Doğal kaynakları ve ekosistemleri korumak için lobi faaliyeti yapma, çevre eğitimi, çevreci eylemler ve örnekler geliştirmekle merkezi ve yerel yönetimlerdeki karar alma süreçlerini etkileme arayışında olan sosyal bir harekettir. Çevre ile ilişkili konulardan bazıları; kirlilik, türlerin yok olması, katı atıkların azaltılması, geri dönüşüm, küresel ısınma tehdidi ve genetiği değiştirilmiş ürünler.
Tarihi
İnsan ile doğanın birbirinden büsbütün farklı varlık türleri olarak değil aynı "kutsal" kökene sahip varlık alanları olarak görüldüğü kadim dünyanın tersine batıda rönesans ve reform çağından başlayan sanayi toplumuyla devam eden ve sanayi sonrası toplumlarda da hakim olan ve günümüzde de dünyanın hemen her yerinde ortaya çıkabilen ideoloji ve kanaatler doğa ve insanın birbirinden kopuk varlıkları olduğu ve insanın Bacon'cu anlayışta olduğu gibi doğayı kendi menfaatleri doğrultusunda sömürmeye hakkı olduğu şeklinde gelişmiştir. Çevrecilik adı altında ortaya çıkan hareketler doğanın en fazla yıkım altında olduğu dönemlerde bu yıkımın bir ölçüde de olsa farkına varan kimseler tarafından başlatılmıştır. Bu anlamda "Çevrecilik" Amerika Birleşik Devletlerinde doğmuş ve çeşitli dönemler geçirmiştir. Bu dönemleri Kaynak Muhafazası, Moral ve Estetik Doğa Koruma ve Modern Çevrecilik şeklindeki üç başlık altında inceleyebiliriz.
Pragmatik Doğal Kaynak Muhafazası
Amerika Birleşik Devletlerinde George Perkins Marsh'ın 1864'de yayınladığı "Man and Nature" (İnsan ve Doğa) kitabının da etkisiyle 1873 yılında ABD'de kurulan ulusal orman alanlarıyla başlamıştır. Theodore Roosevelt ve Gifford Pinchot Faydacı Muhafaza (Utilitarian Conservation) kavramına dayalı 1905'de kurulan yeni Orman Hizmetleri için Marsh'ın esin kaynağı olmuştur. Bu anlayışta insanların faydası için doğal kaynakların kullanımı ve geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Moral ve Estetik Muhafaza
Pinchot ile doğa anlayışları uyuşmayan Sierra Club'ün başkanı John Muir Diğerkam Muhafaza (Altruistic Conservation) kavramını kamuoyuna taşımıştır. Bu anlayışta doğa, bize olan faydası düşünülmeksizin bizatihi var olmayı hak etmektedir. Muir Yosemite ve King's Canyon ulusal parklarının kurulması için mücadele etmiştir. Öğrencisi Stephen Maher 1916'da yeni kurulan National Park Servicenin başkanı olmuştur.
Modern çevrecilik
Rachel Carson'un tarım alanlarında kullanılan ve insanlar ve doğal yaşam için tehdit oluşturan toksik maddelere kamuoyunun dikkatini çektiği "Silent Spring" kitabı modern çevreciliğin başlangıcı kabul edilmektedir. Carson'un kitabı ekoloji ve kimya gibi bilimlerden de yararlanarak küresel sorunlara yol açabilecek çevre kirliliğinin insanlığı ilgilendiren en önemli konular arasına alınması gerektiğini öne süren ilk eserlerden biridir. Carson'un başlattığı hareket Çevrecilik" (Environmentalism) olarak adlandırılmıştır.
1960-70 arasında Çevreci gündemde nüfus artışı, nükleer silahlar, geri dönüşüm, hava/su kirliliği, doğal hayatın korunması gibi konular bulunmaktadır. 1970 yılında da ilk ulusal Dünya Günü ilan edilmiştir.
