bayrak bayrak

(*SİTE İÇİ COĞRAFYA KONULARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ*)

COĞRAFYACI - Blogcu




COĞRAFYACI

ENGİN ŞALLI BURSA-ORHANGAZİ ÇOK PROGRAMLI LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

9/8/2009 - SÜMELA MANASTIRI

Kategori: Turizm

SÜMELA MANASTIRI

 

 Tarihçe

Sümela Manastırı , Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan Panagia (Meryemana) deresinin batı yamaçlarında Mela (Yunanca 'siyah') tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikte yer alan bir Rum manastır ve kilise kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela veya Theotokos Sumela'dır.


Kilisenin MS 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu'da sıkça rastlanılan Kapadokya kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon'da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha vardır. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, Hz.İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Alexios’un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılmaktadır.

 

 

 

14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim'in Trabzon’da ki şehzadeliği sırasında iki büyük şamdan buraya hediye ettiği, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed'in de manastırla ilgili birer fermanları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane'de Hristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan oluştrmuştur.


18 Nisan 1916’dan 24 Şubat 1918’e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hıristiyanların Yunanistan'a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine terk edilmiştir.

 

Genel Bilgiler

 

Oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilen Sümela Manastırı, başlıca ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma bölümlerinden oluşur.

 

Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır.

  

 

Dar ve uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır.

 

Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir.

Freskler

 

Kilise içerisindeki freskler şunlardır:

  • Asıl kilisenin absid kısmında, güney duvarında yukarıda Meryem'in doğuşu ve mabede sunuluşu, tebliğ, Hz. İsa'nın doğuşu, mabede sunuluşu ve hayatı, altta İncilden resimler.
  • Güney kapısında Hz. Meryem'in ölümü ve havariler.
  • Kilisenin doğuya bakan yukarı kısmında 2. sırada Genesis, Ademin yaratılışı, Havva'nın yaratılışı, Tanrı'ın tembihi, İsyan (Adem ile Havvanın yasak meyveyi yemeleri), Cennetten kovulma. 3. sırada: Yeniden dirilme, Thomas'ın şüphesi, Kabirde bir melek, Nikaia konsülü.
  • Absid kısmının dışında, yukarıda Mikail, Cebrail bulunmaktadır.

 

 

 

 

Ulaşım

 

Trabzon'a 47 kilometre, Maçka'ya 17 kilometre uzaklıkta Altındere Milli Parkı içinde bulunan manastıra, yaz aylarında turizm acentaları tarafından günü birlik turlar düzenlenmektedir.

 

 

 

http://www.sumelamanastiri.net/

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

11/7/2009 - RUMELİHİSARI

Kategori: Turizm

RUMELİHİSARI

 


İstanbul Sarıyer'de bulunan Rumelihisarı, 30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Anadoluhisarı'nın karşısında İstanbul Boğazı'nın 600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında, uzaktan bakıldığı zaman eski harflerle Muhammed biçiminde okunacak şekilde inşa edilmiş muhteşem bir eserdir. 139 gün gibi rekor bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi, dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir ve bu da bugüne kadar aşılamamış bir rekordur.

Rumelihisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir. Bu adı Dukas, "Kefalokoptis" biçiminde kullanmışsa da, ondan başka hiç kimse bu adı kullanmamıştır.


 


Hisarın inşaasına 15 Nisan 1452'de başlanmıştır. İyi bir işbölümü yapılarak her bölümün inşaası bir paşanın denetimine verilmiş, deniz tarafına düşen bölümün inşaasını da Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi üstlenmiştir. Denizden bakıldığında sağ taraftaki kulenin yapımına Saruca Paşa, sol taraftakinin yapımına Zağnos Paşa, kıyıdaki kulenin yapımına da Halil Paşa nezaret etmiştir. Buralardaki kuleler de bu paşaların adlarını taşımaktadırlar. Hisarın inşaası 31 Ağustos 1452'de tamamlanmıştır.

Hisarın yapımda kullanılan keresteler İznik ve Karadeniz Ereğlisi'nden, taşlar ve kiraç Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler (devşirme parça taş) çevredeki harap Bizans yapılarından temin edilmiştir. Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak 300 usta, 700-800 amele, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer taife çalışmıştır. 60.000 metrekare alanı kapsayan eserin kargir hacmi yaklaşık 57.700 metreküptür.

Rumelihisarı'nın Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa adında bir ufak toplam dört kulesi ile 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. Saruca Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. Zağanos Paşa Kulesi'nin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. Halil Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir.

Hisarın büyük kuleleri birleştiren çevirme duvarlarının kuzeyden güneye uzunluğu 250 metre, doğudan batıya uzunluğu ise 125 metredir. Dağ Kapısı, Dizdar Kapısı, Hisarpeçe Kapısı ve Sel Kapısı olmak üzere 4 ana ve Mezarlık Kapısı adlı bir tali kapısı vardır. Güneye bakan kulenin yakınında, cephane ve erzak mahzenlerine giden yolların ucunda, 2 gizli kapısı da bulunmaktadır. Biri tıkalı iki su mecrası, ikisi kaybolmuş üç çeşmesi vardır. Camiden günümüze yalnızca yıkık minaresi kalmıştır.


 



Rumelihisarı, 1509 depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur. Hisar tekrar III. Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır. Hisarın kulelerini örten ahşap külahlar yıkılınca, kale içi küçük ahşap evlerle dolmuştur. 1953 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın talimatı ile üç Türk bayan mimar Cahide Tamer, Selma Emler ve Mualla Anhegger-Eyüboğlu hisarın onarımı için gerekeki çalışmaları başlatmış, kale içindeki ahşap evler kamulaştırılarak yıkılmış ve restorasyon gerçekleştirilmiştir.

