KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

2011-11-06 03:55:00
KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN |  görsel 1

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN   Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder,tüm Türk ve İslam alemine hayırlara vesile olmasını dilerim.   Devamı

CUMHURİYET TARİHİNDE İLK KADINLAR

2011-11-26 09:54:00

İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu İlk Türk kadın hekim: Safiye Ali İlk Türk kadın diş hekimi Ferdane Bozdoğan  ilk kadın muhtar Gül Esin, (Aydın-Karpuzlu) İlk kadın belediye başkanı: Müfide İlhan (Mersin) İlk Kadın bakan: Türkan Akyol İlk kadın başbakan: Tansu Çiller İlk Kadın anayasa mahkemesi başkanı:Tülay Tuğcu İlk kadın jet pilotu Leman Altınçekiç, ilk kadın makinist Seher Aytaç, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, ilk kadın otomobil yarışçısı Samiye Morkaya   İlk Adalet Müfettişi ve Adalet Başmüfettişi: Nazmiye Kılıç İlk Danıştay Başkanı: Füruzan İkincioğulları İlk Danıştay üyesi: Şükran Esmerer İlk Hakim: Suat Berk İlk Savcı: Tüzünkan Koçhisaroğlu İlk Sayıştay Üyesi: Fehrunisa Etmen İlk Yargıtay Üyesi: Melahat Ruacan İlk Emniyet Müdürü: Feriha Sanerk İlk Karakol Amiri: Nevlan Kulak İlk Polis Memuru: Betül Diker İlk Vali: Lale Aytaman İlk Kaymakam: Özlem Bozkurt İlk Milli Eğitim Müdürü: Güler Karakülah İlk Milli Maç Hakemi: Lale Orta İlk Opera Sanatçısı: Semiha Berksoy İlk Profesör: Dr. Fazıla Şevket Giz İlk Rektör: Prof. Dr. Saffet Rıza Alpar İlk Subay: Ülkü Sema Toksöz İlk TBMM Başkanvekili: Neriman Neftçi İlk Eczacı: Rukiye Kanat Arran İlk Gazeteci: Selma Rıza İlk Makinist: Seher Aytaç İlk Radyo Spikeri: Emel Gazimihal İlk Televizyon Spikeri: Nuran Devres   http://arsiv.ntvmsnbc.com/ ... Devamı

23 EYLÜL EKİNOKSU

2011-09-24 13:29:00

23 EYLÜL EKİNOKSU     Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin  etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları Ekvator’a dik gelir.Buna bağlı olarak aşağıdaki olaylar gerçekleşir:   1. Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a dik açı ile düşer. 2. Dünya’nın her yerinde gece ve gündüz eşitliği yaşanır. 3.  Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş batmaya; GKN’nda güneş  doğmaya başlar. 4. Kuzey Yarımküre’de sonbahar, Güney Yarımküre’de ilkbahar başlangıcıdır. 5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer. 6.  Kuzey  Yarımküre’de geceler gündüzlerden; Güney Yarımküre’de gündüzler gecelerden daha uzun olur. 7.  Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı  anda doğup, aynı  anda batar. 8.  Gölge boyu ekvatorda 0, Ekvator’la 45°  enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük, 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit, 45°-90° enlemleri  arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur. Devamı

TÜRK DİL BAYRAMI

2011-09-26 09:01:00

TÜRK DİL BAYRAMI 26 EYLÜL İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.   Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 69 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur. Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır. www.memocal.com ... Devamı

DÜNYA TURİZM GÜNÜ

2011-09-27 08:57:00

DÜNYA TURİZM GÜNÜ (27 EYLÜL)  Turizm bilincinin geliştirilmesi ve bu alanda yaşanan gelişmelerin diğer ülkelere de aktarılarak deneyimlerin paylaşılması amacıyla, Dünya Turizm Örgütü (WTO)'nun önerisi üzerine Birleşmiş Milletler aldığı kararla, her yılın 27 Eylül günü, "Dünya Turizm Günü" olarak kutlanıyor. Dünya Turizm Günü dolayısıyla Türkiye'nin genel durumuna baktığımızda ortaya çıkan tabloda gördüğümüz en önemli gelişme şudur: Türkiye'de uzun yıllar bir özlem olarak dile getirilen "Turizmin 12 aya yayılması" bugün artık slogan olmaktan çıkıp hızla gerçekleşme yolunda gelişiyor. Türkiye'de turizm faaliyeti belirli dönemlere sıkışmış olmaktan çıkıp yıl geneline yayılmaya başlaması önemli bir gelişmedir. Şimdi özellikle güneyde kış döneminde de açık olan, bir başka deyimle 12 ay çalışan tesis sayısı her geçen yıl biraz daha artıyor. Türkiye genelinde daha önce 22-24 hafta olarak yaşanan turizm yoğunluğu şimdi farklı doluluk ve yoğunlukta olmakla beraber 40 haftanın üzerine çıktı. Sezon olarak tanımlamak gerekirse süre 24 haftadan 40 haftaya çıkıyor. Türkiye'nin 12 ay turizm yapılabilir ülke haline gelmesi ne kadar önemliyse, bunun nasıl gerçekleştiğinin doğru anlaşılması da o kadar önemli ve gereklidir. Bu noktaya gelişin hangi araç ve ürünlerle gerçekleştiğinin doğru anlaşılması, sürecin bundan sonrasının yönlendirilmesi açısından da gereklidir. Türkiye'nin 12 ay turizm yapılabilen, dolayısıyla yıl boyunca açık kalan tesis sayısı her yıl biraz daha artan duruma gelmesinde rol oynayan etmenlerden bir ikisine burada dikkat çekmek istiyoruz. ... Devamı

CUMHURİYET BAYRAMI

2011-10-29 08:55:00

CUMHURİYET BAYRAMI (29 EKİM)   29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiği gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 - 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coşkun törenlerle kutlarız. Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299'da Söğüt 'de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padişah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi dört yılda, otuz altı padişah yönetti. Son padişah Sultan Vahdettin'dir. Eskiden ülkelerde tek kişi egemendi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kişilere padişah, şah, kral, hakan, sultan denirdi. Yönetim çoğu zaman babadan oğula geçerdi. Oğulun küçük olması, deli olması yönetici olmaya engel sayılmazdı. Böyle tek kişinin kendi başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz yönetimine mutlakiyet denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir. Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla hakana, padişaha, şaha, krala yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları hakan, padişah, şah, kral tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine Meşrutiyet denir. Ancak meclisin yetkileri genel olarak çok sınırlıdır. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet ilan edildi. Üçüncü yönetim biçimi cumhuriyettir. Cumhuriyet'te egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus kendini yönetme yetkisini temsilcileri - milletvekilleri- aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler yasalar yapar, yöneticileri ulusu adına denetl... Devamı

TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI

2011-11-02 08:52:00

TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI (1-7 Kasım) Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır. (Atatürk) Türk milletinin dili Türkçe'dir. (Atatürk) Türk dili, Türk milletinin kalbidir, beynidir. (Atatürk) Büyük Atatürk, bağımsızlık savaşlarının ardından, Türk Milletine yakışan, onu çağdaş uygarlığa yükseltecek inkılapları gerçekleştirme savaşına girişti. Birçok inkılaplar yaptı.Bunların içinde çok önemli bir inkılap vardı: O da Harf İnkılabı idi. Milletimiz, o zamana kadar, okuma yazma Arapça harfleri kullanırdı. Bu harflerin öğrenilmesi çok güçlü. Bu yüzden de eğitim güçleşiyordu. Halbuki dilin akıcı, kolay yazılır ve anlaşılır olması halinde okur - yazar da o kadar çok olacaktı. Atatürk, uzman bilim adamlarını topladı. Onlara, Türkçemizin yapısına en uygun gelen bir alfabe hazırlamalarını söyledi. 1927-1928 yılları içinde çalışan bir bilim kurulu, Latin Harflerinden oluşan bir Türk alfabesini ortaya çıkardılar. Atatürk'ün de bulunduğu kurul, yeni Türk harflerini, Türk Milletine sundu. Atatürk, İstanbul'da, Sarayburnu'nda yapılan bir toplantıda bu yeni harflerimizi halka tanıttı. Halkımız da Atamıza ilk "Başöğretmen" adını verdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, l Kasım 1928 tarihinde yeni harfleri onayladı. Bir süre gazeteler hem eski hem de yeni Türkçe harflerle yazılarak çıktı. O tarihten sonra Arapçanın yerini Türkçe alfabe aldı. Bu yeni harfleri öğrenmek için okullar seferber oldu. Genç, yaşlı bu kurslara koştu. Türk milleti, büyük bir sevinçle yeni harfleri öğrenmek i&c... Devamı

DÜNYA ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI

2011-11-14 08:50:00

DÜNYA ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI (KASIM AYI’NIN 2.PAZARTESİ GÜNÜ)   Kitap bize bilmediklerimizi öğretir. Görmediğimiz yerleri tanıtır. Kitap okunduğu zaman göze, dinlendiği zaman kulağa seslenir. Kitaplar zamanımızı değerlendiren birer sevgili arkadaştır. Kitaplarla arkadaşlık küçük yaşta başlarsa bu güzel alışkanlık büyüyünce de sürer gider. Kitaplar doğruyu, güzeli, iyiyi, yararlıyı bulmamıza yardım eder. Kitaplar yaşamı sevdirir. Dünyayı güzelleştirir. İçimizi aydınlatır. Yazarlar, kitaplar aracılığıyla binlerce, yüz binlerce insana seslenirler. Yazarın düşünceleri kitaplar aracılığıyla ülkeden ülkeye yayılır. Bilgiler en uzak yerlere ulaşır. Yazarla okuyucu arasında bir bağ kurulur, bir yakınlık sağlanır. Kitapların satıldığı yere kitapevi, konulduğu yere kitaplık denir. Herkesin yararlanması, okuması, başvurması için kurulan ve içinde kitaplar bulunan yere kütüphane denir.   Amerikan İzcileri Kitaplık Yöneticileri ilk kez 1917 yılında bir kitap haftası düzenlemeyi önerdiler. Aydınlar, yazarlar, yayıncılar önerinin benimsenmesi için çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu Kasım ayının ikinci haftası dünyanın bir çok uygar ülkesinde Kitap Haftası olarak kabul edildi. Bu hafta daha sonra bizde de Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanmaya başladı. Kitap Haftası içinde, kitap sergileri düzenlenir. Kitap siparişleri mektuplarının nasıl yazıldığı öğretilir. Arkadaşlar birbirlerine kitap armağan ederler. Kitapsever öğrenciler hafta içinde kitaplıklarına çeki düzen verirler. Kitap sevgisini bir yazarımız şöyle anlatıyor. "Dünyada hiç bir dost, insana kitaptan daha yakın değildir. Sıkıntımızı unutmak, donuk hayatımıza biraz renk, ışık vermek, d... Devamı

10 KASIM

2011-11-10 08:47:00

10 KASIM (ATATÜRK’Ü ANMA GÜNÜ VE ATATÜRK HAFTASI)   Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü. O tarihten bu yana 10 Kasım'la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde, Atatürk'ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata'nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk'ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk'le ilgili filmler gösterilir. 10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe "ti" sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata'nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.   ATATÜRK'ÜN YAŞAMI   Selanik'te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oğulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu.   Bütün çocuklar gibi Mustafa'nın çocukluğu da mahallede komşu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Şemsi Efendi Okuluna başladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü.Güç şartlar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye'ye başladı. Orta kısmı başarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi'sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak... Devamı

