bayrak bayrak

(*SİTE İÇİ COĞRAFYA KONULARINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ*)

COĞRAFYACI - Blogcu


COĞRAFYACI

ENGİN ŞALLI BURSA-ORHANGAZİ ÇOK PROGRAMLI LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

15/5/2008 - İSTANBUL'UN TEPELERİ

Kategori: il il Turkiye

İSTANBUL'UN TEPELERİ

 

Bugün sur içinde kalan eski İstanbul, yedi tepe üzerine kurulmuştur:

1.   Topkapı Sarayı tepesi

2.  Çemberlitaş tepesi

3.  Beyazıt tepesi

4.  Fatih tepesi

5.  Yavuzselim tepesi

6.  Edirnekapı tepesi

7.  Kocamustafapaşa tepesi

 

Eski İstanbul tepeleri Fatih çevresi hariç bugün hızlı tramvay yolu üzerindedir. İstanbul'un, büyükşehir tepeleri ve bu tepelerde kurulmuş semtleri şöyledir:

·     Alemdağı

·     Aydos

·     Büyükçamlıca

·     Çeliktepe

·     Çıplaktepe

·     Esentepe

·     Fetihtepe

·     Fikirtepe

·     Gayrettepe

·     Göztepe

·     Gültepe

·     Hürriyettepe

·     İcadiyetepe

·     Karlıtepe

·     Kayışdağı

·     Kuştepe

·     Küçükçamlıca

·     Madentepe

·     Nakkaştepe

·     Nurtepe

·     Seyrantepe

·     Sultantepe

·     Şehitliktepe

·     Şirintepe

·     Tepebaşı

·     Yuşatepe

http://tr.wikipedia.org/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/3/2008 - GİRESUN

Kategori: il il Turkiye

Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur. Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti.

Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu.

 Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.

Giresun tarihi eserler ve turistik bilgiler

Giresun, târihî eserler, fındık bahçeleri, orman içi mesîre yerleri, gür ormanları, tabiî mağaraları, yeşil ve güzel kıyıları, ılık iklimi ile turizme çok müsâit olan illerimizdendir.

Giresun Kalesi: Şehrin ortasında bir tepe üzerindedir. M.Ö. ikinci asırda yaptırıldığı zannedilmektedir. Kalenin kuzeyinde çok büyük mağara sığınaklar vardır. Surların bir bölümü yıkık vaziyettedir.

Şebinkarahisar Kalesi: Yapım târihi ile ilgili kesin bilgiler yoktur. Mengücükoğulları devrinde onarılmış olan kale, yıkık bir vaziyettedir.

Tirebolu Kalesi: İlçe merkezinde küçük bir yarımada üzerindedir. Cenevizlilerden kalan kale, oldukça sağlamdır. Küçük ve ince görünüşlüdür.

Bedrama (Bodrum) Kalesi: Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı kıyısındadır. Oldukça yıkık durumda olmasına rağmen, kale özelliğini korumaktadır.

Andoz Kalesi: Espiye ilçesinde, Yağlıdere çayı kıyısındadır. Romalılar döneminde yapıldığı tahmin edilen kale, sur ve burçlarının bir bölümü sağlamdır.

Hacı Hüseyin Câmii: 1594’te Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları yıkılan yapıyı 1861’de Dizdarzâde Murâd Beyin kızı tâmir ettirmiştir. Daha sonra şadırvan ilâve edilmiştir. Tahtadan yapılmış olup, mîmârî değeri yüksektir.

Fahreddîn Behramşah Câmii: On ikinci asır sonlarında Mengücükoğulları zamânında yapılmıştır. Şebinkarahisar ilçesindedir. Gördüğü tâmirler yüzünden mîmârî değerini kaybetmiştir.

Fâtih Câmii: Fâtih Sultan Mehmed’in, Trabzon seferi sırasında yaptırılmıştır. Ahşap câmi, iki kez yanmıştır. Yeniden yapılmıştır.

Şeyh Hacı Abdullah Efendi (Sarı Halife) Zâviyesi: Yağlıdere ilçesine bağlı Tekke köyündedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yapılmıştır. Günümüzde bakımsız bir haldedir. Şeyh Hacı Abdullah Efendinin türbesi zâviyenin bahçesindedir.

Seyyid Vakkas Türbesi: İl merkezindedir. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde uçbeyi olan bu zât, 1461’de vefât etmiştir. Kabri üzerine türbe 19. asırda yapılmıştır.

Mesîre yerleri: Giresun’un her köşesi ayrı bir güzelliğe sâhiptir. Tabiî güzellikleri ve mesîre yerleri çoktur.

Çamlık Kalesi: İl merkezinde yer alan açık bir dinlenme yeridir. Çam ağaçları ile çevrilidir.

Salon Çayırı: Giresun-Dereli karayolu üzerinde Kümbet Yaylası mevkiindedir. Ladin ağaçları ile kaplı orman içi dinlenme yeridir.

Kulakkaya: Balaban Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu boldur. Gedikkaya: Çok güzel manzarası olan bu kayalık tepe il merkezinin yakınındadır. Uzaktan kartal ağzı gibi görülür.

Aksu Deresi: Güzel manzaralı bir mesîre yeridir.

Depsut Suyu: Çamları, soğuksuyu, eti ve kaymağı ile meşhur bir piknik yeridir.
Aymaç Çayırı: Kümbet Yaylası içerisinde etrafı çamlıklarla çevrili geniş bir piknik yeridir. Her sene temmuz ayı ortalarında şenlikler düzenlenerek Yayla Ağası seçilir.

İçmeler ve Kaplıcalar: Giresun şifâlı su kaynakları bakımından fazla zengin değildir. Bilinen şifâlı sularından bâzıları şunlardır:

İnişdibi Mâden Suyu: Merkez ilçededir.Karaciğer ve safra kesesi yolları, kansızlık, böbrek taşları, kum sancısı ve mîde rahatsızlığına iyi gelir.

Çaldağı Mâden Suyu: Merkez ilçededir. Batlama Deresi Osmaniye köyü sınırları içerisindedir.

Şebinkarahisar Mâden Suyu: Şebinkarahisar’ın Tamara köyündedir. Mîde, böbrek, barsak, safra yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

Giresun nüfus ve sosyal hayat

Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 499.087 olup, 219.114’ü şehirlerde, 279.973’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.934 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir.

Örf ve âdetleri: Giresun’a 11. asır başından îtibâren Türkmen aşîretleri yerleşmişse de, Fâtih Sultan Mehmed Han ile Yavuz Sultan Selim Han, Türkistan ve Anadolu’dan pekçok Tür aşîretini Giresun’a yerleştirdiler. Giresun, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Türklerden önceki Hitit, Miletos, Pers, Pontus ve Roma kültürleri unutulmuştur. Giresun’da toplu yardımlaşma (imece) çok yaygındır.

Kıyâfet: Giresun’un güneyindeki kırlık bölgelerde kadınlar bel ve başlarını peştemalla örterler. Erkekler abadan yapılmış paçaları dar, yukarısı bol pantolon “zıpka” giyerler. Başlarında siyah başlık, ayaklarında mesk veya çapula denilen altı kabaralı ayakkabı bulunurdu. Bellerindeki kayışa kama; boyunlara “hamaylı” denilen gümüş bağ takılır. Bunlar eskiden yaygın olan kıyâfetlerdi. Kadınlar bellerinde gümüş kemer, başlarında tepelik ve boyunlarında beşibirlik bulundururlar.

Yemekler: Giresun’da en çok hamsi ve diğer balıklar, karalahana, mısır ve fasulye turşusu yenir. Mahallî yemekleri hamsi ızgarası, hamsi böreği, hamsi kızartması, hamsili mısır ekmeği, ısırgan püresi, poaça, karalahana çorbası, kiraz kavurması, karalahana sarması, sakarca kızartması, Evelek, Mendek çorbası, Madımak yemeği, Merulcan yemeği ve mısır dolmasıdır. Baklavası meşhurdur.

Folklor: Giresun, türkü, mâni, efsâne ve atasözü bakımından zengindir. Türkü ve oyunları Karadeniz’in diğer illerinden farklı değildir. En çok oynanan oyun “horon”dur. Oyunlarda kemençe, davul ve zurna kullanılır. “Giresun karşılaması” ile “metelik” oyunları meşhurdur.

Eğitim: Köyler, ormanlık ve dağlık arâzide ve dağınık olduğundan okul yapılması gecikmiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’tir. 18 anaokulu, 788 ilkokul, 74 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 18 Meslekî ve teknik lise vardır. Üniversite yoktur. Karadeniz Üniversitesi’ne bağlı Fâtih Eğitim Fakültesi ile Meslek Yüksek Okulu vardır.

Giresun coğrafi bilgiler

Fizikî Yapı

Giresun, Doğu Karadeniz dağlarının uzantısı olan Giresun Dağları üzerinde yer alır. Yüzölçümünün % 94’ü dağlar ve % 1’i yaylalardan ibârettir. Ovaları yok denecek kadar azdır.

Dağları: Doğu Karadeniz Dağları, Giresun ilinde, “Giresun Dağları” ismini alır. Kıyıdan 50-70 km sonra bu dağlar birden dikleşir ve sâhile paralel olarak uzanır. Dağların yamaçları çay bahçeleri ve iki bin metreye kadar çam ormanları ile kaplıdır. Karataş Tepesi 2754 m, Kırkızlar Tepesi 3038 m, Balaban Dağı 3450 m, Karagöl Dağı 3038 m ve Erimez Dağı 2690 m’dir. Giresun Dağlarının batısı doğuya nazaran daha alçaktır. 3000-2000 m arasında yer alan yaylalar yüzölçümünün yüzde birini az geçer. Başlıcaları Kümbet, Bektaş, Tamzara, Kulakkaya, Tamdere, Sağrak ve Karagöl yaylalarıdır.

Ovaları: Giresun ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. Ovalar yüzölçümün binde ikisi kadardır. Bu ovalar, nehirlerin denize döküldüğü yerler olup, bol yağışlı ve çok bereketlidir. Mısır, buğday, fındık, arpa ve fiğ yetiştirilir. Kelkit ve Harşit çaylarının etrâfında uzanan vâdiler zirâat için çok elverişlidir. Kelkit Vâdisi doğu batı istikâmetinde uzanır. Harşit Vâdisi ise Karadeniz kıyısını Gümüşhâne’ye ve Doğu Anadolu’ya bağlayan tabiî bir geçittir.

Akarsuları: Giresun ilinin başlıca önemli akarsuları şunlardır:

Kelkit Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Bir çöküntü olan Kelkit Vâdisini, doğu-batı istikâmetinde tâkib eder. Giresun içinde 70 km yol kateder ve Şebinkarahisar civârında Sivas’a girer ve Sivas’tan sonra Tokat’ta Yeşilırmak ile birleşir. Harşit(Doğankent) Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Günyüzü yakınında Giresun’a girer. Tirebolu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.

Giresun’un kuzey kısmında bol yağış olduğundan, bol su taşıyan dereleri çoktur. Özlüce Dere, Gelevara Deresi, Yağlıdere, Aksu ve Pazarsu Çayları, Giresun Dağlarının kuzeyinden çıkarak, Karadeniz’e dökülür.

Gölleri: Giresun ilinde büyük göl yoktur. Dağların yüksek yerlerinde buzul göller vardır. Karagöl Dağının tepesindeki Karagöl bir krater gölüdür.

Giresun Adası (Artetias Adası): Karadeniz’de topraklarımıza dâhil olan tek adadır. Yarımada biçiminde denize doğru uzayan Merkez ilçe topraklarının devamı şeklindedir. Adada kaynak su ve eski kale kalıntıları vardır. Târihte Giresun’u ele geçirmek isteyen devletler önce bu adaya asker çıkarırlardı.

İklim ve Bitki Örtüsü

Giresun ilinde iki ayrı iklim görülür. Kıyılar ılık ve yağışlıdır. Kelkit Havzası, yâni Giresun Dağlarının güneyinde yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer. Kıyı bölgesinde yağış 1300-1760 mm arasında iken, güneyde 564 milimetredir. Giresun kıyı bölgesi Rize’den sonra Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. +9,8°C ile +37,3°C arasında ısı seyreder.

Giresun ili bol yağış aldığı için, bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Her taraf yemyeşildir. İlin % 38’i ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar ise % 27’dir. Toprağın ancak % 7’si zirâate elverişli değildir. Geri kalan kısmı zirâate elverişlidir. Giresun ilinde 1000 m yüksekliğe kadar her taraf fındık, kestâne, akasya, gürgen, meşe, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, akçaağaç ve çeşitli meyve ağaçları ile örtülüdür. 1000-2000 m arasında çam ormanları (sarıçam ve ladin ağaçları) ile kaplıdır. 2000 m’nin üstünde Alp bitkileri görülür.

Giresun ekonomisi



Giresun ilinin ekonomisi tarıma (fındığa), balıkçılık ve tarıma dayalı sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun yüzde 80’i tarımla uğraşır.

Tarım: Giresun’da ekim yapılan alanların yarısı fındık bahçeleri ile kaplıdır. Giresun fındığı dünyânın en kaliteli fındığıdır. Dünyâda fındık ihrâcâtında Türkiye ilk sırada olup, Türkiye’de yetişen fındığın da yüzde 25’ine yakınını Giresun temin eder. Fındık, Giresun tarımının bel kemiğidir. 90 milyona yakın fındık ağacından, 70.000 ton civârında fındık istihsal edilir. Giresun’da fındıktan sonra en çok mısır, buğday, arpa, fiğ, patates ve baklagiller yetişir. Sebzecilik gelişmiştir. Karalahana, domates ve fasülye yetiştirilir. Meyve olarak elma, armut ve kiraz yetişir.

Hayvancılık: Giresun ilinde hayvancılık gittikçe gelişmektedir. Bol yağış sebebiyle, yaylalar, mer’a ve çayırlar yazın bile yeşillik içindedir. Koyun, sığır, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Kıyı bölgesinde balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Balıkçılık henüz modern bir şekle girememiştir. Fakat devamlı gelişme hâlindedir. Hamsi, istavrit, palamut, torik, sargan, kefal, kötek, barbunya, mezgit, kalkan ve izmarit sâhillerde ve açıklarda avlanır.

Ormancılık: Karadeniz kıyılarındaki diğer iller gibi Giresun da orman varlığı bakımından zengindir. Giresun Dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçları tamâmen ormanlarla kaplıdır. İlin yüzde 38’i ormanlıktır. Orman sâhası 250.000 hektara yakındır. Ayrıca 20.000 hektara yakın fundalık sâha vardır. Ormanların yarısı normal koruluktur. Geri kalanı bozuk korular ve baltalıktır. Senede 200.000 m3e yakın sanâyi odunu, 300 bin ster’e yakın yakacak odun elde edilir. Bu oldukça önemli bir orman ürünüdür.

Mâdenleri: Giresun’da kurşun, kaolen, çinko, linyit, manganez, antimon, demir, şap, barit, mâden kömürü ve uranyum vardır.

Ulaşım: Giresun’da hava ulaşımı yoktur. Fakat kara ve deniz ulaşım trafiği çok faaldir. Sinop’tan Hopa’ya kadar kıyıya paralel olarak uzanan devlet yolu, Giresun ve 7 ilçesi içinden geçer. Giresun’un Karadeniz’de 122 km kıyısı vardır. Giresun bir liman şehridir. 1954’te 728 m uzunlukta rıhtım yapılmıştı. Limana günde iki gemi ve 10 motor yanaşabilir. Görele ve Tirebolu’da gemilerin yanaşmasına müsâit iskeleler vardır. Karadeniz’e sefer yapan bütün gemiler Giresun’a uğrarlar. Giresun, Trabzon ve Samsun-Ankara yolu ile İstanbul’a, Trabzon-Gümüşhâne-Erzurum transit yolu ile de Doğu Anadolu’ya bağlanır.

Sanâyi: Giresun, son 15 sene içinde hızlı bir sanâyileşme içine girmiştir. Aksu’da SEKA Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşleme Tesisleri ve Yonga Levha Fabrikası büyük sanâyi kuruluşlarıdır. Ayrıca Tirebolu Çay Fabrikası, fındık kırma atölyeleri, metal eşyâ, kolonya, dokuma tezgâları, doğrama bıçkı ve kereste fırınlama atölyeleri, Giresun peynir ve tereyağ fabrikası, üç un fabrikası, Bulancak Balık Unu ve Yağı Fabrikası ve bini aşan küçük işletme bulunmaktadır.

 

http://www.ilimsel.com/

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

26/2/2008 - ESKİŞEHİR

Kategori: il il Turkiye

 Eskişehir tarihi

Üzerinde asırlarca kanlı ve çok önemli savaşların cereyan ettiği Eskişehir’in bilinen târihi Hititlere dayanır. Hititler zamânında bu bölgeye “Masa” denirdi. Hititlerden sonra Frigyalalılar bölgeye hâkim oldular. Başkentleri Gordion (Polatlı civârı) bu bölgeye yakın olduğundan, krallığın önemli bir bölgesiydi. Eskişehir’in eski ismi “Dorylaion” olup, Frigyalılar zamânında Eretrialı Doryleos tarafından kurulmuştur. Frigyalılardan sonra Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Devletini yıkarak topraklarını istilâ etiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek Anadolu’yu işgâl etti. Makedonya İmparatorluğu İskender’in ölümü üzerine komutanları arasında taksim edildi. Porsuk Çayının kuzeyinde Bitinya ve güneyinde Galatya krallıkları kuruldu. M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bu bölgeyi ilhak etti.

