bayrak bayrak

(*SİTE İÇİ COĞRAFYA KONULARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ*)

AVRUPA'DA SİVİL TOPLUMA BAKIŞ - COĞRAFYACI - Blogcu



COĞRAFYACI

ENGİN ŞALLI BURSA-ORHANGAZİ ÇOK PROGRAMLI LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

18/11/2007 - AVRUPA'DA SİVİL TOPLUMA BAKIŞ

Kategori: Avrupa Birligi

AVRUPA’DA VE TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUMA BAKIŞ

 

Bu bölümde,  öncelikle  sivil  toplum  kavramının  tarih  boyunca  Avrupa’daki  gelişimi incelenmiş ve sivil topluma ilişkin farklı yaklaşımlar değerlendirilmiştir.  Ayrıca, günümüzde süregelen "sivil toplum nedir, ne değildir" tartışmalarına ışık tutmak amacıyla, sivil toplum kuruluşlarının tanımına ilişkin açıklamalar sunulmuştur. Avrupa bütünleşmesinde önemli role sahip olan sivil toplumun bu sürece nasıl katkıda bulunduğu ve katkıda bulunma araçları ele alınmıştır. Buna ek olarak, son dönemde gündeme gelen ve Avrupa çapında sivil  toplum  kuruluşlarının  karar  verme  sürecine  katılımlarını olumlu yönde etkilemesi beklenen "sivil diyalog" kavramına dikkat çekilmiştir. Aday ülkelerde sivil toplumun AB’ye uyum sürecine katılımının neden önemli olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, Türkiye’deki sivil toplum geleneği ve STK’ların yeri konusunda da bilgi sunulmuştur.

 

SİVİL TOPLUM NEDİR?

Sivil toplumun, basit bir tanımı henüz keşfedilmemiştir. Kavram, farklı toplumlarda yaşanan tarihsel gelişmelere paralel olarak çeşitli biçimlerde tanımlanabilmektedir. Bir toplumda sivil toplumun gelişmesi kültürel bir süreçtir ve şu unsurların gelişmesi ile paralellik taşır: çoğulculuk,  bağımsızlık,  dayanışma, toplumsal bilinçlenme, katılım, eğitim, sorumluluk ve yetki devri.  

En geniş anlamıyla sivil toplum, bireylerin ve grupların devletten kaynaklanmayan ve devletçe yönetilmeyen her türlü toplumsal faaliyeti için kollektif bir tanım haline gelmiştir. 

Avrupa’da, sivil toplum kavramı, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmıştır. Aydınlanma Çağı’na kadar sivil toplum, belli bir hukuk düzenine tabi bir tür siyasi örgüt olarak anlaşılmıştır.  Aristotle sivil toplumu "koinonia politike" olarak tanımlamıştır. Sivil olanla, siyasal olanın ayrımının henüz yapılmadığı bu anlayışta, sivil toplumun diğer toplum düzenlerinden farkı, hak ve haksızlığın ayrıldığı düzen olmasıdır.  Cicero "societas civilis" ile sivil toplum kavramından bahsetmiştir.  Sivil toplumun bu siyasi tanımı, Ortaçağa kadar kullanılmıştır.   Buna göre, sivil toplum ve devlet neredeyse eşanlamlıdır ve iyi vatandaşlıkla yakından ilişkilidir ve sivil toplumla ilişkili ahlaki bir değerdir.

1750’li yıllardan itibaren, kavram neredeyse zıt bir anlam kazanmıştır. Sivil toplum, artık devlet kavramıyla ilişkilendirilmekten çıkmış, giderek devlete eşdeğer nitelikte ayrı bir kavramı temsil etmeye başlamıştır.  Bu durum, o dönemde liberal bir dünya görüşünü savunan burjuvazinin, sivil toplum kavramını, siyasi alandan bağımsız, toplumun özel yaşamına ve ekonomik pazara ayrılmış  bir sosyal alan ile eş tutmasından kaynaklanmıştır. Manevi ve sosyal ahlak sistemi, bütünsel olarak iyi vatandaşlık değil, iyi yetişmek (görgü ve kusursuz toplumsal davranışlar) olarak algılanmıştır.

 Sivil toplum kavramı, ilk kez Adam Ferguson tarafından 1767’de "Sivil Toplumun Tarihi Üzerine Bir Deneme" adlı çalışmasında kullanılmıştır.  Ferguson’un yorumu, 19. yüzyılda Hegel ve Marx gibi düşünürleri rahatsız etmiş ve bu yaklaşımı tek taraflı ve önyargılı olmakla eleştirmelerine yol açmıştır.   Bu düşünürler, sivil toplumu, daha çok burjuva ve bireyci dünya görüşü olarak tanımlamıştır. Liberalizm ve sosyalizm, sivil toplumun tanımına ilişkin kavgalarında zıt kutupları temsil etseler de, sivil toplum, siyasi alanın antitezi olarak tanımlanmaktadır:  Liberalizm, sivil toplumu, bireysel özgürlüğün ve sözleşmeye bağlanmış ilişkilerin kalesi olarak görürken, sosyalizm, baskı ve sınıf ayrılığının ifadesi olarak yorumlamıştır. 