Rumelihisarı bugün müze ve açık hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır. Hisarda açık teşhir yapılmakta, sergi salonu bulunmamaktadır. Toplar, gülleler ve Haliç'i kapattığı söylenen zincirin bir parçasından oluşan eserler, bahçede sergilenmektedir.

http://scatar.20m.com

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/7/2009 - SULTANAHMET ÇEŞMESİ

Kategori: Turizm

SULTANAHMET ÇEŞMESİ

 


Sultan III. Ahmet Sebili ve Çeşmesi, İstanbul'da Ayasofya Camii'nin sağ yanında ve Topkapı Sarayı'nın Padişah Kapısı önündeki meydandadır. Sultan III. Ahmet tarafından 1728-1729 yıllarında Başmimar Kayseri'li Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Lale Devri'nin ve Osmanlı mimarisinin en güzel ve en önemli eserleri arasındadır. 10 x 10 metre plan üzerine inşa edilmiştir. Mimarisi ve bezemeleriyle ünlüdür.

Çeşmenin dört köşesinde yuvarlak birer sebil, sebillerin arasında kalan kısımlarda da üç çeşme bulunur. Çeşmelerin yanlarında süslü gözler vardır. Sebillerin üzerine küçük birer kubbe oturtulmuştur.

Anıtsal bir yapı görünümündeki çeşmenin duvarları bezemelerle ve devrin ünlü şairlerinden Seyyit Vehbi'nin ondört kıtalık bir kasidesinin yazılı olduğu hatla süslenmiştir. Çeşmenin Ayasofya'ya bakan yüzünde şu mısra yer almaktadır:



Aç besmeleyle iç suyu
Han Ahmed'e eyle dua.



Ebced hesabına göre bu kitabe Hicri 1141 (Miladi 1728) tarihini, yani eserin yapıldığı tarihi göstermektedir.

Çeşmenin üzeri kurşunla kaplı ahşap geniş saçaklı bir çatı ile kapatılmıştır. Saçak içleri ahşap oymacılığı ile bezenmiştir.

Lale Devri'nin şaheseri olan Sultanahmet Çeşmesi'ni yerli, yabancı bütün ziyaretçiler hayranlıkla seyretmektedirler.

http://scatar.20m.com

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

25/6/2009 - SULTANHAN KERVANSARAYI

Kategori: Turizm

SULTANHAN KERVANSARAYI

(AKSARAY)

 

 

Herbiri bir harika olan yüzlerce Selçuk kervansarayından birisi olan Sultanhan, Aksaray'ın 42 km. batısında, Sultanhanı kasabasında bulunmaktadır. 1229 yılında, Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Bir yangın geçiren han, Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, 1278 yılında onarılmış ve bir miktar genişletilmiştir. Selçuklu devrinin mimari taş işçiliği ve süsleme sanatları bakımından şaheser bir örnektir.

Sultan Hanı birbirine bitişik uzunlamasına iki bloktan oluşmaktadır. Öndeki bloğun doğu tarafındaki duvarında, geometrik şekillerle bezeli muhteşem bir mermer kapısı vardır. Kapının sivri kemerinin hemen altında Elminnetül Lillah (Kudret Allah'ındır.) duası yazılıdır. Kapıdan büyük dehlize ve oradan da hanın avlusuna geçilir. Avlunun sağ tarafında arabalara mahsus revaklı bölmeler, ortasında bir mescit, solunda da yolcuların kaldığı odalar vardır.

 



Avlunun ortasında 4 kemer üzerine dayanmış bir mescit bulunmaktadır. Bu mescit Selçuklu süsleme sanatının en güzel örneğini sergilemektedir. Yazlık kısmın sonunda, batı duvarında tezyinat bakımından giriş portalından geri kalmayan bir portalı vardır. Bununda dış portalda olduğu gibi sağında solunda birer niş (oyuk) bulunmaktadır. Kitabe kemer ve nişlerin üzerindedir.

 

 

 

Birinci bloğa göre daha dar olan arkadaki ikinci blok hayvanlara ve eşyalara ayrılmıştır. Ahır ve yolcu odalarından başka handa fırın, iki hamam ve erzak depoları da vardır. Üstü tonozla örtülü bu kısım kare kesitli 4 x 8 ayak dizisi ile 5 sahana ayrılmaktadır. Ortadaki sahan diğerlerinden daha büyük ve geniştir. Tam ortadaki yerin yukarısı pandantiflerle 8 kenarlı kasnağa oturan bir kubbe ile örtülmüştür. İçerisini kubbe feneri ile duvarlara açılmış mazgal biçiminde pencereler aydınlatmaktadır. Bunlardan başka ışık ve hava alacak yeri yoktur.

Han, toplam 4866 metrekarelik bir alana oturtulmuştur. Büyük blok "yazlık", küçük blok ise "kışlık" olarak adlandırılır. Hanın dıştan boyu 116,90 metredir. Yazlık kısmının eni 49,35 metre, boyu da 67,75 metredir. Kışlık kısım ise 32,90 metre eninde, 55,15 metre boyundadır.

Hanın doğu cephesindeki mermer kapı 10,70 metre genişliktedir. Kapıdaki kitabeye göre hanın mimarı Muhammed Bin Havlan-el-Dimeşki'dir.

 

http://www.artandrugcottage.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

18/6/2009 - KURŞUNLU ŞELALESİ

Kategori: Turizm

KURŞUNLU ŞELALESİ

 

 

Kurşunlu Şelalesi, Antalya-Mersin karayolunun 24 kilometresinden sola dönülerek 7 km devam edildiğinde ulaşılan bir şelaledir.

 

Kurşunlu Şelalesi'ne su 18 metre yükseklikten dökülmekte ve küçük şelaleciklerle 7 adet küçük gölet birbirine bağlanmaktadır.