AFET EĞİTİMİ HAZIRLIK GÜNÜ

2011-11-12 08:45:00

AFET EĞİTİMİ HAZIRLIK GÜNÜ (12 KASIM)   Deprem, sel baskını, heyelan, çığ, yangın, tsunami gibi olaylar doğal afetlerdir. Zaman zaman doğal afetlerle karşılaşabiliriz. Doğal afetler can ve mal kaybına yol açar. Bu afetlerden en az zararla kurtulmak için yeterince bilgilenmeliyiz. Yapılması gerekenleri öğrenip, gereken önlemleri almalıyız. Ancak bu şekilde doğal afetlerin zararlarından kurtulabiliriz. Deprem ve Korunma Yolları   Yer kabuğunun derinliklerinde zaman zaman kırılmalar ve kaymalar olur. Bunun sonucunda yeryüzü sarsılır. Deprem meydana gelir. Sismograf denilen araçla depremin şiddeti ve nerede olduğu ölçülür. Depremin ne zaman olacağını önceden bilememekteyiz. Onun için depreme hazırlıklı olmalı, deprem öncesinde, deprem sırasında ve sonrasında neler yapmamız gerektiğini iyi bilmeliyiz. Depremden önce oturduğumuz binaları iyice kontrol ettirmeliyiz. Bina içindeki eşyalar sarsıntı sırasında düşmeyecek Şekilde duvara sabitlemeliyiz. Deprem sırasında sığınabileceğimiz güvenli yerleri belirlemeliyiz. İçinde yiyecek, su, ilk yardım malzemeleri, fener, düdük gibi malzemelerin olduğu bir deprem çantası hazırlamalıyız. Deprem sırasında paniğe kapılmadan, önceden belirlediğimiz yerlere sığınmalıyız. Ellerimizle başımızı korumalı, dizlerimizi karnımıza doğru çekerek küçük bir alana sığabilmeliyiz. Balkonlardan, pencerelerden ve yanan sobalardan uzak durmalıyız. Asansörleri kullanmamalı, kibrit, çakmak gibi şeyleri ateşlememeliyiz. Eğer deprem sırasında dışarıdaysak açık alanlara gitmeli, binalardan ve direklerden uzak durmalıyız. Sarsıntı sona erdiğinde güvenli bir çıkış bularak binayı panik yapmadan terk etmeliyiz. Kırılan camlardan zarar görmemek için çıplak ayakla,koşmamalıyız. Deprem çantasını yanımız... Devamı

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ

2011-11-20 08:40:00

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ (20 KASIM)   Dünya Çocuk Hakları Bildirisi Her çocuk bu bildiride belirtilen haklardan yararlanmalıdır. Hiç bir çocuk ırk,renk,cinsiyet,dil,din,siyasal inanç nedeniyle ayrı tutulamaz. Her çocuk korunacak ve özel bakım görecektir. Çocuğun iyi koşullar altında,zihnen,bedenen gelişmesi sağlanacaktır. Buna ilişkin düzenlemeler yasalarla güvence altına alınacaktır. Bu amaçla hazırlanacak yasalarda çocuk yararına olacak durumlar göz önünde tutulacaktır. Her çocuk doğduğu andan başlayarak isme ve yurttaşlığa hak kazanmalıdır. Çocuk,sosyal güvenlikten yararlanmalıdır. Sağlıklı büyüyüp gelişmesi için gereken her çaba gösterilmelidir. Sakat çocuklar için özel bakım ve eğitim uygulanmalıdır. Çocuktan sevgi esirgenmemelidir. Ailesi olmayan ve yoksul çocuklara özel ilgi gösterilmelidir. İlkokul eğitimi parasız ve zorunlu olarak çocuğa sağlanmalıdır. Çocuklar genel bilgilerini arttıracak,yeteneklerini geliştirecek toplumsal sorumluluklar yüklenecek biçimde eğitilmelidir.   Çocuğun eğitiminden sorumlu kişiler eğitime,öğretime ayrı bir özen göstermelidir. Çocuk; bir tür eğitim olan oyun oynamak ve dinlenmek olanaklarına sahip olmalıdır. Yöneticiler çocuklara bunları sağlamalıdır. Sosyal yardım ve korunma konusunda çocuk ilk düşünülen olmalıdır. Çocuk her tür kötülük ve sömürüden korunmalıdır. Çocuk,her ne biçimde olursa olsun alım satım konusu olmamalıdır. Çocuk ırk,din ve insanlar arasındaki ayrılık yaratan baskılardan titizlikle korunmalıdır. Türk Çocuk Hakları Bild... Devamı

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

2011-11-24 08:38:00

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN BİZİM DE BİR GÜNÜMÜZ VAR.ÇEVRE GÜNÜ,DÜNYAGÜNÜ, SU GÜNÜ GİBİ BİZİM DE BİR GÜNÜMÜZ VAR.VEFAKAR,CEFAKAR TÜM MESLEKTAŞLARIMIZIN GÜNÜ KUTLU OLSUN. Devamı

İNSAN HAKLARI HAFTASI

2011-12-10 08:34:00

İNSAN HAKLARI HAFTASI (10 ARALIK’ı Kapsayan Hafta)   Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 10 Aralık 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirisini kabul etmiştir. 10 Aralık ile başlayan hafta Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde İnsan Hakları Haftası olarak kutlanır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, insan hakları konusuna tam bir tanım amaçlayarak hazırlanmıştır. Esas amaç, bu tanıma uyan insan haklarının hiçbir tereddüde meydan vermeden uygulanmasıdır.   İnsan hakları, kişiyi özü ile yaşatacak kurallardır. Bu kurallar, insanı insan yapan kurallar olarak da tarif edilebilir. İnsan hakları 10 Aralık 1948’de başlamış bir olgu değildir. Dünya kurulalı insana, insan haklarına saygı her çağda zamana uygun olarak gösterilmiştir. İnsanların kendi istekleri dışında yaşamak zorunda bırakıldıkları şartlara tarih boyunca rastlanmıştır. Kullara kulluk etmek, köle hayatı yaşamak, işkencelere maruz kalmak bu yaşantıya örnek olarak verilebilir. Bu olguların dayanılmaz olduğu dönemlerde insanlar hoşnutsuzluklarını bir şekilde ortaya koyma zorunluluğu hissettiler. Bu hoşnutsuzluklarını ortaya koyarak 1215 yılında İngiltere’de Kral John’a karşı haklarını savunmak amacıyla bazı istekler ortaya koydular. Ortaya konan bu kararlı tavır karşısında kral bir antlaşma metnini kabul etmek zorunda kaldı. Hazırlanan Özgürlükler Belgesi kabul edildi. İnsan hakları konusunda sözden öteye geçilmiş oldu.   Artık insan hakları metne dökülmüş, insanların kısıtlanamayacak bazı hakları güvence altına alınmış oluyordu. İnsanların yaşayışlarında, hayati konularda eşit haklara sahip oldukları fikri 1776 yılında Amerika’da yayımlanan Bağımsızlık Bildirisi ile de pekişmeye başlamış oldu. İnsan hakları ile ilgili bir başka çalışma Fransız İhtilali zamanında yapılmış ve 1789 yılında İnsan Hakları Bild... Devamı

