2/9/2009 - TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EKSTREM HAVA OLAYLARI |
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EKSTREM HAVA OLAYLARI TÜRKİYE’DE En Yüksek Sıcaklık 48.8°C Mardin-Kocatepe 14 Ağustos 1993 En Düşük Sıcaklık -46.4°C Van-Çaldıran 9 Ocak 1990 En Yüksek Yıllık Ortalama Sıcaklık 21.3°C Hatay-İskenderun 1962 En Düşük Yıllık Ortalama Sıcaklık 1.8°C Sarıkamış 1972 Yıllık En Yüksek Toplam Yağış 4045.3 mm Rize 1931 Yıllık En Düşük Toplam Yağış 114.5 mm Iğdır 1970 Günlük En Yüksek Yağış 469.9 mm Kemer 11 Aralık 1971 En Yüksek Kar Kalınlığı 525 cm Bitlis Şubat 1954 En Yüksek Basınç 1045.2 mb Zonguldak-Eregli 1 Ocak 1973 En Düşük Basınç 747.2 mb Van-Başkale 21 Şubat 2001 En Yüksek Rüzgar Hızı 48.9 ms Tokat 1 Ocak 1978
DÜNYADA
En Yüksek Sıcaklık 58°C, El Azizia Libya, 13 Eylül 1922 En Düşük Sıcaklık -89.2°C, Vostok-Antarktika, 21 Temmuz 1983 En Yüksek Yıllık Ortalama Sıcaklık 34.4°C, Dallo-Etyopya En Düşük Yıllık Ortalama Sıcaklık -56.7°C, Plateau-Antarktika Yıllık En Yüksek Toplam Yağış 2646.7 cm, Cherrapunji-Hindistan, Ağustos 1860 En Düşük Ortalama Yağış 0.08 cm, Arica-Şili, 1970 http://www.cografyaciyiz.com/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/8/2009 - BEŞERİ COĞRAFYA’DA SÜRDÜRÜLEBİRLİK KAVRAMI |
BEŞERİ COĞRAFYA’DA SÜRDÜRÜLEBİRLİK KAVRAMI Sürdürülebilir Gelişme; Gelecek nesillerin kendi gereksinimlerini karşılayabilmelerini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarına karşılamaktır.
Sürdürülebilir Tarım; Tarımsal faaliyetin uzun dönemde verimliliği çevreyi koruyacak, ekonomik gelişmeyi sağlayacak, kırsal yaşam kalitesini yükseltecek şekilde yönlendirilmesidir.
Ekolojik Sürdürülebilirlik;Bu kapsamda sürdürülebilirlik biyofiziksel işlemler ile ekosistemin devam eden üretkenliği ve fonksiyonu üzerinde odaklaşır. Aynı zamanda uzun dönemde kaynakların kalite ve üretkenliği, su ve toprak gibi fiziksel şartların korunması, genetik kaynakların korunması, biyolojik farklılıkların muhafaza edilmesi gibi konularda ekolojik sürdürülebilirlik kavramı içine girer.
Sosyal Sürdürülebilirlik;Gıda ve barınma gibi temel gereksinimlerin sürekli temini yanında güvenlik, eşitlik, özgürlük, eğitim, istihdam gibi kültürel ve sosyal zorunluluklarda karşımıza çıkar.
Ekonomik Sürdürülebilirlik; Süreklilikte ekonomik yaklaşım, tarımsal üretici açısından uzun dönemli faydayı hedefler ayrıca ekonomik performans , düşük tarımsal ürün fiyatları, azalan üretim, yüksek üretim maliyeti veya bunlara benzer olumsuz koşullar nedeniyle tarımsal işletmelerin varlığı ekonomik açıdan sürdürülebilirliği ortaya çıkaran faktörlerdir.
www.cografyaciyiz.com |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
23/5/2009 - MARMARA BÖLGESİ |
MARMARA BÖLGESİ Coğrafi Konumu Marmara Bölgesi ülkemizin kuzeybatı köşesinde yer alır. Ülke yüz ölçümünün %8,5'i ile altıncı büyük bölgemizdir. Yaklaşık olarak 66.000 km² alan kaplar. Karadeniz, Marmara ve Ege olmak üzere üç denize komşudur. İstanbul ve Çanakkale boğazları bu bölgede yer alır. Hem Asya, hem de Avrupa kıtasında yer alır. Yeryüzü Şekilleri Türkiye'nin ortalama yükseltisi en az olan bölgesidir. Marmara Bölgesi'nin en önemli yükseltisini, güneyde Samanlı Dağları, Trakya kesiminde Karadeniz boyunca uzanan Yıldız Dağları ve güneydeki Uludağ oluşturur. Bu dağlar orta yükseltidedir. Bölgenin en yüksek dağı ise 2543 metre ile Uludağ'dır. Bölgenin en önemli düzlükleri ise Trakya'daki Ergene Havzası, Anadolu yakasındaki Sakarya ve Bursa ovaları ile güneydeki geniş plato alanlarıdır.
Yer şekillerinin sade olması nedeniyle ulaşım kolaydır. Güney Marmara kıyıları girintili - çıkıntılıdır. Erdek, Bandırma, Gemlik ve İzmit körfezleri önemli girintilerdir. Kapıdağ Yarımadası tombolo özelliği gösterir. Kuzey kıyıları dik yalıyarlardan (falezler) meydana geldiği için bu kıyılarda fazla girinti – çıkıntı yoktur. Boğazlar, eski akarsu yataklarının daha sonra sular altında kalması ile oluşmuş ria tipi kıyı özelliği gösterir.
TOPRAK
Trakya’nın kuzeyinde, Kocaeli Yarımadası’nda, Güney Marmara’nın doğusu ve güneyinde, asitli, koyu renkli ve organik madde bakımından zengin topraklar bulunur. Ergene çayı havzası ile Güney Marmara Bölümü’ndeki ovalarda vertisol topraklar, Trakya’nın batısı Gelibolu ve Biga Yarımadası çevresinde ise rendzina adı verilen kireçli topraklar yer alır.
Akarsu ve Gölleri Sakarya'nın aşağı kesimi, Meriç nehri, Susurluk ırmağı, başlıca akarsuları oluştururlar. Bölgenin yükseltisinin az olması, akarsuların akış hızını azaltır. Bu nedenle bölge akarsularının enerji potansiyeli azdır. Ayrıca akarsuların yatak derinliklerinin azlığı ve yüzey şekillerinin elverişli olmaması, baraj yapımını zorlaştırır. Bu nedenle Marmara Bölgesi'nin, hidroelektrik üretimindeki payı azdır.
Marmara Bölgesi'nin Anadolu yakasında yer alan akarsuları kıyıda delta oluşturamaz. Çünkü.Döküldükleri yerlerde kıyı akıntıları fazladır. Yatak eğimlerinin az olmasına bağlı olarak taşıdıkları alüvyonların büyük bir bölümünü alçak kıyı ovalarında bırakmışlardır.
Bölgedeki Manyas, Ulubat , İznik ve Sapanca gölleri tektonik kökenlidir. Büyük ve Küçük Çekmece ve Durusu (Terkos) gölleri ise kıyı set gölüne örnektir.
İklim ve Bitki Örtüsü Marmara Bölgesi ikliminin en önemli özelliği bir geçiş iklimi karakteri göstermesidir. Bölgeye ortalama 600 - 700 mm yağış düşmektedir. Yıllık ortalama sıcaklığı ise 15-16 °C dir.
Trakya'da karasal iklim özellikleri görülür. Yıldız Dağları Karadeniz'in nemli havasının iç kısımlara girmesini engeller. Balkanlar üzerinden gelen nemli hava kütlesi, nemini Balkan Dağları'nda bıraktığından, Trakya'ya nemden yoksun ve kuru olarak eserler.
Balkanlar'dan gelen hava kütleleri Marmara Denizi üzerinden geçerken nem alır. Bu nemi Güney Marmara kıyılarına taşır. Dolayısıyla Güney Marmara'nın denizel iklime sahip olmasını sağlar.