Bununla birlikte, 19. yüzyıldan itibaren, bazı siyasi ve toplumsal düşünürler  önceki tanımlamalar arasındaki görüş ayrılığının ötesine geçmeye çalışmışlardır. 

Artık, Tocqueville’in, Durkheim veya Weber’in ilham kaynağı olduğu modern sivil toplumun yeni bir yorumu ortaya çıkmaktadır. Bu yorum dört temel kurala dayanır: 

1 - Sivil toplum, devlet, aile ve yerel yaşamdan bağımsız bir toplumsal alandadır.

2 - Bireyler, sivil toplumu oluşturan herhangibir dernek, işyeri veya gruba katılmaya zorlanamazlar.

3 - Sivil toplum, hukuk düzeninin dışında kalamaz. 

4 - Sivil toplum, kollektif hedefler koyar ve vatandaşları temsil eder. Örgütlü sivil toplum bireyler ve devlet arasında "aracı"  ve “itici güç” olarak rol oynar.

5 - Sivil toplum,"yetki devri"(subsidiarity) boyutunu  getirmiştir. Devlet ancak kendi girişimi, vatandaş açısından, yerel, bölgesel veya ulusal girişimden daha etkin ve yararlıysa,  harekete geçmelidir.

Özetle, bugünkü sivil toplum tartışmaları, üç yaklaşım üzerinde durmaktadır:

Liberal yaklaşım, vatandaşları, hak ve ödevleri açısından tanımlanan ekonomik ve rasyonel unsurlar olarak görür. Vatandaşlar, çıkar grupları olarak kendilerini düzenlerler ve devlet de evrensel olarak geçerli bireysel hakları güvence altına alır.  Sivil toplum, bireysel hakların hayata geçirildiği ölçüde gelişebilir. 

Toplumcu teoriye göre, vatandaşlar, kendilerinin belirledikleri değerler esasında kurulmuş olan bir toplumun üyeleridir.  Bireyler kendi işlevlerini, bireyle devlet arasındaki ilişkiler sisteminde yerine getirmeli, davranışlarını toplumun hedefleriyle örtüştürmelidir.

Demokratik yaklaşıma göre ise,  sivil toplum, demokratik tartışmaların sadece fikir oluşturmakla kalmadığı, standartlar da getirdiği bir siyasi bilinçlilik yaratmaktadır. Böylelikle, bilgilendirme süreci, aynı zamanda bir karar oluşturma süreci haline gelmekte ve sivil toplum, ortak değerler üzerinde anlaşmaya varabilmektedir. 

James Maddison gibi kimi düşünürler de, sivil toplumu güç ilişkisi açısından ele almıştır.  Maddison’a göre "sivil toplum güç istimarına karşı en önemli denetim ve denge unsurlarından biridir. Otoritenin kaynağı toplumdur ancak toplum da birçok çıkar grubu ve sınıfa ayrılmaktadır.  Bu da bireylerin veya azınlığın haklarını, çoğunluk karşısında tehlikeye düşürebilmektedir". Bu görüşten yola çıkarak, egemen güç olan devletin dışında, kolaylıkla sınırlanamayacak ve denetlenemeyecek bir bağımsız kuruluşlar ve örgütler ağının gelişmesi zorunludur.   

Sivil toplumu aktif vatandaşlık ile ilişkilendiren Ralph Dahrendorf ise, sivil toplumu "başkalarına saygı gösteren, başkalarını cesaretlendirip, harekete geçmek isteyen ve geçebilen, eyleme yönelik araçları yaratabilen, kendinden emin, korkusuz ve korku duymak için nedeni olmayan kadınlar ve erkekler, yani vatandaşlar" olarak tanımlamıştır. Nedir aktif vatandaşların özellikleri?  Girişimci ve yenilikçidirler. Şoklara dayanıklı olup, yeni fırsatlar yaratırlar. Güç şartlar altında yaşayan ve göreceli olarak toplumun daha az şanslı kesimleri için toplumsal destek sağlamak üzere kendilerini düzenleyebilirler.

Çağdaş toplumlarda sivil toplum, devlete karşı çıkış olmayıp, devlet, ekonomik pazar ve vatandaşlar arasında üçüncü sektör olarak bir rol üstlenmiştir.

Sivil Toplum Kuruluşları Nasıl Tanımlanabilir?