BİR OLAYIN ÇOK BOYUTLULUĞU

2011-06-15 22:21:00

BİR OLAYIN ÇOK BOYUTLULUĞU Her gün birçok olaya şahit oluruz. Olayın sebeplerini, kimlerin olayla ilgili olduğunu ve olayın sonuçlarını öğrenmeye çalışırız. Çoğu zaman olayın nedenlerini bir veya en çok iki sebeple açıklarız. Oysa bir olayın sadece bir iki sebebi değil, birçok sebebi olabilir. Olayları tek bir nedenle açıklamak bir hatadır. Bu hataya düşmemek ve olayın neden meydana geldiğini tam olarak öğrenmek istiyorsak, öğrendiğimiz ilk sebeple yetinmemeliyiz. Başka sebepleri de olabileceğini düşünüp o sebepleri ortaya çıkartacak sorular sormalıyız. Aynı olaydan birçok kişi farklı şekillerde etkilenebilir. Bazı insanlar doğrudan etkilenirken, bazıları dolaylı etkilenebilir. Örneğin; bir trafik kazasını ele alalım. Kazanın neden olduğunu sorduğumuzda” Şoför çok hızlı gittiği için kaza oldu.” Böyle bir cevapla trafik kazasının nedenini tam olarak öğrendiğimizi düşünürüz. Bazı kazalar insan hatalarından dolayı olur. Şoför, yolcular ve yayalar yaptıkları hatalarla kazalara sebep olabilirler. Şoförle konuştuğumuzda ya da ona soru sorduğumuzda, onun dikkatini dağıttığımız için bir kazaya sebep olabiliriz. Yol ve hava şartları kazalarda etkili olur. Kar ve yağmur yağdığında yollar kayganlaşır. Bu durum kaza yapma riskini artırır. Ayrıca, aracın kendisinden kaynaklanan sebeplerden dolayı da kaza olabilir. Tekerleği çıkan bir otomobil kontrolden çıkabilir. Bir trafik kazasından kimler etkilenir? Bir trafik kazasının sonuçları nelerdir? Şimdi bu iki soruya cevap bulmaya çalışalım.   Her trafik kazasının bir sonucu olabilir. Örneğin, trafik kazası geçiren kişiler, sağlığına kavuşuncaya kadar toplum içinde ve aile içinde üzerine d&uum... Devamı

JEOPOLİTİK TEORİLER VE COĞRAFİ GÜÇ

2011-06-13 20:28:00

JEOPOLİTİK TEORİLER VE COĞRAFİ GÜÇ   Dünya, insanoğlunun ortak yaşam alanıdır. Tarihi süreçte, insanoğlu doğa ile mücadele etmiş, bazen başarılı olmuş bazen de yenilmiştir. Panama ve Süveyş gibi yapay kanallar açılmış, bataklıklar kurutulmuş, ormanlar tahrip edilmiştir. Buradan çıkan sonuç, insanın yaşadığı çevre ile etkileşim içinde olduğudur. Yeryüzü, insanlığın vazgeçemeyeceği yaşama alanıdır. Kaçınılmaz olarak ondan pek çok alanda etkilenmektedir.Üretim faaliyetleri, giyim-kuşam, kültür ve dil, siyasi yapılanma az çok çevreden etkilenmektedir. Örneğin, denize kıyısı olmayan bir ülkenin dili incelendiğinde, o dilde deniz ve denizcilikle ilgili, topluma özgü terim ve kelimelerin oluşmadığı görülecektir. Bir ülkenin güç unsurlarının tümüne birden "milli güç" denilmektedir. Milli Güç çeşitli bileşenlere sahiptir. Bunlar Güç Kuramı'nın yaratıcısı olan Morgenthau tarafından "Nicel ve Niteliksel Unsurlar" olarak ikiye ayrılmıştır. Nicel Unsurlar " Coğrafya " Doğal Kaynaklar " Ekonomik Kapasite " Askeri Hazırlık Derecesi " Nüfus Niteliksel Unsurlar " Ulusal Karakter " Ulusal Moral " Diplomasinin Niteliği " Hükümetin Niteliği Coğrafya Morgenthau'nun sınıflandırmasında da görüldüğü gibi, milli gücün bir unsurudur. Diğer unsurlar incelendiğinde, bazılarının sürece bağlı olarak değişebileceği (nüfus, ekonomik kapasite gibi) bazılarının zor da olsa değişebileceği (ulusal karakter gibi) görülmektedir. Kuşkusuz, burada değişime en kapalı olan ve daha istikrarlı olan unsur coğrafyadır. Coğrafya; o ülke alanında yer alan dağlar, göller, denizle... Devamı

LÜKSEMBURG

2011-06-07 16:48:00

LÜKSEMBURG   Coğrafi Verileri  Konum: Batı Avrupa'da, Fransa ile Almanya arasında yer alır.  Coğrafi konumu: 49 45 Kuzey derecesi, 6 10 Doğu boylamı  Haritadaki konumu: Avrupa  Yüzölçümü: 2,586 km²  Sınırları: toplam: 356 km  sınır komşuları: Belçika 148 km, Fransa 73 km, Almanya 135 km  Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)  İklimi: Kıtasal ve ılıman iklim arasında değişiklik gösterir.  Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Moselle Nehri 133 m  en yüksek noktası: Buurgplaatz 559 m  Doğal kaynakları: Demir, işlenebilir topraklar  Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %24  sürekli ekinler: %1  otlaklar: %20  ormanlık arazi: %35  diğer: %20  Sulanan arazi: 10 km² (1993 verileri)  Coğrafi not: kara ile çevrili   Nüfus Bilgileri  Nüfus:442,972 (Temmuz 2001 verileri)  Nüfus artış oranı: %1.26 (2001 verileri)  Mülteci oranı: 9.26 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)  Bebek ölüm oranı: 4.77 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini)  Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.3 yıl  erkeklerde: 74.02 yıl  kadınlarda: 80.8 yıl (2001 verileri)  Ortalama çocuk sayısı: 1.7 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)  HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.16 (1999 verileri)  HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri)  Ulus: Lüksemburg'lu  Nüfusun etnik dağılımı: Kelt Kökenliler, Portekizler, İtalyanlar, Slavlar ve Avrupalılar  Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar  Diller: Lüksemburg ca (ulusal dil), Almanca (resmi dil), Fransızca (resmi dil)  Okur yazar o... Devamı

