaflık, Renksiz, beyaz, pembe, kırmızı, kahverengi; şeffaf-yarı şeffaf Çizgi Rengi, Renksiz Parlaklık, Camsı Ayırıcı Özellikleri, Kristal formu, rengi, parlaklığı Bulunuşu, Bazaltik kayalardaki boşluklarda stilbit ile birlikte oluşur. Sedimanter kayalarda ikincil mineral olarak bulunur. http://www.mta.gov.tr/ |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
7/1/2010 - NATROLİT |
NATROLİT
Kimyasal Bileşimi, Na2Al2Si3O10 2H2O Kristal Sistemi, Ortorombik Kristal Biçimi, İğnemsi, prizmatik; çoğunlukla lifsi, ışınsal agregatlar halinde; masif, tanesel, kompakt İkizlenme, {110}, {011} yüzeylerinde olağan Sertlik, 5 - 5.5 Özgül Ağırlık, 2.20 - 2.26 Dilinim, {110} mükemmel Renk ve Şeffaflık, Renksiz, beyaz, gri, sarımsı, kırmızımsı; şeffaf-yarı şeffaf Parlaklık, İnci parlaklığında veya camsı Ayırıcı Özellikleri, Lifsi yapısı Bulunuşu, Tipik olarak bazalt veya diğer magmatik kayaların boşluklarında oluşur. http://www.mta.gov.tr/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6/1/2010 - NESLİ TÜKENEN HAYVANLAR |
NESLİ TÜKENEN HAYVANLAR ANADOLU LEOPARI Anadolu leoparı, Türkiye'de yaşayan vahşi kedilerin en güzel örneklerinden biriydi. Ama yüzyıllar boyunca avlandı ve sayıları hızla azaldı. Anadolu leoparının son bireyleri, 1950'li yıllarda Dilek Yarımadası'nda ve 1970'li yılların başında Eskişehir çevresinde görüldü ve görüldüğü yerde de öldürüldü. O günden bu yana varlığından haber yok. Panda Carnivora türüne mensuptur ve Procyonidae ailesinin bir üyesidir.Erkek panda 5 feet uzunluğuna ve 256 pound kiloya erişebilir.Dişi pandanın boyutları ise biraz daha küçüktür.Şu an için dünyada bulunan erişkin panda sayısı 250 civarındadır.Dünyaca çok sevilen ve popüler olan pandanın anavatanı Çin’dir.Çin den çıkarılması yasaktır ve bu hayvan da koruma altındadır Mavi Balina 82 feet uzunluğuna kadar erişebilir.Dişi mavi balinalarda ise bu oran 85 feet kadardır.bu türün tehlike altında gösterilmesinin sebebi ise son üç neslin yüzde ellisinin yok olmasıdır.Mavi balina dünya izerindeki en büyük memelidir. Batı Gorili Primates türünün üyelerindendir ve Hominidae ailesine mensuptur.Erkek goril 6 feet uzunluğe ve 600 pound kiloya ulaşabilir.Dişi goril ise 5 feet yüksekliğe ve 200 pound kiloya ulaşabilir.bu tür nesli tükenmekte olan hayvanlardandır.bu goril en büyük ve güçlü canlılardan birisidir.Bu cissesinin tam tersine gayet barışçıl ve sosyal bir hayvandır. Kaplan Carnivora türüne mensuptur ve Felidae ailesinin bir üyesidir.Erkek kaplan 10 feet uzunluğuna kadar erişebilir ve ideal ağırlığı 575 pound civarındadır..bu kaplan derisinin güzelliği yüzünden şu an soyunu devam ettirememe tehlikesiyle karşı karşıyadır.Ayrıca bu tür renginin çeşitliliğine göre 8 tane alt sınıfa ayrılır. Siyah Gergedan Perissodactyla türüne mensuptur ve Rhinocerotidae ailesinin bir üyesidir.12 feet uzunluğa ve 6 feet yüksekliğe ulaşırlar.3000 pound kiloya ulaşabilir.Yüzde seksen oranında nesli yasak avlanma ve yaşam alanlarının azalması nedeniyle kaybolmuştur.Bu hayvan ailesi içinde en saldırganıdır.Hızı yaklaşık olarak saatte 30 mile çıkar. Caretta Carettalar Boyları 1,5 metreyi, ağırlıkları 150 kiloyu bulabilen bu sevimli