 

Kurşunlu Şelalesi 2 kilometrelik bir kanyonun içinde kalmaktadır.

 

Bu alan 1986 yılında park haline getirilerek ziyarete açılmıştır.

 

Şelale ve piknik yeri 33 hektarlık bir alanı kaplamaktadır.

 

Piknik alanı içinde; manzara seyir terasları, çocuk parkı, restoran, otopark, gezinti patikaları, içme suyu, tuvalet vardır.

 

Ulaşım, belediye otobüsleri ve minibüslerle sağlanabilmektedir.





 

 

http://tr.wikipedia.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/6/2009 - TOPKAPI SARAYI MÜZESİ

Kategori: Turizm

TOPKAPI SARAYI MÜZESİ

 

 

İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460 - 1478 yılları arasında yaptırılan ve zamanla yeni eklemelerle genişletilen Topkapı Sarayı, yaklaşık 380 yıl imparatorluğun yönetim merkezi ve padişahların evi olarak kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın yapılmasından sonra terk edilen Saray, önemini her zaman korumuştur. Sultan I. Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde özel izinle Saray'ın bazı bölümlerin ziyarete açıldığı bilinir.

 

Dünyada günümüze gelebilmiş sarayların en eskisi ve genişi Topkapı Sarayıdır. Atatürk’ün emri ile 1924 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Konumu Halic’i, Boğaziçi’ni ve Marmara denizi gören, çok güzel manzaralı, İstanbul’un ilk kuruluş yeri olan bilinen akropol tepesidir. Tarihi İstanbul üçgen yarımadasının en uç noktasında, 5 km.yi bulan surlarla çevrili, 700.000 m2 özel araziye sahip bir komplekstir.


İstanbul’un fethini 1453’te gerçekleştiren genç Fatih Sultan Mehmet, İmparatorluk tahtını bu şehre taşımıştı. Kurduğu ilk saray şehrin ortasında bulunmaktaydı. 1470’lerde yaptırdığı ikinci saraya, önceleri yeni saray, yakın tarihlerden beri de Topkapı Sarayı denilmektedir. Burası, tarihte bilinen diğer Türk sarayları gibi, klasik bir Türk sarayıdır. Değişik fonksiyonları olan, ağaçlarla gölgelendirilmiş, birbirini takip eden ve abidevi kapılarla ayrılmış avlulardan oluşmuştur. Fonksiyonel yapılar bu avluların çevresine serpiştirilmiştir. Saray, kurulduğu çağdan başlayarak Sultanların yaptırdığı birçok değişiklik ve eklemelerle sürekli gelişmiştir. Sultanların 1853’te gösterişli Dolmabahçe Sarayına taşınmaları ile resmi saraylıktan çıkmış ve hızla harap olmaya yüz tutmuştu. Cumhuriyet döneminde 50 yılı aşan sürekli onarımlar Topkapı Sarayını eski sade güzelliğine kavuşturmuştur.

 

Sarayda sergilenen müze parçalarının pek çoğu dünyada eşi-benzeri olmayan şaheserlerdir. Saray olarak kullanıldığı devirlerdeki fonksiyonları, tarihteki diğer saraylara göre oldukça değişiktir. Burası imparatorluğun tek sahibi Sultanın resmi ikametgâhı olmakla beraber, resmi devlet işlerinin merkezi, bakanlar kurulunun toplandığı, devlet hazinesi, darphanesi ve arşivlerinin bulunduğu yerdi. İmparatorluğun en yüksek öğrenim kurumu, Sultanın ve devletin üniversitesi de sarayda bulunurdu. Osmanlı Türk İmparatorluğunun kalbi, beyni ve her anlamdaki tek merkezi burasıydı. Kuruluşundan epey sonra da sultanların özel haremleri de bu saraya yerleştirilmişti. Osmanlı Türk İmparatorluğu Türklerin tarihte kurduğu 16 bağımsız devletten en uzun ömürlü ve en geniş topraklara sahip olanıdır.

 

622 yıl süren bu dev imparatorluk Akdeniz’i ve Karadeniz’i çevreleyen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yüzyıllarca hüküm sürmüştür. Değişik ırk ve değişik dinlerden pek çok ulusu idaresinde birleştirmiştir. Tarihte böylesine geniş topraklara bu kadar uzun süre hükmeden diğeri de Roma İmparatorluğudur. Osmanlı Türk İmparatorluğunda 36 Sultan hüküm sürmüş ve 16. yy. başlarından itibaren, halifelik ünvanı ile de, İslam dünyasının dinsel hükümranlığını üstlenmiştir.

 

Sarayda Sultanın özel avlusunda bulunan okulda eğitimini tamamlayan yetenekli memurlar, geniş imparatorluğun yönetimi ve örgütlenmesinde büyük bir sadakatla başarı göstermişlerdir. Vezir ve sadrazamların pek çoğu bu okulun mezunları idi. Topkapı Sarayında gün ışığı ile başlayan hayat her adımda, her durumda, büyük tören ve katı protokol kurallarına bağlı idi. Asırları bulan kökleşmiş gelenek ve göreneklere herkesin uyması şarttı. Bu husus imparatorluğun çöküş devrinde bile kati kuraldı. Batı dünyası protokol usülleri, daima bu sarayın kurallarının etkisinde kalmıştır. Topkapı Sarayının sahil köşk ve pavyonları geçen yüzyıl sonlarında tahrip olmuşlardır. Değişik çini, ağaç işleri ve mimari üslupları, Topkapı Sarayında Türk sanatının gelişmesini, üslup farklarının uyumunu en güzel şekilde gösterir.

 

Topkapı Sarayı Müzesi'ne bağlı Şerifler Yalısı Sultan I.Abdülhamit döneminde yapılmış selamlık köşktür.