AVRUPA’DA TARIM ve HAYVANCILIK

2011-11-28 09:40:00

  AVRUPA’DA TARIM ve HAYVANCILIK         Avrupa, tarımında ileri teknoloji kullanarak birim sahadan alınan tarım ürünlerinin verimi çok artırmaktadır. Mesela bir hektar sahadan üretilen buğday, Türkiye'de 2 ton iken Hollanda'da 4 ton kadardır. Fransa, Hollanda, Almanya ve İtalya, tarım alanında da ileridir. Batı Avrupa, Baltık ve İskandinav ülkelerinde bol miktarda hayvansal ürünler üretilir. Avrupa'da üretilen tarım ürünleri, kıta nüfusunu beslemeye yetmemektedir.          Avrupa toplam yüzölçümünün % 30'unda tarım yapılmaktadır. Tarım yapılan toprakların oranları ülkeden ülkeye büyük değişiklikler gösterir. Bu oran Danimarka'da % 70, İzlanda'da ise % 1'den azdır.            Sanayide olduğu gibi tarımda kaydedilen gelişmeler sonucunda, tarımsal üretim hayli artmıştır. Ancak tarımdaki makineleşme, tarımsal alanda işsizlerin oranını artırmış ve şehirlere göçü hızlandırmıştır.           Dünya hayvan sayıları incelendiğinde, Avrupa diğer kıtalara göre düşük değerler gösterir. Ancak hayvancılıkta kaydedilen gelişmeler, et ve süt üretimini artırmıştır. Bu sebeple, Avrupa dünya et üretiminin %30'una yakınını karşılamaktadır. Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde sığır ve domuz besiciliği önem arz ederken, Güney Avrupa ülkelerinde, doğal coğrafyanın etkisiyle koyun ve keçi besiciliği ön plana geçmektedir. Genel olarak kıtada, tarım ile hayvancılığın birlikte yapıldığı çift­likler yaygındır.           Avrupa'da balıkçılık ta önemli bir uğraşıdır. Kıta... Devamı

MUSTAFA KEMAL'İN ANADOLU'YA GEÇİŞİ MESELESİ VE 19 MAYIS

2011-05-19 11:15:00

MUSTAFA KEMAL'İN ANADOLU'YA GEÇİŞİ MESELESİ VE 19 MAYIS RUHU DOÇ. DR. E. SEMİH YALÇIN (*) Giriş Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Balkan savaşları akabinde Avrupa'da oluşan gruplaşmada tarafsız kalamamış ve Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na girmek zorunda kalmıştı. Çünkü Osmanlı Devleti'nin hem zayıf durumda olması, hem de Avrupa siyaseti dahilinde tarafsız kalması, o günkü şartlarda pek mümkün gözükmüyordu (1).   Birinci Dünya Savaşı sonrasında Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ülke üzerinde başlangıçta büyük bir ferahlık meydana getirmişti. 1911 yılından beri savaşın içinde olan Türk halkı bu durumdan umutlanmış ancak mütarekenin uygulanış şekli bu ümitleri kısa sürede ortadan kaldırmıştır. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla ortaya çıkan Anadolu'nun haksız işgali meselesi, ülkenin kurtuluşu için fevkalâde ciddî düşüncelere ve teşebbüslere ihtiyaç olduğunun fark edilmesine yol açmıştır. Haksız işgallere karşı tepki olarak ortaya çıkan Millî Mücadele fikri, fiilî anlamda Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Millî Mücadele döneminde oluşan "Müdafaa-i Hukuk" kavramı; Türklerin millet olarak bağımsız bir devlet kurmak suretiyle yaşama hakkının, Osmanlı payitahtına İmparatorluğun diğer unsurlarına ve bu hakkı tanımayan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı fiilî bir mücadele sonunda elde etmeyi ifade etmektedir (2). Millî Mücadele fikrinin ortaya çıkışı hususunda farklı yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumlardan en önemlisi; İttihatçılar arasında yaygın bir fikir olarak kabul gören "Mukavemet" fikridir. ... Devamı

ETİYOPYA

2011-05-09 12:18:00

ETİYOPYA   Coğrafi Verileri  Konum:Doğu Afrika, Somali'nin batısı  Coğrafi konumu: 8 00 Kuzey derecesi, 38 00 Doğu boylamı  Haritadaki konumu: Afrika  Yüzölçümü: 1,127,127 km²  Sınırları: toplam: 5,311 km  Sınır komşuları: Cibuti 337 km, Eritre 912 km, Kenya 830 km, Somali 1,626 km, Sudan 1,606 km  Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)  Denizleri: yok (kara ile çevrili)  İklim: Tropikal muson  Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Denakil Uçurumu 125 m; en yüksek noktası: Ras Dejen 4,620 m  Doğal kaynakları: Altın, platin, bakır, potas, doğal gaz, hidro enerji  Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12  Sürekli ekinler: %1  Otlaklar: %40  Ormanlık arazi: %25  Diğer: %22 (1993 verileri)  Sulanan arazi: 1,900 km² (1993 verileri)  Doğal afetler: Depremler; volkanik püskürmeler; yaygın kuraklıklar   Nüfus Bilgileri  Nüfus:65,891,874 (Temmuz 2001 verileri)  Nüfus artış oranı: %2.7 (2001 verileri)  Mülteci oranı: 0.13 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)  Bebek ölüm oranı: 17.75 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini)  Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 44.68 yıl  Erkeklerde: 43.88 yıl  Kadınlarda: 45.51 yıl (2001 verileri)  Ortalama çocuk sayısı: 7 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)  HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %10.63 (1999 verileri)  HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3 milyon (1999 verileri)  HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 280,000 (1999 verileri)  Ulus: Etiyopya  Nüfusun etnik dağılımı: Oromo %40, Amhara ve Tigre %32, Sidamo %9, Shankella %6, Somali %6, Afar %4, Gurage %2, diğer %1  Din: M&uu... Devamı

BEN BİR TÜRKÜM!!!