hayvanlar, normal yaşamlarında tüm dünya denizlerini dolaşıyorlar. ODTÜ'nün Dalyan'da 3 yıl süren çalışmaları sırasında markalanan bir dişinin Meksika Körfezi'nde balıkçıların ağına takılarak yaşamını yitirdiği haberi Dalyan'a kadar geldi. Bu sevimli yaratıklar yosun ve balık yiyerek besleniyorlar. Normalde 2-3 yılda bir İztuzu Kumsalı'na pin-pon topuna benzer 100 civarında yumurta bırakıyorlar. İşin ilginç yanı ergin dişiler, oritasyon adı verilen bir içgüdüyle yumurtalarını sadece kendilerinin dünyaya geldiği kumsala bırakıyor. Asla başka bir kumsala çıkmıyor. Yumurtlama da oldukça ilginç. Ana kaplumbağa kumsalda arka ayaklarını kullanarak çeşitli çukurlar açıyor. (Belki yumurtaların hangi çukurda olduğunun belli olmaması için, belki de nem oranını kontrol ederek en uygun yeri seçiyor) Yumurtlama süresi saatlerce sürüyor ve bu sırada anne kaplumbağa çok zorlandığı için sürekli gözyaşı döküyor. YAŞAMA ŞANSLARI ÇOK AZ Bırakılan bu yumurtaların pek çok doğal düşmanı var. En önemlisi tilkiler, sansarlar. Bunlar koklayarak yumurtaların yerini kolayca bulup yiyebiliyor. Yumurtadan çıkan yavruların bazıları, denize ulaşamadan yolunu şaşırıp susuzluktan ölüyor. Kumsalda ölen yavrular ile denize ulaşabilenlerin büyük bölümü de yengeçlere, kuşlara ve balıklara yem oluyor. Uzmanlar, her yüz yumurtadan 1-2'sinin yaşamasının bu hayvanın neslini sürdürmesini sağlayacağını söylüyorlar. Bu hayvanların soyunun neden tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını merak edebilirsiniz. Bunun başlıca nedeni, etini İtalyanların, Fransızların ve uzakdoğu ülkelerinde yaşayanların yemesi. Bir diğer neden ise balıkçı ağlarına takılarak ölmeleri. NEDEN VE NASIL YOK EDİYORUZ? Yanlış inançlar
Hayvanlar konusunda insanlar, birçok yanlış ve boş inanca sahipler. Kendileri için yararlı pek çok hayvanı bu yanlış inançlar nedeniyle yok yere öldürüyorlar. Örneğin tarlaları, köyleri farelerden temizleyen baykuş, "uğursuz" olduğu yolundaki yanlış inanç nedeniyle öldürülüyor. Leşleri yiyerek hastalık ve mikropların çoğalmasını engelleyen sırtlanlar, "çirkin" oldukları gerekçesiyle yok ediliyor. Aynı biçimde kurt, karga, yılan, örümcek ve daha pek çok tür, yanlış inaçlar nedeniyle öldürülüyor. Oyun ve eğlence için İnsanlar, basit ve acımasız zevkler için yüzyıllardan beri hayvanlara doğalarına aykırı olarak davranıyor. Onlara ya işkence ediyor ya da öldürüyorlar. Roma İmparatorluğu döneminde aslan ve leoparlar arenalarda öldürülürdü. Günümüzde, horoz ve köpekler vahşice dövüştürülüyor. İspanya ve Meksika'daki boğa güreşlerinde yüzlerce boğa, acı çeke çeke yaşamını yitiriyor Beslenmek için Hayvanlar, insanların en önemli besin kaynaklarından biri. Bir başka deyişle, insan yaşamak için hayvanlara muhtaç. Eski çağlarda sürek avına çıkarak yabankoyunu, yabanöküzü, yabankeçisi, geyik gibi hayvanlardan yiyeceğini sağlayan insan, bu alışkanlığını günümüzde de sürdürüyor. Bugün en önemli besin kaynaklarımızı evcil hayvanlar ve deniz canlıları oluşturuyor. Tüm dünyada her gün beslenmek için milyonlarca ineği, koyunu, tavuğu, balığı, hindiyi, yılanı öldürüyoruz. Savaşlar Savaşlarda atılan bombalar, kimyasal silahlar, hareket