Çevrecilik sonrası (Post-environmentalism)
Michael Shellenberger ve Ted Nordhaus tarafından 2004 yılında kaleme alınan "The Death of Environmentalism" (Çevreciliğin Ölümü) adlı denemeye göre Amerikan çevreciliği Kuzey Amerika ve Avrupa'daki hava, su ve geniş yabanil yaşamın korunmasında önemli başarılar göstermesine karşın kültürel ve politik değişime yönelik hayati bir güç oluşturamadı. Yazarlara göre 21.yüzyılda insan türünün karşı karşıya kaldığı ekolojik krizler 1960'larda ve 70'lerdeki çevre hareketinin problemlerinden niteliksel olarak farklılık göstermektedir. Küresel ısınma ve yaşam alanlarının tahribi (habitat destruction) daha küresel ve daha komplekstir ve ekonomi, kültür ve siyasi hayatın daha derinden dönüşmesini gerektirmektedir. Shellenberger ve Nordhaus Amerikan çevreciliğinin günümüzde, yalnızca mevcut büyük ekolojik krizler için gereken zemini yitirmediğini aynı zamanda Birleşik Devletler başkanı tarafından desteklenen dini ve ekonomik fundamentalistlerin dayanışması karşısında 30-40 yıl öncesi çevreciliğin temel koruma anlayışını bile gittikçe savunamaz duruma düştüğünü iddia etmektedirler. Bu iddialara Sierra Club'dan Carl Pope'dan Michael Gelobter'e çeşitli çevre liderlerinden çok sayıda yanıt gelmiştir.
Çevre Günleri
Çevre sorunlarına karşı dünyada giderek büyüyen ilgi uluslararası camianın ve kurumların çevre sorunlarına uluslararası, bölgesel ve yerel kamuoylarının dikkatini çekmek ve çözüm yollarının tartışılmasını sağlamak amacıyla bazı anma, kutlama günlerinin tesis edilmesini sağlamıştır; Bu günlerden bazıları;
1. Büyük Ağrı Dağı (Ağrı) 5165 m. 2. Cilo Dağı (Reşko Tepesi) (Hakkari) 4135 m. 3. Süphan Dağı (Bitlis) 4058 m. 4. Kaçkar Dağı (Rize) 3971 m. 5. Erciyes Dağı (Kayseri) 3917 m. 6. Küçük Ağrı Dağı (Ağrı) 3896 m. 7. Aladağlar (Demirkazık) (Niğde) 3756 m. 8. Verçenik Dağı (Üçdoruk) (Rize) 3709 m. 9. Başet Dağı (Ağrı) 3684 m. 10. Tendürek Dağı (Ağrı) 3660 m. 11. Bitlis Dağı (Bitlis) 3634 m. 12. Keşiş Dağı (Erzincan) 3549 m. 13. Bolkar Dağı (Medetsiz) (İçel) 3524 m. 14. Murat Dağı (Van) 3510 m. 15. Karçal Dağı (Artvin) 3415 m. 16. Mengene Dağı (Van) 3412 m. 17. Mescit Dağı (Erzurum) 3239 m. 18. Yalnızçam Dağı (Artvin) 3202 m. 19. Kısırdağ (Kars) 3197 m. 20. Bingöl Dağı (Bingöl) 3194 m. www.cografyam.net den alınmıştır.
Osman Gazi: Felç Orhan Gazi: Depresyon I. Murat: Şehit edildi (Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı Padişahı). Yıldırım Bayezid: İntihar Çelebi Mehmet: Dizanteri / Zehir / Felç (?) II. Murat: Felç Fatih Sultan Mehmet: Nikris – Şeker –Zehir (?) II. Bayezid: İntihar Yavuz Sultan Selim: Kanser Kanuni Sultan Süleyman: Felç II. Selim: Alkol – Düşme (Topkapı Sarayı’nda hamamda yıkanırken ayağı kaydı düştü). III. Murat: Felç III. Mehmet: Depresyon – Felç I. Ahmet: Tifüs I. Mustafa: (?) Genç Osman (II) : Boğduruldu IV. Murat: Siroz – Nikris (?) İbrahim: Boğduruldu IV. Mehmet: Nikris –Depresyon – Zehir (?) II. Süleyman: İstiska’ II. Ahmet: Verem II. Mustafa: İstiska’ – Prostat III. Ahmet: Zehir (?) I. Mahmut: Felç III. Osman: Felç III. Mustafa: Kalp yetmezliği I. Abdülhamit: Felç III. Selim: Boğduruldu IV. Mustafa: Boğduruldu II. Mahmut: Siroz – Verem Abdülmecit: Verem Abdülaziz: İntihar V. Murat: Şeker II. Abdülhamit: Kalp yetmezliği V. Mehmet (Reşat) : Kalp yetmezliği VI. Mehmet (Vahideddin) : Kalp yetmezliği
Richter ölçeği ya da yerel magnitüd ölçeği, sismoloji´de kullanılan, dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranını (magnitüd, İngilizce:magnitude) belirleyen ve sınıflara ayıran, bir uluslararası ölçüm birimi. Günümüzde, özellikle büyük ölçekli depremlerde moment magnitüd ölçeği, Richter'in yerini almıştır.Rihter diye okunur.