Sivil toplum, kamu bilincinin gelişebildiği, demokratik katılıma imkan veren ve iletişime açık bir alandır. Dayanışma içinde harekete geçmek ve iletişim kurmak için bir grup insana ihtiyaç vardır.  İşte sivil toplumdan, sivil toplum kuruluşlarına geçiş de bu noktada gerçekleşir:  Sivil toplum, örgütlü toplumdur.

Avrupa’da, sivil alanda faaliyet gösteren yapılar, sosyal ortaklar (sendikalar, işveren örgütleri ve diğer kuruluşlar); sosyal ortakların dışındaki sosyal ve ekonomik aktörleri temsil eden örgütler; yerel düzeyde örgütlenen gençlik ve aile dernekleri CBO olarak anılan vatandaşın toplumsal hayata katılımını sağlayan örgüt ve dini topluluklar ile hükümet dışı kuruluşlar olarak adlandırılan NGO’lardan oluşur.

STK kavramını dar kalıplara sığdırmak mümkün değildir. STK’lar,  sivil toplumla içiçe geçmiştir. Avrupa’da sivil toplum, çoğu kez NGO terimiyle birlikte düşünülmektedir. Sivil toplumun bir parçası olan bu kuruluşlar, vatandaşları ortak bir amaç için biraraya getiren çevre ve insan hakları örgütleri, tüketici dernekleri, yardım ve eğitim örgütleri gibi yapılardır.

Türkiye’de, İngilizce’deki "Non-Governmental Organization" kavramının tam karşılığı yoktur.  Geçmişte, cemiyetler, klüpler, daha yakın bir tarihte demokratik kitle örgütleri gibi sözcükler sivil alanda faaliyet gösteren bu yapıları tarif etmekte kullanılmıştır.   Hatta, gönüllü olup olmadığı, üyelik aidatları, kamu yararı gözetmesi, vergi muafiyeti, vb. çeşitli kriterlere bakılarak kuruluşlar sınıflandırılmaya çalışılmıştır.   Ancak bugünkü en yaygın kullanım, Sivil Toplum Kuruluşları’dır (STK). 

Türkiye’deki mevzuata göre, STK’lar, dernek veya vakıf statüsünde kurulup, kar amacı gütmemek kaydıyla faaliyet gösterebilirler. Mevzuatta, gönüllü örgütlere veya STK’lara doğrudan bir referans yoktur. Türkiye’de sivil toplum, siyasi partileri, vakıfları, dernekleri, sanayi ve ticaret odalarını, meslek örgütlerini, üniversiteleri, sendikaları, farklı platform ve yurttaş girişimlerini içine alır. 

STK’ların en belirgin özellikleri, sadece kendi amaç ve değerlerine hizmet etmemeleri, hükümetlerden, kamu makamlarından ve siyasi partilerden bağımsız olmaları, ticari çıkar gözetmemeleri ve kar amacı gütmemeleri ve merkezi otorite ile vatandaş arasında arabuluculuk yapmalarıdır. Toplumdaki belli insan gruplarını veya tüm toplumu ilgilendiren sorun ve konularla ilgili olarak harekete geçerler.  Başka araçlarla sesini yeterince duyuramayanların sesi olarak hareket ederler. 

 

AVRUPA’DA SİVİL TOPLUM

 

Avrupa’da örgütlü sivil toplum, sosyal refah örgütlerini, profesyonel meslek odalarını, sendikaları, işveren örgütlerini ve pekçoğu Avrupa düzeyinde örgütlenmiş ajansları içeren çok geniş bir yelpazedeki kar amacı gütmeyen STK’ları ve ajansı kapsar. Günlük yaşantının bir parçası olarak, çoğu kez sosyal ortaklarla sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkilerde, dayanışma ve işbirliğinde kendini gösterir. Bu işbirliği, en geniş anlamıyla, yerel, ulusal ve Avrupa düzeyinde gerçekleşir. 

Bu kuruluşlar, sosyal refah için çalışan STK’lardan, derneklere mühendis odalarından, satranç oyuncuları klüplerine; sendikalardan, işveren örgütlerine; üniversitelerden insani yardım kuruluşlarına; insan hakları savunucularından, sanayici lobilerine kadar uzanan çok sayıda örgütü kapsar.  Örgütlü sivil toplum, işsizlik, ayrımcılık, yoksulluk ve yabancı düşmanlığıyla mücadele, çevre, ticaret, kalkınma, sosyal refah, insan hakları ve gelişmekte olan ülkelere yardım gibi konularda, vatandaşların görüş ve isteklerine tercüman olur.  Kısa ve uzun vadeli kampanyalarla ve çeşitli etkinliklerle davasını gündeme getirir. 

Avrupa Komisyonu, birçok bürokratik yapıdan farklı olarak, STK’larla ilişkilerini geliştirmeye, Avrupa bütünleşmesinin başından itibaren özen göstermiştir.  Özellikle, Avrupa çapında örgütlenen kuruluşlarla sıkı bir işbirliğine girmiştir.  Bu işbirliği, son 20 yıldır giderek artmaktadır.  