halindeki binlerce zırhlı araç ve asker, vahşi doğaya büyük zarar veriyor; buralarda yaşayan canlıların yaşam ortamlarını yakıp yıkıyor. NE YAPMALIYIZ? Bizler yaşam zincirimizde çok önemli bir yere sahip olan hayvanlara yönelik kurtarma çalışmalarına bir an önce başlamalıyız.ilk önce şu anda son safhaya ulaşmış olan kaçak ve de bilinçsiz avcılığın önüne geçmeliyiz.Daha sonra ise yaşam alanları gün geçtikçe azalan hayvanlar için doğal ortamları arttırmalıyız.Tabi ki bu bilinçlendirme işinin küçük yaşta başlaması lazımdır bunun için ise öğretmenlere ve ailelere çok iş düşmekte. www.ilimsel.com |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
5/1/2010 - SEL VE SU BASKINLARI |
SEL VE SU BASKINLARI
Son yıllarda meydana gelen sel ve su baskını olaylarından sonra ülkemiz doğal afetler konusunda büyük önlemler almıştır. Meydana gelen seller çok yüksek oranda can ve mal kaybına yol açmakta sosyal hayatı ve ülkenin ekonomik durumunu felç etmektedir. 
http://medya.zaman.com.tr/ Sel felaketi Türkiye'de meydana gelen doğal afetlerde depremden sonra en fazla etki alanına sahip ve hayatı olumsuz etkileyen afettir. Son yirmi yılda Türkiye de 598 adet büyük hasar veren sel olayı meydana gelmiş toplam 522 kişi hayatını kaybetmiş 28708 adet mesken zarar görürken 6 milyon dekar alan etki altında kalmıştır. Bir nehir/dere yatağındaki mevcut su miktarının, havzaya normalden fazla yağmur yağması veya havzada mevcut kar örtüsünün erimesinden dolayı hızla artması ve yatak çevresinde yaşayan canlılara, arazilere, mala, mülke zarar vermesi olayına SEL denir.

http://medya.zaman.com.tr/ Aslında sel, doğanın kendi mekanizması içinde kaldığı sürece, normal bir hidrometeorolojik olay olarak kabul edilmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle doğanın dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan olumsuzlukların da etkisiyle, bu olay zaman zaman bir afete dönüşebilmektedir. Sel, akarsu yataklarında, vadi tabanlarında, yamaçlar boyunca düzensiz ve geçici sel yatakları içinde, kıyılarda ve şehirlerde görülmektedir. Her akarsuyun beslenme şartlarına bağlı olarak, mevsim normallerine göre bir akım değeri (debisi) vardır.
Ancak uzun süre devam eden sağanak yağışlar ve artan sıcaklığa bağlı olarak görülen hızlı kar ve buz erimeleri ve diğer bazı nedenlerle, bu akarsulara kısa sürede büyük miktarda su gelebilir. Akarsulara karışan bu sular, o akarsuyu besleyen dereden ani olarak gelen ve fazla miktarda taşıntı içeren su kütlelerinden kaynaklandığı gibi, yamaçlardan düzensiz ve hızlı bir biçimde akan yüzey suları ile göl ve deniz sularındaki yükselmelerden de kaynaklanabilir. 
http://www.guzel-resimler.org/ Bunun sonucu olarak yataklar, fazla su taşıyamaz duruma gelir. Mevcut su kütlesi önce normal yatağın hemen yanında yer alan taşkın yatağı yada sel yatağı adı verilen yerlere, daha sonra da yakın çevredeki alanlara yayılabilir. Genel olarak çeşitli nedenlerle su kütlesi ve hızı artan bir akarsuyun, çevresindeki şehir, kasaba ve yerleşim yerlerine, altyapı ve endüstri tesislerine, tarım ve turizm alanlarına zarar vererek, sosyal ve ekonomik yönden sorunların yaşanmasına neden olabilir. 
