GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

2011-10-07 12:34:00

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE

 

ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

 

        Mehmet DERİ*

 

 

Özet: Bu makalede ülkemiz coğrafyasında misyonerlerin geçmişten günümüze çok yönlü ve sistematik olarak yürüttükleri hakkında bilgi verilecektir.

 

 

Anahtar Kelimeler Misyonerlik, Protestan Misyonerliği, Katolik Misyonerliği

 

 

a)      Geçmişten Günümüze Ülkemizdeki Misyonerlik Faaliyetleri

 

 

            Misyonerlik özelliklede Hıristiyan misyonerliği geçmişten günümüze kadar Müslüman milletimizi uğraştırmış hususlardan biri olmuştur. Dini ve milli değerlerimizin erozyona uğratılmak istenmesi ve büyük ölçüde bunda da başarılı olmasında misyonerlerin sistematik ve örgütlü çalışmalarının rolü çok büyüktür.

 

Misyonerlikle ilgili basılı eserlerde Türkiye “İncil Ülkesi” anlamına gelen “Bible Land” olarak adlandırılır. Zira İncil'de geçen pek çok önemli merkez Anadolu'dadır.[1] Misyonerlerin kendi ifadeleriyle: “Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar, silahsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır.” Yüzyıllardır süren Haçlı Seferleri sonucunda Anadolu'nun ebediyyen Müslüman -Türk olarak kalacağı Avrupalılara defalarca ispatlanmıştır. İşte bu nedenle Batı, silahlı Haçlı Seferleriyle yapamadığını, silahsız bir şekilde, yani misyonerlik faaliyetleri ile yapmaya başlayacaktır. Tarihçi Richard Langhaener‘in yerinde bir tespiti ile: “Batı, Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek için en etkili silah olarak misyonerliği seçecektir.” [2]

 

Anadolu’da yüzyıllarca, başta Hıristiyanlar olmak üzere, bir çok gayrimüslim barış ve huzur içinde bir arada yaşamış, 19. yüzyıla kadar Osmanlı ülkesinde ciddi bir misyonerlik faaliyetleri görülmemişti. Zira 19. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti, henüz siyasi gücünü kaybetmemişti.[3]

 

Osmanlı devleti topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir.  Fransız olan bu misyonerler, başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerine dağıldılar.[4] Bu misyonerlerin amacı Hıristiyanlığı yaymak ve İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmekti.[5]

 

Fransız olan, Katolik Cizvitler ile başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri sonucunda 1538’de Saint Benoit isimli Fransız okulu açıldı. Osmanlılarda açılan ilk yabancı okul budur.[6] Cizvitlerden başka Katoliklerin diğer kolları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve Firerler rahip ve rahibeleri de Osmanlı ülkesine gelmeye başladılar. Ve çoğu kendi ismiyle açılan Saint Joseph,  Saint Georges, Saint Michel, Saint Pierre, Saint Louis, Nontre Dame Sion gibi okullar açtılar.[7] Cizvit ve Fransiskan misyonerleri, en çok İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin Mısır, Irak, Kıbrıs ve Yunanistan’da faaliyet gösteriyorlardı.[8]

 

Katolik misyonerleri;  Rumlar, Ermeniler, Süryaniler,  Yezidiler ve Yahudilere yönelik misyonerlik faaliyetleri yürütmüşler, çok sayıda kilise okul, hastane, matbaa, pansiyon, yetimhane, yurt, dispanser açmışlardır.[9] Fakir ve kimsesiz çocuklardan, yaşlılara kadar, bilhassa yardıma muhtaç insanları kendilerine ilgi alanı seçerek, faaliyetlerini bu kimseler üzerinde yoğunlaştırmışlardır. [10]

 

Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetlerinde bulunan bir diğer Hıristiyanlık mezhebi ise Protestanlardır. Özellikle Amerikalı misyonerler, Protestan misyonerlerinin başını çekmekteydiler.  Protestan misyonerleri 1819’dan itibaren Osmanlı topraklarına gelmeye başladılar. [11]

 

1810 yılında, ABD’de kurulan “American Board Of Commissioners For Foreign Missions” “ABCFM” misyonerlik teşkilatı, Osmanlı Devleti’nde faaliyet gösteren Protestan misyonerlik kuruluşlarının en büyüğüdür. ABCFM misyonerlik teşkilatı misyonerleri, 1819 yılından itibaren Osmanlı topraklarına gelmeye başlamışlardır. [12]

 

ABCFM misyonerlik teşkilatı, faaliyetlerini daha çok Ermeniler,* Bulgarlar,** Rumlar*** ve eski Doğu Kiliseleri’ne mensup Asurîler ve Nasturiler gibi Hıristiyanlar üzerinde yoğunlaştırdılar. [13]

 

Amerikan Protestan misyonerleri, 1846 yılında İstanbul'da Protestan kilisesini açmışlardır. Bunu müteakiben 1850 yılında ABD’nin ve İngiltere'nin artan baskıları karşısında Osmanlı Devleti,  bünyesindeki Protestanları ayrı bir “millet” olarak tanımıştır. Bu tanıma olayı, Protestan misyonerlerinin etkinliklerini daha da artırmıştır. [14]