Avrupa bütünleşmesi, Avrupa vatandaşlarının aktif ve sorumlu katılımı olmaksızın hayata geçirilemez.  Bütünleşme süreciyle, Topluluk içinde de, ulus-devletin rolü, giderek daha göreceli hale gelmektedir. Bireyler, ulus-devletin egemenliğe ilişkin geleneksel iddiaların artık toplumsal gerçekliği yansıtmadığını daha çok anlamaya  başlamıştır.   Bugün, istihdam ve çevre sorunları, refah ve sosyal adalet meseleleri, sadece ulusal düzeyde çözümlenebilir sorunlar olmaktan çıkmıştır. Bu da Avrupa’da STK’ları bir ihtiyaç haline getirmektedir.

Merkeziyetçi anlayışla idare edilmeleri mümkün olmayan karmaşık toplumlarda, mevcut sorunlar, ancak toplumun yerel, ulusal ve bölgesel düzeyde etkin katılımıyla çözülebilir.

Sivil toplum, birbirlerinin ihtiyaçlarına duyarlı, yardımsever ve korumacı bir toplumun temelini oluşturur.  Bazen bu, birkaç sponsor veya yardımseverin bağışlarından oluşan büyük ölçekli mali destek olarak ortaya çıkabilir. Genel olarak, STK’larda çalışan gönüllülerin çabaları ve çok sayıda vatandaşın bağışlarıyla fon toplanmasını ve toplumun ihtiyaç duyan diğer kesimlerine hizmet sağlanmasını kapsar. Avrupa sosyal politikasının büyük bir bölümü bu işbirliğine  dayanır.  

STK’lar, kendi kendine yardım, gelir getirici faaliyetler ve sürdürülebilirlik kavramları üzerinde durarak, bağışlara, fon sağlayıcılara ve uluslararası bağışçılara bağımlılığı ortadan kaldırmayı hedeflerler.  Bu yaklaşım, sosyal ekonomi kavramının doğmasına yol açmıştır.  Sosyal ekonominin temel amacı, sermaye üzerinden gelir sağlamak olmayıp, kaynakları biraraya getirerek, toplumun belirli bir bölümü arasında yeniden dağıtmaktır.  Bu amaçla çalışan kuruluşlar, kooperatifler, karşılıklı yardım dernekleri, çeşitli dernekler veya vakıflar olabilir. İstihdamın artmasına ve ekonomik büyümeye önemli katkıda bulunurlar ve bu nedenle, girişim politikası çerçevesinde değerlendirilebilirler.

Güçlü Sivil Toplumun Önemi

Avrupa’da STK’lar, demokratik ve şeffaf bir Avrupa toplumunun yaratılması, farklı çıkar gruplarının görüşlerinin uzlaştırılması, yeni teknolojiler ve küreselleşme baskılarıyla karşılaşan toplumun değişime ayak uydurmasının sağlanması veya hükümetlerin dolduramadığı mekanizmalardaki boşlukların doldurulması açısından önemlidir. STK’lar, doğrudan ve dolaylı olarak rekabetin artmasına ve ekonomik büyümeye katkıda bulunurlar.  Doğrudan katkıları, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi kamu hizmetlerinin sunumu, yerel ekonomik gelişmenin desteklenmesi, sosyal ve ekonomik açıdan dışlanan birey ve grupların toplumla bütünleşmesinin sağlanması şeklindedir. STK’lar dolaylı olarak da toplumun, rekabet ve ekonomik büyümeye, özürlülere, ırkçılığa, cinsiyet ayrımına ve yaşlılara yönelik tutumunu olumlu yönde etkilerler. 

AB’de STK’lar özel sektör gibi rekabet ortamında faaliyetlerini sürdürürler. Birbirleriyle veya kamu idareleriyle işbirliğine girebilirler.  Kimi STK’lar, tutuculuk, yanlış bilgilendirme ve yetersizlik gibi olumsuz özelliklere sahip olabilirler.  Ancak, yasalara uydukları ve vergilerini ödedikleri sürece özel ilgi alanları ve çıkarları için çalışmalarına izin verilmektedir.   

Bazı STK’lar kendi aralarında ittifak kurarak, Avrupa düzeyinde örgütlenirler ve milliyetçi unsurların ötesine geçerek, Avrupa çapında özel bir çıkar grubunun görüşünü dile getirirler.  Çiftçiler, sanayiciler, özürlüler, hayvanseverler, kamyon şoförleri, belediye başkanları, üniversiteler veya Afrika’da faaliyet gösteren STK’lar gibi akla gelebilecek her alanda çeşitlilik gösterirler. Bu gruplar, hangi alanda bir AB politikası oluşturulduysa, Avrupa Komisyonu’nun kapısını çalıp, AB mevzuatının oluşturulduğu Avrupa Parlamentosu’nda lobi faaliyetleri yürütüp, politika üretiminde ve karar verme sürecinde çok önemli rol oynarlar.