http://www.kesap.gov.tr/ Yamaçların yukarı kesimlerinde yüzeysel olarak akan büyük su kütlesi genellikle daha aşağı seviyede kendisine bir yatak açarak yüzeysel akıştan, çizgisel akışa geçmektedir. Açılan bu yataklara sel yatağı ya da sel yarıntısı denir. Bu sel yarıntıları içinde akan sular daha sonra normal yatağı içinde akan ve zaten su kütlesi artmış olan akarsularla birleşir. Bunlar bir bakıma, ana sel ağının kollarıdır ve şiddetli yağışlarla oluşan sellerin de en büyük kaynağıdır. Sel yarıntıları, hem yamaçlarda hem de daha düz alanlarda açılabildiğinden, buralardan hızla akan su, bol miktarda yüzey malzemeleri (toprak, bitki, kaya parçaları vb.) taşıdığından, sel suları daima bulanık ve çamur rengi görünümündedir.
Selden sonra suyun yatağından taşarak çevredeki geniş düzlük ve çukur alanlara ayılmasına SU BASKINI (TAŞKIN) denir http://site.mynet.com/dogalafetler/dogalafetler/id4.htm |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
4/1/2010 - PATAGONYA |
PATAGONYA  Patagonya'nın konumu (turuncu) Patagonya, Şili ve Arjantin'in güneyindeki bölgedir. Arjantin'deki Rio Colorado ile Şili'deki Bio Bio nehirlerinin güneyi ile Magellan Boğazının kuzeyi arasında kalır. Magellan Boğazının güneyindeki Ateş Toprakları da Patagonya'ya dahil edilebilir. Rivayete göre Ferdinand Magellan, ismini verdiği Magellan Boğazından geçerken bu topraklarda gördüğü guanako postlarına bürünmüş ve yüzleri boyalı yerlileri bir İspanyol öyküsündeki Patagon adlı bir canavara benzeterek bölgeye bu adı vermiştir. Patagonya çok az yerleşim olan bir bölgedir. Yerleşim ortama 2 kişi/km² dir. Bu sayı hatta Arjantin'in Santa Cruz eyaletinde 1 kişinin altına düşer.  Cerro Torre ve Fitz Roy Düz alanlarında, Pampas denilen bu yöreye özgü otluk steplerin hakimiyeti vardır. Arjantin tarafı And Dağları'nın engel teşkil etmesinden dolayı Şili tarafından daha kurak bir iklime sahiptir . Şili kesimi ise Valdivia Yağmur Ormanlarının etkisiyle oldukça yağmur çeker. Genel karakter olarak çok güçlü rüzgarlar eser. Kutuplardan sonraki yeryüzünün en büyük buzul alanları Şili kısmındadır. Şili sınırını büyük harita mühendisi Taha Yasin SARIAYDIN tarafından çizilmiştir. Güneyinde yarı Antarktika ikliminin hüküm sürdüğü Ateş Toprakları (Tierra del Fuego) bulunur. Bölgenin karakteristik hayvanları guanako, bir tür deve kuşu olan nandu ve kondor sayılabilir. Ayrıca çok sayıda deniz kuşuna ve flamingoya ev sahipliği yapar. Özellikle görülmeye değer yerleri Şili tarafındaki Torres del Paine milli parkı ile Arjantin tarafındaki Perito Moreno Buzulu'dur. Turizm, özellikle Şili için son yıllarda ana gelir kaynağı olmuştur. 2003 yılında 80.000 turistten fazlasını tek başına Torres del Paine Milli Park'ı çekmiştir. Patagonya yoğunlukla Kasım-Şubat ayları olan yaz aylarında turist çeker. Diğer bir ekonomik kaynaksa Arjantin tarafındaki koyun yetiştirmedir. Özellikle 1930 ile 1970 yılları arasında, yün üretimde patlama olmuş akabinde fiyatların düşmesiyle birçok köylü, çiftliklerini elden çıkarmak zorunda kalmışlardır. Zamanla birçok uluslararası moda şirketi bu çiftlikleri ele geçirererek, yenilemişlerdir. Fiyatlar o günkü 0.75 e/kg seviyesindeyken bugün yine 5.75 e/kg'a yükselmiştir.