Yıldız Dağları'nın Karadeniz kıyılarına bakan bölümü hariç Trakya'nın tabii bitki örtüsü bozkırdır.
Kocaeli platosunda bozulmuş Karadeniz iklimi görülür. Yazlar Karadeniz iklimine göre daha sıcak, kışlar daha soğuktur. Yazlar yağışlı olmakla beraber, maksimum yağış kışın düşer. Bölgede Karadeniz kıyıları boyunca ormanlar görülür.
Güney Marmara'da kışların ılık geçmesi zeytin yetiştirilen alanların yaygınlaşmasını sağlamış, yazların sıcak ve kurak geçmesi pamuk tarımını kolaylaştırmıştır.
Bol yağış alan yerler ormanlarla kaplı iken, yağış miktarının azaldığı yerlerde stepler görülür. Kuzey Marmara'da ormanlar, Trakya'da stepler, Güney Marmara'da ise maki bitki örtüsü yaygındır
Marmara Bölgesi Türkiye ormanlarının % 13'üne sahiptir. Bölgeler arasında orman oranı bakımından 4. sırada yer alır.
Nüfus ve Yerleşme Bölge küçük olmasına karşın nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir.
Kent nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Nüfusun özellikle yoğunluk kazandığı yer Çatalca - Kocaeli Bölümü'dür. Sanayi sektöründe çalışan nüfusun en fazla olduğu bölgemizdir. Diğer bölgelerden en fazla göç alan bölgemizdir.
Bursa, tarım, sanayi ve turizmin geliştiği ülkemizin beşinci büyük kenti konumundadır. Adapazarı, gelişmiş sanayisi ve verimli tarım alanlarıyla yoğun nüfusludur. Balıkesir, Çanakkale, Edirne ve Tekirdağ orta nüfuslu kentlerdir. Bölgede en seyrek nüfuslu bölüm Yıldız dağları bölümüdür. Sebebi; yer şekillerinin engebeli olmasıdır.
Tarım
Türkiye'de bölge yüzölçümüne göre, ekili - dikili alanın en fazla olduğu bölge Marmara Bölgesi'dir. Buna yol açan faktör, arazinin fazla engebeli olmaması, düzlüklerin geniş yer kaplaması ve makineli tarımın yaygın olmasıdır. Bölgede tarımın gelişmesinde ulaşım kolaylığı, sulamanın yaygınlığı, tüketici nüfusun fazla olması rol oynar. Bölgede aynı anda, üç değişik iklim tipinin görülmesi, tarım ürün çeşidini artırmıştır. Marmara Bölgesi'nde ekili dikili alanların oranının fazla olmasına karşın, bölgenin nüfusunun fazla olması diğer bölgelerden de tarım ürünü almasına neden olur. Bölgede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri :
Zeytin : Bölgenin özellikle Akdeniz iklimi etkisi altındaki güney kıyılarında yetiştirilir. Özellikle Gemlik zeytinleri ülkemizin en kaliteli sofralık zeytinlerini oluşturur. Pamuk : Bölgede yaz yağışlarının azaldığı güney kesimde özellikle Balıkesir yöresinde yetiştirilir. Tütün : Bölgenin çeşitli yörelerinde üretimi yapılmakla beraber, kaliteli tütünler Adapazarı ovasında yetiştirilir. Ayçiçeği : Türkiye'de en yoğun olarak bu bölgede yetiştirilir. Özellikle Trakya'nın iç kısımlarında Ergene Havzası 'nda yetiştirilmektedir. Şeker pancarı : Şeker fabrikalarının bulunduğu Alpullu, Adapazarı ve Susurluk çevresinde sulanabilen alanlarda üretilir. Buğday : Bölgenin hemen hemen her tarafında yetiştirilir. Çeşitli endüstri bitkileri ile (özellikle şekerpancarı) nöbetleşe ekilir.Bölgeye düşen ortalama yağışın yeterli olmasından dolayı sulanamayan, topraklarda da ekimi yapılmaktadır. Pirinç : Ülkemiz pirincinin yarıdan fazlası bu bölgeden elde edilir. Özellikle Ergene ve Meriç ırmağı çevresinde yetiştirilmektedir. Mısır: Özellikle Doğu Marmara ve Trakya'da yetiştirilmektedir. Bölgede çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmesine hatta bazı ürünlerde önde olmasına karşın, diğer bölgelerden ürün alır. Çünkü göçlerle nüfusu hızla artmakta, üretim yetersiz kalmaktadır. Meyvecilik: Bölgede meyvecilik çok gelişmiştir. Özellikle Bursa çevresinde çilek, elma , armut, kiraz, şeftali ve kestane üretimi oldukça fazladır.
Hayvancılık Bölgede hayvancılık büyük ölçüde besicilik ve ahır hayvancılığı şeklindedir. Ahır hayvancılığının gelişmesinde, tüketici nüfusun fazlalığı ve pazarlama sorununun çözülmüş olması gösterilebilir. Bununla beraber bölgede yer şekillerinin ve iklim şartlarının elverişliliği de etkilidir. Bölgede makineli tarımın yaygın olması mera ve otlakların daralmasına yol açmıştır.
Bölgede ahır hayvancılığının yanında mera hayvancılığı da yaygındır. Yıldız Dağları çevresi ile Tekirdağ, Balıkesir ve Çanakkale dolayında mera hayvancılığı yaygındır. İstanbul ve çevresinde kümes hayvancılığı, Bursa , Gemlik, Bilecik çevresinde ipekböcekçiliği yapılmaktadır. Ayrıca özellikle boğazlarda balıkçılık yoğun olarak yapılmaktadır. Balıklar mevsime göre sıcak denizlerden soğuk denizlere, soğuk denizlerden sıcak denizlere göçerler. Bu göçlerin yapıldığı boğazlar balıkçılığa elverişli alanları oluşturur.
Sanayi Ekonomik yönden en gelişmiş bölgemizdir. Sanayi kesiminde çalışan işçilerin yarıya yakını, sanayi ürünlerinin üçte birinden fazlası bu bölgeden elde edilir. Sanayinin en çok geliştiği bölgedir. Bölgede Sanayinin Gelişmesinde; • Hammadde temininin kolay olması, • Hinterlandının geniş olması, • Ulaşım kolaylığı, • İşgücünün fazla olması, • Pazarlama kolaylıkları, • Tüketici nüfusun fazla olması, etkili olan faktörlerdir. Türkiye'de üretilen enerjinin 1/3'ü Marmara Bölgesi'nde tüketilir. Ülkemizin en büyük sanayi kuşağı bu bölgede İstanbul - Adapazarı arasında bulunmaktadır. Bu hat üzerinde çok çeşitli iş kolları yer alır. Türkiye'nin en gelişmiş ve işlek limanı, İstanbul limanıdır. Bölge Türkiye ekonomisine ticaret, ulaşım, turizm ve sanayi faaliyetlerinden elde ettiği gelirlerle büyük katkı sağlar. En fazla vergi veren bölgemizdir.
Yeraltı Kaynakları Mermer :Marmara Adası ve Bilecik'te kaliteli mermer yatakları vardır. Volfram :Uludağ'da Bor mineralleri:Balıkesir (Bigadiç, Susurluk) Bursa arasında çıkarılmaktadır. Linyit Çanakkale ve çevresinde çıkarılır. Doğalgaz: Kırklareli (Hamitabat) çevresinde gaz çıkarılır. Turizm Doğal güzellikleri ve tarihsel değerleri ile İstanbul, Bursa, Marmara kıyıları önemli turistik merkezlerdir.Özellikle Güney Marmara kıyılarında yaz turizmi gelişmiştir. Uludağ, yalnızca bölgenin değil, ülkemizin de en önemli kış turizmi alanıdır. Marmara Bölgesi, turizmden en çok gelir elde eden bölgedir (%48).
Bölümleri Yıldız Dağları Bölümü Bölüm Karadeniz'in kuzeyinde Karadeniz'e paralel uzanan Yıldız Dağları'nı ve çevresini içine alır. Ortalama yükseltisi 800 m civarındadır. Karadeniz ikliminin etkisiyle bölümde daha çok yayvan yapraklı ormanlar yaygındır.