Tarihçesi
Bu ölçek, 1935 senesinde Charles Francis Richter ve Beno Gutenberg tarafından Kaliforniya Teknik Enstitüsü´nde (California Institute of Technology) tasarlanıp, ilk olarak ML-ölçeği (yerel magnitüdİngilizce:Magnitude Local) olarak isimlendirilmiştir.
Amerikan Sismoloji Derneği Bülteni´nde (Bulletin of the Seismological Society of America) "Bir enstrümental deprem şiddet ve sarsıntı oranı ölçeği" isimli (An instrumental Earthquake Magnitude Scale) bilimsel yayımlamada, Charles Francis Richter´in ilk defa K. Wadati´nin 1931´de yayımladığı, "bir enstrümental deprem ölçeği" fikrini Kaliforniya´da meydana gelen depremlerde uyguladığı belirtilmiştir.
Açıklaması
Ölçek yukarıya doğru her ne kadar sınırlı olmasada, bir jeolojik levhanın jeolojikenerji potansiyalı, bilim adamlarına göre, tahminen 9,5 şiddetini geçemeyecine sanılınır.
Açıklama olarak şu noktayı öne sürerler. Her jeolojik levhada, zaman geçtikce farklı derece ve zamanda tektonik hareket ile jeolojik enerji potansiyeli artmaktadır. Bu artma, levhaların rahat ve serbest şekilde hareket edemeklerinden, itici, çekici vb güçlerin levhalarda jeolojik enerji olarak saklanmasından doğar. Bir deprem anı ise, bu levhalarda bulunan jeolojik enerjinin, levhalar tarafından daha fazla saklanamamasından, levhanın en zayıf noktasından aniden hareket edip, jeolojik enerji potansiyelinin doğal yoldan azaltılmasıdır. Ve bu sanı gereğince, dünyadaki mevcut levhaların hiç birinin > 9,5 şiddet oluşturacak, jeolojik enerji potansiyeline sahip olamayacağına dayanmaktadır
Jeolojik enerji potansiyelinin hesaplanması
Enerji ve magnitüd arasındaki logaritmik bağlantı, aşağıdaki formül gereğince tahminen elde edilebilinir:
M = magnitüd ve W = eşdeğer TNT ton bazında enerji
Richter ölçeği ile ölçülen en şiddetli depremlerden bazıları
1960Şili depremi, ilk dönemde sadece 8,6 magnitüdü daha sonra çeşitli araştırma doğrultusunda (US Geological Surveys´de dahil) 9,5 ile tespit edilmiştir.
Aşağıdaki makalelede örnek olarak, kutup dairesine yaklaşık 200 km mesafede, İsveç Jukkasjärvi'deki en eski tesisin bahsi geçmektedir. Diğer yerlerdeki buz oteller için en altta verilen dış bağlantılara bakınız.
Jukkasjärvi Buz Oteli, giriş salonu, buz barın yanında içinde 140 kişinin geceleyebileceği 60 odaya sahiptir. İnşa için 30.000 ton kar ve 4.000 ton berrak buz buz kullanılır. Her sezon 14.000 geceleme için kayıt yapılır. İlaveten yine sezonda tesis, 45.000 kişi tarafından gündüzleri ziyaret edilir.
1989 yerel turizm derneği, yörenin kışın uzun ve soğuk kutup gecelerinde, nasıl turistik olarak daha iyi kullanılabileceği konusunda düşünceler üretir. japon sanatçılar buz heykellerden bir sergi oluştururlar.
1990 Torne Nehri'nin buzundan Arctic Hall isimli silindir şeklinde bir iglu inşa edilir ve içerisinde Jannot Derid'in bir sanat sergisi gösterilir. Bazı misafirler önceden planlanmaksızın salonda, hayvan postlarının üzerinde sıcak uyku tulumlarında gecelerler.
1991 binalar ilk kez buz ve kardan otel olarak inşa edilirler. Tesis bir karşılama salonu, bar ve yatak odalarını içerir. Bu tesis takip eden yıllarda sürekli büyütülür. Kilise ve sinema ilave olur.
2000 Buz Otel bir buz tiyatrosu ile genişletilir. Globe Theatre'ın (Londra'daki ünlü tiyatro) benzeri olan tiyatroda klasik oyunlar icra edilir.