M.S. 395 Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans) payına düştü. Bizans imparatorlarından bâzıları Eskişehir’de oturdular. Bizans’ın kuvvetli bir askerî üssü hâline geldi. Sâsânîler, İstanbul ve Üsküdar önlerine giderken buradan geçtiler. 708 senesinde Emevî kumandanı Abbâs İbnü’l-Velid Eskişehir’i fethetti. Abbâsîler devrinde ise Hasan ibni Kahtaba 778’de Eskişehir önlerine kadar geldi. Araplar Dorylaion’a “Durûlîye” dediler.

 1071 Malazgirt Zaferinden az sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türkiye devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah’ın başkumandanlığı altındaki Türk orduları Eskişehir’i fethettiler. Birinci Haçlı Seferinin en büyük ve en kanlı meydan muhârebesi Eskişehir ovasındaki Porsuk civârında cereyân etmiştir. “Dorylaion” (Eskişehir) (Porsuk) Meydan Muhârebesi olarak târihe geçen bu savaşta, Kılıç Arslan emrindeki Türk ordusu, Haçlı ordusunu hezîmete uğrattı. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhûriyetinin varoluşunun kökleri Alparslan’ın Malazgirt ve Kılıç Arslan’ın, Sultan Mes’ûd’un Eskişehir zaferlerine dayanır.

1175’te Bizans İmparatoru Manuel Kommenos Eskişehir’i işgâl etti. Ertesi sene Birinci Mes’ûd’un oğlu İkinci Kılıç Arslan, Bizans imparatorunu Miryakefalon (Karamukbeli) Meydan Muhârebesinde yenerek Eskişehir’i geri aldı. On üçüncü asır başlarında Eskişehir Bizans sınırında bir “uç” olarak bulunuyordu. Ertuğrul Gâzi ve oğlu Osman Gâzi uç beyi idiler. 1289’da Eskişehir-Bilecik- Kütahya vilâyetlerinin kesiştiği bölge, Osmanoğullarının elindeydi. Orhan Gâzi, Eskişehir’in bütün topraklarını Osmanlı Devletine kattı. Osmanlılar, şehrin kendisine Eskişehir derken, civârındaki topraklara “Sultanönü” dediler.

Sultanönü; merkezi Kütahya’da olan (1451’den önce Ankara) Anadolu Beylerbeyliği eyâletinin 14 sancağından biriydi. On dokuzuncu asır başlarında geriledi ve kasaba hâline geldi. Yirminci asır başlarında ise Hüdâvendigâr (Bursa) eyâletinin Kütahya sancağına bağlı 5 kazâdan birinin merkeziydi. On dokuzuncu asrın sonlarında Eskişehir’den demiryolu geçince, yeniden gelişmeye başladı. 1894’te Eskişehir’de 17 câmi, 3 medrese, 4 tekke, 25 han, 700 dükkan ve 2 kervansaray vardı. Rum, Ermeni gibi gayri müslim halk sayısı sâdece 2000 idi. 20 Temmuz 1921 ile 2 Eylül 1922 arasında 1 sene 1 ay 13 gün Yunan işgâlinde kaldı. Yunanlılar Eskişehir’den kaçarken en az yarısını yıktılar, yaktılar ve harâbe hâlinde terk ettiler. Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Eskişehir il olmuştur. Cumhûriyet devrinde en hızlı gelişen şehir Eskişehir’dir denilebilir. Demiryolu ve karayolu kavşağı olması, sanâyi tesisleri, uçak ve demiryolu fabrikası ve Anadolu’nun en büyük askerî hava meydanına sâhib olması, Eskişehir’in gelişmesinde mühim rol oynamıştır.

Eskişehir tarihi eserler ve turistik bilgiler

Eskişehir, târihî eserler ve tabiî güzellikler bakımından zengindir. Şifâlı kaplıca ve içmeleri ve modern konaklama te’sislerine sâhiptir.

Sivrihisar Kalesi: Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Altı adet kapısı olan bu kalenin ancak yeraltı depoları, sarnıç ve yer üstü tahıl anbarı günümüze ulaşabilmiştir.

Alâeddîn Câmii: İl merkezinde bulunan câmi, Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat tarafından 1220’de yaptırılmıştır. 1262’de Gıyâseddîn Keyhüsrev’in tâmir ettirdiği bu câmi, ilk yapıldığı devirden günümüze kadar çok tâmirâtlar görmüş, sâdece minâresi tâmir edilmeden gelmiştir.

Kurşunlu Câmi ve Külliyesi: Odunpazarı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yaptırılmıştır. Vezir Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye, câmi, kütüphâne, aşhâne ve medreseden meydana gelmiştir. Mîmâr Sinan’ın eseri olduğu tahmin edilmektedir. Câminin yanında 20 odalı medrese, bir kütüphâne ve aşhâne vardır. Büyük kubbesi kurşunla kaplı olduğundan bu isim verilmiştir.

Ulu Câmi: Sivrihisar’da Selçuklu devrine âit kıymetli bir eserdir. 1275’te Selçuklu Emiri Mikâil bin Abdullah yaptırmıştır.Anadolu Selçuklu sanatının en güzel eserlerindendir.

Haskadem Câmii: Sivrihisar’da 13. asır sonlarında, Anadolu Selçuklu hazinedârlarından Necibüddîn Mustafa tarafından hanımı için yaptırılmıştır. Minâresi Anadolu’nun ilk Selçuklu eserlerindendir.

Kurşunlu Câmi: Sivrihisar’da 1343’te Hoca İbrâhim tarafından mescid olarak yaptırılmıştır. 1492’de Şeyh Yusuf tarafından genişletilerek câmi hâline getirilmiştir.

Şeyh Edebâli Türbesi: Odunpazarı mezarlığındadır. Osman Gâzinin kayınpederi olan Şeyh Edebâli’nin türbesidir. On üçüncü asırda yapılmış olup, 19. asırda tâmir ettirilmiştir. Şeyh Edebâli’nin türbesinin Bilecik’te olduğu kabûl edilmektedir.

Seyyid Battal Gâzi Türbesi ve Külliyesi: Türbe, câmi, medrese, imârethâne gibi bölümlerden ibârettir. Tepe üzerindedir. Emevîler zamânında İslâm ordularının başında Bizans’a karşı insan üstü kahramanlıklar gösteren ve “Nakaleia” önünde şehid düşen bir İslâm büyüğüdür.Türkler Nakalein’e Seyitgâzi ismini vermişlerdir. Câmi ve külliyeyi 13. asır başında Gıyâseddîn Keyhüsrev yaptırmış ve 1511’de İkinci Bâyezîd zamânında esaslı bir şekilde onarılmıştır. Seyyid Battal Gâzi Medrese ve İmârethâne Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Yûnus Emre Türbesi: Mihalıççık’ın Yûnusemre köyündedir.Yûnus Emre’ye âit olduğu söylenen kabir, Yunanlılar tarafından yıkılmıştır. 1949’da türbe ve çeşme yeniden yapılmıştır. Türbenin kıyısından demiryolu geçmesi üzerine 1971’de bugünkü türbesi yapılarak buraya nakledilmiştir.

Yazılıkaya (Midas Şehri): Han ilçesinin Yazılıkaya köyündedir. Çok sayıda yazılıkaya anıtları, yeraltı geçitleri vardır. Kral Midas’ın mezarının burada olduğu söylenmektedir. Dünyâca meşhur bir yerdir.

Pessinus (Ballıhisar): Sivrihisar ilçesine 16 km uzaklıkta Ballıhisar köyündedir. İzmir’i, Ankara’ya bağlayan (kara yolu) üzerinde Frigler ve sonrasına âit eserler vardır. Bölgede Frig (Kybele) Tapınağı, Bizans Kilisesi ve tiyatro harâbeleri bulunmaktadır.

Mesîre yerleri: Eskişehir’de mesîre yerleri oldukça fazladır. Barajlar, akarsu kenarları ve orman içi dinlenme yerlerinden faydalanılmaktadır.

Orman fidanlığı: İl merkezine 7 km uzaklıkta Karacaşehir köyü kenarındadır. Fidanlığın ortasından geçen Porsuk Çayı bölgeye ayrı bir güzellik vermektedir.

Musaözü: İl merkezine 21 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Bölgede bir sulama barajı bulunmaktadır.

Sakarbaşı: Çifteler ilçesi yakınındadır. Sakarya Irmağının kaynağıdır. Birbirine yakın beş kaynak vardır. Kaynak suları küçük fakat derin bir su meydana getirir.

Kalabaksuyubaşı: Türkmen Dağı eteklerindedir. Şehrin içme suyu olan Kalabaksuyu buradan çıkar. Çam ormanları ve çağlayanları ile güzel bir mesîre yeridir.

Çatacık Ormanları: Sündiken Dağlarındaki yaylalarda bulunan bol içme sulu ve Orta Anadolu’nun en güzel manzaralı ormanlarıdır.

Şöförler Çeşmesi: İl merkezine 17 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Çok güzel soğuk içme suyu vardır.

Kaplıca ve İçmeler: Eskişehir, kaplıca ve içmeler bakımından oldukça zengindir. Bu kaplıca ve ılıcalar muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Bunların başlıcaları şunlardır:

Eskişehir Kaplıcası: İl merkezinde, Porsuk Çayının güneyinde 5 kaynaktan meydana gelir. Tabiî sıcaklıktadır. Şehir merkezindeki hamamlar bu sıcaksu kaynağından faydalanmaktadır. Bu su varis, kırık ve çıkık ağrılarına ve böbrek taşlarına karşı faydalıdır.

Sakarya Ilıcası ve Mâden Suyu: İl merkezine 32 km uzaklıkta, Mihalgâzi ilçesine bağlı Ilıca köyündedir. Mîde, barsak ve idrar yolları rahatsızlıklarına ve romatizma hastalığına faydalıdır.

Uyuz Hamamı: Alpu ilçesine bağlı Uyuz Hamamı köyündedir. İçme ve banyo kürleriyle faydalanılan kaplıca suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Çardak Hamamı: Günyüzü ilçesi yakınlarındadır. 35°C sıcaklıktaki suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Eskişehir nüfusu ve Sosyal Hayat

Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 641.057 olup, 477.436’sı şehirlerde, 163.621’i köylerde yaşamaktadır. Kırsal nüfus 1940’larda % 66 civârındayken gittikçe azalarak 1985’lerde % 32 civârına düşmüştür. Yüzölçümü 13.652 km2, nüfus yoğunluğu 47’dir.

Örf ve âdetleri: Sekizinci ve dokuzuncu asırda İslâm ordularının fethettiği Eskişehir 1074’ten bu yana 917 senedir, Türklerin idâresinde olarak Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Daha önceki asırlarda yaşayan Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Galat, Roma ve Bizans kültürü tamâmen silinmiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında Eskişehir göç edilen bir merkez olmuştur. Balkan, Kırım ve Kafkasya’dan göç eden Türklerin bir kısmı toplu olarak Eskişehir’de iskân edilmiştir. Örf ve âdetlerde Balkan, Kırım ve Kafkasya’nın tesirleri görülür.

Mahallî kıyâfeti: Köylerde kadınların cepken ve şalvar giyimi yaygındır. Ayrıca atlas peştamal, işlemeli kulak ve elde örme renkli yün çorap, sefal, çetal ve sarka ismi verilen esvaptır.

Mahallî yemekleri: Hamur aşlarıyla et yemekleri meşhurdur. Çiğ börek, kaşık mantısı, Eskişehir böreği, yağlı börek, bazlama, gözleme, bamya çorbası gâziler helvası, aşur aşı başlıca mahallî yemeklerdir.

 

El sanatları: Türkmenler tarafından dokunan kilim, heybe ve seccâdeler meşhurdur. Sivrihisar kilimleri motif, renk ve dokunuşundaki sanat bakımından üstündür.

Folklor: Eskişehir ili folklor bakımından çok zengindir. Kırım, Kafkas ve Rumeli’nin tesiri görülür. Başlıca oyunları Kırım oyunu, Çeçen kılıç oyunu, Dağıstan ağır oyunu, Eskişehir zeybeği ve mendil oyunudur.

 

Halk Edebiyâtı: Eskişehir, halk edebiyâtı bakımından zengindir.Mâniler (şen söyleme) geleneği yaygındır.Yunus Emre asırlardır sevilen tasavvufî halk şâiridir. Mihalıççık’ın Sarıköyü’nde doğmuştur. Sarıköy tren istasyonu yakınında türbesi vardır. On üçüncü asırda yaşamış olup,Taptuk Emre’nin talebesi olmuştur. Konya’dan Âzerbaycan’a kadar çok yerleri gezmiş, gönüllerden gönüllere pınarlar gibi çağlamıştır.

Eğitim: Eskişehir okur-yazar nisbeti % 90’a yaklaşan ender illerden biridir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 55 anaokulu, 525 ilkokul, 14 ilköğretim okulu, 76 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 23 lise, 27 meslekî ve teknik okul vardır. İç Anadolu’da üniversiteye giriş oranı en yüksek olan ildir. 1958-1959’da kurulan İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi, 1981’de Anadolu Üniversitesine dönüştü. Buna bağlı olarak İktisâdî İdârî Bilimler Fakültesi, Fen-Edebiyât Fakültesi, Açık Öğretim Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri, Sporun muhtelif dallarında başarılı bir ildir.

Eskişehir coğrafi bilgiler

Fizikî Yapı

Eskişehir topraklarının yarısı plato, % 22’si dağlar ve % 26’sı ovalardan ibârettir.

Dağları: Eskişehir topraklarındaki dağlar orta derecede yüksek dağlar olup, 2000 metrenin altındadırlar. Başlıca dağları Türkmenbaba Tepesi (1354 m), Kızıldağ (1818 m), Çal Dağı (1690 m), Arayit Dağı (1819 m), Bozdağ (1534 m), Kırgız Dağı (1302 m), Sündiken Dağı (1770 m), ilin en yüksek Dağı olan Türkmen Dağı (1826 m)dır. Dağ silsileleri ise Sündiken, Mihalıççık, Bozdağ, Sivrihisar, Kırgız ve Türkmen dağlarıdır.

Ovaları: Ovalar akarsu havzalarında yer alır. Ovaları çok bereketlidir. Step karakteri gösterir.

Porsuk Ovası: Kütahya il sınırı ile Ankara il sınırı arasında Porsuk Çayı boyunca uzanan ovadır. Bu ova Bozdağ, Sündiken, Sivrihisar ve Türkmen dağları ile çevrilidir. Ovanın meyli azdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve pirinç yetişir.

Sarısu Ovası: Porsuk Irmağının bir kolu olan Sarısu’yun iki yanındaki ova olup, Bozdağ ve Türkmen Dağı ile çevrilidir. Porsuk Ovası ile birleşir. Buğday, mısır, arpa, şekerpancarı ve pirinç yetişir.

Yukarı Sakarya Ovası: Sivrihisar, Türkmen ve Emirdağ arasındaki büyük bir boşluktur. Denizden yüksekliği 800-1000 m’dir. Porsuk Ovası kadar verimli değilse de her tarafı ekilir. Tahıl, mısır, susam, şekerpancarı ve ayçiçeği yetişir.

Sakarya Vâdisi:Türkmen Dağının doğusundan Seyitgâzi ve Ankara il sınırına kadardır. Vâdi 200 ile 2000 m arasında genişler ve daralır.

Porsuk Vâdisi: Bilecik ve Kütahya’dan iki kol hâline giren akarsular birleşerek Porsuk Vâdisini meydana getirir.

Akarsuları: Eskişehir il topraklarında Sakarya, Porsuk ve bunların küçük kolları vardır. Aslında Porsuk da Sakarya’nın bir koludur. Fakat bu iki akarsu Ankara il sınırlarında Polatlı ilçesinin “Gordion Harâbeleri” bölgesinde birleşirler.

Porsuk Irmağı: Kütahya’nın Altıntaş ilçesi yakınlarında Murat Dağından çıkar. Batı-doğu istikâmetine akar, Eskişehir il topraklarını ikiye bölerek il merkezinin ortasından geçer. Debisi 10 metreküptür. Yazın suyu azalır.

Sakarya Nehri: Çifteler ilçesinde Sakaryabaşı (Sakarbaşı) denilen yerden doğar. 19-25°C sıcaklıkta kaynayan 5 kaynak, Sakarya’yı meydana getirir. Kaynakların denizden yüksekliği 900 metredir. Sakarya-Eskişehir-Ankara sınırını çizer. Porsuk, Ankara il sınırlarında Sakarya ile birleşir. Sakarya bilâhare Sakarya ilinde Karadeniz’e dökülür. Sakarya’nın Porsuk ile birleşmeden önce debisi 27 metreküptür.

Gölleri: Eskişehir ilinde tabiî göller yoktur. Baraj gölleri ve sun’î göller (göletler) vardır.

Gökçekaya Barajı: Gökçekaya köyü yakınında ve Sakarya Nehri üzerindedir. 1967-1972’de yapılmıştır. 910 milyon m3 su toplanır. Yüksekliği 115 metredir. Senede 500 milyon kilovat-saat elektrik enerjisi istihsal edilir ve gücü 300 megawattır.

Sarıyar Barajı: Sakarya Nehri üzerindedir.Senede 400 milyon kwh elektrik enerjisi elde edelir. 1950-56 arasında inşâ edilmiştir. Gücü 160 megawattır. 190 milyon m3 su birikir.