2011-04-19 17:04:00

BEN BİR TÜRKÜM!!! Ben;   Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !   Ben; Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !   Ben; Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !   Ben; Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !   Ben; Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !   Ben; Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK'üm !   Ben; Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !   Ben; Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm, Ben TÜRK'üm,   Ya Siz Kimsiniz ?   Alıntıdır. Devamı

TÜRKİYE’DEKİ ENDEMİK HAYVANLAR

2011-10-11 10:47:00

  TÜRKİYE’DEKİ ENDEMİK HAYVANLAR   Ülkemizde yaşayan omurgalı endemik hayvanlar   Memeliler Acomys cilicicus: Silifke dikenli faresi Dryomys laniger: Kaya yediuyuru Kuşlar Sitta krueperi: Anadolu Sıvacısı Sürüngenler Lacerta cappadocica: Kapadokya kertenkelesi Amfibiler Rana holtzi: Toros kurbağası Balıklar Chalcarburnus tarichi: İnci kefali Apanius burdiricus:a Salmo trutta abanticus: Abant alası Salmo trutta labrax: Karadeniz alası Aphanius anatoliae: Anadolu dişii sazancığı Aphanius burdiricus: Burdur dişli sazancığı   KAYNAK:TÜBİTAK   Devamı

HALKLAR VE HAVA OLAYLARI

2011-11-04 10:14:00

HALKLAR VE HAVA OLAYLARI Balıklar suyun ortasında toplanırsa, deprem beklenir. ( Japonya) Balık sürüleri kıyıdan uzaklaşırsa, deprem beklenir.( Japonya ) Balıklar fırtınadan önce suyun üzerine sıçrar.( Almanya, Fransa ) Turnabalığı, ırmağın dibinde kımıldamadan durursa, ya rüzgar çıkar, yada yağmur yağar. (A.B.D.) Ormanın aşağılarına inen fil, yağmuru ve güneşi haber verir. ( Kamerun ) Kurbağa tarlada öterse, üç saat sonra yağmur yağacaktır.(Hindistan) Kurbağa ötünce, yağmur gelecek demektir.( Japonya, Kore, Tayland, filipinler, İran ) Kedi tırnaklarını bir yerlere geçirince, hava değişecek  demektir. ( İngiltere) Yalanan kedi, yağmuru haber verir.( Hollanda) Kedi, dağa karşı pençelerini yalarsa, güneş çıkar.( İran ) Kedi, pencerede durursa, yağmuru bekle.( A.B.D.) Fare, su taşkınından önce yamaçta delik açar. ( Angola ) Keçi aksırırsa, bardaktan boşanırsana yağmur yağar. ( İspanyolca konuşulan ülkeler) Koyunlar, fırtınadan biraz önce başlarını birbirine çarpar.( Fransa) Karayılan ıslık çalınca, yağmur yakındır.( İspanya ) İnek, duvarları yalarsa, hava açacaktır.  ( Norveç ) İnek aç kaldıkça ne kadar bağırırsa, yağmur yağmadan önce  gökgürültüsü de o kadar artar. (Hindistan) Sülükler sudan çıkıp, taşların ve bitkilerin altına saklanırsa, çok   geçmeden fırtına patlar.    (Almanya) Sırtı kaşındığı için yere yatan at, yağmurun yağacağını gösterir.( Norveç, İsveç) Sincap çok ceviz toplarsa , kış da çok sert olacak demektir. ( Rusya, Norveç, A.B.D., Yunanistan, İsveç, Finlandiya, v.b) Tavşanın tüyü sık olursa, kış sert olur.( Almanya ) Köy... Devamı

KKTC’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ

2011-11-16 13:32:00

KKTC’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ   Delephinium CASEYI (Casey’in Hezaranı) En nadir rastlanan Kıbrısa özgü bir türdür. Sadeçe St. Hilarion kalesinin Güney batısında kayalık tepe zirvelerinde bulunur. Mayıs ve Haziran aylarında uzun gövdesinde bir düzine veya daha fazla koyu menekşe renkli, uzun boru biçiminde çiçekler açar.   Arabis CYPRIA (Kıbrıs Kazteresi) Mart ve Nisan’da yumuşak, tüylü, rozet teşkil eden yaprakları ve beyazdan pembeye kadar değişen renkli çiçeklerini taşıyan başakları, çıplak kayaç yarıklarında ( St. Hilarion kalesinde) görülür. Gölgelik yerleri çok sever. Uzun, ince tohum taşıyan baklaları, özellikle çiçekleri kaybolduktan uzun bir müddet sonra farkedilebilir.   Brassica HILARIONIS (Sent Hilarion Lahanası) Büyük etli yaprakları, bir metreye kadar yükselen, kalın gövdeleri ve Marttan Hazirana kadar iri, krem reginde beyaz çiçekli başakları ile bize özgü türlerin en büyüğüdür ve bir lahanadan beklenenden daha güzeldir. Genellikle yüksek yerlerde yetişmesine rağmen bazende yağmurlar ile taşınan tohumları sayesinde alcak yerlerdede yetişir.   Silene FRAUDATRIX (Alevkaya Sinekkapanı) Pembe ve Beyazın değişik renk tonlarında çiçkleri ile bu incecik, narin müchevher, Mart ve Nisan aylarında açar. Alevkayasında gölgeli yamaçlar üzerinde, çoğu defa servi ağaçları altında, bazen münferit örnekler ve bazende büyük guruplar halinde bulunurlar. 10 cm den fazla büyümezler. Mevsimden sonra tohumlarından başka hiçbirşeyleri kalmaz.   Dianthus CYPRIUS (Kıbrıs Karanfili) Karanfilgiller familyasından olan bu küçüç&uu... Devamı