Bölüm, Marmara'nın diğer bölümlerine göre işlek ulaşım yollarından uzakta yer alır. Bundan dolayı bölgenin en seyrek nüfuslu bölümüdür.Bölümde ormancılık faaliyeti yapılır. Bunun dışında küçükbaş hayvancılık görülür. Dağ eteklerinde ahır hayvancılığı ve tarım yapılmaktadır. Ancak, tarım yapılan yerler sınırlıdır. Tarım, Yıldız Dağları'nın güney eteklerindeki plâtoluk alanlarda yapılmaktadır. Yerleşim merkezleri İstanbul'a doğru uzanan yolların üzerine kurulmuştur. Ekonomimize en büyük katkısı hayvancılık ve ormancılıktır.
Ergene Bölümü Bu bölümde özellikle kışın Balkanlar'dan gelen soğuk hava kütlelerinin etkisiyle kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak olan karasal iklim şartları yaşanır. Bundan dolayı tabii bitki örtüsü bozkırdır.
Ekili - dikili alanların en fazla olduğu bölümlerden biridir. Verimli topraklara sahip olması nedeniyle bir çok tarım ürünü bu bölümde yetiştirilir. Bunların başında ayçiçeği, pirinç, şekerpancarı ve buğday gelir. Özellikle ayçiçeğinin en fazla üretildiği bölümdür.
Ahır hayvancılığı gelişmiştir.
Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan kara ve demir yolları, bu bölümde yer alan Edirne'den Avrupa'ya açılır.
Güney Marmara Bölümü Bölgenin en yüksek yeri olan Uludağ bu bölümde yer alır.
Bölümde, özellikle kıyı şeridinde Akdeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak karakteristik bitki örtüsü makidir.
Bölümdeki eğimli arazilerde ve kıyı kesimde zeytin yetiştiriciliği yaygındır. İç kısımlarda ise şekerpancarı, tütün, ayçiçeği, pamuk gibi tarım ürünleri yetiştirilir.
İpekböcekçiliğinin en fazla geliştiği bölümümüzdür.
Bölümde nüfus, Bursa çevresi gibi verimli ovalarda toplanırken, bölümün batı kesiminin dağlık ve engebeli olmasından dolayı nüfus yoğunluğu azalmıştır.
Bölümün en büyük şehri Bursa'dır. Bursa, sanayi şehri olmakla birlikte aynı zamanda tarım ve turizm şehridir. Yünlü, pamuklu ve ipekli dokumacılık gelişmiştir. Oto montaj ve konservecilik gelişen diğer sanayi kollarıdır.
Bölümde ayrıca seramik (Çanakkale), suni ipek (Gemlik), suni gübre (Bandırma) fabrikaları yer alır.
Çatalca - Kocaeli Bölümü Bölüm, Anadolu'yu Trakya'ya bağlayan yolların üzerinde iki yarımadadan oluşur. Bu bölüm, aşınarak düzleşmiş platolardan meydana gelmiştir.
Akdeniz ikliminin etkisi hakimdir. Tabii bitki örtüsü maki ve ormanlardır.
Marmara Bölgesi'nin en fazla nüfuslanmış bölümüdür. Sanayileşmeye bağlı olarak İstanbul ve İzmit birbirine bağlanmış durumdadır.
Bölümde, tarım daha çok Aşağı Sakarya Ovası'nda yapılır. Bu bölümde ayçiçeği, mısır, tütün, şekerpancarı gibi endüstri bitkilerinin tarımı yapılır.
Ekonomik faaliyetlerin başında sanayi, ticaret, ulaşım ve bankacılık gelir. Bölümün (Aynı zamanda bölgenin ve Türkiye'nin) en büyük şehri İstanbul'dur. Her türlü sanayi kolunun bulunduğu iç ve dış ticaretin yapıldığı, bütün ulaşım yollarının yoğun olarak kullanıldığı kültür ve ticaret merkezidir.
Bölümün diğer bir sanayi şehri olan İzmit'te kâğıt, boru, lastik, petro-kimya ve otomotiv gibi çok çeşitli sanayi kolları gelişmiştir. www.cografyaciyiz.com |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
22/5/2009 - YARINDAN SONRA |
YARINDAN SONRA Küresel ısınma, Buzullar eriyecek, Atmosfer değişikliği, Bitki hayvan değişikliği Küresel ısınma: İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisine neden olması sonucunda, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artışa verilen isimdir. 50 yıldır saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir. Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir. Buzullar eriyecek İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre, Grönland ve Antarktika’da yapılan son araştırmaların sonuçları, buzul erimelerinin kaçınılmaz olduğu sonucunu ortaya koydu. Raporda, buzulların erimesi sonucu deniz seviyesinin dört ila altı metre yükseleceği kaydedildi. Uzmanlar, deniz seviyesinde bu denli bir yükselişin, Maldivler’i bir bataklık haline getireceği, Hollanda gibi ülkelerle Londra, New York ve Tokyo gibi okyanus kenarı şehirlerde de büyük su baskınlarına neden olacağı uyarısında bulundu. Bitki ve hayvan değişikliği BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da yayınladığı mesajda,’ Biyolojik çeşitlilik daha önce görülmemiş bir hızla kaybediliyor‘ diyerek bu tehlikeye karşı hızla harekete geçmek gerektiğini vurguladı.
OSLO - Dünyada her saat 3 bitki veya hayvan türünün insan faaliyetleri yüzünden ortadan kalktığı bildirildi. Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü dolayısıyla bilim adamları ve çevreciler, konuyla ilgili çeşitli raporlar yayınladılar. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Başkanı Ahmed Djohlaf, “Dinozorların yokolmasından beri görülen en büyük soyların tükenmesi dalgasıyla karşı karşıyayız” dedi. Djohlaf, türlerin çok hızlı bir biçimde soylarının tükendiğini belirterek, “Saatte bir 3 tür yok oluyor. Her gün 150 kadar tür kaybediliyor. Her yıl 18 bin ila 55 bin türün soyu tükenmiş oluyor. Nedeni insan faaliyetleri” dedi. Dünya Koruma Birliği de, Avrupa’daki her 6 memeliden birinin soyunun tükenme tehlikesi içinde bulunduğunu bildirdi. Bir başka araştırmada da, küresel ısınmanın yabani patates, yerfıstığı gibi bitkilerin yüzyılın ortasına dek ortadan kaybolmasına yol açabileceği belirtildi. Dünya Doğayı Koruma Vakfı ile Balina ve Yunus Koruma Derneği de, balina ve yunusların iklim değişimi yüzünden artan tahditle karşı karşıya olduklarını dile getirdi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da yayınladığı mesajda, “Biyolojik çeşitlilik daha önce görülmemiş bir hızla kaybediliyor” diyerek bu tehlikeye karşı hızla harekete geçmek gerektiğini vurguladı. http://www.cografyaxl.com/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/5/2009 - GEÇMİŞTEN GELECEĞE TÜRKİYENİN JEOPOLİTİĞİ |
GEÇMİŞTEN GELECEĞE TÜRKİYENİN JEOPOLİTİĞİ JEOPOLİTİKTE ETKİLİ OLAN UNSURLAR Türkiye'nin jeopolitik geçmişi, İstanbul ve Çanakkale boğazları, Türkiye çevresinde bölgesel sorunlar (Kafkaslar, Balkanlar, Batı Trakya, Kosova, Bulgaristan, Makedonya, Bosna- Hersek, Ortadoğu Ege Adaları, Su sorunları) DÜNYADA TÜRKİYE
Türkiye'nin konumu: Bir ülkenin coğrafi konumu deyince yeryüzünün neresinde bulunduğu,kıtalara,öteki ülkelere,denizlere,ticaret yollarına göre anlaşılır.Konumun çok önemli sonuçları vardır.Ülkelerin bir çok özellikleri buna bağlıdır.
