OSEANOGRAFYANIN TARİHSEL
GELİŞİMİ Denizlerle ilgili uğraşılar çok eskiden başlamış ve günümüze değin çeşitli değişiklikler geçirmiştir. ilk denizciler denizleri yeni yerler keşfetmek ya da bir limandan diğerine taşımacılık yapmak amacıyla geçmişlerdir. Bu denizciler yolculukları sırasında etkili olan sadece akıntı, rüzgar gibi faktörler hakkında bilgi toplamışlar, yolculuklarını etkilemeyen diğer faktörlerle hiç ilgilenmemişlerdir. İşte, okyanusların ticari ya da yeni yerler keşfetme yolunda da olsa ilk incelemeleri veya geçilmeleri M.Ö. 1000-1500 yıllarına kadar gider. İnsanlar bu sırada (M.Ö. 1000) dünyanın büyük bir kara parçası ile iki su kütlesinden oluşmuş yassı bir disk şeklinde olduğunu ve bu diskin dışında okyanus ve karaları çevreleyen Oseanus Fluvius'un bulunduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonra (M.Ö. 500) Hecataeus'un tanımladığı yeryuvarı haritası M.Ö. 1000 yıllarında tanımlanan haritadan pek az farklıydı . Bu sırada (M.Ö. 400) Pythaes med-cezir ile ay arasındaki ilişkileri gözlemiş olup, İngiltere'ye yaptığı yolculukta enlem ve boylam dairelerini göstermiştir. ERATHOSTHENES (M.Ö. 276-195) yeryuvarının çevresini basit fakat duyarlı yöntemlerle saptamış ve bu arada Büyük İskender'in (M.Ö. 329-325) Hindistan bilimsel gezisinden sonra (M.Ö. 250) daha önceden bilinen yeryuvan haritasına İran Körfezi, Arap Denizi ve Hazar Denizi'ni ilave etmiştir . M.S. 20 yıllarında STRABO Yunan coğrafyacıların topladığı bilgileri içeren kitabını yayımlamış, bu devirde bazı oseanografik gözlemlerde bulunarak med-cezir olayı ile ilgili verileri toplamış ve ilk defa İskandil yöntemiyle 2000 m ye kadar olan derinlikleri. ölçmüştür. PTOLEMY'in M.S. 150 yıllarında hazırladığı yeryuvarı haritası Romalılar devrindeki tüm coğrafik bilgileri özetler düzeydedir.Daha sonra benzer duyarlıktaki haritalar Arap bilginleri tarafından da hazırlanmış olmasına karşın batılı bilginlerin hazırladığı yeryuvarı haritaları gerçekten çok uzaktı. Bu devirden sonra denizlerle ilgili çalışmalarda bir duraklama olmuş, sadece Kuzey Avrupalılar iklimsel koşulların uygunluğu sayesinde Kuzey sularında keşifler yapmışlardır. Portekizli Prens HENRY'nin 1420 yılında bir denizcilik okulu açması ve Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında İstanbul'u alması 15. yüzyıldaki denizcilik araştırmalarını hızlandırmıştır. Zira İstanbul' un alınmasıyla Doğu ve Batı arasındaki karayolu kapatılmış, bu nedenle batılılar ikinci bir yolu saptamak zorunda kalmışlardır. 1497 yılında Vasco Da GAMA Hindistan'a varmak için Afrika'nın batı sahilinden yola çıkmış, bu esnada Avrupalı denizciler ilk defa tüm Afrika'yı keşfetmişlerdir. Christophe COLOMB dünyanın yuvarlak olduğuna inanmış ve Hindistan' a giden yeni bir kısa yolu ararken Amerika kıtasını keşfetmiştir. Keşfedilen bu yeni kıtanın ötesinde başka bir su kütlesinin mevcudiyeti düşünülmüş ve İspanyalı Vasco NUNEZ Panama'daki bir tepeden Pasifik Okyanusu'nu ilk defa görmüştür. Daha sonraki yıllarda MAGELLAN dünyanın çevresini kat etmiştir. Tüm bu keşifler Türk bilginlerini de etkilemiş olup, bu devirde büyük Türk denizcisi Piri Reis 1513 yılında meşhur yeryuvarı haritasını yapmıştır. İngilizler, 17. ve 18. yÜzyıl1arda Kuzey Amerika'nın doğu ve kuzeydoğu bölgelerini araştırmaya başlamışlardır. Bu yüzyıllarda gerçek anlamdaki ilk biliı11se] geziler James COOK tarafından gerçekleştirilmiş olup, bu araştırıcı ilk defa Yeni Zelanda ve Avustralya'nın doğu sahillerine kadar ulaşarak dünya haritasına yeni bilgiler ilave etmiştir. J. COOK ikinci gezisinde daha güneye inerek Antarktik çemberini ilk kat eden olmasına karşın buz nedeniyle daha fazla ilerleyemeyerek geri dönmek zorunda kalmış, fakat karşılaştığı buzların tuz içermediğini dikkate alarak bu buzların karalar Üzerinde oluştuğunu düşünmüş, Antarktika kıtasının varlığına inanmıştır. . Deniz dibinin şekli üzerindeki ilk düşünceler 18. asırda ortaya konmuş olup, devrin büyük oseanografı MARSILLI (1735) denizlerin fiziki tarihçesini yayınlamıştır. Bu araştırıcı ilk defa Akdeniz'in dibi hakkında da detaylı bilgi vermiştir. 