Porsuk Barajı: Porsuk Irmağı üzerinde sulama, taşkınlardan koruma ve Eskişehir’in içme suyu temini için inşâ edilmiştir. Yüksekliği 98 metredir. 525 milyon m3 su toplanır. Balık yetiştirilir ve etrâfı güzel bir mesîre yeridir.

Musaözü Barajı: Porsuk’un kollarından Mollaoğlu Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme maksadıyla kurulmuştur. 1.5 milyon m3 su toplanır, 350 hektar arâziyi sular.

Dodurga Barajı: Porsuk’un kolu olan Sarısu üzerindedir. 21.5 milyon m3 su toplanır. 1670 hektar arâzi sulanır. Muhtelif göletler taşkınları önlediği gibi, 200 hektar arâzinin sulanmasını temin eder.

Kunduzlar Barajı: Seyitgâzi ilçesinin 16 km güneybatısında Akin Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. Yüksekliği temelden 40 metredir. Hacmi 23 milyon metreküptür. Gövde dolgu hacmi de 375.000 metreküptür.

İklim ve Bitki Örtüsü

Eskişehir’de sert bir kara iklimi hüküm sürer. Etrâfı dağlarla çevrili olduğu için Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinin tesiri altında kalmaz. Bir kısmında Batı Anadolu ikliminin tesiri görülür. Kışın bol kar yağar, yağmur yağışı azdır. Yıllık yağış ortalaması 368-393 mm arasındadır. Kışlar soğuk, yazlar ovalarda sıcak,yaylalarda serin geçer. Yaylaları azdır. Gece ve gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Sıcaklık -26°C ile +39°C (gölgede) arasında seyreder.

İl topraklarının % 42’si ekili-dikili alanlar, % 25’i çayır ve mer’a, % 27’si orman ve fundalıktır. Tarıma elverişli olmayan arâzi % 6’dır. Ormanlar daha çok Batı Anadolu bölgesindedir. Sarıçam, akçam, karaçam ve ardıç ağaçları çoğunluktadır. Akarsu vâdilerinde söğüt ve kavak ağaçları fazladır. Ovalarında her yer ekilmektedir.

Eskişehir ekonomisi

Orta Anadolu’nun Ankara’dan sonra ikinci büyük şehri olan Eskişehir, aynı zamanda sanâyi bakımından gelişmiş illerden biridir. Sanâyi geliri tarım gelirinden fazladır. Îmâlât ve inşaat sektöründe çalışan nüfûsun yüzdesi 1970’te 11, 1975’te 9, 1980’de 13, 1985’te 15 civârındadır.

Tarım: Eskişehir tarım bakımından da gelişmiş bir ildir. Hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılıkla geçimini temin eden faal nüfûsun yüzdesi 1970’te 59, 1975’te 63, 1980’de 49, 1985’te 48 olarak görülmektedir. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanılır.Sert kara iklimi hüküm sürdüğünden tarım ürünlerinin çeşitleri azdır. Sarıcakaya ve Mihalıççık’ta meyvecilik ve sebzecilik ileridir. Sarıcakaya havâlisinin iklimi Ege iklimine benzediği için, kar görmez ve yılın dört mevsimi çeşitli tarım ürünleri elde edilir. Toplam 200 bin tona yakın marul, ıspanak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve tâze soğan, meyve olarak armut, elma, vişne, kayısı, bâdem, dut, karpuz ve kavun yetişir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, ayçiçeği, patates ve en çok olarak da şekerpancarı elde edilir.

Hayvancılık: Eskişehir’de hayvancılık da çok gelişmiştir. Verim ise Türkiye ortalamasının üstündedir.Koyun, tiftik keçisi, sığır, kıl keçisi ve kümes hayvanları beslenmektedir. Arıcılık gelişmiştir. Çifteler harası İkinci Mahmud Han devrinden beri faaliyettedir. Eskiden burada ordunun süvâri sınıfı için at yetiştirilirdi.

Ormancılık: Eskişehir orman varlığı bakımından zengin sayılmaz. Her ne kadar arâzinin% 27’si ormanlık olarak görülmekte ise de çoğu fundalıktır. Ormanlar, Türkmen, Bozdağ ve Sündiken dağlarının yamaç ve uzantılarında bulunur. 1980’li yıllardaki yıllık ortalama kesim, 40 bin m3 çam tomruk, 8 bin m3 mâden direği ve 10 bin m3 telefon direği ile 150 bin ster yakacak odundur.

Mâdenler: Eskişehir ili mâden bakımından zengin sayılır. Çıkan başlıca mâdenler:

Krom: Özel sektör tarafından çıkarılır. Boraks: Kırka’da Etibank tarafından işletilmektedir.

Manyezit: Etibank ve Transtürk Holding tarafından mağnezyum elde edilir. Alüminyumdan hafif ve dayanıklı olan mağnezyum, uzay, otomotiv ve uçak sanâyiinde kullanılır.

Bor tuzları: Etibank tarafından çıkarılır.

Perlit: Özel sektörce çıkarılır.

Lületaşı: Eskişehir’in milletlerarası şöhretlerinden biri lületaşıdır. Deniz köpüğü (Meerschaum) denilen beyaz ve işlenmesi kolay taştan ağızlık, vazo ve süs eşyâsı yapılır. 1981’de Avrupa’ya 11 bin sandık lületaşı ihrâç edilmiştir. Lületaşı pipoların nikotinini emerek tütünün zararını azalttığı söylenmektedir. Lületaşının 5 cinsi vardır. Sırmalı, birim malı, parçalı pamuklu, taneli dökme ve çeltiz gibi isimler alır. 100 kilometrekarelik bir sahada 300’e yakın kuyudan her sene yaklaşık 3500 ton lületaşı çıkarılır. Dünyânın en zengin lületaşı Eskişehir’dedir. Bunlardan başka mermer, linyit, alçıtaşı, amyant, kalsedon çıkarılır.

Sanâyi: Nüfus yoğunluğu, ulaşım imkânı, enerji kaynakları, mâden ve tarım imkânlarının müsâit oluşu, Eskişehir’de sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır. Eskişehir; sanâyisi gelişmiş, ileri bir ilimizdir.Türkye’nin belli başlı sanâyi merkezlerindendir. Başlıca sanâyi tesisleri şunlardır: Un fabrikaları, tuğla ve kiremit fabrikaları, uçak-bakım tesisleri, uçak motor fabrikası, devlet demir yolu fabrikası, çimento fabrikası, basma fabrikası, buzdolabı ve kompresör fabrikası, jant fabrikası, pulverizatör ve su pompası üreten makina fabrikası, yapı malzemesi, makina ve tesis îmâlatı fabrikası, makina sanâyii, cıvata fabrikası, beton sanâyii, gıda, şekerleme, sunta, otomotiv, yem, giyim ve şeker fabrikaları. Eskiden bir tarım kasabası olan Eskişehir, gittikçe bir ticâret, sanâyi, turizm ve sağlık merkezi hâline gelmektedir.

Ulaşım: Eskişehir kara, demiryolu ve hava ulaştırması bakımından büyük imkânlara sâhiptir. Kara ve demiryollarının kavşak noktasıdır. İstanbul- Bilecik-Eskişehir-Ankara ve Ankara-Eskişehir-Bursa karayolu ile İstanbul’u İç Anadolu’ya, Ankara’yı Güney Marmara ve Batı Anadolu’ya bağlar. Köylerinin hepsinin yolları vardır. İlçeleri Eskişehir’e iyi vasıflı yollarla bağlıdır. Askerî maksatla kullanılan büyük bir hava alanı vardır. Haydarpaşa-Ankara demiryolu Eskişehir’den geçer, burada bir hat Ankara istikâmetine diğer hat ise, Kütahya-Afyonkarahisar istikâmetine gider. Böylece demiryolu ile Türkiye’nin her yerine bağlanmış olur. Trenlerin en çok uğradığı yerlerden biri de Eskişehir’dir. Karayolları bakımından İstanbul-Ankara-Bursa üçgeninin ortasında bulunur. Ankara ve Bursa’ya oldukça yakındır. Eskişehir- Bilecik-Adapazarı kavşağı ile İstanbul-Ankara karayoluna bağlanır.

 

http://www.ilimsel.com/

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

18/2/2008 - GÜMÜŞHANE

Kategori: il il Turkiye

 Gümüşhane Tarihi

Gümüşhâne bölgesinin ilk sâkinleri M.Ö. 2-3 bin yıllarında Orta Asya’dan gelen Oğuz kabîleleridir. Hititler, Asuriler bu bölgeye hâkim oldular. Sonraları Hun ve Peçenekler, bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de istilâ ettiler.Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu’yu ele geçirdi. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, Pers asıllı Ermenilerle yine Pers asıllı Yunanlaşmış (Yunanca konuşan) Pontus Krallığı arasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu, Pontus Krallığını yenince, Roma’ya bağlandı. M.S. 395 senesinde Roma ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Gümüşhâne civârı da Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölgenin en mühim meskûn mahalli “Paybert, Papert” denilen Bayburt şehriydi. Bu bölge Bizans ile Sâsânîler arasında ihtilâf konusu olmuş, Ermeniler, Bizanslılar, bâzan da İranlılarla işbirliği yapmışlardı. 1055’te Türk Hakanı Tuğrul Bey ve komutanlarından İbrâhim Bey bölgeyi fethetti. Tuğrul Bey, Türkmen oymaklarını buralara yerleştirdi. Selçuklular bu bölgeyi kendilerine bağlı Danişmendoğulları ve Saltukoğulları arasında paylaştırdı. Birinci Haçlı Seferinde Anadolu Selçuklu Devleti sarsıntı geçirmiş ve 600 bin kişilik Haçlı ordusu karşısında bâzı bölgelerden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada Gümüşhâne’nin bir kısmını da Haçlı ordusu ele geçirdi.

1204’te Trabzon’da kurulan Bizans İmparatorluğu (Kommenoslar) bir ara bölgeyi ele geçirmişse de, Dânişmendoğlu Melik İsmâil, geri aldı. Dânişmendoğulları ortadan kalkınca, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrul Şah ile oğlu Cihan Şah, 13. asır başında bölgeyi îmâr etiler.

 On üçüncü asrın sonlarında Anadolu, İlhanlıların hâkimiyetine girince, Gümüşhâne ve çevresi de bu devletin eline geçti. Daha sonra bölgeye Celâyirliler, Eratnaoğulları, Kâdı Burhâneddîn ve Akkoyunlular hâkim oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yenerek, bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı (1473). Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te bütün bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine bağladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi sırasında Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buranın güzelliğine hayran kaldı ve bölgede gümüş mâdeni olduğunu öğrenince, buraya şehir kurulmasını ferman buyurdu. Böylece Gümüşhâne şehrinin temelleri atılmış oldu.

Gümüşhâne ve civârı, 1473-1828 arasında çok sâkin bir devir yaşadı. Bu zaman içinde sâdece 1553’te Şah İsmâil Safevî’nin oğlu Şah Tahmasb bu bölgeye bir akın tertib etmişse de Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi ile doğu bölgesini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı. 1828 Türk-Rus savaşında bu bölgeye kadar gelen Rusları, Osmanlı ordusu yenince, Ruslar geri çekildi. Birinci Dünyâ Harbinde 19 Temmuzdan 28 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 10 gün Gümüşhâne’yi işgâl eden Ruslar, çekilirken yerlerini Ermenilere bıraktılar ve onlar da çok katliam yaparak pekçok Türkü öldürdüler, birçok binâ ve târihî eserleri yakıp yıktılar.

Önceleri Trabzon’a bağlı sancak olan Gümüşhâne, Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar (mutasarrıflıklar) “vilâyet- il” yapılınca, Gümüşhâne de vilâyet merkezi olmuştur. Gümüşhâne’nin eski târihini aydınlatacak hiyeroglif yazılar Altıntepe’de bulunmuşsa da, henüz okunamamıştır. Dedekorkut Hikâyelerinde yer alan hâdiselerin çoğu Kelkit Vâdisinde geçmektedir.

Gümüşhane tarihi eserler ve turistik yerler

Gümüşhane, tarihi eserler ve tabii zenginliklerle doludur. İl, eski devirlere ait şehir harâbeleri yönünden oldukça zengindir. Rus işgali sırasında, Türk-İslam eserleri kasten Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü eserler bu tahribâttan kalanlardır.

Canıca (Canca) Kalesi: Vank köyü yakınlarındadır. Kayalar üzerine yapılmıştır. Doğu-batı yönünde arka arkaya üç bölümlüdür. Kale içinde şapel ve gözcü kule kalıntıları vardır.

Edire Kalesi: Dörtkonak köyündedir. Kayalar üstünde yapılmış ilginç bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.

Torul (Ardasa) Kalesi: Torul ilçesindedir. Eski devirlerden kalmadır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından feth edilen kale surlarının bir bölümü sağlam vaziyettedir.

Süleymâniye Câmii: Eski Gümüşhâne Mahallesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân tarafından yaptırılmıştır. Gümüşhâne’nin ilk binâsıdır. Minâresi o zamandan kalmadır. Câmi 19. asırda yeni baştan yapılmıştır.

Hacı Çağıran Baba Türbesi: Gümüşhâne-Erzurum yolu üstünde, Tekkeköy’dedir. Kitâbesinde 1582’de yapıldığı yazılıdır.

Pir Ahmed Türbesi: Gümüşhâne-Erzincan yolu üstünde, Pir Ahmed köyündedir. Kitâbesinde 1550’de yapıldığı yazılıdır.

Zigana Kervansarayı: Zigana-Gümüşhâne-Trabzon arasında çam ormanlarıyla kaplı 2000 m yükseklikte dağ sırasıdır. Burada bulunan Zigana Kervansarayı ve Kalesi bir yerleşme merkezinden çok, askerî bir yerdi. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşanın yaptırdığı ifâde edilir.

Tohumoğlu Köprüsü: Gümüşhâne-Erzurum yolu üzerinde Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Yıkık vaziyettedir.

Eski eserler: Satala, Kelkit’e 17 km uzaklıkta, Sadak köyündedir. Satala’da bulunanların bir kısmı İstanbul, bir kısmı Erzurum Arkeolojik müzesindedir. Buradan alınan bronz büst, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Satala, Romalıların dînî ve askerî merkezi ve Hititlilerden îtibâren büyük bir şehirdi. Gümüşhâne’de Hutuna Manastırı, Torul’da Meryem Ana Manastırı ile Sinan Çakırkaya köyünde Çakırkaya kiliseleri vardır.

Mesîre yerleri: Gümüşhâne ilinde özellikle Harşit Vâdisinde ve il merkezi çevresinde zengin bitki örtüsü ve görülmeye değer tabiî güzelliklerle doludur. Ünlü Kadırga Şenlikleri her yıl geleneksel olarak Kadırga Yaylasında yapılmaktadır.

Torul Çavlanı: Torul ilçesinde Harşit Çayı üzerindedir. Etrâfı ormanlıktır. Manzarası çok fevkalâdedir. Yüksek kayalardan su gürül gürül dökülür.

Tomara Şelâlesi: Şiran ilçesinin Seydibaba köyündedir ve çok güzel manzarası vardır. Çimen Dağlarının kuzey eteklerinde 40 kaynaktan meydana gelir. Kelkit Çayı Vâdisinde 20 m yükseklikten yatağına dökülür. İçilen suyu yazın soğuk, kışın sıcaktır. Etrâfı fundalıktır. Değirmenler vardır.

Harşit Çayı Vâdisi: Baştan başa elma bahçeleriyle doludur.

Artabel Deresi: Torul’dadır. Derenin yukarı kısmında beş adet buzul göl vardır. Göllerden birinin ortasında bir ada bulunmaktadır.

Kelkit Çayı Vâdisi: Baştan başa tabiî güzelliklerle doludur. Av hayvanları çok boldur.

Yaylık Mağarası: Kelkit’in Yaylık köyünde 300 m derinlikte bir mağaradır. Mağaranın tavanından çavlan hâlinde mâden suları dökülür.

Karaca Mağarası: Torul’un Cebeli köyü yakınlarında bulunan, 10 bin yıllık mâzisi olduğu tahmin edilen ve çok güzel ve biçimli sarkıt ve dikitlerden oluşan bir mağaradır. Astım hastalarına iyi geldiği ifâde edilmektedir.

Gümüşhane nüfus ve sosyal hayat

Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.375 olup, 58.996’sı şehirlerde, 110.379’u köylerde yaşamaktadır. Gümüşhâne’nin nüfûsu seneden seneye azalmaktadır.

Örf ve âdetleri: Gümüşhâne’de Türk-İslâm kültürü hâkimdir. 1055’ten bu yana bölge, Türk hâkimiyetindedir. Daha önceki devirlere âit kültürler unutuldu.

 

Kıyâfet: Kırsal ve dağlık bölgelerde mahallî geleneksel kıyâfete hâlen rastlanır. Patiskadan geniş yakalı gömlek ile bunun üzerine kenarları oyalı kolsuz önlük giyilir. Pazenden yapılan önlüğe “iman tahtası” denir. Bele, boncuklarla süslenmiş dövme gümüş veya dokuma kemer takılır.

Dokunan desenli ihramlar giyilir. Erkeklerin giyimi ise, yelek, dar paçalı pantolon ve çarıktan ibârettir. Bele kayış yerine kaytan denilen uçları püsküllü kuşak sarılır. Yeleğin boğazı açık ve dardır. Omuzdan sağ alt cebe saat kösteği uzanır.