Türkiye'nin Siyasi Jeopolitik Durumu Ve Önemi: Türkiye'nin alan veya coğrafi konum açısından Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda ve batı kültürü arasında bir geçiş kuşağında yer almaktadır.Coğrafi konum açısından kuzeydeki ülkelerin deniz yoluyla Akdeniz ,Hint,Okyanusu ,Atlas Okyanusu ile temas kurarak dünyaya açılması,boğazlar vasıtasıyla Türkiye üzerinden geçmektedir Aynı şekilde Avrupa'nın Orta Doğu'ya kara yolu bağlantısı yine Türkiye'nin işgal ettiği Anadolu ve Trakya üzerinden sağlanmaktadır.Bunun yanında Türkiye'nin bulunduğu kütle Orta Doğu ülkeleri için önemli bir hayat damarı halindedir.
Başta Fırat ve Dicle'nin suları ile hayat bulan Suriye ve Irak Anadolu yarımadasına sıkı şekilde bağlıdır.
Sadece bu noktalar ele alındığında Türkiye gerek batı gerekse orta doğu dünyası için bir bakıma hayati çıkarlarının sağlandığı bu alemde birbirine bağlayan,pekiştiren bir doğal köprü durumundadır.
Stratejik açıdan ele alındığında dünya petrolünün %60'ını oluşturan Orta Doğu ülkelerinde istikrarın sağlanması ve bir bakıma batının petrol çıkarlarının devam etmesi açısından da Türkiye'nin üzerine önemli görevler düşmektedir.Nitekim bu stratejik önem körfez krizi ve savaşın müddetince kendini kuvvetli olarak hissettirmiştir.
Örnek olarak Birleşmiş Milletlerin aldığı ambargo kararının Irak'a uygulanmasında Türkiye anahtar durumunda olmuştur.Türkiye buna uymadığı takdirde ambargonun uygulanması mümkün olmayabilirdi ve körfez savaşında müttefik kuvvetlerin sağladığı başarı yine Türkiye'nin müttefiklerin yerine uyguladığı politika sayesinde olabilmiştir. Yine bu stratejik- jeopolitik önem dünya hakimiyeti için çaba sarfeden komşumuzun Türkiye üzerindeki emellerini açıkça ortaya koymaktadır ve buna karşı Avrupa ve ABD'nin Türkiye'ye tabiri uygun ise yardımda bulunmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.Türkiye'nin sahip olduğu stratejik-jeopolitik avantajı dikkate alan Batı Avrupa ülkeleri sürekli olarak Türkiye üzerinde zaman zaman baskı kurmuşlar 1.Dünya Savaşından sonra Osmanlı imparatorluğunu parçalamaya ve paylaşmaya geçmişlerdir. Batılı ülkeler aslında Türkiye'ye karşı yürütülen pişmanlık ve dostluk ;tamamen bu ülkelerin kendi aralarında sürdürdükleri menfaatler çatışmasının bir eseridir.Yine 1.Dünya Savaşı sonrasında başta orta doğuyu ellerinde tutarak Uzak Doğuya hakim olma gayretleri sonucunda Fransız ve İngilizler kendi istek ve amaçları doğrultusunda Osmanlı İmparatorluğundan miras kalan orta doğudaki topraklarımıza tabiri uygun ise zoraki olarak elimizden almışlardır.Bunun en açık örneğini Musul petrolleri ve İngilizlerle çizilen Türkiye-Irak sınırının belirlenmesini göstermektedir.
Şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir ki batı dünyası ne güçlü ne de zayıf bir Türkiye istemektedir.Bu amaç uygun olarak bazı batı ülkeler ve komşularımız terörist eylemler için adeta yataklık yapmışlar ve hatta gizli yollarla destek bile sağlamışlardır.Hiç bir batı ülkesinin kendi ülkesi siyasi ve demokratik düşüncesi aleyhinde çalışan bir örgüt barındırmazken Türkiye'nin parçalanması ve bölünmesi için faaliyet gösteren çeşitli örgütleri beslemekte ve onlara gizli yollardan her türlü desteği sağlamaktadır. Batı dünyası bu amacına uygun olarak ülkemiz için çoğu uluslar arası safhalarda çifte standart uygulamıştır.
Bunun en tipik örneklerinden biri Kıbrıs’ta Türk halkı katledilirken batının seyirci kalması anlaşmalardan doğan hakkımızı kullanmakla da Türkiye'nin bir "istatilacı ülke"olarak dünyaya tanıtılması başta Amerika B.D.olmaksızın silah ve diğer ambargonun uygulamasıdır.Avrupa topluluğunu Yunanistan politik nedenlerle alınırken Türkiye'nin bu topluluğa girmesini zorlaştırıcı,engelleyici işlemlerinin sürdürülmesi de batının Türkiye üzerindeki sevimsiz emellerini açıkça ortaya çıkarmaktadır.İnsan haklarına çok düşkünlüğüyle tanınan Avrupa Parlamentosu sürekli olarak Türkiye aleyhine çifte standart uygulaması adet haline getirmiş gibi görünmektedir. Kısa olarak açıklanan bu durumlar her şeyden önce Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumdan ileri gelmektedir.Türkiye'nin uyguladığı siyasi politikalara gelince Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Atatürk "Yurtta Sulh Cihanda Sulh"politikasını benimsemiş ve bu politika Türkiye'nin ana hedefi olmuştur.2.Dünya Savaşından sonra Türkiye haklı olarak batılı entegrasyonda yer almayı hedeflemiştir.
Bunun için Nato, dağıtılan Cento'ya girmesi,Avrupa konseyi, Avrupa ekonomi topluluğuna tam üye olmak istemesi ,batıyla birleşme gayretinin doğal sonucudur.Bunun yanında merkeziyete dayalı devletçilik ve bu anlayışı ile sürdürülen ekonomik ve siyasi sistemlerin iflas ettiği günümüzde ülkemizin de tam kuralları ile işlemese bile liberal,serbest piyasa ekonomisi veya gümrük duvarlarının arkasına saklanmadan rekabete dayalı bir sanayinin gelişmesini gerçekleştiren ekonomik sistemin temellerinin atılmış olmasında batılı sistemde birleşme çabaları doğrultusunda yapılmış önemli bir adımdır.
Bu sistemin tam anlamıyla gerçekleşmesi için içte gerekli düzenlemelerin yapılması yanında Türkiye'nin batı blokları ile kendi çıkarları doğrultusunda ödün vermeden bütünleşmesinin çok büyük yararları bulunmaktadır. Çünkü en fazla sermaye ve teknolojik transferden yararlandığımız ihracat ve ithalat yaptığımız ülkelerin başında ABD dahil batı bloğu gelmektedir.Özellikle bazen bir çok ödünlerle aldığımız batı sermayesinde de akıllıca kullanmamız gerekmektedir.Bununla birlikte Türkiye'nin konumu ve kültürel durumu gereğince batının yanında İslam ülkeleri ve özellikle Ortadoğu ve hatta Güneydoğu Asya ülkelerinde mevcut olan ilişkilerini geliştirmesi gerekmektedir.Türkiye'nin batı bloğunun ve İslam ülkeleri arasında istenilen yer alabilmesi açısından köprü sayılabilecek bilimsel,kültürel , ekonomik ve demokratik açıdan önemli müsaadeler alması şarttır.
En büyük faktör ve sermayenin insan olduğu dikkate alındığında ve ilerlemelerde insanlarımızın refah mutluluğunu hedef alınması gerekmektedir.Bunun için Türk insanının kendine özgü olan gücünün ortaya çıkması açısından çağdaş,seviyeli eğitim-öğretim yapılması bunu yanında bilimsel araştırmaların yoğunlaştırılması için her türlü destek ve yardımın yapılması şarttır.
Yeni üniversite kurma çabaları yerine en eskilerinin güçlendirilmesi ;üniversitelerin gerçek anlamda ve bilimsel araştırmalar,yayınlar yapılmalıdır.