19. yüzyılda gerek ekonomik gerekse bilimsel amaçlarla yapılan denizel araştırmalar yeniden hız kazanmıştır. İngilizler BEAGLE isimli gemiyle 1831 yılında Güney Amerika'nın güney sahillerine kadar inerek bölge suları Üzerinde ilk sistemli araştırmalarım yapmışlardır. Bu geziye biyolog olarak katılan DARWIN Galapagos Adaları’na gittikten sonra evrim ve doğal seçilil 11 teorilerinin temelini düşünmüş ve aynı zamanda mercan resifleri oluşumunu doğru olarak açıklamıştır. James Clark ROSS ilk defa 1848 yılında İskandil yöntemiyle derin dipleri ölçmüş ve Güney yarımküredeki derin diplerden bulduğu organizmaların birkaç yıl önce amcası John ROSS tarafından Kuzey Atlantik'te bulunanlarla aynı olduğunu saptamıştır. İngiliz deniz biyologlarından FORBES (1843) dip faunası üzerinde çalışmış olup, buradaki faunayı ve. bunların fiziksel ortamla olan ilişkilerini inceleyerek deniz biyolojisinde ilk adımı atmıştır. Bu araştırıcı deniz biyolojisi hakkındaki araştırmalarını daima yeni derinliklerde sürdürmüş, fakat yanlışlıkla denizel yaşamın 550-600 m. derinlikten sonra bulunmadığı sonucuna varmıştır. Oseanografi bilimine büyük katkıda bulunan ilk Amerikalı araştırıcı M. Fountain MAURY olmuştur. Bu araştırıcı, su İle rüzgarın karşılıklı etkileri sonucu okyanuslarda sirkülasyonun oluştuğunu ilk defa gözlemiştir. Bu denizci ilk defa 1853 yılında Brüksel' de uluslararası deniz konferansını toplamış ve daha sonra gemilerin sefer defterlerinden yararlanarak akıntı, med-cezir ve rüzgar cetvelleri hazırlamış ve 1854 yılında da Kuzey Atlantik'in bati metrik haritasını çıkarmıştır (Şekil 1.12). F. MAURY günümüz fiziksel oseanografisinin de temelini oluşturan "Denizlerin Fiziksel Coğrafyası" adlı eserini 1855 yılında yayınlamıştır. C. G. EHRENBERG okyanus dibini örten sedimentlerin çok sayıdaki mikroorganizma iskeletinden oluştuğunu ve bu mikroskobik organizmaların deniz ekolojisinde büyük bir önem taşıyabileceğini belirtmiştir. C. W. THOMPSON, 1868 yılında Lightning, 1870 yılında Porcupine gemileriyle çeşitli bölgelere yaptığı bilimsel gezilerde farklı bölgelerdeki farklı derinliklerde temperatürün aynı olduğunu gözlemleyerek okyanuslarda aktif bir sirkülasyonun olduğunu ve buna bağlı olarak da umulmayan derinliklerde yaşamın varlığını saptamışlardır. Bu araştırmadan kısa bir müddet sonra, İngilizler, 1873-1876 yılları arasında C. W. THOMPSON'un yönetiminde Challanger gemisiyle Atlantik, Hint ve Pasifik Okyanusu'na yaptıkları bilimsel gezilerde bu okyanusların jeolojik, fiziksel ve biyolojik özelliklerini yüzeyden dibe kadar ilk defa detaylı olarak incelemişlerdir. Challanger gemisiyle 68.890 mil kateden araştırıcılar 'araştırmaları için 362 hidrografik istasyon saptayarak tel yardımıyla tüm derinlikleri ölçmüşler ve elde ettikleri sediment örneklerine göre dünya denizlerinde mevcut sediment tiplerinin dağılış haritasını hazırlamışlardır. Bu araştırma sırasında 4717 yeni tür ve 715 yeni genus bilime ilave edilmiştir. Sonuç olarak, Challanger bilimsel gezisiyle elde edilen jeolojik, fiziksel, kimyasal ve biyolojik veriler bir bakıma bugünkü oseanografik çalışmaların da temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde de deniz araştırmalarına 1950 yıllarında başlanmış olup bu sırada İstanbul Üniversitesi'ne bağlı olarak kurulan Hidrobiyoloji Enstitüsü'nün Arar gemisiyle; Akdeniz, Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz' de bilimsel araştırmalara girilmiştir. İlk sismik araştırmalar ise 1976 yılında MT A Sismik i (Hora) araştırma gemisi ile yapılmaya başlanmıştır . Oseanografya 5 branş altında toplanmıştır; 1-)Biyolojik oseanografya veya liman biyolojisi; Okyanuslardaki bitki ve hayvan (biota) ve bunların ekolojileri üzerine çalışmaktadır. 2-) Kimyasal oseanografya : Okyanusların kimyası üzerine çalışır. 3-) Jeolojik oseanografya; Okyanus taban oluşumlarının (yani taban tektoniklerini) jeolojik açıdan üzerinde çalışmaktadır. 4-) Meteorolojik oseanografya; okyanuslardaki hidrosfer ve atmosfer olayları üzerine çalışmaktadır. 5-) Fiziksel oseanografya; Okyanuslardaki fiziksel olayları inceler yani okyanus sıcaklıkları okyanus dalgaları, akıntılar gibi olaylar üzerine çalışır. ALINTIDIR.
|