 

Mahallî yemekleri: Pestil (duttan yapılır), göbek elması, ceviz içinin şekere batırılması ile köme denilen tatlı ve ziron meşhurdur. Yemekleri kesme ayranlı, lobya, kurutlu haşıl, çorbalar, toplahanası, herse, tavuklu keşkek, ekşili lahana, kavut, kara pancar, mantı, kesmik ekmeği, kalacoş, kuru pastırma, kartoldur.

Folklor: Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu’nun tesirinde kalan Gümüşhâne bölgesinde folklor zengindir. Türküleri uzundur. Bar ve Horon başlıca oyunlarıdır.

 

Halk edebiyâtı: Gümüşhâne bölgesinde çok az sayıda halk şâiri (ozan) yetişmiştir.

Eğitim: Okuryazar nisbeti % 80’i aşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Karadeniz Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ve Adâlet Meslek Lisesi açılmıştır. Kış sporları yaygındır.

Yetişen meşhurlar:

Ahmed Ziyâeddîn; akâid, fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf ile ilgili 60 eseri bulunan bir İslâm âlimidir. Ziyâüddin-i Gümüşhânevî (Ahmed Ziyâüddîn), İstanbul’da kabirleri bulunan evliyânın büyüklerindendir. 1820 (H.1235)de Gümüşhâne’nin Emirler Mahallesinde doğdu, 1893 (H.1311)te İstanbul’da vefât etti. Kabri Süleymâniye Câmii bahçesindedir. Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden Ahmed bin Süleymân Ervâdî’den icâzet aldı. İcâzet alırken Hâlid-i Bağdâdî (rahmetullahi aleyh)in talebelerinden veliyy-i kâmil Abdülfettah Bağdâdî Akrî de hazır bulundu. Bâbıâli’de Fâtıma Sultan Câmii yanında ders verirdi.

Gümüşhane coğrafi bilgiler


Gümüşhâne arâzisi çok engebelidir. Akarsuları bol, dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün% 71’i dağlık, % 29’u yayladır.

Dağları: Gümüşhâne ilinde, Kalkanlı (Zigana), Gümüşhâne, Otlukbeli Dağları yer alır. Başlıca yüksek dağları; Kalkanlı Dağları (Yayla Tepe 2652 m), Gümüşhâne Dağları (Alitaşı Tepe 2572 m, Elmalı Tepe 2507 m), Otlukbeli Dağları (Hatâbî Tepe 2758 m)dır. Ayrıca, Erzincan ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Pöske Dağı, Bayburt ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Vauk Dağı ve Köse Dağıdır. Ziganaların Çakırgöl bölgesindeki geniş düzlükleri yayla görünümündedir. Çimendağ üzerindeki yaylalar, en önemlilerindendir. Nehirlerin meydana getirdiği vâdiler, Gümüşhâne’nin en bereketli topraklarıdır.

Kelkit Vâdisi: Kelkit Çayını besleyen derelerin meydana getirdiği bu vâdide kuru tarım yapılır. Vâdi dar ve iki yanı basamak basamak yükselen ekilebilir arâziye su getirmek zordur. Bu vâdide sulanan arâzi çok azdır.

Akarsuları:

Kelkit Çayı: Çimen Dağlarından çıkar. Kelkit ilçesini geçip, Yeşilırmak’ın ana kolu ile birleşir. Az da olsa tarım alanlarının sulanmasında kullanılır.

Harşit Suyu: Gümüşhâne Dağlarından çıkar. Kale-Gümüşhâne-Torul-Kürtün vâdilerini geçip Trabzon’a girer. Harşit Suyu derin vâdilerde aktığından ve su rejimleri düzgün olmadığından sulamada pek kullanılmaz.

Gölleri: Gümüşhâne’de büyük göller yoktur. Yalnız bâzı yüksek dağların üzerinde buzul göller vardır. Bunlar Balaban Dağları üzerinde Balıklı Göl, Aygır ve Yıldız Gölleri ile Soğanlı Dağları üzerinde Şarak Gölü ve Zigana Dağlarında Çakır Göldür.

İklim ve Bitki Örtüsü

Gümüşhâne’nin iklimi, kara iklimi ile Doğu Karadeniz iklimi arasında bir geçiş husûsiyeti gösterir.Kuzeydeki dağlar soğuk ve nemli kuzey rüzgârlarını engeller. Doğu Karadeniz havzasında kalan bölgelerde iklim nemli ve ılıktır. Kelkit bölgesinde kışlar soğuk, yazlar kurak ve Harşit Vâdisine göre daha sıcak geçer. Yağışlar kışın ve ilkbaharda daha çoktur. Senelik yağış miktarı 435 milimetredir.

Gümüşhâne topraklarının % 40’ı çayır ve mer’alarla, % 26’sı ekili dikili yerler ve % 22’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. İlin kuzey kesimi bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir. Harşit Vâdisinde 1500 m yüksekliklere kadar yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. 1500 ile 2300 m arasında ise, genellikle ladin, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlar yer alır.

Gümüşhane ekonomisi

İlin ancak dörtte biri ekilebilir arâzi olmasına rağmen, Gümüşhâne’nin ekonomisi tarıma dayanır. Gelişmişlik bakımından 76 il içinde 66’ncı sırada yer alır.

Tarım: Tarıma müsâit ova ve vâdileri azdır. Tarım daha çok Kelkit ve Şiran ilçelerinin geniş olmayan ovalarında en çok tahıl ekimi şeklinde yapılır. Ayrıca mercimek, fiğ, patates ve şekerpancarı ekilir. Meyvecilik gelişmektedir. İldeki meyve ağacının yarısı elmadır. Ayrıca armut, erik, dut, vişne ve kiraz ağaçları vardır. Sulanan arâzi azdır. Gümüşhâne’nin göbek, gelin kırmızı ve sandık cinsi elması ile hacıhamza, kabak, mahrani ve abbasi cins armutları meşhurdur.

Hayvancılık: Çayır ve mer’alar geniş bir yer kapladığından hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve at beslenir.

Ormancılık: Yüzölçümünün % 22’si orman ve fundalıktır. Ormanların 185 bin hektarı fundalık, 43 bin hektarı normal ormanlıktır. Ormanların % 30’u normal koru, % 40’ı bozuk koru ve % 30’u bozuk baltalıktır. Orman içinde 81 ve kenarında 87 köyü vardır. Ormanlardan senede 25.000 m3 sanâyi odunu, 1000 m3 tomruk ve 80.000 ster yakacak odun elde edilir. Ormanlar daha çok merkez ilçe ve Torul ilçesinde Köse, Zigana ve Gümüşhâne Dağları üzerindedir.

Mâdenleri: İsmini “gümüş” mâdeninden alan Gümüşhâne mâden bakımından çok zengindir. Fakat bu zenginlik toprağın altında yatmaktadır. Gümüş, demir, bakır, manganez, kurşun, pirit, mâden kömürü, linyit, çinko ve uranyum (Kelkit ilçesinde) yataklarından sâdece çok az olarak mâden kömürü ile linyit çıkarılmaktadır. Gümüşhâne’de M.Ö. 4. asırdan beri bilhassa Osmanlı Devrinde Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Dördüncü Murâd Han zamânında çok miktarda çıkarılan gümüş yatakları, 1914’ten sonra tamâmen terk edilerek mâden ocakları su ile dolmuştur. Osmanlı Devrinde Gümüşhâne’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basılıyordu.

Gümüşhâne’de gümüş mâdeni dışında krom, bakır ve linyit, Kelkit’te krom, bakır ve linyit, bakır, linyit, Torul’da demir, bakır, mermer ve Şiran’da linyit kömürü bulunmaktadır. Gümüş mâdenlerin işletildiği 1750 senesinde Gümüşhâne şehir nüfûsu 60 bini bulmuştu. Gümüş çıkarılması Sultan Dördüncü Murâd Han zamânında zirveye ulaştı. Evliyâ Çelebi, 1647 senesinde Gümüşhâne’yi gezdiğinde; “Burada olan gümüş mâdeni hiç bir diyârda yoktur. Halkı yalnız gümüş işler. 70 kadar ocak olup, fakirliğin bilinmediği bu yerde doğan her çocuğun gümüşten mama tabağı vardır...” demiştir. 1829 Türk-Rus savaşından sonra bu ocaklar kapanmaya başlamıştır.

Sanâyi: Gümüşhâne ili sanâyi bakımından en az gelişen bir ildir. Sanâyi iş yerlerinin sayısı 300’den azdır. Bunlar az işçi çalıştıran küçük iş yerleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Kibrit Fabrikası, Çimento Fabrikası, Gümüşkale Kireç Sanâyii, Gümüşsu Konsantre Meyve Suyu, Kuşburnu Çayı Tesisleri; ayrıca un fabrikaları, mobilya atölyeleri ile bıçkı-hızar atölyeleridir.

Ulaşım: Hava ve demiryolu ulaşımı yoktur. Gümüşhâne ve Torul (Andasa) E-390 karayolu (Trabzon-Erzurum-İran) güzergâhı üzerindedir. Bu yoldan ayrılan tâli yollarla merkez ilçe, Kelkit ve Şiran ilçelerine bağlıdır. Bayburt, Çaykara üzerinden Karadeniz kıyısına, Torul, Kürtün üzerinden Tirebolu ve Gürele’de Karadeniz kıyısına bağlayan yollar vardır. Zigana ve Kop geçitleri arasındaki yol Gümüşhâne’den geçer. Gümüşhâne ve çevresi ilk çağlardan beri İran üzerinden geçerek Asya’nın ticârî mallarını Karadeniz’e ve dolayısıyla Avrupa ülkelerine deniz yoluyla bağlanan “ipek yolu”nun üzerinde bulunuyordu.

 

www.ilimsel.com
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/2/2008 - KIRIKKALE

Kategori: il il Turkiye

 Kırıkkale, Cumhûriyetin ilk yıllarında kurulmuş ve kısa zamanda gelişmiştir. Cumhûriyetten sonra askerî gâye ile Kırıkköy ile Kale arasında silâh fabrikaları kurulmuştur. Zamanla burası gelişerek Kale ve köy birleşmiş ve Kırıkkale ismini almıştır. 1929’da Bucak, 1944’te ilçe merkezi hâline geldi. Askerî silâh fabrikası ilçenin gelişmesinde büyük rol oynadı. 15 Haziran 1989’da il merkezi hâline geldi.

 

 

 Kırıkkale tarihi eserler ve turistik bilgiler

Kırıkkale ilinin merkezinde yeni yerleşim merkezlerinden dolayı fazla târihi ve turistik yerler görülmemekle birlikte ilçe ve köylerinin bâzılarında târihî eser bulunmaktadır. İlde bulunan târihî eserlerin bâzıları şunlardır:

Kale: Kırıkköy yakınındadır. Günümüzde yıkık ve harap vaziyettedir.

Çarşı Câmii: Keskin ilçesi çarşı içindedir. 1871’de yapılan eser 1966’da tâmir görmüştür. Taş bileziklerle süslü tuğla minâresi kuzey batıdadır.

Balışeyh Câmii: Balışeyh ilçesinde on altıncı asırda yaptırılmıştır. Üzeri toprak damla örtülüdür. Duvarları yontma ve moloz taştan yapılmıştır.

Hasandede Câmii: Hasandede köyünde Doğan Bey tarafından 1605’te yaptırılmıştır. Bir kaç defa tâmir görmüştür. Kalın duvarları kırmızı ve kahve rengi kesme küfeki taşındandır. Alçıdan mihrabı kabartma geometrik desenlerle süslüdür.

Küçük Şâmil Câmii: Sulakyurt ilçesinin 9 km kuzeyindeki Yeşilyazı köyündedir. 1435’te Şeyh Mehmed Bahaeddîn yaptırmıştır. Câminin batı duvarı bitişiğinde Şeyh Mehmet Bahaeddîn’in türbesi vardır.

Kırıkkale nüfus ve sosyal hayat

 

Nüfusu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 349.396 olup 243.378’i il merkezi ve ilçelerde, 106.018’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4500 km2 olup nüfus yoğunluğu 78’dir.

Örf ve âdetleri: Kırıkkale ilinde İç Anadolu örf ve âdetleri hâkimdir. Erkekler yemeni denilen ayakkabı ve poşu denilen sarık kullanırlar. Kadınlar ise üç etekli entari giymektedirler. Folklorda Oğuz boylarının tesiri görülmektedir. Evlenmede kız bağlama, isteme, takı, çeyiz asma, kına gecesi ve düğün kendi âdetlerine göre farklılık gösterir.

Kırıkkale coğrafi bilgiler

İl toprakları platolar ve düzlüklerden meydana gelmiştir. İl merkezinin doğusunda Koçubada Dağları, güneydoğusunda Dinek Dağı (Yediler Tepesi 1586 m), güneyinde Kızılada Dağları vardır. İl topraklarından güney-kuzey doğrultusunda geçen Kızılırmak ile Kırıkkale kenti yakınlarında ona karışan Kılıçözü Deresi başlıca akarsularındandır. Kızılırmak’ın geçtiği bölgede Çoruhözü Vâdisi vardır. Ankara sınırında Kızılırmak üzerinde Kesikköprü Barajı yer alır.

Kırıkkale’de sert kara iklimi hüküm sürer. Kışları soğuk, yazları sıcak geçer. Sıcaklık +39°C ile -21°C arasında değişmekte olup, ortalama sıcaklık 13°C civârındadır. Ortalama yağış miktarı 329 mm’dir. Topraklarının bir kısmı bozuk meşe ormanları ile kaplıdır. Bu ormanlardan elde edilen odun yakacak olarak kullanılır. İl topraklarında kurşun, demir, manganez ve kömür yatakları vardır.

Kırıkkale ekonomisi

İlin ekonomisi sanâyi ve tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 60’ı aşkın bölümü sanâyide çalışmaktadır.

Tarım: Kırsal kesimde iş gücünün büyük kısmı tarımda çalışmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve ayçiçeğidir. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup bağcılık da ekonomide önemli yer tutmaktadır.

 

Hayvancılık geleneğe bağlı usullerle yapılır. Sığır, Ankara keçisi, kıl keçisi ve koyun beslenir.

Sanâyi: İlin sanâyisi çok gelişmiştir. Cumhûriyetin îlânından sonra kurulan silâh ve mühimmat fabrikaları ilin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. En önemli sanâyi kuruluşları Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna bağlı Silah Sanâyi Müessesesi Mühimmat Fabrikası, Silah ve Tüfek Fabrikası, Çelik Fabrikası, Çelik Çekme Boru Fabrikası, Barut Fabrikası, Pirinç Fabrikası ve Elektrik Makinaları Fabrikasıdır. İldeki diğer önemli sanâyi kuruluşu Bahşili ilçesi yakınlarında 1987’de kurulan Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye bağlı Orta Anadolu Rafinerisidir. Ayrıca un ve irmik fabrikaları, tuğla-kiremit fabrikaları da vardır.

Ulaşım: Kırıkkale kara ve demiryolu ulaşımı bakımından zengindir. Ankara-Kayseri demiryolu il merkezinden ve Balışeyh ilçesinden geçer. Ankara-Samsun ve Ankara-Yozgat-Sivas karayolu il merkezinden geçer. Ankara’ya 76 km uzaklıktadır.

www.ilimsel.com
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/2/2008 - ERZİNCAN

Kategori: il il Turkiye

Erzincan tarihi

Erzincan’ın bilinen târihi Hititlere dayanır. Mühim bir stratejik bölgede ve Asya ile Avrupa’yı birleştiren yollar üzerinde oluşu yüzünden birçok istilâya mâruz kalmıştır. Sırasıyla bölgeye Urartular, Medler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar hâkim oldular. Roma İmparatorluğunun M.S. 395’te ikiye ayrılması ile Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştü. Erzincan havâlisi daha sonraları Sâsânîlerle Romalılar arasında el değiştirmiştir. Hazret-i Osman devrinde Habîb bin Mesleme H. 655 senesinde Erzincan’ı fethederek bölgenin tamâmen Müslümanların idâresine girmesini sağladı. Bir süre sonra Bizanslılar bölgeyi tekrar geri aldılar.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Erzincan’ın fethi görevini büyük komutanlarından Mengüc (Mengücek) Beye verdi ve Mengüc Bey, Erzincan’ı fethetti. Mengücoğulları uzun müddet bu bölgeye hâkim oldular. Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubad Mengücoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya bağlı bir vilâyet hâline getirdi. Sultan Keykubad, 10 Ağustos 1230’da Sultan Harzemşâh ve müttefiklerini Erzincan yakınlarında Yassıçemen’de askerî hezîmete uğrattı.

 On üçüncü asrın sonunda Anadolu, Moğol ve İlhanlıların istilâsına uğradı. İlhanlılar ve Selçuklular târih sahnesinden çekilince bu bölge Celâyirlilere daha sonra da Eratnaoğullarının hâkimiyeti altına girdi. Eratnaoğullarından Barak Bey ve Mutahharten Bey, Erzincan ve Kemah’ı 14. asrın ortasına kadar idâre ettiler. 1401’de Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd, bu bölgeyi ele geçirdi. Mutahharten Bey Timur’a sığındı. 1402 Ankara Savaşının bir sebebi de bu oldu. Timur Han Anadolu’yu terk edince Yıldırım’ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed, yeniden kaybolan bölgeleri geri aldı. Timur’a bağlı olan Akkoyunlular, Erzincan’a sâhip çıktılar.