Hali hazırda pek fazla hissedilmeyen ve yakın gelecekte nüfusumuzun artışı ve doğal kaynakları olan ihtiyacın artması ile ortaya çıkacak olan yanlış arazi kullanma ve bunun sonucu olarak ülkemizin toprak ve arazi kabiliyetini kemiren "erozyon"olayına dur dememiz şarttır.Ülkemizde doğal dengeyi korumanın milli ve dini bir görev olduğu ve ülke topraklarını kemiren erozyonun bir politika haline getirilmesiyle önlenmesi mümkün olacağı görüşünün benimsenmesi gerekmektedir.Başka bir ifadeyle denilebilir ki erozyon ülkemizdeki gelir dağılımını alt üst eden fakiri daha da fakirleştiren ulusumuzun insanları arasında gelir farkı yönünden uçurumlar yaratan enflasyondan daha tehlikeli boyuttadır.
"Türkün Türk’ten Başka Dostu Yoktur."özdeyişi her zaman akılda tutulmalı sadece batının bilim ve teknolojisi alınmalı,batılılarla birlikte oluşturacağımız pakt,anlaşma ve diğer uluslar arası çeşitli birliklerin günün birinde çözülebileceği dikkatten uzak tutulmalıdır.Çünkü günümüz dünyasında güçlü devletin siyasi yönden olduğu kadar ekonomik yönden de güçlü olması gerektiği ve hatta ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlığı pekiştireceği hedef alınmalıdır.
Orta doğunun Asya ile Avrupa arasında bir geçiş alanı olması nedeniyle buradaki ülkelerin iki yanlı ilişkileri ve transit ticaretten sağladıkları yararlar bölgedeki uygarlıkların gelişmesinde büyük ölçüde rol oynamışlardır.Burada dikkat çeken ya da üzerinde durulması gereken bir özellik Anadolu’nun aynı coğrafi bölgede olmasına rağmen Avrupa ile Asya arasında ulaşım bakımından öteki Orta doğu ülkelerine göre daha üstün bir durum göstermesidir.Bu üstünlük Anadolu’nun hem coğrafi konumu hem de coğrafi yapı bakımından diğer orta doğu ülkelerinden daha değişik özelliklere sahip bulunmasından ileri gelmektedir.
http://cografyaxl.com/
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
20/4/2009 - İÇ ANADOLU BÖLGESİ |
İÇ ANADOLU BÖLGESİ

COĞRAFİ KONUMU
Bölge, Anadolu'nun orta kısmında yer alır. Bu konumu sebebiyle "Orta Anadolu" da denir.
İç Anadolu Bölgesi'nin yüz ölçümü 151.000 km2 olup, bu alan Türkiye topraklarının %20'sini kaplar. Doğu Anadolu'dan sonra ikinci büyük bölgemizdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında diğer bölgelerin hepsiyle komşudur.
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Bölge, yeryüzü şekilleri bakımından sade bir görünüme sahiptir.
Yer şekilleri çeşitlilik göstermez. Engebeli araziler fazla olmadığı için, kara ve demiryolu ulaşımına oldukça elverişlidir. Bölgenin çoğu yerinde genellikle 1000 m yükseltiye sahip düzlükler bulunur.En alçak yerleri olan Sakarya ve Kızılırmak vadilerindeki yükselti 700 m civarındadır.
Bölgenin güneyinde Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan dağlar volkanik kökenlidir. Başlıcaları; Hasandağı, Karacadağ, Karadağ, Erciyes Dağı ve Melendiz Dağları'dır.
Bölgedeki kıvrım dağları ise doğuda geniş bir alan kaplar. En önemlileri, Ak dağlar, Hınzır Dağı, Tecer Dağı ve Yıldız Dağları'dır.
Platolar en fazla bu bölgemizde yer alır. Batıda Haymana ve Cihanbeyli, güneyde Obruk, doğuda da Bozok (Kızılırmak) plâtolarıyla, Ege Bölgesi sınırı boyunca Yazılıkaya (Bayat) ve Doğu Anadolu Bölgesi sınırı boyunca da Uzunyayla gibi platolara sahiptir.
Tuz Gölü çevresi Türkiye'nin en büyük kapalı havzasıdır.
İç Anadolu'nun bazı ovaları oldukça geniştir. Konya ovası, Türkiye'nin en büyük ovasıdır. Eski bir göl tabanıdır. Geniş ovalardan diğeri Tuz Gölü'nün güneyindeki Aksaray Ovası'dır. Haymana platosunun batısındaki Yukarı Sakarya Ovası da geniş alan kaplar. Küçük ovalar olan Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi ovaları, platolar arasındaki çukurluklarda yer almaktadır.
TOPRAK
İç Anadolu Bölgesi’nde kahve ve kestane renkli topraklar yaygındır. 1200 m. den yüksek alanlardaki orman altlarında, organik madde bakımından zengin, koyu renkli orman toprakları vardır. Ayrıca meşe ormanları altında kireçli kahverengi orman toprakları da bulunmaktadır
AKARSU ve GÖLLERİ
İç Anadolu Bölgesi'nin en önemli akarsuları Kızılırmak, Sakarya Nehri, Porsuk ve Delice çaylarıdır. Bu bölge akarsuları kapalı havzada akan sel rejimli akarsulardır. İlkbahar yağışlarıyla taşar, yazın kuruyacak hale gelir.
İç Anadolu Bölgesi'nin güney kesimleri sularını denizlere gönderemez. Bu nedenle kapalı havzalar geniş bir alan kaplar. Kapalı havzaların geniş olanları, Konya Ovası, Tuz Gölü ve Akşehir - Eber gölleri çevresinde yer alır. Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı (Yaygölü) gibi küçük kapalı havzalar da bulunmaktadır. İç Anadolu Bölgesi'nin büyük bir bölümü sularını Kızılırmak, Sakarya ve Yeşilırmak'ın kolu olan Çekerek suyu sayesinde Karadeniz'e gönderir. Güneydoğusundaki Uzunyayla yöresi, sularını Seyhan'ın kolu olan Zamantı suyu sayesinde Akdeniz'e gönderir. Sel rejimli akarsuların en fazla bulunduğu bölgedir.
Bölgenin en büyük gölü Tuz Gölü'dür. Bu göl buharlaşmanın etkisiyle yazın büyük ölçüde kurumaktadır. Tuz Gölü, tektonik oluşumludur. Derinliği fazla değildir. Gölün alanı kışın ve ilkbaharda fazla alan kapladığı halde, yazın buharlaşma ve beslenme yetersizliğinden dolayı kapladığı alan azalır. Tuz ihtiyacımızın %30'unu karşılar. Diğer önemli gölleri ise Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan ve Sultansazlığı gölleridir.
İKLİM ve BİTKİ ÖRTÜSÜ
Bölgenin çevresi yüksek dağlarla çevrili olduğundan, denizlerin nemli ılıman havası bölgeye sokulamaz.
Bu nedenle bölgede, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı karasal iklim hakimdir. Bölgede, doğuya doğru gidildikçe yüksekliğin artmasına bağlı olarak karasallık derecesi artar ve kış sıcaklıkları çok düşük değerlere ulaşır.
İç Anadolu, ülkemizin en az yağış alan bölgesidir. Ortalama yağış 400 mm civarındadır. Bölge, en fazla yağışı ilkbahar aylarında sağanak halinde alır. En kurak mevsim yazdır. Yazların kurak olması ve yaz kuraklığının erken başlaması sebze türü bitkiler üzerinde olumsuz etki yapar. Bölgenin ve ülkemizin en az yağışlı yeri Tuz Gölü çevresidir.(320 mm)
Yağışların azlığı bölgenin deniz etkisine kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Denizden gelen nemli hava kütlesi, nemini, dağların denize bakan yamaçlarında yağış halinde bırakır. İç Anadolu Bölgesi'ne doğru eserken artık kurudur.
Bölgede görülen yağışlar konveksiyonel ve cephesel kökenlidir. Kırkikindi adı da verilen konveksiyonel yağışlar İlkbaharda yaygındır.
Bölgenin tabii bitki örtüsü bozkırdır. Bozkır, ilkbahar yağmurlarıyla yeşeren, bir kaç ay yeşil kalan, yaz sıcaklığı ile sararan ot topluluğudur.
İç Anadolu Bölgesi ülkemiz ormanlarının %7 sini kaplayarak bölgeler arasında 6. sırada yer alır.
