AVRUPA’NIN DAĞLARI Atlantik Cephesi Dağları Görünüşe göre Üçüncü Zaman’ın sonunda Atlas Okyanusu’nun kuzey kısmı çukurlasın iş ve burada çöküntüler oluşurken Avrupa’nın kuzeybatısında bulunan İskandinavya ve Britanya adalarındaki dağlar yükselmiştir su ve bunlar bugün okyanus üzerinde dağlık bir görüntü meydana getirmişlerdir. Bu dağların jeolojik yapıları çok eskidir. Biraz önce değinildiği üzere, Birinci Zaman’dan önce (Huroyen) ve Birinci Zaman ortalarında (Kaledoniyen) baş gösteren kıvrılmalara uğramış sert ve genellikle billuri kayalardan oluşan dağlar sonradan aşındırılıp peneplen haline gelmişlerdir. İşte Üçüncü Zaman sonunda Kuzey Atlantik Çukuru meydana gelirken bu peneplen kısmen çarpılarak yükselmiştir. Bu yükselmenin yakın bir devirde oluşu ve zemini teşkil eden kayaların sertliği, peneplenin ilk şeklinin korunmasına yol açmıştır. Atlantik Dağları’nın yüksek kısımları gerçekte hafif dalgalı bir plato manzarasında, yüksekliği pek fazla olmamakla beraber uzun mesafeler üzerinde hemen hemen sabittir; İskoçya’nın Highlands’lerinde 1000 m. (Ben Nevis Zirvesi 1341 m.); Norveç’te 2000m. (güneyde Jotuhheim 2468m.). Bu dağların özelliği de, buzul aşınmanın taze ve kuvvetli izlerini taşımalarıdır. Bu izlerin başlıcaları; üzerinde yükselti farkları az, yuvarlak sırtlar ve az derin çukurlar taşıyan yayla yüzeyleri (ki bunlara İskandinavya’da fjeld denir); nihayet iç tarafta, daha az derin vadilerin yerini almış bulunan göllerdir. Atlantik cephesi dağları; iklimlerinin sertliği (yağmur ve karın bolluğu), çıplak yaylaların soğuk rüzgarlara açık olması, fıyordlarm hemen hemen dik inen yamaçları ile insanın yerleşmesine pek az elverişli ve hemen hemen ıssızdır. İskandinavya Dağları’nda bugün de geniş buzullar bulunur. Fjeld’in başka yerleri de geniş turbalıklar ve bataklıklarla örtülüdür. Alpin Dağlar Bunlar Atlantik cephesi dağlarından daha yüksek olmakla beraber daha alçak enlemlerde ve daha elverişli, iklim şartları altında bulundukları için insanların yerleşmesine daha elverişli durumdadırlar. Her ne kadar bunların kıvrılma sonucunda meydana gelişleri öncekilerine göre çok daha yeni ise de, oluşumlarından beri aşınım ile çok işlenmişler ve şekil bakımından’ büyük bir çeşitlilik kazanmışlardır. Alpin Dağları, kabaca şimdiki Akdeniz çukurunun sahasında bulunan jeosenklinaller üzerinde yükselip şekillendiler. Bunların iki tarafında eski kütleler vardı ki sonra kısmen veya tamamen çökerek şimdiki Akdeniz çukurlarını meydana getirdiler. Şimdi yerinde Sardunya Adası ile Korsika’nın güneybatı kısmı kalmış olan Tireniyen kütlesi ve yerinde Ege Adaları kalmış olan Egeid kütlesi gibi. Alpin dağ sıraları, bu eski kütlelerin sahalarını kuşatmaktadır. Alpın Dağları, Kuzey ve Güney kanatları olarak, iki kanada ayrılırlar. Bu kanatlar, asıl Alp Dağları sahasında bitişik oldukları halde, bu dağlar doğu ve batı uçlarına doğru birbirlerinden ayrılırlar. Güney kanadını meydana getiren dağ sıralarının hepsine birden “Dinaridler”, kuzey kanadındakilere de “Alpidler” denir. Bu sıraların meydana gelişinde basınç daima dışarıya doğrudur; kıvrımlar, şariyaj örtüleri, hep dışarıya doğru itilmişlerdir (genel olarak Dinaridler’de güneye, Alpidler’de kuzeye). Dinaridler iki esaslı daldan meydana gelmiştir. Bunların birincisi Alp dağlarının doğu ucundan Dinar-Toros sıraları; ikincisi de Alpler’in batı ucundan başlayan Tireniyen yayıdır. Bu sonuncu yay, Apenin Dağları ile İtalya’yı baştan başa geçer, Sicilya’nın kuzeyinden Afrika’ya atlayıp Atlas Dağları’nı meydana getirir, bunun bir kolu Rif Dağları ile Batı Akdeniz kıyısını boylar ve İspanya’nın güneyindeki Betik Dağları’nı meydana getirir. Bu yay Akdeniz’de Balear Adaları ile tamamlanır. Yapısı daha karmaşık olan Toros-Dinar sistemi Dalmaçya’da, sonra Arnavutluk ve Yunanistan’da (Pindos Dağları) Balkan Yarımadası’nın batı kıyısı boyunca uzanır; Mora ve Girit Adası üzerinden Anadolunun güney kıyısını boylayan Toros Dağları’na geçer. Dinaridler genel olarak Alpidler kadar kuvvetle kıvrılmamı şiardır.. Bunlar üzerinde buzul aşınımının izleri de azdır (daha güneyde olmanın