Fâtih Sultan Mehmed Han Akkoyunlu Sultânı Uzun Hasan’ı Tercan yakınlarında Otlukbeli Zaferi ile yenerek Erzincan ve civârını ele geçirdi. Akkoyunluları yıkan İran Safevîleri, Erzincan bölgesi için Osmanlılarla mücâdele ettiler. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Zaferi ile bu bölgeyi Osmanlı Devleti topraklarına kattı.

Osmanlı idâresinde Erzincan, Erzurum beylerbeyliğinin 12 Sancak (vilâyetinden)birinin merkezi oldu. Eğin (Kemâliye) Sivas Beylerbeyliğine, Kemah ise önce Diyar-ı Bekr sonra da Erzurum beylerbeyliğine bağlandı. Erzincan Tanzimâttan sonra da Erzurum Beylerbeyliğinin 4 sancağından biri oldu.

1877-1878 Türk-Rus savaşından sonra Ruslar, Erzurum ve Kars’ı işgâl edince, Dördüncü Ordu merkezini Erzincan’a nakletti. 24 Temmuz 1916 ile 26 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 3 gün ErzincanRus işgâli altında kaldı. Bu işgâlden sonra Ermeni çeteleri Erzincan’a çok zarar vermişlerdir. 36 ve 28. tümenlerin savunduğu Kemah’a Ruslar giremedi. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Erzincan da vilâyet oldu. 1939 senesinde çok şiddetli bir deprem ile Erzincan harâbe hâline geldi.

Erzincan turistik yerler

Erzincan’da zelzeleler sebebiyle târihi eserlerin çoğu yok olmuşsa da, ılıca ve kaplıcaları, mesîre yerleri ile turizme müsâittir.

Târihin dört meşhur seyyahı olan Evliyâ Çelebi, Marko Polo, Von Molthe ve İbn-i Battûtâ eserlerinde Erzincan’ı çok meth ederler. Evliyâ Çelebi “70 câmili çok mâmur bir şehir” derken, Von Molthe, Eğin için “Asya şehirlerinin en güzeli” demektedir. 1914 öncesi 120 muhtelif okul ve 55 medresesi bulunan Erzincan, son bin sene içinde on bir defâ haritadan silinirken birçok târihî eser de yok olup gitmiştir.

Erzincan Kalesi: Yapılış târihi bilinmemektedir. Günümüze sâdece giriş kapısı ulaşabilmiştir. Mengücükler devrinde esaslı bir tâmir görmüşür. Sultan Alâeddîn Keykubat tarafından, Moğol tehlikesine karşı tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde birçok defâ tâmir gören kale, 1939 depreminde büyük hasar görmüştür.

Kemah Kalesi:M.Ö. 3. asırda yapılmış, 12. asırda Mengücük Bey tarafından esaslı bir şekilde tâmir ettirilmiştir. Beş köşeli kaleden zamânımıza ancak birkaç duvarı ulaşabilmiştir. Kalede sarnıç ve mağara vardır. Kale, Tanasur Deresinin yamacında ve yalçın kayalar üzerindedir.

Kale Câmi:Kânûnî Sultan Süleyman Han tarafından, ikinci İran seferine giderken yaptırılmıştır. 1939 zelzelesinde tamâmen yıkılmıştır.

Kurşunlu Câmi:Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde, Mustafa Çavuş inşâ ettirmiştir. 1939 zelzelesinde yıkılmıştır.

Gülâbibey Câmii:Kemah ilçesindedir. Akkoyunluların Kemah emîri Gülâbibey tarafından 1465’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Mihrab mukarnas dolgu olup, barok süslemelerle kaplıdır.

Orta Câmi: Kemâliye ilçesinde Kâdı Gölünün kıyısında bulunan câmi, 17. veya 18. asırda yapılmıştır. Tek kubbeli olan câminin yapımında kirli sarı-turuncu renkte taşlar kullanılmıştır. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, câminin bütün tabanına hâkimdir.

Mamahâtun Kervansarayı: Tercan ilçesinde olup, 12. asırda yaptırılmıştır. Osmanlı şehir hanları plânındadır. Gördüğü tâmirler yüzünden ilk biçimini kaybetmiştir. Çevre duvarı konik çatılı 16 silindirik yarım kule ile desteklenmiştir. Ortada geniş ve dörtgen boşluk üzerine mescid inşâ edilmiştir. Türk-Selçuklu mîmârîsinin bir şâheseridir.

Mamahâtun Türbesi: Tercan ilçesindedir. 1192’de ölen Saltuklu Erzurum sâhibesi Mama Hâtun için yapıldığı tahmin edilmektedir. Anadolu’da örneğine pek rastlanmayan plânlı ve mîmârî özelliklere sâhiptir. İki ana bölümden meydana gelmiştir. Üst katta mescid vardır. Kapısı çok güzel süslerle kaplıdır.

Melik Gâzi Türbesi: Kemah ilçesinin 500 m kuzeyinde, Karasu’nun öbür yakasındadır. Mengücükler dönemine âit olan türbe, sekizgen bir plâna göre yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir ettirilmiştir. Yanında küçük bir mescid vardır. Mengücük Gâzî de burada yatmaktadır.

Terzi Baba Türbesi: Erzincan Mezarlığındadır. Türbede 1796-1848 arasında yaşamış bir İslâm âlimi medfundur. Bir yangın sonucu harap olan türbe, 1972’de tekrar yaptırılmıştır.

Çadırcı Hamamı: 1959 Erzincan depreminde ayakta kalan eserlerden biridir. 1548’de Şeyh Ahmed bin Mahmud tarafından yaptırılmıştır. 1670’de tâmir görmüştür. Klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.

Gülâbibey Hamamı: Kemah’ta aynı isimli câminin batısındadır. Câmi ile birlikte yapılmıştır. Soyunma, soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümlerinden meydana gelen klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.

Kötür Köprüsü: Tuzla Suyu ile Karasu’nun birleştiği yerdedir. Tamâmı yontma taştan yapılmış köprünün günümüze sâdece ayakları kalmıştır.

Mesîre Yerleri: Erzincan gerek iklim gerek bitki örtüsü bakımından Doğu Anadolu’nun en güzel merkezlerinden biridir. Mesîre yerlerinin bâzıları şunlardır:

Beytahtı: Erzincan’ın güneybatısında, Karah yolunun altıncı kilometresinde Karasu Irmağının kıyısında bir dinlenme yeridir. Buz gibi soğuk su kaynakları vardır.

Girlevik Çağlayanı: Erzincan’a 29 km uzaklıktadır. Çağlayan, sayısız kaynaklar, gür akan Kalecik Çayı, havuzlar, hidroelektrik santralı ve şâhâne manzaraları ile güzel bir mesîre yeridir.

Kadıgölü ve Yeşil Egin: Kemâliye ilçesinde şâhâne manzaralı bir su kaynağıdır. Çeşitli efsânelere konu olan bu kaynak, ilçeye başka bir güzellik kazandırmaktadır.

Munzur Dağı: Karasu vâdisinde yükselen bu dağın çok güzel manzaraları, gür kaynakları vardır. Kışın ve yazın dağ sporlarına müsâittir.

Yedi Göller: Çayırlı ilçesinin Beşköy yakınında birbirine bitişikmiş gibi görünen yedi göl vardır. Etrafı sazlık ve yeşilliktir.

Kaplıcaları: Şifâlı su kaynağı bakımından çok zengin olmayan Erzincan’da bulunan kaplıca ve içmelerin bâzıları şunlardır:

Ekşisu: Erzincan’a 15 km uzaklıktadır. Eski Erzincan-Erzurum yolu üzerindedir. Etrâfı mesîre yeridir. Şişelenerek satılan bu su, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına faydalıdır.

Erzincan Ilıcası: Ekşisu yakınındadır. Ilıcanın suyu 31°C’dir. Kaplıca suyu yemeklerden önce az miktarda alındığı zaman mîde, barsak, karaciğer, safra kesesi ve hazımsızlığa iyi gelir.

Otlukbeli Mâdensuyu: Otlukbeli ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Erzincan nüfus ve sosyal hayat

Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 299.251 olup, 144.144’ü ilçe merkezlerinde, 155.107’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.903 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.

Örf ve âdetleri: Selçuklu hükümdârı Alparslan’ın kumandanlarından Mengücek Bey Bizanslıları yenerek Erzincan, Kemah ve civar bölgeyi fethedince, Bayat, Kayı, Alkaevli ve Karnevli gibi Tükmen aşîretleri bu bölgeye yerleşmiş ve az miktarda bulunan Hıristiyan halk İstanbul ve civârına göç etmişlerdir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkleşen bu bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Yakın zamâna kadar evler kerpiçten yapılmış, şiddetli soğuktan korunmak için tezek yakılmıştır. Mahallî kıyâfette kadınlar üst üste iki astarlı entari, üç etek, şalvar, keten gömlek, bele takılan şal ve kemer, başa peştemal ve yazma sarılması giyerler. Bâzı yerlerde ise ihram ve çarşaf giyilir. Erkekler ise bol paçalı pantolon, kenarları işli yakasız avcı yeleği, bele sarılan yün kuşak ile ayağa giyilen sivri uçlu yemeni kullanırlar.

Mahallî yemekleri: Dut pekmezi yanısıra eşgili (ekşili), kelecoş, lapa, kırdo ve gah yahnisi meşhûrdur. Evlerde reçel, pekmez ve pestil yapılır.

Mahallî sanatlar: Erzincan’a âit pekçok türkü ve zengin halk oyunları mevcuttur. Tamzara, Hoşbilezik, Tümerağa, Kasap ve Sıklama meşhur olanlarıdır. Halk edebiyâtı, bilmece, atasözü ve mânileri çok zengindir. Birçok halk şâiri yetişmiştir. El sanatları yaygındır. Eğin’de dokunan çizgili kumaşlar manusa, kilim ve cicimler meşhurdur. Asırlar boyunca bakır dövme, şimdi de bakır işlemeciliği önemli el sanatlarındandır. Bakırcılık Erzincan’da çok yaygın ve köklü bir geçmişe sâhiptir. Bakırcı atölyelerinde yapılan bakır eşyâlar, Türk motif, zevk, sanat ve inceliğini sergiler. Kuşaklar boyu süren bakırcılık çok ilerlemiştir. Tepsi, vazo, saksı, güğüm ve bardak gibi eşyâlar dış ülkelere ihraç edilir. Erzincan’ın bakırı, kara üzümü, Eğin halısı meşhurdur.

Eğitim: Erzincan Mengücükler devrinde kültür merkezi olmuştur. Osmanlı devrinde eğitim çok ileri seviyede olup, 1914’den önce 120 muhtelif okul ve 55 medrese ile 1906’da Harbiye (Harp Okulu) bulunuyordu. Savaş ve zelzeleler sebebiyle eğitim ve sanâyi geriledi. Son senelerde eğitim yeniden gelişmeye başlamıştır. Okur-yazar nisbeti % 80’e yükselmiştir. Okulsuz köy kalmamıştır. İl genelinde 518 ilkokul, 37 ortaokul, 14 lise, 7 Meslekî ve Teknik lisede öğretim yapılmaktadır. Erzincan’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağlı 2 yüksek okul (Eğitim Yüksek Okulu ve Meslek Yüksek Okulu), 1 fakülte (Hukuk Fakültesi) vardır.

Erzincan coğrafyası

Erzincan yüksek dağlar ve platolarla kaplıdır. Arâzinin % 60’ı dağlık % 26’sı plato, % 5,4’ü yayla ve ancak % 8,6’sı ovalardan ibârettir. Ovası az fakat çok verimlidir. Yüksek dağlarla çevrili olan Erzincan, “Sansa Boğazı” ile Erzurum’a, “Kemah Boğazı” ile Sivas’a ve “Çardaklı Boğazı” ile Sivas-Ordu-Giresun’a açılır.

Dağları: İl toprakları içinde kalan önemli dağlar şunlardır: Köhnem Dağı (3045 m), Spikör Dağı (2666 m), Ziyaret Tepe (3147 m), Biçâre Tepesi (3288 m), Mihrak Tepesi (3113 m), Hasankaya Dağı (2.531 m), Ergan Dağı (3256 m), Akbaba Tepesi (3447 m), Dumanlı Dağı (2618 m), Hel Dağı (3195 m), Coşan Dağı (3076 m), Munzur, Cemal Dağları ile Damanlı Dağı üzerinde (Âbuhayat ve Uzunçayıra), Karadağ üzerinde (Takkuran ve Tahsullu) yaylaları havyancılığa çok elverişlidir. Bu yaylalar sulak, kalın ve yumuşak toprak tabakasıyla örtülüdür.

Ovaları: Erzincan’da ovalar az fakat verimlidir. Başlıca iki büyük ovası vardır.

Erzincan Ovası: Ortasında Karasu akar. 500 km2lik bu ova çok bereketlidir. Sulu ve kuru tarım yapılır. Etrâfı yüksek dağlarla çevrilidir. Denizden yüksekliği 1200 metredir. Tahıl, mısır, şekerpancarı, nohut ve ayçiçeği yetişir.

Tercan Ovası: Karasu etrâfında yer alan birkaç ovaya verilen bir isimdir. Ovanın denizden yüksekliği 1470 metredir. En büyük ova 180 km2lik Pekeriç Ovasıdır.

 

Vâdiler: Erzincan’da birçok vâdi vardır. Karasu Vâdisi 60 km uzunlukta en büyük olanıdır. Tercan Ovası ile birleşir.

Akarsuları: Erzincan’ın en önemli akarsuyu Karasu’dur. Erzurum’un Dumlu Tepelerinden çıkarak Aşkale Boğazından sonra Tercan’a girer. Bu akarsu Fırat’ın batı koludur. Karasu’ya Erzincan içinde pekçok dere ve çay katılır. Bunlardan başlıcaları; Kesrik, Kalecik, Mercan Çayı, Çardaklı Çayı, Işıkpınar Çayı, Kömür Çayı, Tahnasor Çayı, Gedik Deresi, Kuruçay ve Miran Çayıdır. Girlevik Çağlayanı birçok kaynaktan meydana gelen Kalecik Çayının üzerindedir.

Gölleri: Erzincan’da büyük önemli göller yoktur. Dağ ve yaylalarda çok sayıda gölcükler vardır. Başlıcaları: Aygır Gölü, Yedigöller ve Kadıgölü’dür.

Erzincan ekonomisi

Erzincan’ın ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım sektöründe çalışır. Mâden ve sanâyi sektörü gelişme hâlindedir. Hayvancılık tarımdan sonra en büyük gelir kaynağıdır.

Tarım: Her çeşit meyve, sebze ve tahılın yetiştiği Erzincan gerçek bir tahıl anbarıdır. Yetiştirdiği sebzenin üçte birini dışarıya satar. Buğday, arpa, çavdar, fasulye, fiğ, patates, domates, lahana ve havuç ilde yetiştirilen belli başlı tarım ürünleridir. Meyvecilik çok ileridir. Bilhassa kayısı, zerdali, dut, elma, armut ve bâdem bol yetişir. Üzümleri lezzetli ve meşhurdur. Eğin’in bâdemi isim yapmıştır.

Hayvancılık: Hayvancılık oldukça ileridir. Geniş mer’a ve çayırları hayvancılığın gelişmesinde rol oynamıştır. Koyun (çoğu karaman), sığır, kıl keçisi, manda, at ve arı kovanı ile hayvan potansiyeli oldukça zengindir.

Ormancılık: Erzincan’ın orman varlığı zengin değildir. Yüzölçümün % 9’u ormanlarla kaplıdır. Ormanlar çoğunlukla Kemah ve Refahiye sınırları içindedir. 300’e yakın köy orman içinde veya kenarındadır. Bu ormanlarda senelik ortalama 40 bin ster yakacak odun ve 2500 m3 inşaat kerestesi elde edilir.

Mâdencilik: Erzincan mâden bakımından zengin sayılmaz. Çoğu krom ve mangenez olmak üzere, demir, linyit, perlit, amyant ve tuz başlıca mâdenleridir.

Sanâyi: Erzincan sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi 1950’den sonra gelişmeye başlamıştır. 1954’te İplik Fabrikası, 1960’lı senelerde, süt ve tuğla fabrikaları kurulmuştur. 1958’de Şeker Fabrikası ve 1970’li yıllarda ise Asbest Boru Fabrikası, Etüdaş Yem Fabrikası, Et Balık Kurumu, Salyangoz Fabrikası ve Un Fabrikası kurulmuştur. 1980’li yıllarda bir milyon çift kadın ayakkabısı kapasiteli Sümerbank Tercan Ayakkabı Fabrikası faâliyete geçmiştir.Halıcılık, kilimcilik, orman ürünleri, dokuma ve metal eşyâ sanâyi mevcuttur. Kemâliye’nin “Eğin Halısı” meşhurdur.