 

Amerikan misyonerleri İncil’i, başta Türk, Arap, Yunan, Bulgar, Ermeni, Yahudi dilleri olmak üzere 23 dile çevirmişler ve Osmanlı ülkesinin her tarafına dağıtmışlardır.[15] Amerikalı misyonerlerin misyonerlikle ilgili basmış olduğu dokümanların sayfa sayısı 600 milyonu bulmaktadır. [16]

 

ABCFM misyonerlik teşkilatının hazırladığı Bartlett Raporu, Osmanlı topraklarındaki faaliyet ve hedeflerini şu cümleyle özetler: “Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.” [17] ABCFM, bu çerçevede Osmanlı ülkesini misyonerlik faaliyetleri açısından 3 idari bölgeye ayırır:

 

1. Doğu Bölgesi: Harput (Elazığ), Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Mardin. Bu istasyonlar Harput’a bağlıydı.

 

2. Batı Bölgesi: İstanbul, İzmir, Talas,(Kayseri) Trabzon, Ordu, Bursa, Merzifon, Manisa, Sivas, Adapazarı. Bu istasyonlar İstanbul'a bağlıydı.

 

3.  Antep, Urfa, Maraş, Halep, Adana, Tarsus. Bu istasyonlar Antep’e bağlıydı. [18]

  

19. yüzyılda Anadolu'daki Amerikan misyonerlik okulu sayısı 417, bu okullarda okuyan toplam öğrenci sayısı 17 bin 556’dır. Şöyle ki: ilkokul sayısı 378, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 14 bin 414; orta okul sayısı 33, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 2 bin 600; açılan ilahiyat okulu sayısı 3, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 520’dir.  Bu okullarda çok sayıda Rum, Ermeni ve Bulgar çocukları öğrenim görmüştür. Rum isyanlarını, Ermeni isyanlarını Bulgar isyanlarını yöneten ihtilalci liderler hep bu okullardan yetişmiştir.[19] Bu okulların gelirleri başlıca 3 kaynaktan sağlanıyordu:  Birinci kaynak, Amerikan ve İngiltere hükümetlerinin mali yardımlarıydı. İkinci kaynak yerli ve yabancı gönüllülerin yardımlarıydı.  Yabancı gönüllülerin yardımları, ABD ve İngiltere’deki kişi ve kuruluşlardan, yerli gönüllülerin yardımları ise, genellikle yörenin Protestan cemaatine mensup varlıklı kişilerden sağlanıyordu.  Üçüncü kaynak ise; yatılı ücreti, ders ücreti, kitap kirası vb. adlar altında öğrencilerden alınan paralardı. Bir anlamda okullar giderek, birer ticari işletme haline geldiler. [20]

 

Ayrıca yine Amerikan misyonerleri, Osmanlı ülkesine çok sayıda hastaneler, klinikler, dispanserler, yurtlar, yetimhaneler açmışlardır.[21]

 

1880 yılı sonrasında Amerikalı ABCFM’li misyonerlerin, özellikle de Ermenilere yönelik çalışmaları hız kazanmıştır.  Gregoryen mezhebinden olan Ermenilerin, Protestan mezhebine çekilmek istenmesi, Ermeni milli bilincinin uyandırılması bu misyonerlerin temel görevlerinden biriydi. [22] Ermenilerin, tebaası oldukları Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık isteği ile sık sık ayaklanmasında ABCFM’li misyonerlerin rolü çok büyüktür. [23]

 

Amerikalı misyonerlerin Osmanlı ülkesinde ilgi duydukları diğer bir millet ise Bulgarlardı.  Amerikalı misyonerlerin Bulgaristan’da ulaşmak istedikleri üç hedef vardı:  Birincisi Bulgarları Ortodoks hiyerarşisinin pençesinden kurtarmak; ikincisi Protestanlığı yaymak; üçüncüsü Bulgaristan’ı Osmanlı hâkimiyetinden kurtarıp bağımsız olmasını sağlamak. [24] Bu üç amacın gerçekleşebilmesi için Amerikalı misyonerler, Bulgar milliyetçiliğinin alt yapısını oluşturdular.  Bu milliyetçiliğin yükselmesi için Bulgarca kitap, dergi, broşür bastırdılar.  Bulgarcanın başta İngilizce olmak üzere, diğer yabancı dillerdeki sözlüğünü bu Amerikalı misyonerler hazırladılar ve bastılar. [25] Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasında Amerikalı misyonerlerin kurduğu Robert Koleji’nin rolü çok büyüktür.  Nitekim bu konuda İngiliz ajanı Fitzmaurice: “Bulgaristan, bağımsızlığını elde etmesini Robert Koleji’ne borçludur.” diyerek bu gerçeğe işaret eder. Çünkü Robert Koleji, isyancı Bulgar elebaşlarının yetiştiği bir okuldur. Bulgarların Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmasını ve bu ayaklanmaların bastırılması sırasında vuku bulan olayları tamamen çarpıtarak, Müslüman Türkleri suçlu bulan, dünya kamuoyunda anti-Türk imajının oluşumunda Robert Koleji hocalarının rolü çok büyüktür. [26]

 

Amerikalı misyonerlerin açtıkları misyoner okullarının en ünlüleri şunlardır:

 

Harput Amerikan Koleji 1859,

 

Robert Koleji 1863

 

Merzifon Amerikan Koleji 1863,

 

Antep Merkezi Türkiye Koleji 1876,

 

Maraş Merkezi Türkiye Koleji 1882,

 

Tarsus Amerikan koleji 1888,

 

Talas Amerikan koleji 1889,

 

İstanbul Amerikan Kız Koleji 1890,

 

Uluslararası İzmir Koleji 1898.