İnşaat
Her yıl Ekim'in sonuna doğru otelin inşası başlar. Buldozer ve kar üretme araçları olan kar topları ile kar, iki gün sonra çıkarılan çelik kalıpların üzerine yığılır. Bu inşa şekliyle, birden çok yanyana duran tünel şeklinde kemer oluşturulur. En büyüğü 5 metre yükseklikte ve 6 metre genişliktedir. İlaveten bu kemerler buz kalıplarından yapılan sütunlarla desteklenir. içerisine bir giriş salonu ve bir bar yerleştirilir. Diğer daha küçük tüneller, yatak odaları ve koridorlar için tesis edilir. Tünellerin içindeki oda sınırları, kar bloklarından duvar olarak örülür. Pencereler, berrak buz kalıplarından oluşturulur.
Tüm odaların içi ışıklandırılmış buz heykeller ve buzdan eşyalarla döşenmiştir. Bunların her biri, ilkbaharda Torne Nehri'nden kazanılır. Berrak su, kuvvetli akıntıyla beraber, özellikle çok berrak buz oluşmasını sağlar. Bu buz tarktör yarımıyla nehirden özel testerelerle kesilir. Böyle kazanılan 4.000 ton buz (2 tonluk bloklar) yazın özel buzhanelerde muhafaza edilir. Bu bina, Icehotel Art Center olarak adlandırılır ve buz deposunun yanında, geçen sezonun buz otelinden kalan bir kaç heykelden oluşan bir sergi de içerir.
Geceleme
Otelde, Aralık ortasından Nisan ortasına kadar gecelenebilir. Dış ortam sıcaklığı –30 °C civarındayken iç sıcaklık –5°C kadardır. Misafirler normalde otelde sadece 1 gece geçirirler. Akşam barda votka, buz bardaklarda servis edilir. Yine buz blokların üzerine serilen postekilerin üzerinde, uyku tulumlarında uyunur.
Diğer buz oteller (Web bağlantıları)
Buz Otel Jukkasjärvi'nin konsepti kopye edilmiş zamanla daha başka buz oteller oluşmuştur:
Yolunuz Meksika’nı başkentine düşerse, kentin en işlek caddelerinden biri olan BOLİVAR CADDESİ’nde, gövdesi İznik çinileriyle kaplı zarif bir saat kulesi gözünüze çarpar. Bu anıtın üzerinde yer alan plakette de aynen şunlar yazıyor:
“La Colona Otomana a Mexico. Septembre de 1910.”(Osmanlı Devleti’nden Meksika’ya Eylül 1910 )
Saatin hikâyesi Osmanlı’nın askeri ve siyasi en çalkantılı yıllarında yaşanıyor. Yıl 1909, Osmanlı Devleti’nin en bunalımlı dönemi. Payitahtta Mehmed Reşad var. Yeni sultan göreve başlar başlamaz Doğu Anadolu’da ve Arnavutluk’ta birbiri peşi sıra patlayan ayaklanmalarla yüz yüze geliyor. Ülkenin ekonomisinin içle acısı durumda olması cabası.
Aynı yıllarda İstanbul’dan binlerce kilometre uzaklıktaki Aztekler’in yurdunun, yakın bir zamanda çalkantılı bir devrime sahne olduğu ve ülkede dökülen onca kanın ardından kısmen de olsa istikrarlı bir siyasi düzene geçtiği yıllardır.
Sultan Reşad Büyük Devlet olma geleneğini yerine getirerek Meksika’ya bir selam göndermek gerektiğini düşünür. Ve saraya bağlı mühendis grubuna “Meksika Halkı ile Osmanlı Halkı’nın dostluğunu simgeleyecek kalıcı bir armağan hazırlamaları” yönünde talimat verir. Mühendisler de bu emir üzerine, birkaç aylık bir çalışmanın ardından, Osmanlı mimarisinin esintilerini taşıyan, Arapça kadranlı ve dış yüzeyi İznik çinileriyle kaplı bir kent saati imal ederler. Saatin onu yapan uzmanlar tarafından monte edilmesi gerektiğinden, anıt denizaşırı bir gemiye yüklenir ve yanına iki mühendis verilir. Ardından da gemi Sultan’ın Meksika’nın o dönemdeki Devlet Başkanı Porfirio Diaz’a selamlarını ve dostluk duygularını dile getirdiği diplomatik bir mektupla birlikte Meksika Körfezi’ne doğru yola çıkarlar.
Bugün Bolivar Caddesi’nin sembolü olan bu anıt saat, iç savaş yıllarındaki sokak çatışmalarında zarar görmüş olsa da insanlar hâlâ orada buluşacakları zaman birbirlerine “Türk Saati’nin yanında buluşalım.” demeyi sürdürüyorlar.
İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi, Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا) (d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), Fars filozof ve hekim.
Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp, doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's\ aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü, (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.