Bir diğer işlevleri de, Üye Devletlerin ulusal çıkarlar adına savunduğu merkezi güce karşı, bir "karşı denge" işlevi görmektir.

 

AVRUPA’NIN İNŞASINDA    SİVİL TOPLUMUN ROLÜ

 

Avrupa’da sendikalar, işverenler, farklı çıkar grupları ve STK’lar, örgütlü sivil toplumun bir parçasıdır. Ancak, bu örgütlerin çalışmalarına yaklaşımları ve faaliyet alanları arasındaki önemli farklılıkları da hafife almamak gereklidir. 

Sosyal Ortaklar

Avrupa düzeyinde faaliyet gösteren ilk STK’lar, AB politikası üzerine diyalog için kurulan ve AB çiftçilerini temsil eden COPA’dır.  Avrupa çapında sendikaları temsil eden Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC’ün kuruluşunu, sanayiyi temsil eden UNICE ve devlet girişimini ve kamu işletmelerini temsil eden CEEP izlemiştir.  Avrupa Komisyonu, sosyal alanda özellikle de istihdamla ilgili olarak  öneriler getirmek istediğinde, Avrupa düzeyinde farklı sosyal taraflara danışmak zorundadır.  Bu sosyal diyalog, sosyal ortaklar olarak adlandırılan bu kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilir.  

ETUC ve Avrupa Sosyal STK Platformu gibi kimi STKlar arasındaki ilişkiler, göreceli olarak daha sağlam ittifak, güven ve ortak çıkarlara dayanır. Örneğin, AB Temel Haklar Şartı ile ilgili olarak, STK’lar ile sendikalar arasındaki dayanışma yerel, ulusal ve Avrupa düzeyinde güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. STK’larla işverenler arasındaki ilişkiler de, giderek artan bir ivmeyle ulusal düzeyde güç kazanmaya devam etmektedir.

Şemsiye Kuruluşlar

Avrupa’da faaliyet gösteren yüzlerce profesyonel ve ticari derneğe ek olarak, daha klasik sosyal ve çevre STK’ları ile, farklı ulusal ve uluslararası STK’ları ortak bir çatı altında toplayan şemsiye organlar da vardır.  Avrupa Gençlik Forumu bunlardan biridir.   Forum, farklı kesimlerden insanları, genç çiftçiler, genç liberaller, hukuk öğrencileri, izciler, rehberler ve ulusal gençlik konseyleri gibi gruplar altında biraraya getirir. Benzer şekilde, kalkınma alanında faaliyet gösteren Liaison Group of Development NGO, Aile ve Sosyal Refah alanında çalışan COFACE, Avrupa Kadın Platformu ya da Avrupa Vakıf Merkezi gibi benzer yapılardan da sözetmek mümkündür.  

Bu tür STK’ların faaliyetleri ve uzmanlığı, üyelerinin ya da yerel ve ulusal birimlerinin girdileri üzerine kuruludur AB düzeyinde politika yapımına meşruluk kazandırırlar. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren çıkar gruplarının deneyimlerinin, eşdeğer Avrupa çıkar gruplarına aktarılmasının mümkün olduğunu gösterirler. Avrupa düzeyinde karar oluşturma sürecine katkıda bulunurlar. Bu düzeyde daha çok sayıda çıkar grubu örgütlendikçe, Avrupa’da daha çok demokrasi ve diyaloğun yolu açılacaktır.   Bunun da ötesinde, farklı ülke ve bölgelerdeki toplumsal grupların karşılıklı fikir alışverişinde bulunması ve ortak hedefler için birlikte çalışmaları mümkün olabilecektir. 

 

AB’DE SİVİL TOPLUMUN GÜÇLENDİRİLMESİ

 

Ekonomik ve Sosyal Komite

Avrupa toplumuna önemli katkıları olan STK’lar "katılımcı ve herkesi içine alan" bir Sosyal Avrupa’nın inşası için AB kurumlarıyla yakın işbirliği içinde çalışırlar. AB, Avrupa sivil toplumunun oluşmasına çeşitli yollarla katkıda bulunmuş ve bundan faydalanmıştır. Bunu ilk olarak çeşitli danışma mekanizmalarıyla gerçekleştirmiştir.  Kurucu antlaşmalar, Avrupa bütünleşme sürecinde, sivil toplumun rol oynamasına olanak sağlamak üzere, sivil topluma danışmak üzere resmi kurumsal düzenlemelere yer vermiştir.  1950’lerde Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu için Paris Antlaşması, sosyal ortaklardan oluşan bir danışma komitesinin kurulmasını sağlamıştır.  Roma Antlaşması ile, Ekonomik ve Sosyal Komite (ESC) oluşturulmuştur.  Komite, sosyal ortakların yanısıra, ekonomik ve sosyal faaliyetlerin diğer kategorilerini de içeren üçüncü bir grup yaratmıştır.  Böylelikle, çiftçiler, tüketiciler, üniversiteler, polisler, çevreciler ve kadınlar gibi toplumun farklı kesimlerinden temsilcileri de içine almıştır. 