NÜFUS ve YERLEŞME
İç Anadolu Bölgesi, 2000 nüfus sayımına göre yaklaşık 11 608 868 kişilik nüfus büyüklüğüyle Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırayı alır. Bu bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye nüfus yoğunluğu ortalamasının altındadır. İç Anadolu Bölgesi'nin nüfusu, bölgenin doğal şartlarının etkisine bağlı olarak, daha çok komşu bölgelere yakın yerlerdeki dağ eteklerinde yoğunlaşır. Bunun nedeni, sözü edilen kesimlerin daha yağışlı olması ve su kaynaklarının bol olmasıdır.
Bölgedeki ovaların aldığı yağışın az olması, nüfuslanma ve yerleşmeyi engellemiştir. Düz ovalık kesimde nüfus yoğunluğu dağ eteklerine göre azdır. Toplu köy niteliğindeki kırsal yerleşme birimleri ile kentler dağ etekleri boyunca dizilidir. Bölge nüfusunun %62'si, nüfusu 10.000'den fazla olan ve kent sayılan yerleşme birimlerinde yaşamaktadır. Tarım alanları geniş olmasına karşın nüfusun %38'i kırsal kesimde yaşar. Tarım alanlarının geniş olması, tarımsal nüfus yoğunluğunun düşük olmasına yol açar. Nüfusun dağılışı, yağış dağılışına benzerlik gösterir.
Bölgede en fazla nüfuslanmış bölüm, Yukarı Sakarya'dır. Bu bölümün yoğun nüfuslanmasında, endüstri faaliyetleri ile Ankara'nın başkent olması önemli rol oynar. Konya ve Tuz Gölü civarları nüfus yoğunluğunun az olduğu yerlerdir.
TARIM
Bölge ekonomisinin temeli tarıma dayanır. Ekili - dikili alanların oranı bakımından Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırada yer alır. Çalışan nüfusun büyük bir kısmı tarımla uğraşır.
İklimin yarı kurak karakterine rağmen, çok geniş alanlar tarıma ayrılır. Bölgenin tarımı iklim şartlarına bağlıdır. Özellikle ilkbahar yağışlarının yetersizliği veya gecikmesi, tahıl üretiminde önemli dalgalanmalar meydana getirir, iklim yarı kurak olduğu için nadas ihtiyacı duyulur. Tarımın en önemli problemi sulamadır.
Bu amaçla büyük sulama kanallarının (barajların) yapılması ve yeraltı suyundan yararlanılması gerekir.Ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayanır. Türkiye'de ulusal gelirin %20'sini bu bölge sağlamaktadır.
Tarım ürünleri içinde tahıllar başta gelir. Türkiye genelinde tahıla ayrılan toprakların yarıya yakını bu bölgededir. Yer şekilleri ve iklim koşulları tahıl tarımını öne çıkarır. Düzlüklerin geniş yer kaplaması makineli tarımı kolaylaştırmıştır.
Bölgenin sulanabilen bölümlerinde şeker pancarı tarımı yapılır. Buğday, şeker pancarı ve elmanın en fazla üretildiği bölgedir. Şeker pancarının özellikle Konya, Ankara, Eskişehir, Kayseri ve Niğde gibi şeker fabrikalarının bulunduğu yerlerde ekimi yapılır.
İlkbahar yağışı ve yaz kuraklığı tahıla uygun ortamı oluşturmuştur. Türkiye'nin tahıl ambarıdır. Sulanabilen arazinin azlığı buğday ekim alanlarının geniş olmasına yol açmıştır. Bölgede buğday nadas yöntemiyle yetiştirilir. Alan bakımından nadasa bırakılan toprakların en fazla olduğu bölgemizdir. Bölgede yaz kuraklığının erken başlaması sebze türü bitkiler üzerinde olumsuz etki yapar.
HAYVANCILIK
İç Anadolu Bölgesi'nde yaygın olarak bozkırların görülmesi küçükbaş hayvancılığın gelişmesine neden olmuştur. Bölgede Ankara ve Eskişehir çevresinde tiftik keçisi yaygınlaşırken diğer yörelerde daha çok koyun beslenir. Küçükbaş hayvanlardan elde edilen yün ve tiftik, dokumacılığı teşvik etmiştir
SANAYİ
Bölgede önemli ulaşım yollarının geçtiği Yukarı Sakarya Bölümü sanayinin en fazla geliştiği bölümdür.
Eskişehir'de: Lokomotif, besin, motor, çimento ve inşaat malzemeleri sanayii,
Ankara'da : Dokuma, besin, tarım araçları, çimento ve mobilya sanayii,
Konya'da : Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri ve inşaat malzemeleri sanayii,
Kayseri'de : Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk üretim merkezleri
Kırıkkale'de : Orta Anadolu petrol rafinerisi, silah fabrikası, demir -çelik endüstrisi
Sivas'ta : Besin, yem, çimento endüstrisi ile devlet demir yollarının bakım tesisleri bulunur.
YERALTI ZENGİNLİKLERİ
Bölgenin önemli yeraltı zenginlikleri, linyit, krom, lületaşı, tuz ve bor mineralleridir.
Krom : Eskişehir, Kayseri ve Sivas'ta çıkarılır.
Kayatuzu : Kırşehir ve Çankırı dolaylarında çıkarılır.
Linyit: Sivas ve Eskişehir'de çıkarılır.
Çinko ve Demir: Kayseri'de çıkarılır.
Civa: Konya Sarayönü'nde
Tuz:Tuz Gölü'nden elde edilir.
Lületaşı:Eskişehir'de çıkarılmaktadır. Hediyelik eşya yapımında kullanılır.
TURİZM
Bölgenin önemli turistik yerleri peribacaları, Ihlara vadisi, Derinkuyu'daki yeraltı kentleri (Kapadokya) dir. Konya'daki Selçuklu eserleri, Mevlana türbesi ve çeşitli yerlerdeki Antik Hitit kentleri önemli turistik değerlerdir.
Bölgede sağlık turizmi de gelişmiştir. Özellikle Eskişehir, Ankara, Konya, Niğde, Kayseri illerinde kaplıcalar bulunmaktadır. Bu yerleşim merkezlerinde bu maksatla kurulmuş dinlenme ve konaklama tesisleri yer alır.
Bölgedeki Erciyes ve Elmadağ kayak turizmi açısından gelişmiş yerlerdir.
Bölgede özellikle Ankara'da bulunan Anıtkabir, Atatürk müzesi, Etnografya müzesi insanların en sık uğradıkları yerler arasında yer almaktadır.
İç Anadolu'da her yıl gerçekleştirilen, Kayseri Anadolu Fuarı ile Konya Fuarı başlıca turizm ve ticaret etkinliklerindendir.
İç Anadolu Bölgesi'nde, Boğazköy Alacahöyük Milli Parkı, Göreme Tarihi Milli Parkı ve Yozgat Çamlığı Milli Parkı gibi tarihi ve doğal yönden korumaya alınmış turizm alanları da bulunmaktadır.
BÖLÜMLERİ
İç Anadolu Bölgesi dört bölüme ayrılır:
KONYA BÖLÜMÜ
Bölgenin ortasında geniş bir kapalı havzadır. Burada büyük ovalar, plato düzlükleri, Tuz Gölü, Akşehir ve Eber gölleri ile Karacadağ ve Karadağ volkanik dağları bulunur. Türkiye'nin en kurak bölümüdür. Nüfus bakımından bölgenin en tenha bölümüdür. Halk tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Ülkemizin en önemli tahıl alanlarından birisidir. Konya, Aksaray ve Karaman bölümde yer alan illerdir.
YUKARI SAKARYA BÖLÜMÜ
Bölgenin kuzeybatı kısmını meydana getirir. Orta Kızılırmak boylarından İçbatı Anadolu'ya kadar uzanır. Yer şekilleri daha engebeli, iklimi biraz daha nemlidir.
Yıllık yağışlar 400 mm civarındadır. İklim ve ulaşım koşullarının elverişli olması nedeniyle, bölgenin en yoğun nüfuslu bölümüdür. Bölge nüfusunun yarıya yakını bu bölümdedir.