BİRİNCİ AVLU


Sarayın birinci avlusuna Bab-ı Hümayun diye bilinen İmparatorluk kapısından girilir. Kapı dışındaki anıt çeşme 18. yy. Türk sanatının en güzel örneklerindendir. Birinci avluda saray fırınları, darphane, muhafız alayı, odun depoları ve aşağıdaki düzlüklerde özel sebze bahçeleri yer alırdı. Sarayın ilk yapısı Çinili Köşk ve Arkeoloji Müzeleri de bu avludadır. Girişi takiben solda 6. yy. Bizans eseri olan Aya İrini Müzesi yer alır.

 

 

 

İKİNCİ AVLU

Topkapı Sarayı Müzesinin ana girişi, ikinci kapı olan Bab-üs Selam, orta kapıdır. İkinci avlu devlet ve hükümetin yönetim merkezidir. Yalnızca sultanların at bindiği bu avluda, halktan resmi işi olanlar, özel ödeme günlerinde maaşlarını alan yeniçeri temsilcileri, elçi kabulleri ve devlet törenleri yapılırdı. 5-10 bin kişinin mevcut olabildiği törenlerde, tam bir sessizliğin hüküm sürdüğü bilinir. Sultanların katıldığı tören ve olaylarda imparatorluk tahtı bu avlunun diğer yanındaki kapının önüne yerleştirilir ve bir saygı ifadesi olarak tüm katılanlar elleri önlerinde kavuşmuş olarak dururlardı. Avlunun sol yanında kabinenin toplandığı yönetim bölümü yer alır. Sarayın tek kulesi de buradadır. Devlet adaletinin bu divanda dağıtılmasından dolayı buraya Adalet Kulesi denilirdi. Bu kuleden bütün İstanbul ve liman gözetlenebilirdi. Kulenin tek girişi harem kısmında bulunmaktadır.

 

 


                        

HAREM


16 yy. ortalarına kadar şehrin başka semtindeki Eski Sarayda yerleşikti. Topkapı Sarayı Haremi dar uzun koridorlar, küçük iç avlular etrafına serpiştirilmiş 400 kadar odadan oluşmuştur. Burası çağlar boyunca değişikliklere uğrayarak gelişmiştir. Sultanın annesi, kız, erkek kardeşleri, ailenin diğer fertleri ve geniş aileye hizmet eden cariye ve harem ağalarının bulunduğu evin özel bölümü durumunda idi Harem. Dışarıya kesinlikle kapalı olan bu özel, Harem bölümü için asırlar boyu pek çok öyküler anlatılmıştır. Sultana ve ailesine hizmet verecek cariyeler, çeşitli ırkların en güzel ve sıhhatli kızları arasından seçilir veya hediye edilirlerdi. Çocuk yaşta hareme giren kızlar yıllar süren kati disiplin içinde yetiştirilirlerdi. Saray usullerini öğrendikten sonra, belirli sınıflara ayrılmış bu cariyelerden sultanın gözüne girebilenler, onun karısı bile olabilirdi. İmparatorlukta kraliçe unvanı yoktu.

 

Haremin bütün idaresi sultanın annesinin elinde idi. Zenginlik ve ihtişamın yanında dedikodu, kin ve sultana daha yaklaşabilmek için mücadele, yaşamın bir parçası idi. Yeni bir sultanın tahta geçişi, eski sultanın hareminin bir başka saraya gönderilmesine sebep olurdu. İdaresi ve kişiliği zayıf sultanlar devirlerinde harem kadınları ve harem ağalarının yönetime etkileri ve çevirdikleri entrikalar hemen ortaya çıkardı. Bütün güzellikler, entrikalar ve çirkinlikleri ile birlikte haremde yaşam, çağdaşı kadın dünyasından üstün bir yaşam şekli idi. Harem bölümünün ancak bir kısmı ziyarete açıktır. Hareketli ve renkli eski günlerinin tam tersine loş koridorlar, boş odalar ziyaretçinin ancak hayal gücünde canlanabilir.

 

Harem gezisi sultan annesine tahsis edilen bölüm ile 40 odalı kısımdan başlar. Büyük hamam ve kubbeli, geniş sultan salonu sonraki bölümlerdir. Her münasip yere çeşme ve ocak yerleştirilmiştir. Enteresan çeşmelerin aktığı havuzlu, büyük salon 16. yy. şahane çinileri ile süslü olup, III. Murat devri eseridir. Küçük kütüphane odasına ve çok enteresan meyve ve çiçek resimleri ile bezeli “yemiş odasına” salonun dip tarafından girilir. Harem turunun sonunda gezilen iki 16. yy. odası, camları güzel vitraylar ve duvarları zengin dekorla kaplıdır. Bu çift oda şehzadeye tahsis edilmişti. dedikodu, kin ve sultana daha yaklaşabilmek için mücadele, yaşamın bir parçası idi. Yeni bir sultanın tahta geçişi, eski sultanın hareminin bir başka saraya gönderilmesine sebep olurdu.

 

SİLAH KOLEKSİYONU VE DİVAN ODASI

Geniş saçaklı “Divan-ı Hümayun” bölümünün yanındaki büyük yapı devlet hazinesi idi. 8 kubbeli bina eski silahların modern biçimde sergilendiği zengin bir koleksiyondur. Sultanların kullandığı zırh ve silahlarla, saray ve ordu mensuplarının değişik çağlarda kullandıkları silahlar, diğer ülkelerden ele geçirilenlerle birlikte teşhirdedirler. . Hükümet üyelerine tahsis edilmiş Divan bölümü yanında sarayın tek kulesi Adalet Kulesi yükselir. Divan toplantıları Sadrazam başkanlığında toplanan Vezirler ve katipler ile yapılırdı. Sultanlar toplantıya katılmaz ancak, duvarda harem bölümüne açılan yüksek, perde ile kapalı bir pencereden toplantıyı dinleyebilirdi. Elçi kabullerinde ziyafet sofrası bu salonda kurulurdu.