Ekonomik ve Sosyal Komite, AB’nin inşası sürecinde demokratik değerleri güçlendirmiştir.  AB, üçüncü ülkelerde de benzer  sosyo-ekonomik gruplar arasındaki ilişkilerin gelişmesini teşvik etmektedir. 1993’te AB-Türkiye ilişkilerini güçlendirmek üzere, AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi’nin (Joint Consultative Committee) kurulmasını tavsiye etmiştir.   Bu komite, Türk ekonomik ve sosyal çıkar gruplarından 18 temsilci ile eşdeğer sayıda Ekonomik Sosyal Komite üyesini, 1996’dan beri yılda iki kez biraraya getirmektedir.

Bölgeler Komitesi

Daha yakın bir tarihte, AB Antlaşması, Bölgeler Komitesi’ni de içine alacak şekilde değiştirilmiştir.  Böylelikle, yerel ve bölgesel makamlara AB politika oluşturulması sürecine katılma olanağı tanınmıştır.

Özel Danışma Grup ve Komiteleri

Buna ek olarak, pekçok sektörde özel danışma grup ve komiteleri vardır. Bu da Komisyon’a sözkonusu politika sektöründe ilgili taraflarla doğrudan diyalog kurma imkanı tanır.  Bu diyalog sadece durum tesbiti ve halkla ilişkiler faaliyetinden ibaret değildir.  Bir müzakere niteliği taşır ve gayriresmi olarak, yeni AB politikaları konusunda, adil ve mümkün talepler ile mali kaynak dağıtımına ilişkin öncelikler üzerinde bir uzlaşmanın yolunu açar. Bu Üye Devletlerle daha resmi düzeyde karar oluşturma sürecine zemin hazırlaması bakımından faydalıdır. Bu süreç, ilgili çevrelerin AB düzeyinde örgütlenmelerini, en azından, etkili olmak adına görüşlerini düzgün bir şekilde düzenleyebilmelerini gerektirir. Böylece, zamanla, STK’ların kendi alanlarında profesyonelleşmesi sağlanır. Bu da lobi faaliyetlerinde verimi ve teknik açıdan etkinliği artırır. Bu tür grupların listesi için (http://www.cc.cec/home/dgserv/sg/ lobbies/indexrep.htm)

Sosyal Ekonomiye Destek

Avrupa Komisyonu, AB’de CMAF (kooperatifler, karşılıklı yardım dernekleri, kar amacı gütmeyen dernekler ve vakıflar) olarak anılan çeşitli sosyal ekonomi türlerine ilişkin olarak sektörün profilini güçlendirmeyi, performansını iyileştirmeyi, dolayısıyla, istihdamı, yerel kalkınmayı ve sosyal uyumu teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bu tür kuruluşların pilot projelerini destekleyen Komisyon, CMAF’lar için özel bir danışma komitesi kurmuş, "Dayanışmacı Girişimcilik" (Bolonya) ve "İstihdam Yaratma" (Birmingham) gibi konularda  konferanslar düzenlemiştir. (http://www.social-economy.org.uk).

AB kimi STK’lara kuruluş aşamasında yardımcı olmak üzere mali destek verilmiştir. Bu tür kuruluşlar arasında Avrupa Gençlik Forumu ya da Avrupa Sosyal STK’lar Platformu sayılabilir. 

Komisyon, bazen de doğrudan mali destek vermektedir. Örneğin, bu tür kuruluşların araştırma ve faaliyetlerini desteklemek amacıyla hibe sözleşmesi yapmaktadır.

Sivil Diyalog

Sosyal diyalog, hem işveren örgütleriyle sendikalar arasındaki, hem de bu örgütlerle merkezi idare arasındaki ikili diyaloğu ifade etmektedir ve ulusal düzeyde ve Avrupa çapında hayata geçirilmiştir.