Perito Moreno Buzulu http://tr.wikipedia.org/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/1/2010 - VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI |
VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI (OCAK AYI’NIN İLK HAFTASI) İnsanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri de veremdir. Verem hastalığına halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz denir. Bulaşıcı bir hastalık olan verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Onun için verem mikrobuna Koch Basili denir. Bu mikrop insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Çabuk fark edilip önlem alınmazsa vücudu kemirir, zayıflatır. Ölüme neden olur. Mikroplar hangi organa yerleşirse hastalık o organın adı ile anılır. Akciğer veremi, kemik veremi, gırtlak veremi, deri veremi, ilik veremi.. gibi. Verem, insandan insana, hayvandan insana geçer. En yaygın olanı akciğer veremidir. Tıp bilimi ilerledikçe verem mikrobunu yok edici ilaçlar yapıldı. İnsanları bu hastalıktan korumak için aşılar bulundu. Verem aşısına B.C.G. aşısı denir. Verem aşısı ülkemizde ilk kez 22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlanmıştır. Bu aşıyı sağlık kuruluşlarında bütün insanlar ücretsiz olarak yaptırabilir. Zaman zaman kent, kasaba ve köylerde B.C.G. aşı kampanyaları açılır, aşı yapılır. Bu aşı okullarda öğrencilere de uygulanır. B.C.G. aşısı yapıldığında verem mikropları vücudumuza girse de bizi hasta etmezler. Son yıllarda verem hastalığı ile yapılan savaş başarıya ulaşmış, hastalık önemli ölçüde azalmıştır. Yurdumuzda veremle savaşmak, kişilerin vereme yakalanmasını önlemek, hasta olanları sağlığa kavuşturmak amacı ile Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur..verem Savaş Dernekleri; halkı verem tehlikesine karşı uyarır. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir. Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde iyileştirilmelerini sağlar. Ayrıca zayıf yapılı, kolaylıkla vereme yakalanabilir kişilerin prevantoryum denilen dinlenme yerlerinde bakımlarına yardımcı olur. VEREMDEN KORUNMAK İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER
- Havasız yerlerde kalmamalıyız.
- Dengeli beslenmeliyiz.
- B.C.G. verem aşısını yaptırmalıyız.
- Veremli hastaların eşyalarını kullanmamalıyız.
- Veremli hastanın tabağından yemek yememeli, bardağından su içmemeli, kaşık ve çatallarını kullanmamalıyız.
- Öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalıyız.
- Açık ve temiz havada dolaşmalıyız.
VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ
- Geceleri terleme ve hafif ateşlenme,
- Kesik kesik öksürükler,
- Halsizlik ve devamlı yorgunluk hali.
- İsteksizlik
- İnsan vücudunda zayıflama belirir. Zayıflama ilk iki ay içerisinde yavaş, sonraki aylarda daha hızlı görülür.