Ulaşım: E-23 Karayolu, İzmir-Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum üzerinden İran’a bağlanır. İl merkezi ve Refahiye ve Tercan ilçeleri bu güzergâhın üzerindedir. Haydarpaşa- Ankara-Erzincan-Erzurum-Kars demiryolu Erzincan’dan geçer. İliç ve Kemah demiryolu güzergâhı üzerindedir. Askerî hava alanı vardır. Sivil hava alanı, Eylül 1988’de işletmeye açılmıştır. Kemâliye’de Karasu üzerinde kelek ile yolcu ve eşyâ taşıma çok azalmıştır. Erzincan kara ve demir yolu bakımından önemli bir kavşak noktasındadır. Modern otobüs terminali 13 Mart 1992 depreminde ağır hasar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir.

www.ilimsel.com
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

14/2/2008 - IĞDIR

Kategori: il il Turkiye

Iğdır tarihi

Iğdır çok eski târihe sâhiptir. İlk bilinen sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Urartuların hâkimiyetine girdi. Bölge daha sonra Urartuların işgâline uğradı. Asurlular ve Babilliler bölgeye hâkim olmak istedi iseler de başarılı olamadılar. M.Ö. 7. asırda Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. M.S. 2. asırda bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, bu bölge de bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Sultan Alparslan Iğdır’ı fethederek Türk topraklarına kattı. Daha sonra bir süre Gürcülerin elinde kalan Iğdır, 13. asırda Moğol istilâsına uğradı. Moğollardan sonra bölgeye Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler hâkim oldu. Kânûnî Sultan Süleyman devrinde düzenlenen İran Seferi sırasında fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bölge 19. asra kadar birkaç defa İran saldırıları neticesinde el değiştirdi. 1878’de Rusların eline geçen Iğdır, 1918’e kadar 40 sene boyunca işgal altında kaldı. Ermeniler tarafından 1919’da işgal edilen Iğdır, 13 Kasım 1920’de kurtarıldı. Kars iline bağlı iken 27 Mayıs 1992’de yeni düzenlemeyle il oldu.

 Iğdır nüfus ve sosyal hayat

Nüfus:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.601 olup, 51.867’si ilçe merkezinde, 90.734’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3539 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır.

Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri unutulmuştur. Bölgede Âzerî kıyâfetleri hâkimdir. Erkekler başlarına körpe kuzu derisinden yapılan kalpak giyerler. Alt kısımlarına Âzerî şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız köynek giyilir. Kadınlar ipekten “kalağı” denen bir tür başlık kullanırlar. Kalağı fes veya dar kasnak üstüne örtülür. Üstlerine boylama denen uzun entariler giyerler.

Eğitim: Iğdır ili eğitim bakımından bölge illerine nazaran oldukça ileridir.

Iğdır coğrafi bilgiler

 

İl topraklarının güney ve batı kesimi yüksek dağlarla çevrili olup, kuzey ve doğu bölümleri ovalıktır. Ovalar ile dağlar arasında yükseklik farkı çoktur.Karasu-Aras Dağları il topraklarını engebelendirir. Başlıca dağları Perili Dağı ile Zor Dağıdır. Ağrı Dağının doruğu 5137 m olup, dağ Ağrı-Iğdır sınırı üzerindedir. Doruk Iğdır il sınırları içinde kalır. Ağrı Dağının Iğdır iline bakan yamaçlarının büyük kısmı beş bin metreden yüksektir.

İl topraklarının büyük kısmını Iğdır Ovası kaplar. Ova, Ağrı Dağının kuzeyinde olup, 750 km2 civârında genişliğe sâhiptir. Ovanın ortalama yüksekliği 850 m civârındadır. Verimli bir ova olan Iğdır Ovasının Nahcıvan sınırına doğru uzanan bölümüne Dil Ovası ismi verilir.

Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı toplar. Aras Irmağı, Iğdır Ovasını suladıktan sonra ülke topraklarından çıkana kadar tabiî sınır çizer.

İklim ve Bitki Örtüsü

İlin düz kesimleri, Doğu Anadolu bölgesinin diğer bölümlerinde görülen şiddetli kara ikliminden etkilenmez. Kuytu olması yüzünden Iğdır Ovasında ortalama sıcaklık 11,6°C’dir. Kuytuluğu yüzünden Iğdır Ovası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biridir. Yazlar uzun ve sıcak geçer.

Iğdır, orman bakımından çok fakirdir. Gerek dağlık ve gerekse ovalık bölgelerde tabiî bitki örtüsü bozkır görünümündedir.

Iğdır ekonomisi

Iğdır ilinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Sanâyi ve turizm sektörü fazla gelişmemiştir.

Tarım: Aras Nehrinin suladığı Iğdır Ovası, önemli tarım alanıdır. İklimin uygun olması yüzünden ovada pamuktan şeftaliye kadar çeşitli bitki yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve pamuktur.

Hayvancılık: Geniş yaylalara sâhib olan Iğdır’da hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun yetiştirilir ve canlı hayvan ticâreti yapılır. Hayvanlardan elde edilen sütlerden tereyağı ve kaşarpeyniri üretilir.

Sanâyi: Sanâyi oldukça fakir olan Iğdır’da küçük işletme olarak 6 adet çırçır fabrikası ile bir adet pamuklu dokuma ve tekstil fabrikası vardır. Ayrıca Tuzluca ilçesinde tekel tarafından işletilen tuzlalar vardır.

Ulaşım: Yaygın bir karayolu ağına sâhiptir. Ağrı, Kars, Erzurum, Ermenistan, Nahcıvan ve İran karayolu bağlantılarının merkezidir. Demiryolu bağlantısı ve hava alanı yoktur. Iğdır ilinde bulunan iki sınır kapısından Ermenistan’a açılan Alican sınır kapısı günümüzde kapalıdır. Nahcıvan sınır kapısı ise 1992’de açılmıştır.

www.ilimsel.com
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/2/2008 - BURDUR

Kategori: il il Turkiye

 

 

Burdur tarihi

Burdur ve çevresi dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Eski devirlere âit eşyâlar ve harâbeler bulunmuştur. Anadolu’nun ilk sâhipleri ve Anadolu’da ilk devlet kuran, Anadolu birliğini temin eden Hititler, M.Ö. 2000 senesinden M.Ö. 700 senelerine kadar Burdur bölgesine hâkim olmuşlardır. Hititlerin kendi iç bünyelerinde iktidar ve iç savaşları Hitit Devletini zayıflatmış ve Frigyalılara yenilince, bu bölge de Frigyalıların kontrolüne geçmiştir.Lidyalılar, Frigyalıları yenince bu sefer Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. Perslerin de Lidyalıları yenmesiyle kısa bir müddet Perslerin işgâli altında kalan bölge, Makedonya Kralı İskender’in istilâsı ile Anadolu, İran ve Hindistan, Makedonya’ya katılmıştır. İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu kumandanlar arasında bölünmüş ve Burdur, Selevkos Devleti içinde kalmıştır. M.Ö. 183 senesinde Romalılar bu bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu parçalanınca, Burdur ve çevresi Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.

 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Burdur, Selçuklu Devletinin toprağı olmuştur. Haçlı seferleri sebebiyle Bizanslılar kısa bir müddet yeniden bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. Daha sonra bölgeye hâkim olan Hamidoğulları, 1308’e kadar Selçuklulara ve 1335’e kadar İlhanlılara tâbi olmuşlar. 1391’de Yıldırım Bâyezîd, Hamidoğlu Beyliğine son verince, Burdur ve çevresi Osmanlı Devletinin olmuştur. Timur’un 1402 senesinde burayı almasından başka hiçbir devlet tarafından bugüne kadar ele geçirilmemiş; Osmanlı devrinde Isparta (Hamidili) sancağına bağlı bir kazâ iken; Tanzîmâttan sonra Konya vilâyetine bağlı bir bağımsız sancak olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra İtalyanlar Burdur’u işgâl ettiklerini îlân etmelerine rağmen, fiîlen işgâl edemediler. Mayıs 1921’de bölgeden askerlerini çektiler. Cumhûriyet devrinde vilâyet olmuştur.

Burdur tarihi eserler ve turistik yerler

Burdur târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Târihî eserlerin çoğu Osmanlı ve Selçuklu devrine âittir.

Ulu Câmi: Hamidoğlu Dündar Bey tarafından dördüncü asırda yaptırılmıştır. Yüksek bir tepe üzerindedir. Birkaç kere tâmir görmüştür.

Şeyh Sinan Câmii: 1776’da Çelik Mehmed Paşa tarafından medresesi ile berâber yaptırılmıştır. İnce görünümlü minâresi 1914 zelzelesinde yıkılmıştır.

Divan Baba Câmii: Değirmenler Mahallesindedir. Minârenin kitâbesinde 1775’te Tilurzâde Hacı Süleymân tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. 1971 zelzelesinden sonra tâmir edilmiştir.

Çeşmedamı Câmii: Çeşmedamı Mahallesindedir. 1914 zelzelesinde yıkılmayan birkaç yapıdan biridir. 1842 târihli bir vakıfnâmede câmiden muallimhâne olarak söz edilmektedir.

Kayışoğlu Câmii: Kuyu Mahallesindedir. Taş temel üstünde yükselen ahşap bir minâresi vardır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemekle berâber 1872’de tâmir görmüştür.

Susuz Hanı: Mîmârî özelliklerinden Selçuklu devrine âit olduğu anlaşılan eser, Bucak ilçesinin Susuz köyündedir.

Saat Kulesi: 1830’da Konya Vâlisi Tevfik Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Tabak Hamamı: 1523’te Şeyhülislâm Bedâi Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Burdur içindeki Çelikpaşalar Konağı ve Taşoda dış yapısı ve iç süslemeleri ile Osmanlı Türk sivil mîmârîsinin uzakta kalan ender yapılarındandır. İl merkezinde çok sayıda bulunan çeşmelerin büyük kısmı yıkık veya kullanılmayacak hâldedir. Üzerlerindeki süslemeler ve hat sanatı Türk taş işçiliğinin ince örnekleridir.

Burdur eski devirlere âit eserler bakımından da zengindir. Başlıcaları şunlardır:

Hacılar: Burdur’a 25 km uzaklıkta olup, 7500-8000 sene önceye ait binâ kalıntıları, seramik eşya ve heykellerin bulunduğu yerdir. Höyükler:Hacılar dışında 34 adet höyük eski çağlara âit sayısız eserlerle doludur. Bu höyükler (7000-10.000) sene öncesine âittir. Burdur ve çevresi 50 büyük ve 20 kadar antik şehir kalıntısıyla Anadolu’nun en zengin köşelerinden biridir.

Ağlasun: Makedonya Tralı İskender’in savaştığı Sağalasus Roma devrinden kalma 12.000 kişilik tiyatro, kale ve lahitler, Antonius mâbedi ve sütun başlıkları Burdur’a 31 km uzaklıktadır. M.S. 2. asra âittir. Gremna:Pisidya’nın korunma bölgesiydi. Çamlık köyündedir. Kale vesâir kalıntılar vardır. Gölhisar: Cibaya (Horzum) harâbeleridir. 20.000 kişilik 3 kademeli tiyatrosu, stadyumu, agorası, anıtları, tapınakları ve lahitler hâlen ayaktadır.

İbecık-Lüba: Gölhisar yakınındadır. Tiyatro, stadyum, tapınak ve kalelerin kalıntıları vardır.

Belenni, Bereket,Karacaören, Akçaören, Akviran Yuva, Kestel, Melli, Kızılkaya, Karaot ve Pırnas köylerinde eski çağlara âit kentlerin kalıntıları bulunur. Burdur’da antik çağlardan kalma eserlerin sergilendiği büyük bir müze vardır. Buradaki eserler çok kıymetlidir. Burdur’da kütüphâne Hamidoğullarından beri mevcuttur.

Mesîre Yerleri: Burdur’da tabiî güzelliği insanı rahatlandıran pekçok yer mevcuttur. İl sınırları içinde yer alan on dört göl ayrı güzelliklere sâhiptir. Fakat Salda Gölü, çevresini kaplayan ormanlarla birlikte fevkalâde bir görünüm arz eder. Gölhisar Dirmil ormanları, manzarası güzel, temiz suları ve havası ile ideâl bir mesîre yeridir. Aziziye, Çamlık ve Melli ormanları havası, suyu ve manzarası ile şâhâne bir yerdir. Erenardıç bol ağaçlı sulak yerdir. Çok soğuk ve lezzetli suyu vardır. Kocapınar, Beşköy ve Yazıpınar birbirinden güzel mesîre yerleridir.

İnsuyu Mağarası: Burdur-Antalya yolu üzerinde Burdur’a 12 km uzaklıktadır. Ülkemizin turizme açılan ilk mağaralarındandır. Dünyânın ikinci büyük mağarasıdır. Dünyâca meşhûrdur. İçinde 9 tâne gölcük vardır. En geniş yeri 80 metre, uzunluğu 597 metredir. Mağarada binlerce sarkıt ve dikit yer alır. Mağara içinde kolaylıkla dolaşılır. Mağaradaki şifâlı suyu şeker hastalarına iyi gelir ve şeker miktarını düşürür. Şeker hastalığının yanısıra mîde, sinir ve cilt hastalıklarına da iyi gelir. Mağara içinde çavlanlar da mevcuttur.

Yarıköy kükürtlü suyu, kaşıntı ve cilt hastalıklarına iyi gelir.Kokar pınar, mîde hastalıklarına iyi gelir. Barutlu su, Tefenni yakınındadır. Eski ismi sıtma suyu olup, böbrek kum ve taşlarını düşürür. Çerçin suyu, Çerçin köyündedir. Aktığı yerde kırmızı çökelek bırakır. Mîde ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.

Burdur nüfus ve sosyal hayat

1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu, 254.899 olup bunun 129.112’si şehirlerde ve 125.787’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6887 km2 olup, nüfus kesâfeti 37’dir.

Örf ve âdetler: Burdur, dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden olup, 5000 senelik bir târihi vardır. Beş bin senelik bir geçmişin ve eski medeniyetlerin izleri kalmışsa da, örf ve âdetlerinde ve sosyal hayatlarında Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Halkı çalışkan, örf ve âdetlerine bağlı, iyimser ve kendilerine yapılan hizmetleri takdir eden husûsiyetlere sâhiptir. Selçuklular bölgeye 11. asırda gelmişler ve 13. asır başına kadar Haçlı seferleri sebebiyle işgâl ve istilâ altında kalmışlarsa da, millî ve dînî değerlerine son derece sâdık kalmışlardır. On üçüncü asırdan bugüne hiç bir yabancı işgâli görmemiştir. Burdur’a mahsus mahallî kıyâfetlere ancak düğünlerde rastlanır. Meşhur yemekleri testi (çömlek) kebabı, kabak helvası ve ceviz ezmesidir. Burdur folklor bakımından da çok zengindir. Oyunların çoğunluğu zeybek türünden oyunlardır. Ağır zeybek, teke zortlaması, teke zeybeği, moğaz havası ve serenler zeybeği meşhurlarıdır. Burdur’un efsâneler, atasözleri, mâni ve masalları bakımından halk edebiyatı çok zengindir. Halk şâirlerinden Şemsi Baba, Kemal Baba ve Âşık Vecaî başlıcalarıdır. Kemal Baba, Burdur’da yetişen evliyâları şiirleri ile meth eder. Spor, bilhassa minder ve yağlı güreş yaygındır.

Eğitim: Burdur’da okur-yazar nisbeti % 80’dir. Bütün köylerinde ilkokul, bütün ilçelerde ortaokul ve lise vardır. Burdur’da 9 lise ve 19 meslek ve teknik lise, 2 fakülte (eğitim ve meslek yüksek okulu) mevcuttur.

Burdur coğrafi bilgiler

Fiziki yapı

Burdur’un % 60’ı dağlık, % 19’u ovalık, geri kalanı plato ve yayladır. Göl hâline gelmiş çöküntüler, kanyonlar ve mağaraların sayısı oldukça fazladır. Göller ve ovalar, dağlar arasında kalmış bir çöküntü bölgesidir.

Dağlar: Burdur ova ve göllerinin etrâfı dağlarla çevrilidir. Dağlar Batı Toroslar silsilesine dâhildir. En yüksek dağı Kızılcadağ (2591 m) dır. Başlıca dağları; Eşeler Dağı (Akkaya Tepesi 2268 m), Koçaş Dağı (2095 m), Rahat Dağı (2298m), Kestel Dağı (2231 m), Katrancık dağları, Akdağ (2271 m), Söğüt Dağı (Asar Tepe 1919 m). Kestel, Katrancık, Rahat,Koçaş ve Eşeler dağları, üzerindeki düzlükler (yaylalar) su kaynakları bakımından zengindir. Ayrıca geniş mer’aları ile hayvancılığa çok müsâittir.

Ovalar: İl topraklarının % 19’unu kaplayan ovalar, Burdur, Ağlasun, Bucak, Tefenni ve Yeşilova havzalarıyla Gölhisar çukurluğunda toplanmış olup, 700 ilâ 1400 metre yüksekliktedir. Eski kapalı havzaların dolması netîcesinde meydana gelen ovalar, kalın alüvyonlu topraklarla kaplıdır. Tefenni Havzasında Kağılcık-Karamanlı, Hasanpaşa ve Başpınar ovaları yer alır.Yeşilova Havzasında Akçay ve Erli ovaları; Ağlasun Havzasında Başköy, Ağlasun ve Öteyüz ovaları; Burdur Havzasında Yazıköy, Yarıköy, Hacılarköy, Eğneş, Kozluca, Elmacık, Çine, Kurköy ve Çeltikçi ovaları; Bucak Havzasında Kestel,Keçili, Bucak, Ürkütlü, Kızılkaya ve Karapınar ovaları; Gölhisar çukurluğunda Yamalı, Gölhisar, Çavdır ve Haravza ovaları yer alır. Ovaların hepsi su bakımından zengin ve bereketlidir.

Akarsular: Burdur’da büyük nehir ve ırmaklar yoksa da, akarsuları çok zengindir. Ovaları sular ve gölleri besler. Başlıca akarsuları şunlardır:

Alakır Çayı: Eşeler Dağından çıkar. 80 kilometrelik bir yatağa sahip olup Burdur Gölüne dökülür.