 

MUTFAKLAR VE PORSELEN KOLEKSİYONU

İkinci avlunun sağ tarafında 20 bacalı saray mutfakları yer alır. Sarayda mevcudu 12.000”i geçen Çin ve Japon porselenlerinin 2500 kadarı bu bölümde sergilenmektedir. Buranın mutfak olarak kullanıldığı günlerde sayıları 1000’i geçen aşçı ve yardımcıları, sarayın değişik bölümlerine tahsis edilmiş yemekleri pişirip, gönderirlerdi. Günümüzdeki porselen teşhiri kronolojik ve modern bir sergidir. Dünyanın en zengin koleksiyonunun seçilmiş parçalarıdır. Mutfakların bir bölümü eskisi gibi muhafaza edilmiş, diğer bölümünde de İstanbul işi porselen eşya ve cam işi teşhire sunulmuştur.

 

 

 

Ayrı bir bölümde gümüş eşya ve Avrupa porselenleri koleksiyonu yer alır. Eşsiz Çin seledonları giriş sağ salondadır. Mavi beyazlar, tek ve çok renkli porselen teşhirleri, Japon porselen salonu ile nihayetlenir. Helvahane bölümünde günlük yaşamda kullanılan madeni kapkacak, kahve takımları, tombaklar sergilenmektedir. ÜÇÜNCÜ AVLU Üçüncü avluya Bab-üs Saade denilen, Ak Hadım Ağaların kontrol altında tuttuğu, ancak özel izni olmayan hiç kimse geçemediği kapıdan, Sultanın özel avlusuna girilirdi. Saray Üniversitesi, Taht Odası, sultanın Hazine Dairesi ve Kutsal Emanetler bölümü bu kısımda yer alırdı. Sultanlar elçi kabullerini Taht Odasında yapar, yüksek devlet memurları ile de burada görüşürlerdi. Giriş karşısındaki taht odası hizmetkârları, güvenlik nedenleri ile sağır ve dilsiz kimselerden seçilirdi. Sultanın çeşitli, değişik hizmetlerini gören subay rütbeli personel aynı zamanda saray okulunun ileri gelenleriydi. Avlunun ortasında bulunan 18 yy. III Ahmet Kütüphanesi Barok üslubunun Türk mimarisine uyumunun tipik, güzel örneğidir.

 

ELBİSELER

Avlunun sağ yan bölümünde teşhir edilen sultan elbiseleri koleksiyonunun, dünyada bir benzeri yoktur. Özel saray tezgâhlarında, elde yapılmış kumaşlardan dikilen elbiseler 15. yy.dan beri itina ile bohçalanıp, özel sandıklarda saklanmış olup tamamı 2500 kadardır. İpek, altın ve gümüş simlerle işlenmiş elbiseler yanında, Türk Sanatının şaheserleri olan Sultanların kullandığı ipek halı, özel seccade örnekleri de teşhir edilmektedir.

 

 

 

HAZİNE

Topkapı Sarayı müzesinin hazine koleksiyonu dünyanın en zengin, bir numaralı koleksiyonudur. 4 odada teşhir edilen eserler otantik ve orjinaldir. Değişik yüzyıllardaki Türk mücevherat işçiliğinin şaheserleri, Uzak-Doğu, Hint ve Avrupa eserleri ile birlikte seyredenleri büyüler. Hazine Bölümü sergilemesi 2001 yılında modernize edilerek değiştirilmiştir. İlave bir ücret ile gezilebilen bölümde ilk odada Osmanlı İmparatorluğunun değişik çağlarda kullandığı biri som altın kaplamalı diğeri benzersiz mine ve kıymetli taşlarla süslenmiş, bir diğeri abanoz ağacı ve üzerine fildişi kakma motifli, ötekisi bağa ve sedef kakmalı, kıymetli taşlarla süslü dört taht ve sultanların nadide taşlarla süslü sorguçları, iri taşlı zümrüt askıları yer alır.

 


 

İkinci odada Rus-Çin-İran-Hind el işi güzel eserler, devlet madalyonları sergilenmektedir. Üçüncü salon vitrinlerini Yeşim, tutya ve neceften yapılma eşsiz eserler, bir 16 yy. merasim miğferi, her biri 48 kg som altından yapılan iki büyük şamdan süsler. Dördüncü salonda merasim kılıç ve hançerleri, takı ve yüzükler yanında Sarayın sembolü Topkapı hançeri, Kaşıkçı Elması, III Mustafa’nın süslü zırhı ve altın üzeri değerli taşlarla süslü beşik sergilenmektedir. Üçüncü odayı dördüncüye bağlayan, Boğaziçi’nin girişine ve Asya sahiline hakim şahane manzaralı bir balkon vardır.

 

SAAT KOLEKSİYONU BÖLÜMÜ

Kutsal emanetlerin yanındaki oda, dünyanın en zengin koleksiyonudur. Giriş sağ tarafında Türk sanatkârlarını saatleri yer alır. Çok değerli duvar ve masa saatleri, cep saatleri 16-19. yy.lar arası tarihlenir. Değişik markalar saraya hediye edilmişlerdi. Salonun en büyük saati 3.5 metre boyunda ve 1 metre eninde İngiliz malı olup, içinde bir org vardır. Cep saatleri arasında Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz’lerin portreli saatleri enteresandır. Kubbeden aşağıya sarkan kuş kafesinin altı enteresan, mineli bir saattir.