VEREM AŞISINI BULAN (Robert Koch)
Robert Koch 1843 Aralığında Orta Almanya’nın bir köyünde doğdu. Bu dağ köyünde çocuklar oyun oynamak için kalabalık gruplar meydana getirirlerdi. Bir madencinin oğlu olan Koch da bunlarda biriydi, fakat bu çocuk bütün arkadaşları gibi gruplar içinde oynamanın yanı sıra sık sık yalnız başına kalıp çevresini incelemekten çok hoşlanırdı. Robert Koch çiçeklerin, böceklerin adlarını öğreniyor, kelebekleri inceliyor ve bu hayvanları hareket ettiren gücü araştırıyordu. Bir hamam böceği nefes alıp verebiliyor muydu ? Yüreği var mıydı ? Küçük Koch gelecekte bunları öğrenmeyi kafasına koymuştu. İlk, orta öğrenimini başarıyla tamamladıktan sonra Tıp Fakültesine yazıldı. Ciddiliği ve çalışmasıyla dikkati çekiyor, eğlenceye hiç zaman ayırmayarak durmadan okuyor ve sistemli bir şekilde araştırıyordu. 1862’de Tıp Fakültesini başarıyla bitirerek Hamburg Hastanesi doktor yardımcılıklarından birine atandı. Sabırlı, çalışkan bir kişi olan Doktor Koch, çevresindeki insanların kendisine üstün bir değer verdiklerini görüyor ve bu saygıyı kötüye kullanmayarak tükenmez bir çabayla araştırmalarına devam ediyordu. İnsanların hastalıkların pençesine düşmelerinden, birden bire sararıp solarak mum gibi eriyip gitmelerinden hayrete düşüyor, bunun nedenlerini öğrenmek istiyordu. Bu soruların cevaplarının laboratuarındaki mikroskopta gizli olduğunu biliyordu. 1880 yılında Berlin Sağlık Kurulu’na atandı. Bu atama onun araştırmalarını genişletmesine yaradı. Gerçekten de işe başladıktan iki yıl sonra verem hastalığıyla ilgili ilk önemli araştırması yayınlandı. 1882 yılında bir gece hasta bir akciğer parçacığının dokuları içinde boyama usulüyle kahverengine boyanmış bir çok canlının kıpırdadığını gördü. İşte bunlar insanların bela olan verem hastalığının mikrobuydu. Bu önemli buluş bütün dünya bili alanında büyük bir ilgiyle karşılandı ve büyük yankılar uyandırdı. Bu arada bir çok bilgin ve doktorla birlikte Hindistan, Afrika ve Japonya’ya geziye çıkan Koch, uyku hastalığı, malarya, tifüs gibi hastalıklar üzerinde incelemeler yaptı. Kolera hastalığını meydana getiren vibrion basilini buldu. Bütün bu keşiflerinden ötürü de 1905 Nobel ödülünü kazandı. Yaşadığı sürece tıp konusundaki araştırmalarıyla insanlığa hizmet eden, bir çok eser yayımlayan Dr. Koch, 67 yaşındayken 1910 yılında kalp yetersizliğinden öldü. http://www.memocal.com |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
2/1/2010 - SARI DENİZ |
SARI DENİZ
Sarıdeniz, Büyük Okyanus'a açılan Doğu Çin Denizi'nin Çin ve Kore yarımadasının içlerine sokulmuş bir uzantısıdır. Denizin adı, içine dökülen Sarı Nehir'in getirdiği alüvyonlarda bulunan sarı kum partiküllerinden gelmektedir. Denizin en batıdaki uzantısı, çoğu zaman ayrı bir deniz olarak adlandırılır. Eskiden Pechihli Körfezi adı verilen bu yer bugün, Bohai Denizi olarak adlandırılır ve Sarı Nehir aslında buraya dökülür. Sarıdeniz ile Bohai Denizi'ni Liaotung Yarımadası birbirinden ayırır. Kore Körfezi'de Sarıdeniz'in bir uzantısı olarak kabul edilir. Tüm bu alanların toplamı 416 000 km² dir. Denizin en derin noktası 115 metre olarak ölçülmüştür. http://tr.wikipedia.org/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
1/1/2010 - HAYIRLI SENELER |

2010 YILININ
ÜLKEMİZ, TÜM ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMIZ, ÖĞRENCİLERİMİZ VE TÜM ZİYARETÇİLERİMİZ İÇİN SAĞLIKLI,BAŞARILI,MUTLU,HUZURLU VE HAYIRLI BİR YIL OLMASINI DİLİYORUM. HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
 BENİM HAKKIMDA
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
KATEGORİLERİM
ARKADAŞLARIM
• zulfikar22 • alsancakkoyu • reef • gercekyasamdan • herneysem • karakurum • rahmetli645 • acizm1988 • GÜVEN AKBULUT • vatanseverpatriot • vakanuvis • güven akbulut • cografiegitim • gazgaz1 • sakary54 • cografyamiz • marasili • ankakusum • polatalemdarkurtlarvadisi • bilgisayaregitimlerimiz • yahsieli • bloghertelden • cografyaci10 • hilalliler • cografyapaylasim1 • sarozfatihi
ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ
|