Sivil diyalog ise Avrupa Komisyonu ile STK’lar arasındaki diyaloğun güçlenmesini sağlayacak yeni bir araçtır. Bugün AB’de yeni idare biçimlerinin teşviki ve Komisyon, Üye Devletler ve sivil toplum arasında işbölümüne gidilmesi gündemdedir.  Sivil diyalog, sadece Komisyon ile sivil toplum arasında değil, AB’nin diğer organ ve kuruluşları ile de ilişkileri kapsamaktadır.  Sivil diyalog, daha kapsayıcı ve dinamik bir Avrupa sivil toplumu için gereklidir.  Bu amaçla, Avrupa Sosyal STK Platformu gibi kuruluşlar, Komisyon ile daha güçlendirilmiş bir işbirliği zemini oluşturulması ve sivil diyalog kuralının hayata geçirilebilmesi için, AB Antlaşması’na yeni bir madde eklenmesi gibi yasal dayanaklara ihtiyaç olduğunu çeşitli vesilelerle gündeme getirmektedir. Sivil diyalog, AB’de genişleme ve bütünleşme süreçlerinin güçlenmesini sağlayacak temel unsurlardandır.

 

GENİŞLEME SÜRECİ VE SİVİL TOPLUMA DESTEK

 

Sivil toplum, sağlıklı bir demokrasi ve ekonomik gelişme için zorunludur. AB dış ilişkiler ve kalkınmada işbirliği politikaları çerçevesinde, Akdeniz ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri, Afrika ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde çok çeşitli alanlarda faaliyet gösteren STK’larla yakın işbirliği içinde çalışır.

AB, genişleme sürecinde, Türkiye ve diğer aday ülkelerdeki STK’lar ile giderek artan bir işbirliğine girmiştir.

Genişleme, Avrupa’nın birleşmesi konusunda tarihi bir süreçtir.  Birlik üyelerine ve uluslararası topluma güçlendirilmiş bir güvenlik, istikrar ve refahın avantajlarını getirecektir.  Genişleme, dış politika ve ortak güvenliğin geliştirilmesine ve Avrupalı vatandaşlar için bir güvenlik, özgürlük ve adalet alanının tesis edilmesine zemin hazırlayacaktır.  Bunların da ötesinde, çevreyi koruma, suçla mücadele, yaşam koşullarını iyileştirme ve istihdamı artırma konularında ortak hareket etme kapasitesini geliştirecektir.

Aday ülkeler, vatandaşları için olduğu kadar, üye olmaya hazırlık için de zorunlu olan siyasi ve ekonomik reformları gerçekleştirmeyi sürdürmektedirler. AB üyeliğine adaylık, ülkelerin AB Konseyleri tarafından 1993’de Kopenhag ve 1995’de Madrid’te kabul ettiği kriterlere uymasına bağlıdır.  Bu kriterler bütün adaylara eşit bir biçimde uygulanmaktadır.  Bunlar demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının korunması ile rekabetçi bir pazar ekonomisinin varlığı ile ilgilidir.  Ayrıca her adayın Topluluk Müktesebatı’nın tümünü yürürlüğe koyacak ve uygulayacak kapasitede olması gereklidir.  Helsinki AB Konseyi siyasi ölçütlere uyulmasını aday ülkelerle müzakerelerin başlatılması bir önkoşul olarak kabul etmiştir.  

Türkiye’nin de içinde bulunduğu bütün aday ülkelerde sivil toplumun gelişmesine herşeyden önce de, AB üyeliğinin önşartlarını belirleyen Kopenhag Kriterlerinin yerine, getirilmesine önem verilmektedir. Bu bakımdan, STK’ların güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi sağlıklı çoğulcu demokrasi için zorunluluktur.

AB üyeliği için şart koşulan Siyasi Kriterler arasındaki dernek kurma özgürlüğü, devletin herhangibir müdahalesi ve baskısından uzak olarak, bütün STK’lara en geniş anlamıyla bağımsızlık verilmesini hedeflemektedir.  Bu, özellikle insan hakları alanında çalışan STK’lar için sözkonusudur.  Bu açıdan, eski Doğu Bloku ülkelerinde STK’ların faaliyetlerini düzenleyen yeni yasal çerçeveler geliştirilmesine önem verilmektedir. Türkiye’de de derneklere üyelerin alınması, yayınlar, toplantılar, uluslararası işbirliklerine girilmesiyle ilgili benzer sorunlar ve bürokratik sınırlamalar vardır.  Sivil toplumun gelişmesi için bu sorunlar gündemde tutulmalı ve çözüm yolları aranmalıdır.

Komisyon’un, 1998’den beri aday ülkelerin kaydettiği ilerlemeye ilişkin olarak hazırladığı Görüşlerde ve Düzenli Raporlarda bu konular ayrı ayrı ele alınmaktadır. 

Aday ülkelerle katılım müzakerelerinin başarısı için, işveren örgütlerinin, sendikaların ve diğer çeşitli çıkar gruplarının - bunlar çiftçiler, tüketiciler kadınlar, yardım dernekleri olabilir - bağımsız ve temsilci bir şekilde örgütlenmesi, sosyal diyaloğun gerçekleşmesi için birlikte çalışmaları ve AB Müktesebatına uyum sağlanmasına ve AB kurallarının uygulanmasına katkıda bulunmaları gereklidir.