Burdur Çayı: İnsuyu, Gökpınar ve Yenipınar kaynaklarından çıkar. 25 kilometrelik bir yatağa sâhip olup, Kocayır yöresinden Burdur Gölüne dökülür.

Arvallı Çayı: Tekkegözünden çıkar. 20 kilometrelik bir yatağı olup, Çeltikçi Çayı ile birleştikten sonra Onaç Çayı ismini alır ve Kestel Gölüne dökülür.

Kravgaz Çayı: Kıravgaz Dağından çıkar. 45 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra, Burdur Gölüne dökülür.

Askeriye Çayı: Leften Yaylasından çıkar. 15 kilometrelik bir yatağı izleyip Burdur Gölüne dökülür.

Dalaman Çayı: Gölhisar yöresinin en büyük akarsuyudur. Ege Denizine dökülür. İl sınırları içinde 30 kilometrelik bir yatağı vardır.

Başköy Çayı: Başköy yöresinden çıkar. 25 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra Aksu Çayına dökülür.

Aksu Irmağı Isparta’dan Burdur’a girerek kısa bir yol alıp, 5 km uzunluğundaki bir kanyondan geçer. Bu kanyonun genişliği 5-7 m, derinliği 60-100 metredir. Kanyonun seyrine doyum olmaz.

Göller: Burdur’a "göller memleketi" denmesinin sebebi, sınırları içinde en çok gölü olan ilimizdir. İrili-ufaklı 14 göl vardır.

En büyüğü Burdur Gölü olup, çok tuzlu ve arsenikli olduğundan balık yaşamaz. Yüzölçümü 200 km2 olup, Türkiye’nin 7. büyük gölüdür. Genişliği 8.5 km ve uzunluğu 34 km olup, derinliği 110 metredir. Denizden yüksekliği 854 metredir. Manzarası fevkalâde güzeldir.

Salda Gölü; 45 km2 yüzölçümünde olup, 1139 m yüksekliktedir. Suyu tatlı ve balığı boldur. Türkiye’nin Abant dâhil en güzel gölü kabul edilir.

Kestel Gölü; 25 km2 yüzölçümünde ve 779 m yüksekliktedir. Suyu yazın çok azalır. Akgöl (çorak); yüzölçümü 12 km2 olup, yüksekliği 989 metredir.

Pınarbaşı, Karaeyli, Mamak, Bereketli, Yaraşlı, Geçenli, Yazır, Çavdır ve Ambahar göllerinin yüzölçümü 10 km2den azdır. Çavdır Gölünde balık vardır. Göller akarsularla beslenir. Göllerin bir kısmı yazın kurur.

İklimi ve Bitki Örtüsü

Burdur’da kara iklimi hüküm sürer. Yüksek dağlar, bölgeyi Akdeniz ikliminden ayırır. Yazlar sıcak, kışları çok soğuk geçer. Sıcaklık -16,7°C ile +39,6°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 443 milimetredir. Güneyde bu miktar fazlalaşır. Yağış kışın fazladır. Ovalar, ekili arâzi, sebze, bol meyve ağaçları ve gül bahçeleri ile süslüdür.

Burdur ilinin % 20’si hiçbir ekime elverişli değildir. Geri kalan % 80 arâzinin, % 35’e yakını ormanlık, % 35’e yakını ekili ve dikili arâzi ve % 10’u çayır ve mer’adır. Ormanlar ova ve gölleri çevreleyen dağların üzerindedir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, katran, meşe, ardıç, köknar, sedir ve akçam ağaçları bulunur.

Ormanlarda, sayıları gün geçtikçe azalan karaca, vaşak, karakulak, yaban kedisi, saz kedisi yaşamaktadır. Tavşan, porsuk, kurt, tilki, çakal ve domuz gibi yabânî hayvanlar da bulunmaktadır.

Burdur ekonomisi

Burdur’un ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılıkla geçinir.

Tarım: Burdur ilinde en çok tahıl üretilir. Ayrıca Burdur merkez ilçesinde ve Ağlasun’da gül yetişir. Türkiye’nin gülyağı üretimin % 85’i Isparta ve % 15’i Burdur’dan elde edilir. Meyvecilik, üzüm bağları, bostan ve sebzecilik oldukça ileridir. Diğer tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır, şekerpancarı, nohut, anason, soğan, patates ve haşhaştır. Türkiye’de en çok anason Burdur’da yetişir, üzümleri meşhurdur.Modern tarım araçları kullanılmakta, sulama, sun’î gübreleme ve ilâçlama yapılmaktadır. İlde bulunan Şeker Fabrikası, şekerpancarı üretimini artırmaktadır.

Hayvancılık: Çayır ve mer’aların çokluğu sebebiyle hayvancılığa çok müsâittir. İlde beslenilen başlıca hayvanlar kıl keçisi, koyun ve sığırdır. At, eşek, deve, katır gibi yük hayvanlarının sayısı gittikçe azalmaktadır. Tavukçuluk, arıcılık ve balıkçılık ekonomik açıdan önemli olabilecek oranda gelişmemiştir.

Ormancılık: Burdur’un % 35’e yakını ormanlıktır. Bu ormanlar Türkiye’nin inşaat ve îmâlat sanâyiinin mühim ihtiyâcını karşılar. Orman içinde ve sınırında yaklaşık 100 köy geçimini orman ürünlerinden temin eder. Ormanlar ayrıca Burdur’a güzellik veren ve onu süsleyen bir hazînedir.

Mâdenler: Burdur mâden bakımından zengin ise de mâden işletmeleri azdır. Tefenni ve Yeşilova’da krom, diğer bölgelerde linyit, manganez yatakları vardır.

Sanâyi: Burdur’da sanâyi hızla gelişmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları Burdur Şeker Fabrikası (1958), Et-Balık Kurumu kombinası, Süt Endüstri Kurumunun Süt Fabrikası, Burdur Traktör ve Önyükleyici Fabrikası (Burtrak) senede 20.000 traktör îmâl edecek kapasitededir. Gülyağı sanâyii Isparta’dan sonra gelir. Çiçek ve nebâtât esansları fabrikasında 500 ton gül işlenir. Mobilya sanâyii oldukça gelişmiştir.

El sanatları: El sanatlarından halıcılık, dokumacılık, tabakçılık, dericilik, keçecilik ve bakırcılık çok gelişmiştir. Halı ve dokuma tezgah sayısı 10.000 civârındadır. Evlerin % 70’inde el tezgahı vardır. Alaca denilen el dokumaları meşhurdur. Halıları Isparta halısı kadar değerlidir. Türkiye’nin en meşhur, heybe, torba, sofra altı örtüsü ve çobanların koyun ve keçi yavrularını tuzlamak için kullandığı torbalar Burdur’da yapılır.Heybe ve torbalardaki süsler ve motifler 5000 sene öncesine dayanır. Heybe ve torbalardaki süslemelerin Amerika’daki Kızılderili kabîlelerin süslemeleri ile tamâmen aynı ve eski Türk kavimleri ile pekçok benzerliklerin olması bâzı ilim adamlarının dikkatini çekmiş ve Kızılderililerin Orta Asya’dan Bering Boğazı ile Amerika kıtasına geldikleri tezini ileri sürmüşlerdir.

Ulaşım: Burdur, komşu illeri Denizli, Antalya, Isparta ve Afyon’a vasıflı bir karayolu ile bağlıdır. Karayolu ulaşımı ile Türkiye’nin her bölgesi ile irtibatlıdır. 1936 yılında Baladız istasyonundan ayrılan bir hatla Karakuyu-Eğridir demiryoluna bağlanmıştır. Böylece Ege bölgesine (İzmir’e) olduğu gibi Ankara ve İstanbul’a da demiryolu bağlantısı sağlanmıştır.

www.ilimsel.com

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/2/2008 - HAKKARİ

Kategori: il il Turkiye

 Hakkari Tarihi

Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.

Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi. Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.

 Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.

Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.

Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).

Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.

Hakkâri’nin merkezi Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.

Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.

Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.

Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.

Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:

“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)

Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.

Hakkari turistik bilgiler

Hakkâri, ulaşım ve haberleşmesi en güç olan bir ilimizdir. Modern konaklama ve dinlenme tesisleri ve turizm alt yapı tesisleri olmadığı için turizm sektörü gelişmemiştir. Anadolu’nun her köşesi gibi Hakkâri’de 5 bin yıl öncesine kadar uzanan târihî geçmişi, paha biçilmez arkeolojik ve tabiî güzellikleri ile turistler için aranan bütün imkânlara sâhiptir. Bâzılarında 4 km’yi aşan 20 buzul ve krater gölleri, kış ve dağ sporları ve avcılık bakımından zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Hakkâri dört mevsimi bir arada yaşayan nâdir bir bölgedir. Târih öncesi çağlardan kalma buzulların az ötesinde kır çiçeklerine rastlanır. Dünyânın hiçbir yerinde bulunmayan balık, çiçek ve bitkiler bu bölgede bulunmaktadır.

Eski eserler:

Melik Muhammed Esad Medresesi: Hakkâri beylerinden Melik Muhammed Esat tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. Medresenin yanında Melik Muğhammed Esat ve âile fertlerinin mezarları da vardır. 1910 senesine kadar medrese olarak hizmet gören eser, daha sonraları uzun bir müddet vîran halde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te eski mîmârisi üzerine yeniden restore edilen medrese, hâlen câmi olarak faaliyet hâlindedir.

Zeynel Bey Medresesi: Hakkâri beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murâd zamanında Tebriz Seferine katılan Zeynel Bey bu seferde şehid düşmüş, Pâdişahın emri üzerine yaptırdığı medreseye defnedilmiştir. GÜnümüzde harâbe hâlindedir.

Meydan Medresesi: Kitâbesinden 1700 senesinde yaptırıldığı anlaşılan eser, Biçer Mahallesindedir. İki katlı, orta avlulu medreseler planındadır. Cumhûriyet döneminde bir süre cezâevi olarak kullanılan medrese, 1984’te Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.

Kayme Sarayı: İki katlı olan sarayın kitâbesinde 1910 târihi vardır. Seyyid Abdullah Efendiye âittir. Sarayın kuzey ve batı duvarı günümüze ulaşabilmiştir.

Kelat Sarayı: Bölgedeki sivil mîmârî örneklerinin en önemlilerinden biridir. Günümüzde sâdece güney cephesi ayakta kalabilmiştir.

Taşköprü: Osmanlılar döneminde Şemdinli Deresi üzerinde kurulan köprü, 10.80 m yüksekliğnde 21.60 m uzunluğunda 2.90 m genişliğindedir. Köprünün iki tarafında zeminle irtibâtı sağlayan dolgu kısımlar yıkılmıştır. Günümüzde dallarla yapılmış eğreti bir kaplamayla geçişler sürdürülmektedir.

Gülüreş Baba Türbesi: Hakkâri’nin BiçerMahallesindedir. Türbe 1982’de Câmiler Derneği tarafından tâmir ettirilmiştir. Kitâbesi olmayan türbe kapısındaki tabelada Gülüreş Baba Doğum H. 465 (1074), ölüm H. 555 (1165) târihleri vardır.

Seyyid Abdullah Türbesi: Şemdinli’nin 17 km batısında bulunan Bağlar (Nehri) köyündedir.Türbe mezarlık içindedir.Türbede Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin amcası büyük âlim ve velî Seyyid Abdullah medfundur.

Seyyid Tâhâ-i Hakkârî Mezarlığı: Şemdinli’nin Bağlar (Nehri) köyündedir. Mezarlıkta 16 civârında, üzerinde bitkisel motifler, âyet ve sözler bulunan mezar taşı vardır.Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin mezar taşı ayakta olup, üzerinde;”Merkadi hafîdi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî-eş-Şeyh Seyyid Tâhâ bin Molla Ahmed (1269)” yazmaktadır.

Kaya resimleri: Cilo ve Sat dağları arasında kalan Bevarik Vâdisi ilk insanların yaşadığı yerlerden biridir. Bu vâdide yalçın kayalara çizilmiş en az 8 bin hattâ 10 bin yıllık resimler vardır. Bu resimler, dünyânın en değerli ve en eski târihî belgeleri sayılmaktadır. Şimdiye kadar 1179 kaya resmi bulunmuştur. Sıkı bir araştırma ile bu sayı artabilir. Bu resimler çok eskiden yaşamış insanlara âittir. Bu bölge gibi Geşitli bucağı çevresinde Feraşin ve Meydan-ı Zengil yaylalarında kaya resimleri olduğu ifâde edilmektedir. Resimler, hayvan resimleri ve geometrik desenlerden ibârettir. Resimlerden bâzılarının M.Ö. 5300-5500 senesinde çizildiği tesbit edilmiştir.

Dev evleri: Hakkâri’nin birçok yaylasında bilhassa Bezirgan Çayırı, Faraşin Yaylasında, Gürpınar-Hakkâri dağ yolunda rastlanan bu eserler üç veya dördü bir arada olan kayalara oyulmuş dev yapılardır. Bunların Asur saldırılarına karşı haber alma kaleleri veya yaylaya salınan sürülerin gözetlenmesi veya korunması için yapıldığı sanılmaktadır.

Eski kitap depoları: Hakkâri Dağlarında kaya sığınaklarda değeri çok kıymetli (paha biçilemeyen) kitap depoları vardır. Yerleri meçhuldür. Avrupalı antikacılar, Dağlıca (Oramar)da bulunan bir kaya sığınağındaki kitap deposundaki kitapları yurt dışına kaçırırken yakalanmışlardır.

Târihî Sid ve arkeolojik şehirleri: Hakkâri’de eski çağlara âit şehir kalıntıları oldukça fazladır. Yüksekova ilçesinin Büyük Çiftlik köyü yakınında “Musasir” şehri ile Şemdinli’nin Nehri köyünde Huri Devletinden kalma târihî kalıntılar (yazı, oyma taş, mezarlar) bulunur. Örençik köyünde dikili taş, Hurgain mevkiinde 15 m uzunlukta bir binâ kalıntıları vardır. Kapıları arkadan kapatılan merdivenli oyma mağaralar. Oğul (Tal) Deresinde kayalara oyularak yapılan ve çarşısı bulunan Nastûrî kilisesi ile Hakkâri Merkez, Konak, Zap, Çanaklı ve Geçimli’de Nastûrî kiliseleri vardır.

Kaleler: Hakkâri Kalesi harâbeleri ve sarnıçları park hâline getirilmiştir. Buradan Hakkâri kuş bakışı seyredilir. Uzungeçit ve Dağaltı köylerinde “kelâmeme” ve “keâtivuri” kaleleri vardır.

Tabiî güzellikler ve mesîre yerleri: Hakkâri, haşin tabiatlı ve heybetli görünüşlü yüksek dağları ve derin vâdileri ve dünyâda eşine az rastlanan tabiî güzelliklere sâhiptir. Cilo ve Sat dağlarına “Türkiye’nin Himalayaları” denir. Devamlı karlı tepeleri, 20’den fazla dağ buzulu ve 20’ye yakın buzul gölleri, 4 bin metreden aşağıya sarkan buzulları ile küçük Asya’nın bir nevî millî parkıdır. Dağları görmek ve dağ havasını teneffüs etmek isteyenler için en ideal yer Hakkâri Dağlarıdır. Hakkâri av hayvanı bakımından zengindir. Dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, keklik, kaz, ördek, turaç, toy, angut, turna, bıldırcın ve tavşan bulunur. Dağ keçisi ve dağ koyununun nesli tükenmek üzeredir.

Zap Vâdisi: Zap Suyu eşsiz tabiî güzellikler arasından geçer. Heybetli dağlar, yemyeşil vâdi ve yamaçları ile dünyâda ender rastlanan güzel bir yerdir.

Cilo ve Sat Dağları: Yüksek dağlar, karlı tepeler, vâdi ve yamaçlarda bol sular, buzul gölleri ve yaylaları ile çok güzel bir bölgedir. Dağ ve kış sporları ile av turizmine de müsâittir. Cilo-Sat Dağlarının Millî Park hâline getirilmesi için 1945’ten bu yana çalışmalar vardır.

Hakkari nüfus ve sosyal hayat

Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 172.479 olup, 71.099’u ilçelerde, 101.380’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7217 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.

Örf ve âdetleri: Hakkâri 640 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilmiş ve 1054 senesinde Türkler yerleşmeye başlamıştır. 1534’te bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti, Türk-İslâm kültürünü yaymış ve daha önceki kültürler unutulmuştur. Hakkâri’de hayvancılık ekonominin temeli olduğundan halkın çoğu senenin yarısını yaylalarda geçirir. “Zoma” denilen yazlıkta (yayla) hayvanlarını kırkar, yünlerini eğirir, peynir ve yağını yapar ve yaylada çadırlarda yaşar. Böylece bir nevi aşiret hayâtı yaşanır.

Hakkâri’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. Erkekler en iyi cins yünden yapılmış desenli ve renkli “şeli şepik” giyerler. Üzerine şaldan kuşak bağlarlar. Kuzu yününden yapılmış “kerik” denilen cepken kullanırlar. Başa ise bir nevî sarık bağlanır. Ayağa yün çorap ve “sak” denilen püsküllü, renkli ve desenli tozluk giyilidir. Kışın keçi kılından yapılmış “reşik”, yazın ise tabanı lastik, kenarları örme yünden pabuç giyilir. Kadınlar, fistan denilen ayak bileklerine sarkan uzun entâri giyerler. Baş ise puşi ile örtülür.