TÜRKİYE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ

2011-10-31 13:25:00

TÜRKİYE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ   İnsanlığın beslenmesinde kilit rol oynayan tarla bitkilerinin % 30′u Anadolu’dan köken almıştır (Örneğin: kiraz, badem, kayısı, buğday, nohut, mercimek, incir, lale, kardelen ve çiğdem).Ülkemiz endemik bitkilerinden bazıları kültür bitkilerini içermekte, kültür bitkileri olmayan bazı yabani bitkiler de kültür bitkileriyle birlikte yemek malzemesi olarak kullanılabilmektedir. Türk mutfağının zenginleşmesi ve rakipsiz olması açısından bu bitkiler önem arz etmektedir.   Orkide : Ülkemizde endemik orkide çeşitleri vardır. Bunlardan sahlep yapılabilmekte, K. Maraş ilinde ise dondurmalara katılmaktadır. Maraş Dondurmasının meşhur olmasının kaynağında orkidelerden elde edilen sahlep önemli rol oynamaktadır. Nitekim bu ilimizde endemik olarak Cephalanthera kotschyana, Dactylorhiza Osmanica (Osmaniye orkidesi) orkideleri yetişmektedir.   Badem: Ülkemizde endemik badem ağaçları bulunmakta olup, bunlar Elazığ, Hakkari, Mersin, Maraş ve Van’da yetişmektedirler.   Tere: Salatalarda kullanılan terenin ülkemizde birkaç endemik çeşidi olup, bu türler ülkemizin Adana, Bitlis, Hakkari, Kastamonu, Konya, Maraş, Niğde ve Van illerinin endemik bitkilerindendir.   Kuşkonmaz:Önemli bir besin maddesi olan kuşkonmaz sebzesinin ise 3 ilimizde endemik olarak bulunduğu bilinmektedir. Antalya’da Asparagus Lycicus (Likya kuşkonmazı), Konya ve Mersin’de Asparagus Coodei, Yine Konya’da Konya’nın antik dönemdeki ismiyle adlandırılan Asparagus Lycaonicus (Likonya veya Konya Kuşkonmazı)   Pancar: Ülkemize endemik olan iki adet pancar bitkisi vardır ve isimleri bulundukları bölgelerle ilgilidir. Adanada Beta Adanensis (Adana pancarı) ve Çanakkalede Beta Trojana (Troya Pancarı). ... Devamı

ENDEMİK BİTKİLER

2011-11-30 13:23:00

ENDEMİK BİTKİLER   Endemik, alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türler. Latince endemos (indigenous) kelimesinden gelir ve “yerli” anlamında kullanılır. Endemik alan; bir ada, bir yarımada veya bir dağ olabileceği gibi birkaç metrekarelik alanlar da olabilir. Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir. Yurdumuzun siyasi hudutları içerisinde doğal olarak yetiştiği halde başka hiçbir yerde yetişmeyen, diğer bir deyişle dünyada yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye endemikleri olarak adlandırılır. Yurdumuz endemiklerinin sayısı 3000 dolaylarında olup endemizm oranı %33 civarındadır.(Davis, 1965-1988). Ülkemizde endemik tür sayısı diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında ülkemizin bu zenginliği daha iyi anlaşılır. Avrupa ülkeleri arasında en çok türe sahip olan ülke Yunanistan olup 800 civarındadır. Aynı şekilde endemik türlerce zengin İspanya ve Sırbistan’da ise bu sayı 400-500 arasındadır.   Ülkemizdeki endemik türelerin en önemlilerinden birkaçı; Kazdağında orman meydana getiren Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani), Eğridir güneyindeki Kasnak meşesi (Quercus vulcanica), Köyceğiz-Dalaman arasında yaygın olan Sığla ağacı veya Günlük ağacı ve ormanları (Liquidambar orientalis), Beşparmak Dağları (Ege bölümü)ndaki Kral eğreltisi (Osmunda regalis) ile Datça yarımadasında bulunan Datça hurması (Phoneix theophrasti)dır. Yurdumuzun bilhassa dar derin yarılmış dağlık alanlarında endemiklerin sayısı bir hayli yüksektir. Bunun yanında özellikle Pleistosen’deki iklim şartlarına göre yetişmiş ve yayılma imkanı bulmuş, fakat günümüzde bilhassa dağlık bölgelerimize lokal alanlarda hayatiyetlerini sürd&... Devamı

KEŞİFLERLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER

2011-10-27 13:15:00

KEŞİFLERLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER Kristof Kolomb’u ansiklopediler, “Christopher Columbus: Yenidünya’nın (Amerika’nın) keşfine öncülük etmiş ünlü denizci” diye tanımlar. Gelin, Kolomb’dan yola çıkarak, biz de keşiflerin keşfedilmemiş yönlerine bir göz atalım. Ayrıntılardan da öğreneceğimiz çok şey var. Sizce de öyle değil mi? Pek çok insan böyle düşünür… Amerika’yı Kristof Kolomb keşfetti.   Oysa, Leif Ericson öncülüğündeki Vikingler, ilk Avrupalılar olarak Kuzey Amerika kıyılarına çıktıklarında yıl 1000′di. Kristof Kolomb ise 1492 yılında San Salvador’da karaya ayak bastı. O zamanlar burasının Doğu Hindistan olduğunu zannediyordu.   Ferdinand Macellan, dünyanın çevresini dolaştı.   Oysa, henüz yolculuğunu tamamlayamadan ölmüştü. Macellan 1519 yılında 5 gemi ve 270 mürettebat ile İspanya’dan yola çıktı. 1521′de, henüz büyük yolculuğunun ikinci yılında, Macatan Adası yerlileriyle çıkan bir çatışmada öldürüldü. Pasifik Okyanusu onun mezarı olmuştu. Bir yıl sonra, 1522′de bu yolculuğu Macellan’ın gemilerinden biri, 18 mürettebatıyla tamamladı.   Phineas Fogg, dünyayı 50 günde dolaştı.   Oysa, Fogg, Jules Verne’in “80 Günde Devr-i Alem” adlı romanının hayali kahramanıydı. Amerikalı bir gazeteci olan Nellie Bly, roman da olsa bu duruma meydan okuyarak, dünyanın çevresini 80 günden daha az bir sürede katedebileceğini söyledi. Bu iddialı kadın, 1889 yılında yolculuğunu tam 72 günde tamamlamıştı.   Atlas Okyanusu’nu, uçakla ilk olarak Charles Lindberg geçti.   Oysa, Atlas Okyanusu&rs... Devamı