Bilindiği gibi, Amsterdam Antlaşması sosyal ortakların yetki ve sorumluluklarını genişletmiştir.  Böylelikle bu yapıların, Avrupa Sosyal Modeli’nin gelişmesinde anahtar rol oynamalarına imkan tanınmıştır.  Antlaşmanın istihdam bölümü de sosyal ortaklar için yeni faaliyet alanları yaratmıştır. 

Aday ülkelerdeki sosyal ortakları bekleyen görev, sürece katılmalarını sağlayacak sosyal diyalog yapılarını ve faaliyetlerini geliştirmeleridir. Benzer şekilde Türkiye’de de, reformların gerçekleştirilmesi sadece yasaların çıkarılması ile değil, geniş çapta bir tartışma ve ülke çapında uzlaşma gerektirir.  Bu açıdan sivil toplum önemli rol oynayacaktır. 

Müktesebatın uygulanmasına ilişkin reformlar, bir toplumda meslek kuruluşları ya da dernekler bünyesinde biraraya gelen ve ekonomik ve toplumsal yaşamın bütün aktörlerini içeren bir diyalog ve saydamlık politikası olmaksızın, etkili bir biçimde gerçekleştirilemez. Bu nedenle, aday ülkelerde toplumsal mesajları iletebilecek STK’ların yapısının güçlendirilmesi, AB için çok önemlidir.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı

BENİM HAKKIMDA

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

coğrafyacı

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU

SON YAZILARIM

MERKÜR
UMMAN DENİZİ
HABUR ÇAYI
OLİVİN
PREHNİT
İNSAN HAKLARI HAFTASI
NATO’YA ÜYE ÜLKELER
AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYE ÜLKELER
BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU’NA ÜYE ÜLKELER
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI’NA ÜYE ÜLKELER
GEDİZ NEHRİ
VENÜS
HOTAN
ALFRED WEGENER
ULUSLAR ARASI ORGANİZASYONLARA ÜYE ÜLKELERİN SAYILARI
LAHN NEHRİ
RODONİT
TREMOLİT (AKTİNOLİT)
DİNLER VE İNANÇLAR
DÜNYADA KONUŞULAN DİLLER

Gazeteler
Feedjit Live Website Statistics

BAĞLANTILARIM

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
COĞRAFYAM NET
ZÜLFİKAR ÖĞRETMEN FORMU
COĞRAFYA SAATİ
COĞRAFYA KULÜBÜ
COĞRAFYA SEVGİSİ
COĞRAFYA TUTKUDUR
COĞRAFYA TV
TÜRK COĞRAFYA KURUMU
ÜLKELER NET
COĞRAFYALAR COM
COĞRAFYAM ORG
COĞRAFYACIYIZ COM
E-COĞRAFYA
PROF.DR.RAMAZAN ÖZEY
COĞRAFYA DERSİM
NÜFUS PİRAMİTLERİ
COĞRAFYAMIZ NET
TÜRKCOĞRAFYA COM
FİZİKİ COĞRAFYA COM
COĞRAFYACI NET
COĞRAFYAM VE HAYAT
COĞRAFYA ÖĞRETMENİM
COĞRAFYA DÜNYASI
ATLAS DERGİSİ
COĞRAFYALİSE COM
SOSYAL DERSLERİ
DÜNYA DEPREMLERİ
MEB COĞRAFYA TV
COĞRAFİ ŞEKİLLER
TÜBİTAK
BİLİM TEKNİK
SAMANYOLU EĞİTİM KURUMLARI
ARİFİYE Ö.L.MEZUNLARI
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
EĞİTİM HABER
ÖĞRETMEN SAYFASI
ÖĞRETMEN SİTELERİ
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ORHANGAZİ REHBERİ
ORHANGAZİ BELEDİYESİ
ORHANGAZİ GEN.TR
ORHANGAZİ WEB.TR
GEOBİLİM.COM
GENÇ BİLİM
BULUTSU ORG
İLİMSEL COM
COGRAFYADERSANESİ.BLOGSPOT
Esma-ul Husna
sitene ekle

KATEGORİLERİM

ARKADAŞLARIM

zulfikar22
alsancakkoyu
reef
gercekyasamdan
herneysem
karakurum
rahmetli645
acizm1988
GÜVEN AKBULUT
vatanseverpatriot
vakanuvis
güven akbulut
cografiegitim
gazgaz1
sakary54
cografyamiz
marasili
ankakusum
polatalemdarkurtlarvadisi
bilgisayaregitimlerimiz
yahsieli
bloghertelden
cografyaci10
hilalliler
cografyapaylasim1
sarozfatihi

ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

COGRAFYAMİZ
vakanuvis
gerçek yaşamdan
EĞİTİM VE ÖĞRETMEN FORUMU