 

KUTSAL EMANETLER BÖLÜMÜ

16 yy. Mısır’ın fethini takiben saraya getirilen İslam'ın kutsal emanetleri o tarihten beri bu bölümde muhafaza edilmektedirler. Emanetlerin sergilenmesinden önce, bölüm Taht Odası olarak kullanılmıştı. Kubbeli odaların duvarları çinilerle kaplıdır. Hz.Muhammed’in kılıçları, yayı ve değerli bir kutu içerisinde muhafaza edilen hırkası koleksiyonun önemli parçalarıdır. Odadaki büyük, süslü işlemeli, kubbeli kafes gümüşten mamuldür. Diğer oda vitrinlerinde Peygamberin, mührü, sakal kılları, mektup ve ayak izleri sergilenmektedir. İlk el yazma Kuranlardan birisi, Kâbe’nin anahtarları, önemli kişilerin kılıçları diğer eserlerdir.

 

 

 

SULTAN PORTRELERİ GALERİSİ


Kutsal Emanetler bölümü ile Hazine arasında, müze müdüriyetinin bulunduğu önü sütunlu binadadır. Büyük salonda zaman, zaman değiştirilen sergiler yer alır. Topkapı Sarayı Müzesinde zengin, değişik belgeler, kitaplar, minyatürler, yazı takımları gibi kıymetli eserler bulunmaktadır. Bu nadide parçalar buradaki salonda zaman içerisinde sergilenir. Salonun balkon şeklindeki galeri duvarlarında Sultanların yağlı boya tabloları bulunmaktadır.

 

DÖRDÜNCÜ AVLU


Sarayın üçüncü avlusundan koridorlar ile dördüncü avluya, bahçeler içindeki pavyonlara geçilir. Burada sarayın tek ahşap pavyonu, 17. yy. zengin işlemeli ve çinilerle süslü Bağdat ve Revan köşkleri ve nihayet saraya inşa edilen en son yapı olan Mecidiye köşkü yer alır. Köşkün alt katı ziyaretçilere ayrılmış lokantadır. Bağdat köşkünün önündeki teras Haliç, Galata bölümü ve Eski İstanbul’un kubbeler ve minarelerden oluşan eşsiz manzarasının birlikte seyredilebileceği en uygun yerdir. Saray yamaç bahçeleri halka tahsis edilmiş büyük bir şehir parkıdır.

 

Telefon:0(212) 512 04 80 - 512 04 84

http://www.istanbul.gov.tr/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/6/2009 - YENİ CAMİ

Kategori: Turizm

YENİ CAMİ

 


İstanbul'da 1597 yılında temeli atılan Yenicami, Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan büyük camilerin son örneğidir. inşaata çeşitli nedenlerle ara verildiğinden tam 66 yılda tamamlanmış, yapımında üç ayrı mimar çalışmıştır.

Sultan II. Murat'ın eşi ve III. Mehmet'in annesi olan Venedik asıllı Safiye Sultan, kendi adına bir cami yaptırmak istiyordu. Bu görevi saray başmimarı olan Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'ya verdi. Davut Ağa, caminin yerini belirledi ve planını çizdi. Bu, İstanbul'da deniz kıyısında yapılacak olan ilk cami olacaktı. 1597 yılının Ağustos ayında devrin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törenle caminin temeli atıldı.

 

Ancak büyük bir sorun vardı. Neresi kazılsa sürekli su çıkıyor, tulumbalar ve değirmenlerle suyun boşaltılmasına çalışılıyordu. Davut Ağa, bu engeli aşmakta kararlıydı. Temeldeki suyun kurutulmasından sonra inşaata başlandı. İnşaatta kullanılan taşlar Rodos'tan getirildi. Yapı birinci kat pencerelerinin hizasına, minare ise birinci şerefeye kadar çıkmıştı ki, Mimar Davut Ağa, bir veba salgını sırasında öldü. Bunun üzerine Dalkılıç Ahmet Çavuş, inşaatı devam ettirdi. Ancak 1603 yılında III.Mehmet'in ölümüyle, Valide Safiye Sultan, geleneklere uyularak eski saraya gönderilince inşaat yarıda kaldı ve yaklaşık 57 yıl kaderine terk edilmiş halde kaldı. Bu süre içinde zamanın tahribatına uğramış, bir yangın sonucu da büyük hasar görmüştü.




Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı sırasında tahtta bulunan IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan, bir yangın sonrasında şehri gezerken, caminin bitirilmemiş ve harabeye dönmüş halini görünce camiyi tamamlatmaya karar verdi. Dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa, Davut Ağa'nın planlarına uygun olarak inşaata başladı ve cami 3 yıl içinde tamamlanarak, 8 Şubat 1663 günü törenle ibadete açıldı.

Yeni Cami'nin mimarisinde Selçuklu tesiri yoktur. Mimar Sinan ve Sedefkar Mehmet Ağa'nın tesirlerine rastlanmaktadır. Fakat iç ve dış yapılarının çok uyumlu oluşu, süslemelerindeki incelik ve ışık düzeni ile onlardan ayrılır ve kendine has bir özellik arz eder.

 


Caminin ana kubbesi 4 filayağına oturtulmuştur. Mermer oyularak yapılan minberi büyük ve ince bir sanat eseridir. Stalaktik başlıklı sütunların tuttuğu 24 revaklı avluda Türk sanatının en değerli mücevherlerinden sayılan bir şadırvan vardır.

36 metre yükseklikte ve 17,5 metre çapındaki 24 pencereli ana kubbe beyaz zemin üzerine oturtulmuştur. Bu ana kubbe, yarım kubbelerle bir bütün oluşturmaktadır. Caminin beyaz mermerden minberi, ayrıca pencerelerin sedef kakmalı kapaklarındaki işçilik ince bir sanat ürünüdür. Pencerelerin üzerinde Mustafa Çelebi tarafından yazılan sure ve ayetler yer almaktadır.

 

 


Cami ile birlikte bir çarşı (Mısır Çarşısı), iki çeşmeli sebilhane, bir dar-ül kurra ve bir okul yapılmıştır.