sonucu). Fakat bu dağlar Dördüncü Zamanda yeni hareketlere uğradılar. Akdeniz çukurlarının meydana gelişi, bu dağları büyük çukurlarla yan yana getirdi. Yer yer kırıklar boyunca volkanlar oluştu (İtalya’da, Kiklad Adalarında). Bugün bu; sahalar deprem bakımından da aktiftir. Dinaridler’de aşınmaya karşı direnci fazla olan kalker arazinin çokluğu, genellikle bu dağların asıl Alpler’den daha sarp görünümlü olmasına yol açmıştır. Dinaridler sahasında girilmesi güç engebeli arazi ve yüksek kütleler vardır: Dalmaçya, Arnavutluk, ve Kalabriya gibi. Bu dağlarla eteklerindeki ovalar arasındaki tezatlar, göçebe çobanlığı geliştirmiştir. Gerek sarplıkları, gerekse içinde bulundukları Akdeniz İkliminin kuraklığı yüzünden, Dinaridler genellikle sert, çıplak ve fakir dağlardır. Alpidler, Pireneler’i, Asıl Alpler’i, Karpat, Balkan ve Kafkas Dağları’nı içine alır. Bunlar genellikle şariyajlı dağlar olmakla beraber, aralarında çeşitli büyüklükte eski kütleler bulunur: Pirenelerde, Batı Alpler’de ve Karpatların Tatra Dağlarında olduğu gibi . Alpidler, Avrupa’nın en yüksek zirvesini taşıyan dağlardır. Bunlardan Kafkas Dağları ndaki Elbruz Zirvesi, Avrupa’nın en yüksek noktası olup, 5633 m. yüksekliğe ulaşmaktadır. Batı Avrupa’daki en yüksek doruklar Asıl Alpler’de yer alır. Fransa-İtalya sınırındaki Mont Blanc Zirvesi 4807 m’dir. Alpidler, aynı zamanda en fazla oyulan, bir tarafından öte tarafına nispeten kolay geçilen, içlerine kolayca girilmesi ve aşılması mümkün olan dağlardır. Alpler, Avrupa ırklarının ve milletlerinin yaşama sahaları arasında bir sınır teşkil etmezler. Avrupa’nın kuzey ve güneyi arasında meydana getirdikleri büyük seti yaran gedikler, ulaşım bakımından oldukça önemlidir: İki uçta Aşağı Rhone vadisi. Morayya Kapısı ile Alpler’in meşhur geçitleri, Karpat ve Balkan geçitleri gibi. Orta Dağlar Alpin Dağları kıvrılırken, bunları meydana getiren hareketler, uzun zamandır düzlenip peneplen haline gelmiş bir takım kütleleri de yerinden oynatıp gençleştirdi. Bunlar, Atlas Okyanusu’ndan Ege Denizi’ne kadar, Alpidler’in her iki tarafında uzanırlar. Batıda İspanya Mesetası, Korsika. Sardinya, Balkan Yarımadası’nın ortasındaki Makedonya kütlesi; Alpidler’in kuzeyinde Fransız Massif Centrali, Ardene, Schwarzwald (Kara Orman) Vosges (Voj) Şistli Ren kütlesi, Orta Almanya dağları ve Bohemya kütlesi gibi. Bütün bu dağlar, Hersiniyen kıvrımları ile oluştukları sıradaki durumlarını koruyamamışlardır. Bunlar kıvrılarak parçalanmış ve çeşitli yüksekliklere çıkmış parçalar halindedir. Sırtları dağ olmaktan çok plato görünümündedir. Yükseklikleri azdır ve 2000 m’yi nadiren aşarlar, hemen hemen hepsinin yüzeyleri asimetriktir. Kendilerini yerinden oynatmış bulunan Alp hareketleri basıncının geldiği tarafa fazla yükselmişlerdir. Bu yüzden, bir tarafa hafif eğimle ovalara inerler. İber Mesetası Betik Dağları tarafına, Kara Orman, Massif Central ve Vojlar Alpler’e bakan yüzlerinde yüksektir. Mesela batıda Portekiz’e doğru alçalır; Massif Central kitlesi, ise Akiten ve Paris ovalarına; Almanya kütleleri Kuzey Almanya ovalarına doğru yavaş yavaş inerler ve aksi yönde ancak tedrici olarak dağ karakteri alırlar. Kırıklar, dağ kütlelerini birbirinden türlü genişlikte .çukurlarla ayırmaktadır. Ayrıca, yer yer bu kırıklar boyunca lavlar yıkarak orta dağlar üzerinde iğreti volkan rölyefi yerleştirmiştir. Massif Centralde Almanya’nın Hessen bölgesinde ve Bohemyada böyle yeni sönmüş volkanlar görülür. Avrupa’nın Orta dağları, insanlar için birçok elverişli şartlara sahiptir. Bir kere yükseklikleri az olduğundan çok yerde zirvelerine ^ kadar yerleşilebilir ve işletilebilir haldedirler. İçlerine sokulmak, bir tarafından öte tarafına geçmek kolaydır. Aralarındaki çukur ovaların zemini verimli alüvyal topraklarla döşenmiş olup; bunlar, etrafındaki dağlar sayesinde kuytu ve ekime elverişlidir. Özellikle Orta Avrupa’daki dağların yamaçları halen zengin bir orman örtüsü ile kaplandığı gibi, madenler de boldur. Avrupa’nın Orta Dağları, içine kolay girilen, kolay aşılan, eskiden beri yerleşilmiş ve işletilmiş bulunan dağlardır. Alıntıdır.
|