Batı Anadolu'yu iç bölgelere bağlayan yolların geçtiği önemli bir yerdedir. Bölümde Eskişehir ve Ankara illeri yer alır.
ORTA KIZILIRMAK BÖLÜMÜ
İç Anadolu'nun, Çankırı'dan Toroslar'a kadar uzanan, içine Kızılırmak yayını alan kısmıdır. Alan bakımından bölgenin en büyük bölümüdür. Kuzey kesimi daha engebelidir.Güney kesiminde plato ve ova düzlükleri yaygındır. Ortada ise geniş Kızılırmak platosu bulunur. Erciyes volkanik dağı bu bölümde yer alır.
Tarım alanlarının oranı verimli volkanik topraklarla kaplı güney kesimden daha yüksektir. İç Anadolu'da kırsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölümdür. Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kırıkkale bölüm içinde yer alan illerdir.
YUKARI KIZILIRMAK BÖLÜMÜ
Bu bölüm Kızılırmak'ın, Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu arasına sokulan yukarı çığırını kaplar. İç Anadolu'nun en küçük, en engebeli bölümüdür.
Dağlarla kuşatılmış bir havza görünümündedir. Engebeli olduğu için tarım alanlarının oranı daha düşüktür. Nüfusu seyrek, kentleşme oranı düşüktür. Bölgenin kışın en soğuk bölümü burasıdır. Bölümde Sivas ili bulunmaktadır.
www.cografyaciyiz.com |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
18/4/2009 - İLKÇAĞ UYGARLIKLARI |
İLKÇAĞ UYGARLIKLARI Önemli Özellikleri · Uygarlıklar Çin, Hint, Mezopotamya, Mısır, Yunan, Ege Adaları ve Güney Avrupa'da ortaya çıkmıştır. · Zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle ırmak ve deniz kıyılarında kurulmuştur. · Günümüz uygarlıklarının temelleri bu dönemde atılmıştır. · Tek tanrılı (semavi) dinler ortaya çıkmıştır. · Kölelik en yaygın insan gücünü kullanma yöntemi olmuştur. · Demokrasilerin ve cumhuriyet rejiminin ilk örnekleri bu dönemde görülmüştür. ÇİN UYGARLIĞI · Çin dünyanın en uzun tarihine sahip devletlerindendir. Çin'de ilk uygarlık Çov (Chou) hanedanı tarafından kurulmuştur. M.Ö. 2000 Çin'de birlik sağlanmıştır. · Temelinde Türk, Moğol, Tunguz ve Tibetlilerin etkisi vardır. · Araba, Tunç ve çömlek yapımını Türklerden öğrenmişler, Türk askerlik sisteminden etkilenmişlerdir. · Maden az olduğu için porselen sanatı oldukça ilerlemiştir. · ipek ve ipek böcekçiliği alanında ilerlemişlerdir. · M.Ö. XIV. yüzyılda yazıyı kullanmaya başlamışlardır. · M.Ö. XI. yüzyılda mürekkebi bulmuşlar ve yazılarını ipek üzerine yazmışlardır. M.Ö. 105 yılında kağıdı icat eden Çinliler, M.S. 650 yılında ise tahta baskı kalıpları ile ilk matbaayı kurmuşlardır. · Barut ve pusula Çinliler tarafından icat edilmiştir. · Tao, Lao-çe, Konfiçyüs ve Budizm en yaygın dinlerdir. · Halk soylular ve köylüler olmak üzere ikiye ayrılır. · Budizm tapınakları ve Çin Şeddi, Çin'e ait dünyaca ünlü eserlerdir. · Asya kıtasının Paleolitik Döneme ait en eski insan fosilleri Çin'de bulunmuştur. · Neolitik devirde tarıma dayalı bir kültür oluşmuştur. (M.Ö. 4000) HİNT UYGARLIĞI
Hindistan kıta yarımadası birçok nehir ve dağ silsilesi ile birbirinden ayrılması ve tarih boyunca pek çok istilacı kavimlerin yerleştiği bir bölge olması nedeniyle birbirinden bağımsız pek çok kültürün oluşmasına neden olmuştur. Bu yüzden sürekli ve güçlü bir Hint devleti kurulamamıştır. Hindistan'a yerleşen ari kavimler özlerini yitirmemek için 'Kast' sistemini meydana getirmişlerdir. Kast sistemi, zaten aralarında din, dil, ırk bağı olmayan Hint halkı arasında kapanmaz uçurumlar meydana getirmiştir. Kast Sistemi Babadan oğula geçen bir meslek gruplaşmasıdır. Bu sistemde herkes babasının mesleğini devam ettirmek zorundadır. Daha aşağı kastlarla akrabalık kurulamaz ve evlenilemez. Kastlar Dört Gruba Ayrılır, 1. Din adamları (Brahmanlar) 2. Soylular ve askerler (Kşatriyalar) 3. Tüccar.çiftçi ve zanaatkarlar (Vaysiyalar) 4. İşçiler (Südralar) Kast dışı kabul edilen kölelere Paryalar denilmiştir. Hindistan'da eski inançlar "Veda" denen kitaplarda toplanmıştır. Brahmanizm, Budizm, Taoizim vb. dinler yaygındır. Kast Sistemi, Gaznelilerin Hindistan'ı fethetmesi ile son bulmuştur. · Din olarak Veda, Brahmanizm, Hinduizm, Budizm, Hıristiyanlık ve Müslümanlık yaygındır. · Hint kültürü (su = Akua) merkezlidir. İRAN UYGARLIĞI İran'da ilk medeniyet eserleri, M.Ö. 3000'lerde görülmüştür. Arya kavimlerinden Medler, M.Ö. 550'li yıllara kadar İran'a, hâkim oldular. Bu tarihlerden başlayarak İran’a Medleri yıkan Persler hâkim oldu. Pers Uygarlığına ise M.Ö. 330'larda Makedonyalı İskender son verdi. · Persler Hindistan'dan Tuna'ya, Karadeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan geniş bir sahaya hakim olmuşlardır. · Bilinen ilk posta teşkilatını kurdular. · Ege'den İran'a uzanan ve "Kral Yolu" adını alan ticaret yolunu aktif hale getirdiler. · Mimaride Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Uygarlıklarımdan etkilenerek, kendilerine ait bir tarz geliştirdiler. · Pers Devleti krallıkla yönetildi. · Kral, ülkeler kralı ya da krallar kralı (Şehin Şah) diye anılırdı. · Persler Hindistan'dan Tuna'ya, Karadeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan geniş bir sahaya hakim olmuşlardır. · Bilinen ilk posta teşkilatını kurdular. · Ege'den İran'a uzanan ve "Kral Yolu" adını alan ticaret yolunu aktif hale getirdiler. · Mimaride Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Uygarlıklarımdan etkilenerek, kendilerine ait bir tarz geliştirdiler. · Pers Devleti krallıkla yönetildi. · Kral, ülkeler kralı ya da krallar kralı (Şehin Şah) diye anılırdı. · Kralın yanında söz sahibi olan bir danışma kurulu vardı. · Devlet, satraplıklara (eyaletlere) ayrılmış ve satraplıklar, merkezden atanan valiler tarafından yönetilmekteydi. Bu uygulama devletin merkezi otoritesini güçlendirmiştir. İranlılar, Zerdüşt dinine inanırlardı. · Persler Ön Asya'da çivi yazısını kullanan son uygarlıktır. MISIR UYGARLIĞI · Nil Nehri deltasında, M.Ö. 3000 yıllarında başlayıp M.Ö. 333 Makedonyalı İskender'in istilasına kadar yaşamış bir uygarlıktır. · Mısırın etrafı çöl ve denizlerle çevrili olduğu için diğer uygarlıklardan çok az etkilenmiştir. Mısır önceleri nom (nomos) denilen küçük şehir devletlerinden meydana geliyordu. Ülkedeki siyasi birlik M.