Yeni Cami'nin asıl özelliğini, camiye bitişik bir kemer üzerine yapılan ve 17. yüzyıl Türk ve mimarlığının en güzel örneklerinden biri olan Hünkar Kasrı (Valide Kasrı) oluşturur. Yapıldığı yıllarda Valide Sultan, daha sonra da padişah ve sultanlar namazdan ve dini törenlerden önce buraya gelir, bir süre dinlenirlerdi.

Kasrın giriş kapısındaki ağaç işçiliği, içerideki çinili ocaklar, duvarları kaplayan çini panolar, renkli cam pencereler harikadırlar. Çiniler İznik'te yapılmıştır ve bir kısmı sadece bu kasrı süslemek için özel olarak yapıldığından, desenlerine başka hiç bir yerde rastlanmaz. Panolar karanfil, gül, şakayık, çeşitli dallar ve yapraklarla süslenmiştir. Cami, selatini (sultanlar tarafından yaptırılan) camilerin son örneği olduğu gibi, camiye bitişik Hünkar Kasrı'nı süsleyen çiniler de Türk çini sanatının en son ve en güzel örnekleridir.

 

www.cografyam.net

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/6/2009 - YEREBATAN SARAYI (SARNICI

Kategori: Turizm

YEREBATAN SARAYI (SARNICI)

 

 

İstanbul Sultanahmet Meydanı'ndaki Yerebatan Sarayı (Sarnıcı), 4. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Constantinus tarafından yaptırılmış, Justinianus döneminde 6. yüzyılda onarılıp genişletilmiştir. İstanbul, en sık kuşatma tehlikesiyle karşılaşan şehirlerden biriydi. Kuşatma süresince yaşanan en önemli sorun da yiyecek ve içecek kaynaklarının tükenmesiydi. Yerebatan (Bazilika) Sarnıcı, Roma ve Bizans İmparatorları'nın bu sorunu çözmek için yaptırdığı sarnıçların en büyüğüdür.

542'de Justinianus tarafından inşa ettirilen sarnıç, Valens Kemeri'nin (Bozdoğan Kemeri) aşağı çığırında Ayasofya'ya ve imparatorluk sarayına yönelik su dağıtım şebekesini tamamlıyordu. Halka açık bir bazilikanın portikli avlusunun altında, olasılıkla Constantinus'un inşa ettirdiği başka bir sarnıcın yerine yapılmıştır.

Bu sarnıcın suyu 19 kilometre uzaklıktaki Belgrat ormanlarından Cebeciköy kemeriyle getiriliyordu. Sarnıcın uzunluğu 141 metre, genişliği 73 metredir ve 80.000 metreküp su alabilmektedir. İçinde 12 sıra halinde, 5 metre aralıklarla 8 metre yüksekliğinde, kalıpsız çapraz tonozları taşıyan 336 (12*28) mermer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların 98 adetinin Akanthos yapraklarıyla bezeli, bir örnek başlıkları vardır. 1985'deki restorasyon sırasında, kısa gelen iki sütunun altına, uzatmak için biri yan, biri ters olarak yerleştirilmiş şaşırtıcı iki Medusa başı bulunmuştur. İki sütunun tabanını oluşturan pagan kalıntıları olan Medusa başlarının, Hıristiyanlar tarafından ebediyen suyun altında gizlenmesinin amaçlandığı sanılmaktadır.

 

 



Yerebatan Sarnıcı yakın bir döneme kadar işlevini korumuş tek sarnıçtır. Osmanlı'da durgun su içilmediği için fetihten sonra, bir yüzyıl içinde unutulan sarnıcın suyu, saray bahçelerini sulamakta kullanılmıştır. Üzerinde inşa edilmiş evlerde oturanlar ise suya doğrudan ulaşmak için tonozları delmişlerdir.

Türkler, Yerebatan Sarayı adını vererek, bu mekandan yansıyan büyülü izlenimi iyi dile getirmişlerdir. Sarnıcın boyutları, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir Alman denizaltısından sağlanan şişme bir botla keşfedilene kadar, her türlü efsaneye konu olmuştur. Ayasofya'nın, gemilerin yüzdüğü dev bir sarnıç üzerine kurulduğu efsanesi, büyük ölçüde yakınındaki, içinde kayıkla dolaşılabilen bu sarnıcın varlığıyla açıklanabilir.

Suya yansıyan ve alaca karanlıkta kaybolan bu sütun ormanı bugün hala kentin başlıca turistik çekim alanlarından biridir. 1985-1988 arasında sarnıç restore edilmiş, sütunlar arasına gezi yolları yapılmıştır, ses ve ışık efektleriyle sütunların etkileyici perspektifi ortaya çıkarılmıştır. İçerisinde kayıkla da dolaşılabilen sarnıç, 1989'da halka açılmıştır.

 

Alıntıdır.

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/6/2009 - SOLDERE SUYU (SUÇIKAN)

Kategori: Turizm

SOLDERE SUYU (SUÇIKAN)

 

Soldere veya Suçıkan diye tabir edilen dere Uludağ'ın eriyen kar sularının yer altından (Unçukuru köyünün altından geçtiği tahmin ediliyor) geçerek Söğütalan bucak merkezi yakınındaki Kayalık bir mağaradan gürültüyle çıkmasıyla oluşur ve oldukça soğuktur.

 

Bu dere suları, yeşil ağaçlık bir vadide akarak Hacıali Köyü yakınlarında Kirmasti çayına ulaşır.

 

Kabulbaba, İlyasçılar, Güller ve Hacıali'deki 12 su değirmenini üzerinde bulundurur.

 

Fakat un fabrikalarının açılmasıyla beraber 2 tanesi hariç diğerleri kapanmıştır.

 

Civar köylerin su ihtiyacının buradan karşılanmasından sonra biraz azalsa da halen akmaktadır.