GÜRÜLTÜ VE GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ

2011-10-25 13:10:00

GÜRÜLTÜ VE GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ   Gürültü İnsanlar üzerinde olumsuz etki yapan ve hoşa gitmeyen seslere gürültü denir. Özellikle büyük kentlerimizde gürültü yoğunlukları oldukça yüksek seviyede olup, Dünya Sağlık Örgütü'nce belirlenen ölçülerin üzerindedir. Gürültü Kirliliği Kent gürültüsünü artıran sebeplerin başında trafiğin yoğun olması, sürücülerin yersiz ve zamansız klakson çalmaları ve belediye hudutları içerisinde bulunan endüstri bölgelerinden çıkan gürültüler gelmektedir. Meskenlerde ise televizyon ve müzik aletlerinden çıkan yüksek sesler, zamansız yapılan bakım ve onarımlar ile bazı işyerlerinden kaynaklanan gürültüler insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkilemekte, fizyolojik ve psikolojik dengesini bozmakta, iş verimini azaltmaktadır. Gürültünün insan üzerindeki etkilerini 4'e ayırabiliriz: 1.Fiziksel Etkileri:Geçici veya sürekli işitme bozuklukları. 2.Fizyolojik Etkileri:Kan basıncının artması, dolaşım bozuklukları, solunumda hızlanma, kalp atışlarında yavaşlama, ani refleks. 3.Psikolojik Etkileri:Davranış bozuklukları, aşırı sinirlilik ve stres. 4.Performans Etkileri:İş veriminin düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hareketlerin yavaşlaması. Gürültüye maruz kalma süresi ve gürültünün şiddeti, insana vereceği zararı etkiler. Endüstri alanında yapılan araştırmalar göstermiştir ki; işyeri gürültüsü azaltıldığında işin zorluğu da azalmakta, verim yükselmekte ve iş kazaları azalmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre; meslek ... Devamı

RADYASYON VE ZARARLARI

2011-10-23 13:05:00

RADYASYON VE  ZARARLARI   Radyasyon Nedir? Teknolojideki çok hızlı gelişmeler sonucu üretilen çeşitli elektronik cihazların (TV, radyo, bilgisayar ve röntgen, tomografi vb. tıbbi cihazlar) yaygınlaşması ile meydana gelen radyasyonun elektromanyetik kirliliğe yol açtığı anlaşılmıştır. Radyasyon, elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar biçimindeki enerji emisyonu (yayımı) ya da aktarımıdır. Bilindiği gibi maddenin temel yapısını atomlar meydana getirir. Atom ise, proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdek ile bunun çevresinde dönmekte olan elektronlardan oluşmaktadır. Herhangi bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla ise; bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadırlar. Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere "radyoaktif madde", çevreye yayılan alfa, beta ve gama gibi ışınlara ise "radyasyon" adı verilmektedir.. Radyasyonun Zararları X ışınları, ultraviyole ışınlar, görülebilen ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar, radyo dalgaları ve manyetik alanlar, elektromanyetik spektrumun parçalarıdır. Elektromanyetik parçaları, frekans ve dalga boyları ile tanımlanır. Ultraviyole ve X ışınları çok yüksek frekanslarda olduğundan, elektromanyetik parçalar kimyasal bağları kırabilecek enerjiye sahiptir. Bu bağların kırılması iyonlaşma diye tanımlanır. İyonlaşabilen elektromanyetik radyasyonları, hücrenin genetik materyali olan DNA'yı parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır. DNA'nın zarar görmesi ise hücreleri öldürmektedir. Bunun sonucunda doku zarar görür. DNA'da çok ... Devamı

AĞAÇLAR NEDEN YILDIRIMI ÇEKER?

2011-10-21 13:00:00

AĞAÇLAR NEDEN YILDIRIMI ÇEKER?   Genelde bulutun üst kısmı pozitif, alt kısmı negatif olarak elektrik yüklenmiştir. Bu farklı yükler birbirlerini etkiler.   Bulutun alt kısmındaki negatif yükler, bulutun altındaki yeryüzüyünün üzerinin pozitif yüklenmesini sağlar.   Fırtına bulutları hareket ettikçe yeryüzeyindeki pozitif yükler, bulutu bir gölge gibi takip eder. Pozitif yükler ağaç, direk, bina gibi çıkıntılı objelerde çok yoğundur.   Bu nedenle yıldırımlar en yoğun pozitif yüklerin bulunduğu ve kendine en yakın cisimler üzerindeki elektrik boşalımı olarak ortaya çıkar.   Bunun için, gökgürültülü sağanaklı havalarda eğer sığınabileceğiniz hiçbir yer yoksa bulunduğunuz yerdeki en yüksek cisimden uzak durunuz.   Eğer etrafınızda dağınık şekilde bir kaç tane ağaç bulunuyorsa en yakınınızdaki ağaca, o ağacın yüksekliğinin iki katı bir uzaklıkta bir yerde başınızı dizlerinizin arasına koyarak yere çömelin.   Asla tek başına duran bir ağacın altına girmeyiniz   http://www.biltek.tubitak.gov.tr/ ... Devamı

GÜNEŞ DOĞARKEN VE BATARKEN NEDEN AYNI RENKTE GÖRÜNMEZ?

2011-10-19 12:56:00

GÜNEŞ DOĞARKEN VE BATARKEN NEDEN AYNI RENKTE GÖRÜNMEZ?   Güneş ışığı beyaz görünmekle birlikte, görebildiğimiz bütün renklerdeki ışığın karışımıdır.   Eğer bir nesneyi mavi görüyorsak, bunun nedeni, bu nesnenin yalnız maviyi yansıtıp öteki renkleri soğurmasından kaynaklanır.   Güneş ışığı, bize ulaşmadan önce kalın bir atmosfer katmanından geçer.   Bu sırada bazı renkler atmosfere saçılır. En çok saçılan renk mavi olduğundan, atmosferi mavi görürüz.   İçerdiği mavi renk süzülen güneş ışığı, sarıya yakın görünür.   Güneş, ufka ne kadar yakınsa, o kadar kalın bir atmosfer katmanını geçer.   Bu nedenle Güneş doğarken ve batarken daha kırmızı görünür.   Atmosferin geçirgenliği, yalnızca hava katmanının kalınlığına değil, içerdiği su buharı gibi gazlar ve toza da bağlıdır.   Bazı günler, Güneş’in özellikle batarken normalden daha kırmızı ve sönük göründüğünü fark etmişsinizdir.   İşte bunun nedeni, atmosferdeki su buharı ve tozdur.   Atmosfer, genellikle akşamları daha tozlu olur.   Çünkü, yeryüzünün ve havanın gün boyunca ısınması, atmosferde çalkantılara yol açar.   Toz tanecikleri de böylece atmosfere yayılır.   Bunun yanında, özellikle büyük kentlerdeki kirli hava katmanı da güneş ışınlarını soğurur.   Hava kirliliği genellikle akşam saatlerinde arttığından, Güneş batarken onun iyice soluk görünmesine yol açar.   http://www.biltek.tubitak.gov.tr/ ... Devamı