Ö. 3000'lerde kral Menes tarafından sağlanmıştır. · Coğrafi konumu gereği çevre uygarlıklardan etkilenmeyen Mısırlıların yüksek bir uygarlık oluşturabilmeleri iki önemli nedene dayanmaktadır. 1. Nil Irmağı, 2. Dinsel inanış · Devletin sınırları Anadolu'dan Sudan'a kadar uzanmıştır. M.Ö. 1280 yılında Hititlerle yaptıkları 16 yıllık savaşı sona erdiren Kadeş Antlaşması, tarihin bilinen ilk yazılı antlaşmasıdır. · Devlet, firavun denilen tanrı - krallar tarafından idare edilirdi. Bu yöneticilerin yetkileri sınırsızdı. · Mısırlılar öldükten sonra dirilmeye inandıkları için ölülerini mumyalamışlar, eşyaları ile anıt mezarlara gömmüşlerdir. Firavun mezarlarına "Piramit", çok daha küçük olan halk mezarlarına da "masta-ba" denirdi. · Bugün kullandığımız Miladi Takvim ilk kez Mısırlılar tarafından icat edilmiştir (Güneş Takvimi). Nil nehrinin taşma zamanlarını önceden hesaplayabilmek için güneş yılı esasına dayalı (365 gün, 12 ay ve 3 mevsime göre) takvim düzenlenmiştir. · Ekonomi, tarım, ticaret ve mimarinin gelişmesine rağmen, tanrı-kral anlayışı nedeniyle hukuk gelişmemiştir. · Mumya sanatı, tıp, eczacılık, geometri bilimleri gelişmiş, "Pi sayısı" bulunmuştur. · En büyük mimari eserleri Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleri ile Amon tapınaklarıdır. · Mısır Piramitleri köle çalıştırılarak inşa edilmiştir. · Mısırlılar 24 harflik hiyeroglif olarak bilinen bir yazı türü kullanmışlardır. Yazılarını papirüs adı verilen bitki liflerine yazmışlardır. · Mısır halkı memurlar, katipler, rahipler, askerler, şehirliler, köylüler ve köleler olarak sınıflara ayrılırdı. www.tarihogretmeni.net |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
14/4/2009 - DÜNYA VE TÜRKİYE'DE TARİH ÖNCESİ VE TARİHİ ÇAĞLARA AİT YERLE |
DÜNYA VE TÜRKİYE'DE TARİH ÖNCESİ VE TARİHİ ÇAĞLARA AİT YERLEŞKELER TARİH ÖNCESİ DEVİRLERDE DÜNYA Tarih öncesi çağlarda insanlığın ilk yaşam ve yerleşme merkezleri, Mezopotamya, Mısır, Hint Yarımadası, Çin, Anadolu, Güney ve Kuzey Amerika'da bir kısım yerleşme yerleri olmuştur. Mezopotamya'da; Ur, Uruk, Lagaş, Eridu, Kiş ve Umma gibi şehirler kurulmuştur. Mezopotamya'da birçok medeniyet kurulmuştur. Mısır'da; yerleşkeler Nil Nehri boylarında yapılmıştır. Mısır'da ilk şehir devletleri M.Ö. 4000'de kurulmuştur. Önemli şehirler Tinis, Menfis, Teb, Nubya'dır. Hint Yarımadasında; İndus ve Ganj Nehri çevresinde yerleşme başlamıştır. Bölgelerdeki medeniyetler Sümer medeniyetinin etkisinde kalmıştır. Bu kültürde hakim unsur sudur. Bu kültürün ortaya çıkardığı şehirler Mohencon-Daro ve Harappa'dır. İran'da; M.Ö. VI. yüzyılda Persler büyük bir kültür ortaya koymuşlardır. Persler hem siyasi hem de sosyal tarih açısından Mezopotamya, Anadolu ve Mısır'da da ekili olmuştur. Daha sonra İran topraklarında Sasaniler ve daha sonra da birçok devlet ortaya çıkmıştır. Doğu Akdeniz'de ise Fenikeliler ve İbraniler medeniyet kurmuştur. Fenikelilerin koloniler vasıtasıyla alfabeyi ve kültürlerini Akdeniz ve Karadeniz havzalarına da taşıdığı görülmektedir. İbranilerin ise en belirgin özelliği tek tanrılı inanç sistemini benimsemeleridir (Musevilik). Başlıca Fenike şehirleri, Biblos, Sayda, Tir (Sur) ve Kartaca'dır. İbrani şehirleri ise Samirra ve Kudüs'tür. Güney Amerika'da ise Aztek ve İnka medeniyetleri kurulmuştur. Güneydoğu Avrupa'da Eski Yunan, Roma ve Balkanlarda İskender imparatorluğu kurulmuştur. TARİH ÖNCESİ DEVİRLERDE ANADOLU Türkiye Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir ülkedir. Verimli toprakları, tarih boyunca ticari geçiş yolları üzerinde olması, dört mevsimin aynı anda yaşandığı bir iklime sahip olması, bir çok kavmin ve ulusun ilgisini çekmiştir. Bu kavimlerden bir kısmı yerleşmiş, bir kısmı geçiş yolu olarak kullanmıştır. Bu nedenle tarihçiler Türkiye'den "Medeniyetler beşiği" olarak bahsederler. Türkiye'ye tarih boyunca birçok isim verilmiştir. Hitit'ler bin Tanrı İli, Romalılar Anatolia, Avrupalılar ise Turguia (Türkiye) demişlerdir. Türkiye'nin Tarih Öncesini Aydınlatan Merkezleri Karain Mağarası: Antalya yakınlarındadır. Önemli özelliği mağarada Eski Taş ve Yontma Taş devrine ait av ve ev eşyalarının bulunmasıdır. Anadolu'daki ilk insan izleri burada bulunmuştur. Beldibi Mağarası: Antalya'ya 45 km kadardır. Eski Taş ve Yontma Taş Devri'ne ait çanak-çömlekler bulunmuştur. Çayönü: Diyarbakır'ın Ergani ilçesi sınırlarındadır. Önemli özelliği Türkiye ve Güneydoğu Avrupa'da Cilalı Taş Devri'nde görülen ilk köy yerleşiminin burada olmasıdır. Çatalhöyük: Konya'nın Çumra ilçesi sınırlarındadır. İnsanlık tarihinin ilk şehir yerleşimi burada olmuştur. Hacılar: Burdur çevresindedir. Höyüğün etrafında çevrili duvarlar bulunmuştur. Bu savunma amaçlı yapılan surların ilk örneklerindendir. Truva: Çanakkale, Hisarlıtepe'dedir. En önemli özelliği yapılan kazılarda üst üste dokuz yerleşim merkezinin olmasıdır. Alişar: Yozgat iline bağlı bir yerleşim yeridir. Yapılan kazılarda yedi yerleşim katı bulunmuştur. Çanak-çömlekçilik gelişmiştir. Alacahöyük: Çorum'un Alaca ilçesindedir. Yapılan kazılarda dört yerleşim yeri bulunmuştur. Bunların dışında Adıyaman - Planlı Mağarası, Hatay - (Samandağı) Mağaracık Mağarası, Samsun - Tekkeköy, Ankara - Macunçay, Gaziantep-Sakçagözü, Konya - Canhasan, Denizli - Beyce-sultan, Van - Tilki Tepe, Konya - İvriz, Samsun -İkiztepe gibi yerler vardır. İlk Çağ'da Anadolu'daki Bazı Yer ve Bölge İsimleri Kapadokya : Kayseri, Nevşehir, Malatya, Yozgat İyonya : İzmir, Aydın ve çevresi Bitinya : İzmit ve yöresi Frigya : Kütahya, Polatlı ve çevresi Pamfilya : Antalya Dardanya : Çanakkale ve çevresi Lidya : Manisa, İzmir, Fethiye Likonya : Konya ve çevresi Psidya : İsparta ve çevresi Paflagonya : Giresun ve çevresi TARİHİ DEVİRLERDE ANADOLU Anadolu'ya yazıyı Asurlu tüccarlar getirmiştir. Anadolu Tarihi Devirlerde birçok medeniyete ve ulusa ev sahipliği ve merkezliği yapmıştır. Bu nedenle Hattilerden, Bizans'a kadar birçok yeraltı ve yerüstü şehirler ve medeniyet kalıntıları vardır. www.tarihogretmeni.net |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|