Mahallî yemekleri: Gulul, mertuğa, kıris, kepaye ve kutuldevktir. El sanatları: Kilim, kuşak ve elbise yapımında el sanatları çok meşhurdur.

Folklor: Hakkâri ve çevresi mahalli oyunlar bakımından çok zengindir. Oyunlar az figürlüdür, çalgısız oynanır. Çalgının yerini birlikte söylenen ritmik sözler ve oyun havaları tutar. Oyunlar kalabalık ekipler hâlinde oynanır. Erkek ve kadınlar kendi aralarında oynarlar. Başlıca oyunlar Gülşeni Yargüzel, Gani Bergani, Hayşere, Şemu, Davato Güvey Paşa oluyor, Birani, Siri Kalep ve Basu’dur. Halk edebiyâtı ve halk şâirleri bakımından zengindir. Hakkâri’de kız isteme, düğün, ölüm, doğum ve diğer sosyal münâsebetlerde örf ve âdetler devâm etmektedir. Kayak sporu yaygındır.

Eğitim: Hakkâri’de okur-yazar nisbeti henüz yüzde 50’nin altındadır. Sert iklim, kış şartları, yol durumu ve ekonomik şartlar sebebiyle okur-yazar nisbeti diğer illere nazaran azdır. İlde 13 anaokulu, 248 ilkokul, 10 ortaokul, 3 meslekî ve teknik ortaokul, 6 lise, 4 meslek ve teknik lise vardır (1993).

Yetişen meşhurlar: Beytüşşebap ilçesinin Güneykaya (Bate) köyünde doğup orada vefât eden (1417-1494) Dîvân ve Mevlid müellifi Molla Hüseyin; Çukurca ilçesinin Han köyünde doğup Doğubeyazıt’ta vefât eden ve adını taşıyan câminin yanında türbesi bulunan Memu-Zin ve Nevbahar isimli eserlerin sâhibiAhmet Hânî (Hânî Baba); büyük velîlerden Şemdinlili Seyyid Abdullah ve Seyyid Tâhâ, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, şâir Şahpattan Abdullah Bey; Şeyh Rızâ ve Tâhir Beydir.

Hakkari coğrafi bilgiler

Hakkâri çok engebeli bir bölgedir. Yüzölçmüünün % 87,5’u dağlardan % 10,5’u yaylalardan ibâret olup, ovaları sâdece % 2’dir.

Dağları: Hakkâri’deki dağlar Güneydoğu Torosların uzantısıdır. Dağların çoğu 3000 metreden yüksektir. 3500 metreden yüksek on doruk vardır. 4000 m’den yüksek dağlar da vardır. Bu dağların dorukları devamlı karla örtülüdür. Cilo Dağının Reşko (Gelyaşin) Doruğu 4135 metredir. Tepede 4 km uzunluğunda Gelyaşin buzulu ile onun batısında 4060 metrede Suppa Durek Tepesinde daha küçük buzul bulunur. Dağlar derince akarsu vâdileri veya çanaklarla birbirinden ayrılır. Bu vâdilerden dağların görünüşü çok heybetlidir. Dağların çoğu volkanik kökenlidir. Türkiye’nin volkanik kökenli olmayan en yüksek dağı Cilo Dağlarının Reşko Tepesinden ayrıca 3000 m yüksekliği aşan dağlar şunlardır: Sümbül Dağı (3467 m), Buzul Dağı (Uludoruk Tepe 4135 m), Gare Dağı (Karadağ Tepe 3460 m), Mordağ (3807 m), Beyazdağ (3008 m), İkiguka Dağı (Celimirya Tepe 3540 m), Türemiş Dağı (Geçit Tepe 3031 m), Leyzok Tepe (3264 m), Koctepe (3262 m), Çimen Dağı (3170 m), AltınDağları (Busindidağı Tepe 3253 m).

Yaylaları: Hakkâri dağlar bakımından olduğu gibi yaylalar bakımından da çok zengindir. Hakkâri dağlarının çevresinde hafif dalgalı yüksek düzlükler de vardır. Bu düzlükler birçok yerde çöküntü veya akarsu yatakları ile parçalanmış olup yayla hâline gelmiştir. Başlıca yaylalar şunlardır: Nordüz Yaylası en alçak yeri 2100 metredir. Toprak 7 ay karla örtülüdür. Mirgazer Yaylası 2700-3000 m arasındadır. Faraşin ve Mendin Yaylası 2000 m yüksekliktedir.

Diğerleri ise Avahark, Berçelen, Çelesur, Kani Kurgan, Kanimehan, Kanicemet, Meydan-ı Beybur, Meydan-ı Casus, Meydan-ı Davut, Meydan-ı Kuli, Meydan-ı Suran, Meydan-ı Zengil, Servisi, Semedar, Meydan-ı Melham, Ceytez, Mergezer, Meydan-ı Belek, Mordağı ve Vargeniman yaylalarıdır.

Hakkâri’de çok sayıda tepelikler vardır. Vatan, Molla Ahmed, Suvari Halil, Gençlik, Ayı İni, Tavşan, Üzümlü, Çağlayan, Ballı, Uzunsırt ve Taşyazı tepeleri başlıcalarıdır.

Ovaları: Hakkâri’de yüksek ve haşin dağların arasında çukur ovalar da vardır. Buların en önemlisi Yüksekova ilçesinin bir kenarında kurulduğu, Büyük Zap’ın sağ kollarından Nehil Çayı etrâfında uzunluğu 40 kilometreye yaklaşan, genişliği 15 kilometreyi bulan ve tabanı 2000 metreye yakın bir yükseklikte olan Gevaş Ovasıdır. Bu ova kapalı bir havza durumundadır. Nehil Suyu ve havzanın sularını Zap Vâdisine boşaltır. Gevaş Ovası, Zapsuyu Vâdisi ile birleşir. Bu ova çok verimlidir. İklim çok sert olduğundan her tarafında tarım yapılamaz. Otlak bakımından zengin olan ovada koyun, keçi ve sığır beslenir. Zap Suyu, Habur Çayı, Nehil Suyu yatakları boyunca uzanan dar düzlükler ve Avarobisin, Şemdinli ve Hacıbey vâdileri başlıca düzlüklerdir.

Akarsuları: Hakkâri, Dicle Havzası içinde kalır. Akarsuların başlıcaları:

Zap Suyu (Büyük Zap): Van’ın Haravil Dağı eteklerinden çıkar. Başkale yakınında Hakkâr’ye girer. Güneybatı istikâmetinde akar. Üzümcü yakınında dirsek yaparak güneydoğuya döner ve Çukurca yakınında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde 100 km yol kat eder.

Habur Çayı: Nordüz ve Faraşin Platosundan çıkar güneye doğru akar, Ardaç batısında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde uzunluğu 60 kilometredir.

Botan Suyu: Şatak ve Pervari’den geçerek Siirt aşağılarında Dicle’ye katılır.

Diğer akarsular Zap’a karışan Otluca Deresi ile Katil Suyu, Nehil Suyu, Oramar Suyu, Şemdinli Çayı ve Rubozik Suyudur. Akarsuların rejimi düzensizdir. Karların erime zamânı sular boldur. Akarsu tabanları çok derin olduğu için sulama işinde kullanılması güç olmaktadır. Otluca Deresinde kurulan hidroelektrik santral ile il merkezi aydınlatılmaktadır.

Gölleri: Hakkâri’de büyük göller yoktur. Cilo, Sat ve Karadağ gibi yüksek dağ doruklarında buzul ve krater göller vardır. Gelyaşin, Sat Reşko, Bay ve Supadurak, Seyyid Han ve Golan gölleri bunların en önemlisidir.

İklim ve Bitki Örtüsü

İklimi: Hakkâri bölgesinde çok sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok sert ve soğuk geçer. Kış erken gelir ve uzun sürer. Kasım-mart arası devamlı kar yağar. 7 ay kar altında kalan yerler çoktur. Kar kalınlığı 217 cm olan bölgeler vardır. Yağmur ilkbahar ve sonbaharda yağar. Senelik yağış ortalaması 580-792 mm arasındadır. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yaz ile kış arasında büyük ısı farkı vardır. Bu fark 63°C’dir. Hakkâri, Doğu Anadolu gibi kışın Sibirya üzerinde teşekkül eden kara hava kitlesinin, yazın da “Tropikal” bölgelerde kara iklimi tesiri altındadır.

Bitki örtüsü: Hakkâri topraklarının % 59’u çayır ve mer’alardan, %25’i orman ve fundalıklardan, % 2’si ekili ve dikili alanlardan ibârettir. Tarıma elverişli olmayan arâzi ise % 14’tür. Dağların çoğu çıplaktır.

Hakkari ekonomisi

En az gelişmiş illerimizden biridir. Faal nüfûsun % 90’ı tarımla (hayvancılık ve ormancılıkla) uğraşır. Halkın ihtiyaçlarının çeşit ve değişiklik bakımından düşüklüğü, esasen nüfûsun azlığı sebebiyle ticârî hayâtın gelişmemiş olmasındandır. Ovaları ve vâdileri arâzinin % 2’sidir. Ova ve vâdiler verimli ise de iklimin çok sert ve arâzinin engebeli oluşu, akarsuların derin vâdilerden akışı ve sulamaya elverişli olmaması sebebiyle geniş çapta tarla tarımı sâdece Yüksekova’nın Gevaş Ovasında yapılır.

Tarım: Hakkâri’de uğraşıldığı takdirde birçok tarım ürünü (tahıl-meyve-sebze) yetiştirmek mümkündür. Yetişen tarım ürünleri arasında buğday başta gelir. Diğer tarla bitkileri arpa, darı, mısır, çavdar, çeltik (pirinç), nohut, fasulye, mercimek, patates, soğan ve tütündür. Sebze olarak domates başta gelerek az miktarda biber, patlıcan, hıyar, kabak, tâze fasulye, tâze soğan, lahana, marul ve sarmısak yetişir. Bağcılık Hakkâri’de çok eski bir târihe sâhiptir. Fakat zamanla üzüm yetiştirilmesi azalmıştır.

Hayvancılık: Hakkâri ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanır. Yaylaları, çayır ve mer’aları ve suyu boldur. Bu geniş imkânlarına rağmen hayvan potansiyeli az sayılır. Koyun, keçi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmektedir.

Ormancılık: Ormanlık saha 200 bin hektarın üzerindedir. Fundalık saha ise 30 bin hektardır. 52 köy orman içinde ve 29 köy orman bitişiğindedir. Bu ormanların % 90’nı baltalık, % 10’u bozuk koruluktur. Ormanlardan sanâyi için istifâde edilmeyip, yakacak olarak senede 40 bin ster odun elde edilmektedir.

Mâdenleri: Hakkâri mâden bakımından fakir sayılır. Çıkarılan tek mâden, kömürdür. Petrol, kurşun, linyit, krom, asbest ve kükürt için arama ruhsatı verilmişse de henüz bulunamamıştır.

Sanâyi: Sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Yüksekova Süt Fabrikası, Şemdinli Tekel Yaprak Tütün Bakımevidir. Et kombinası, halı dokuma atelyeleri, köylerde halı ve kilim atelyeleri ile hızar atelyesi ve un değirmenleri vardır. Beytüşşebab’ın yünlü ve simli kilimleri meşhurdur.

Ulaşım: Hakkâri’de ulaşım meselesi henüz halledilmiş değildir. Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Sâdece karayolu ile ulaşım sağlanır. Köyleri, ilçe ve ile bağlayan yollar kışın uzun müddet kapalıdır. Siirt-Şırnak-Uludere yolu yalnız yaz aylarında kullanılabilir. Van-Başkale-Hakkâri yolunun bir tarafı uçurum olup, pekçok yerde kayalar içine oyulmuş tünellerden geçer. Kara yolları, buraları kışın devamlı trafiğe açık tutmaya çalışmaktadır. Meşhur Suvâri Halil Geçidi çığ tehlikesi ve kar yağışı sebebiyle sık sık kapanarak ilçe ve köylerle irtibat kesilir. Yüksekova-Bacirge yolu İran’ın Urmiye şehrine varır. Birçok yerde ulaşım vâsıtası katırdır.

www.ilimsel.com
0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

BENİM HAKKIMDA

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

coğrafyacı

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU

Ödüllü BloglarYarisiyor.Com Kampanyasina Katılmak Ücretsiz, Haydi Durma!!!

SON YAZILARIM

ORİNOCO NEHRİ
SULTANAHMET ÇEŞMESİ
DİŞBUDAK
SELLER NE TÜR SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİR?
DENİZCİLİK TERİMLERİ VE DEYİMLERİ
AVRUPA KITASI GENEL BİLGİLER
LAUCA NEHRİ
SULTANHAN KERVANSARAYI
BAKIR
TOPRAKSIZ TARIM
TÜRKİYE’DE MEYDANA GELMİŞ BÜYÜK HEYELANLAR
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA DEPREM BÖLGELERİ
BARİT
KURŞUNLU ŞELALESİ
ÇINAR
HAKASYA CUMHURİYETİ
TOPKAPI SARAYI MÜZESİ
BİYOTİT
GÖKSU DERESİ/İSTANBUL
İYİ TATİLLER!!!

Gazeteler

BAĞLANTILARIM

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
COĞRAFYAM NET
ZÜLFİKAR ÖĞRETMEN FORMU
COĞRAFYA SAATİ
COĞRAFYA KULÜBÜ
COĞRAFYA SEVGİSİ
COĞRAFYA TUTKUDUR
COĞRAFYA TV
TÜRK COĞRAFYA KURUMU
ÜLKELER NET
COĞRAFYALAR COM
COĞRAFYAM ORG
COĞRAFYACIYIZ COM
E-COĞRAFYA
PROF.DR.RAMAZAN ÖZEY
COĞRAFYA DERSİM
NÜFUS PİRAMİTLERİ
COĞRAFYAMIZ NET
TÜRKCOĞRAFYA COM
FİZİKİ COĞRAFYA COM
COĞRAFYACI NET
COĞRAFYAM VE HAYAT
COĞRAFYA ÖĞRETMENİM
COĞRAFYA DÜNYASI
ATLAS DERGİSİ
COĞRAFYALİSE COM
SOSYAL DERSLERİ
DÜNYA DEPREMLERİ
MEB COĞRAFYA TV
COĞRAFİ ŞEKİLLER
TÜBİTAK
BİLİM TEKNİK
SAMANYOLU EĞİTİM KURUMLARI
ARİFİYE Ö.L.MEZUNLARI
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
EĞİTİM HABER
ÖĞRETMEN SAYFASI
ÖĞRETMEN SİTELERİ
ÖĞRETMENİN PUSULASI
ORHANGAZİ REHBERİ
ORHANGAZİ BELEDİYESİ
ORHANGAZİ GEN.TR
ORHANGAZİ WEB.TR
GEOBİLİM.COM
GENÇ BİLİM
BULUTSU ORG
İLİMSEL COM
COGRAFYADERSANESİ.BLOGSPOT
Esma-ul Husna
sitene ekle

KATEGORİLERİM

  • Avrupa Birligi
  • Belirli Gün ve Haftalar
  • Bitki Cografyasi
  • Cografya
  • Cografya 10
  • Cografya 11
  • Cografya 12
  • Cografya 9
  • Cografya Haberleri
  • Cografya ile ilgili makale ve arastirmalar
  • Cografya Siirleri
  • Cografya Soru Bankasi
  • Cografya Sunumlari
  • Cografya Video ve Animasyonlari
  • Cografyada ENler
  • Darica-Gebze-Kocaeli
  • Dis Kuvvetler
  • Egitim
  • Eglence
  • Ekoloji-Cevre
  • Ekonomik Cografya
  • Fotograflar
  • Guncel Haberler
  • Harita Bilgisi
  • Ic Kuvvetler
  • Iklim ve Bitki Ortusu
  • il il Turkiye
  • Ilginc Cografi Bilgiler
  • Kim Kimdir
  • Kozan Geyve Sakarya
  • Kuran-i Kerim ve Cografya
  • Madenler ve Enerji Kaynaklari
  • Nufus ve Yerlesme
  • Okunasi Yazilar
  • Orhangazi
  • Orhangazi CPL
  • Rehberlik Dosyalari
  • Sivil Savunma Kulubu
  • Siyasi Cografya
  • Spor
  • Tarih
  • Tarim ve Hayvancilik
  • Turizm
  • Turkiye
  • Turkiye Cografyasi
  • Ulasim
  • Ulkeler Cografyasi
  • Uzay Cografyasi
  • Uzay ve Gokyuzu Fotograflari
  • ARKADAŞLARIM

    BALKOVANI
    AspAvAyAsAr
    vakanuvis
    opalankok
    acizm1988
    alsancakkoyu
    sarozfatihi
    Rahmetli645
    yahsieli
    geograpy
    cografyadersanesi
    karakurum
    vatanseverpatriot
    polatalemdarkurtlarvadisi
    cografyamiz
    reef
    sakary54
    cografiegitim
    bloghertelden
    BilgisayarEgitimlerimiz
    gercekyasamdan
    herneysem
    marasili
    cografyaci10
    cografyapaylasim1
    zulfikar22
    gazgaz1
    ankakusum
    hilalliler
    hayvanhaber
    nurdanhicyilmaz
    tekamul
    40ayak
    bilimyurdu
    bizimegemiz
    sarkilaridinle
    sohbetsevenler
    16dido61
    bengisutuna
    realozi

    ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ

    COGRAFYAMİZ
    vakanuvis
    gerçek yaşamdan
    EĞİTİM VE ÖĞRETMEN FORUMU
    PageRank Checking Icon