 

Bu bilgiler hakkında bilgi vermek, makalemizin hacmini artıracağı için aşağıdaki literatüre bakılabilir. [27]

 

1913 yılına gelindiğinde Amerikalıların, Osmanlı topraklarında açtığı kilise sayısı 163, okul sayısı 450’ye ulaşmıştır. Bu okullara devam eden öğrenci sayısı 25 bin 922 idi. Aynı yıllarda Osmanlı ülkesindeki Sultani ve İdadi sayısı ise 69, buralarda okuyan öğrenci sayısı 6 bin 800 civarındaydı.[28] Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti’nin misyonerlik faaliyetleri karşısındaki durumu son derece vahimdi. Misyonerlerin, Osmanlı ülkesindeki gayrimüslim azınlıklar üzerindeki yoğun ve etkili propagandaları sonucunda, gayrimüslim azınlıklar, bağımsızlık isteğiyle, sık sık ayaklanıyorlar, devleti güç durumda bırakıyorlardı.

 

Milli Mücadele’nin zaferle neticelenmesi ve Milli bir Devletin kurulmasıyla, Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerin duraklamaya başladığını görüyoruz. Zira misyoner okulu olarak çalışan azınlık okulları kapatılmıştır. [29] Nitekim 1928 yılında Bursa Amerikan Kız Koleji’nde, Müslüman kızların Hıristiyanlaştırılmak istenmesi sonucu bu okulda kapatılmıştır. [30]

 

Ülkemizde 1960’lı yıllardan sonraki yıllarda, misyonerlik faaliyetleri yeniden canlanmış, bilhassa 1980’li yıllarda çok sayıda Protestan misyoner, ülkemize gelerek Hıristiyanlığı yaymaya çalışmışlardır. [31]

 

Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetleri de hız kazanmış; öyle ki 24 Nisan 2001’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu’nda milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden misyonerlik faaliyetleri, kurulda ele alınmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Milli Güvenlik Kurulu’na sunduğu raporda, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin Ermeni Toprakları Merkezi, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği, Ortodoks Kiliseler Birliği, Avrupa Kiliseler Birliği eliyle yürütüldüğü bildirilmiştir.[32]

 

Ankara Sanayi Ve Ticaret Odası’nın yayınladığı misyonerlik raporuna göre Sağlık Ve Eğitim Vakfı (SEV), Üsküdar Amerikan Koleji, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji İle Yehova Şahitleri, Bahaîler, Süryaniler, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulunmaktadırlar. Son üç yılda dağıtılan İncil sayısı 8 milyondur. [33]

 

İncil’in ülkemizde yaşayan 14 azınlık grubunun dillerine çevirisi yapılmıştır. Misyonerler Yeni Yaşam Yayınları, Haberci, Müjde Yayıncılık, Kitab-ı Mukaddes Şirketi Yayıncılık, Lütuf,  Sevgi Yayıncılık, Logos, Kucak Yayınevi gibi bazı yayınevlerinin sahibidirler. Ayrıca Gerçeğe Doğru Dergisi, Kucak Dergisi, Kapsam Gazetesi gibi yayınlarla da basın-yayın alanında faaliyet göstermektedirler. Yine misyonerler Mukaddes Kitap Kursları Derneği, Kutsal Kitap Araştırma Derneği, Kardelen Derneği gibi kuruluşlarla, faaliyetlerini sistemli ve örgütlü olarak devam ettirmektedirler. [34]

 

Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere misyonerler sahip oldukları imkânlarla ülkemiz insanın dini ve milli değerlerini tehdit eder hale gelmişlerdir.

 

Sonuç olarak şunları söylemek gerekirse: batı ve amerikan emperyalizminin temel vasıtalarından biri olan misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz bütünlüğünü, dini ve milli değerlerimizi tehdit etmektedir.

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Yetiştireceğimiz evlatlarımıza ve gençlerimize, alacakları eğitimin sınırı ne olursa olsun, onlara ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin istiklaline ve milli ananelerimize düşman olan bütün yabancı unsurlarla mücadele etmeyi öğretmeliyiz.” sözü, başta misyonerlik faaliyetleri olmak üzere, emperyalizmle mücadele için hedef ve yol gösterici bir sözdür. Bizlerde gösterilen bu hedef doğrultusunda stratejiler belirleyerek, tüm yabancı unsurlarla bilimsel metotlarla mücadele etmeliyiz.

 * Araştırmacı-Yazar Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

 

kaynak: www.ramazanozey.net

968
0
0
Yorum Yaz