 

Görülecek en güzel yerler suyun çıktığı mağara ve civarıdır.

 

Bol miktarda tatlı su balığını barındıran Soldere, ayrıca irili ufaklı birçok şelaleye de sahiptir.

 

Soldere boyunca güzel bir yürüyüş yapılabileceği gibi, tatlı su balığı avlamak içinde ideal bir yerdir.

 

http://tr.wikipedia.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

BENİM HAKKIMDA

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

coğrafyacı

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU

SON YAZILARIM

DÜNYA ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI
FIRTINA
BAZI MADENLERDE TÜRKİYE’NİN GÖRÜNÜR REZERVLERİ
UZAY ARAÇLARI
1780 BÜYÜK KASIRGASI
TURMALİN
PİRİT
DEVREZ ÇAYI
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI
TÜRK HARF İNKILABI HAFTASI
DÜNYA TASARRUF GÜNÜ
KIZILAY HAFTASI
CUMHURİYET BAYRAMI
AVRUPA’NIN DAĞLARI
STAVROLİT
URANOTİL (URANOFAN)
TÜRKİYE’NİN HİDROELEKTRİK ENERJİ POTANSİYELİ
HUGO KASIRGASI
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ
ÜLKEMİZDEKİ MİLLİ PARKLAR LİSTESİ

Gazeteler

BAĞLANTILARIM

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
COĞRAFYAM NET
ZÜLFİKAR ÖĞRETMEN FORMU
COĞRAFYA SAATİ
COĞRAFYA KULÜBÜ
COĞRAFYA SEVGİSİ
COĞRAFYA TUTKUDUR
COĞRAFYA TV
TÜRK COĞRAFYA KURUMU
ÜLKELER NET
COĞRAFYALAR COM
COĞRAFYAM ORG
COĞRAFYACIYIZ COM
E-COĞRAFYA
PROF.DR.RAMAZAN ÖZEY
COĞRAFYA DERSİM
NÜFUS PİRAMİTLERİ
COĞRAFYAMIZ NET
TÜRKCOĞRAFYA COM
FİZİKİ COĞRAFYA COM
COĞRAFYACI NET
COĞRAFYAM VE HAYAT
COĞRAFYA ÖĞRETMENİM
COĞRAFYA DÜNYASI
ATLAS DERGİSİ
COĞRAFYALİSE COM
SOSYAL DERSLERİ
DÜNYA DEPREMLERİ
MEB COĞRAFYA TV
COĞRAFİ ŞEKİLLER
TÜBİTAK
BİLİM TEKNİK
SAMANYOLU EĞİTİM KURUMLARI
ARİFİYE Ö.L.MEZUNLARI
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
EĞİTİM HABER
ÖĞRETMEN SAYFASI
ÖĞRETMEN SİTELERİ
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ORHANGAZİ REHBERİ
ORHANGAZİ BELEDİYESİ
ORHANGAZİ GEN.TR
ORHANGAZİ WEB.TR
GEOBİLİM.COM
GENÇ BİLİM
BULUTSU ORG
İLİMSEL COM
COGRAFYADERSANESİ.BLOGSPOT
Esma-ul Husna
sitene ekle

KATEGORİLERİM

  • Avrupa Birligi
  • Belirli Gün ve Haftalar
  • Bitki Cografyasi
  • Cografya
  • Cografya 10
  • Cografya 11
  • Cografya 12
  • Cografya 9
  • Cografya Haberleri
  • Cografya ile ilgili makale ve arastirmalar
  • Cografya Siirleri
  • Cografya Soru Bankasi
  • Cografya Sunumlari
  • Cografya Video ve Animasyonlari
  • Cografyada ENler
  • Darica-Gebze-Kocaeli
  • Dis Kuvvetler
  • Egitim
  • Eglence
  • Ekoloji-Cevre
  • Ekonomik Cografya
  • Fotograflar
  • Guncel Haberler
  • Harita Bilgisi
  • Ic Kuvvetler
  • Iklim ve Bitki Ortusu
  • il il Turkiye
  • Ilginc Cografi Bilgiler
  • Kim Kimdir
  • Kozan Geyve Sakarya
  • Kuran-i Kerim ve Cografya
  • Madenler ve Enerji Kaynaklari
  • Nufus ve Yerlesme
  • Okunasi Yazilar
  • Orhangazi
  • Orhangazi CPL
  • Rehberlik Dosyalari
  • Sivil Savunma Kulubu
  • Siyasi Cografya
  • Spor
  • Tarih
  • Tarim ve Hayvancilik
  • Turizm
  • Turkiye
  • Turkiye Cografyasi
  • Ulasim
  • Ulkeler Cografyasi
  • Uzay Cografyasi
  • Uzay ve Gokyuzu Fotograflari
  • ARKADAŞLARIM

    BALKOVANI
    AspAvAyAsAr
    vakanuvis
    opalankok
    acizm1988
    alsancakkoyu
    sarozfatihi
    Rahmetli645
    yahsieli
    geograpy
    cografyadersanesi
    karakurum
    vatanseverpatriot
    polatalemdarkurtlarvadisi
    cografyamiz
    reef
    sakary54
    cografiegitim
    bloghertelden
    BilgisayarEgitimlerimiz
    gercekyasamdan
    herneysem
    marasili
    cografyaci10
    cografyapaylasim1
    zulfikar22
    gazgaz1
    ankakusum
    hilalliler
    nurdanhicyilmaz
    tekamul
    40ayak
    bilimyurdu
    bizimegemiz
    sarkilaridinle
    sohbetsevenler
    16dido61
    bengisutuna
    realozi

    ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

    COGRAFYAMİZ
    vakanuvis
    gerçek yaşamdan
    EĞİTİM VE ÖĞRETMEN FORUMU