Felsefe
İbn-i Sina felsefesi, düşüncesi, varlık anlayışı bakımından örnek bir Ortaçağ filozofudur. Felsefesinde, deney ve akla dayanan duyularla edinilen akıl verilerini akıl ilkelerine göre değerlendiren, açıklayan bir anlayış görülür. Aristoteles'in görüşlerini benimsemiş, felsefeyi iki bölüme ayırmıştır: (kuramsal) hikmet, doğa felsefesi, matematik ve metafiziğe dayanan felsefeyi içerir.
Bu alandaki felsefe dallarının temel konusu bilgidir. (uygulamaya ilişkin) hikmet, üçe ayrılır: Siyaset ya da medeni hikmet; iktisat ya da ev hikmeti (el-hikmet ül-menzili-ye); ahlâksal hikmet (el-hikmet ül-hulkiye). Daha çok eyleme dayanan bu üç bölümün konuları ve inceleme alanları ayrıdır.
İbn-i Sina, dini bağımsız bir bilgi alanı olarak ele almış, dinle felsefeyi bağdaştırmaya çabalamış, din felsefesini dört temel konuda toplamıştır: Yaratılış; ahiret; peygamberlik; Allah bilgisi. Yeni Eflatuncu Plotinos'un etkisinde kalan İbn-i Sina, İslâm ile yeni eflatunculuğu bağdaştırmaya çalışmıştır. Ona göre tasavvufun temeli "aşk"tır. İnsan aşk aracılığıyla sınırlı varlığından kurtularak sonsuzluğa yükselir. İnsan gerçek kaynağı olan Allah'a feyz ve sudur basamaklarını tırmanarak ulaşabilir; öz kaynağına döner. Her şeyin kaynağı, insan varlığının özünde sürekli bir eylem biçiminde varolan "aşk"tır. Tasavvuf, "aşk"ın dışa vuruluşu, belirli bir düzene göre ortaya konuşudur.
Metafizik
İbn-i Sina bu alanda kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelam-cılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles'in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır.|Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). Varlık'ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.
Mantık
İbn-i Sina'ya göre mantık, araç (alet) bilimidir Ruhbilimden doğar ve onun kurallarını alır. Temel konusu, düşüncenin kararlarını bulmak, bunlar arasında bağlantı kurmak ve doğru düşünmeyi insanlara göstermektir. İbn-i Sina, önce kavramları inceler ve onları ikiye ayırır; Açık belirleme (el-mantık biddelale); kapalı belirleme (el-menfhum biddelale). Mantığın en önemli bölümü tanımdır. Tanımda iki temel ilkenin ("cins", "fark") varlığına inanan, İbn-i Sina, kesin ve eksiksiz tanımın, yakın cins ile öz farkların birleştirilmesi sonucu yapılabileceğini öne sürmüştür.
Ruhbilim
İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimi üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim.
Akıl
Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da olası) akıl (açık seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır; her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin "suref'lerini algılar); bilfiil akıl ("makûl'leri, kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.
Bilgi
Ana kaynağı sezgi olan bilgi, genel kesin ilkelere dayanmalıdır. Sezgi aracılığıyla algılanan veriler, sonuçlama yoluyla ("el-istintaç") bilgiye dönüşür. İbn-i Sina'nın bilgiye ilişkin görüşleri idealisttir; ama, bilginin doğuşunda deneyin oynadığı rolü de gözden uzak tutmamıştır.
Bilimlerin sınıflandırılması
İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler (el-ilm ül-esfel), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; metafizik (mabad üt-tabia), mantık ya da yüksek bilimler(el-ilm.ıüll-âli), maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; matematik ya da orta bilimler (el-ilm ül-evsat), ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir. Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.
Başlıca yapıtları
el-Kanun fi't-Tıb, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.) Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. ) Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık") İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ve Uyarılar"(Felsefe ve onun kolu metafizik konularda yazılmış çok önemli bir eserdir.) Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik ve Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji www.cografyam.net
1966 Varto depremi Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesinde yer alan Muş ilinin Varto kazasında 19 Ağustos1966 da meydana gelen Doğal afet tir.Depremin şiddeti Richter ölçeği ne göre 6.9 olarak ölçüldü.Felaketin boyutu 2.394 ölü ve 1.489 yaralıya ulaşmıştı.Deprem Varto'daki tüm yapıları mahvettti.
Bu felaket Varto'yu 7 Mart1966 tarihinde 5.6 şiddeti ile vuran ve 14 kişinin ölümü ve 75 kişinin de yaralanmasına yol açan depremden sonra idi.