KEŞİFLERLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER

2011-10-27 13:15:00

KEŞİFLERLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER Kristof Kolomb’u ansiklopediler, “Christopher Columbus: Yenidünya’nın (Amerika’nın) keşfine öncülük etmiş ünlü denizci” diye tanımlar. Gelin, Kolomb’dan yola çıkarak, biz de keşiflerin keşfedilmemiş yönlerine bir göz atalım. Ayrıntılardan da öğreneceğimiz çok şey var. Sizce de öyle değil mi? Pek çok insan böyle düşünür… Amerika’yı Kristof Kolomb keşfetti.   Oysa, Leif Ericson öncülüğündeki Vikingler, ilk Avrupalılar olarak Kuzey Amerika kıyılarına çıktıklarında yıl 1000′di. Kristof Kolomb ise 1492 yılında San Salvador’da karaya ayak bastı. O zamanlar burasının Doğu Hindistan olduğunu zannediyordu.   Ferdinand Macellan, dünyanın çevresini dolaştı.   Oysa, henüz yolculuğunu tamamlayamadan ölmüştü. Macellan 1519 yılında 5 gemi ve 270 mürettebat ile İspanya’dan yola çıktı. 1521′de, henüz büyük yolculuğunun ikinci yılında, Macatan Adası yerlileriyle çıkan bir çatışmada öldürüldü. Pasifik Okyanusu onun mezarı olmuştu. Bir yıl sonra, 1522′de bu yolculuğu Macellan’ın gemilerinden biri, 18 mürettebatıyla tamamladı.   Phineas Fogg, dünyayı 50 günde dolaştı.   Oysa, Fogg, Jules Verne’in “80 Günde Devr-i Alem” adlı romanının hayali kahramanıydı. Amerikalı bir gazeteci olan Nellie Bly, roman da olsa bu duruma meydan okuyarak, dünyanın çevresini 80 günden daha az bir sürede katedebileceğini söyledi. Bu iddialı kadın, 1889 yılında yolculuğunu tam 72 günde tamamlamıştı.   Atlas Okyanusu’nu, uçakla ilk olarak Charles Lindberg geçti.   Oysa, Atlas Okyanusu&rs... Devamı

DEPREM SÖZLÜĞÜ

2011-03-05 11:22:00

DEPREM SÖZLÜĞÜ   Acil durum: Bir afet sırasında olağanüstü tedbirlerin alınmasına gerek duyulan geçici bir süreyi ifade eder. Durumun gerekliliklerinin her yönüyle koordineli bir şekilde, siyasi irade tarafından değerlendirilmesi, gönüllü ve özel kurumları bir araya getirmek için planlamalar, yapılanmalar ve düzenlemeler yapılmasına  Acil durum yönetimi denir.     Acil durum görevlisi (ADG) tesis: Doğal ya da teknolojik afetlerde can kurtarma ve yardım hizmetleri vermesi öngörülen, konum, yapı güvenliği ve işletme biçimi açılarından yönetmeliklerde belirlenen koşullara uygun, yetkili birimlerce düzenli olarak denetlenen kamu ya da özel yapı ve tesislerdir.     Afet: Yaygın biçimde can kaybı, fiziki ve ekonomik veya çevresel kayıplara sebep olan, toplumun işlevselliğinde ciddi bozulmalar oluşturan ve kendi kaynakları ile başa çıkamayacağı olağan dışı durumdur.    Afet Yönetimi: Hem afet öncesi hem de afet sonrası aktivitelerin yani müdahale, iyileştirme, yeniden yapılanma, zarar azaltma ve hazırlık safhalarını kapsayan bir süreci ifade eder. Afet riski ve onun doğurduğu sonuçları azaltmayla ilgili diğer çalışmaları da kapsar.   Afet Yönetimi Döngüsü: Birbiriyle bağlantılı olan (zarar azaltma, hazırlık, müdahale, yardım, iyileştirme) aşamaları bulunan ve bir afetle başlayıp bitmeyen sürekli bir döngüdür.     Aktif Fay: Belirli bir sürede kırılma hareketini tekrarlayan faylardır. Genellikle son 10,000 yıl içinde bir veya daha fazla sayıda kırılmış faylara denir.     Alüvyon: Son buzul çağından sonra nehirler tarafından taşınarak oluşturulmuş çakıl, kum, silt ve ki... Devamı

CBS: DÜNYAYI 3 BOYUTTA İNCELEMEK

2011-02-14 22:46:00

CBS: dünyayı 3 boyutta incelemek Tercüme eden: Emel Aktaş Resim alexsl / iStockphoto izniyle Depremler, küresel iklim ya da rüzgar çiftliklerinin yerleşimi, tüm bunlar – coğrafi bilgi sistemlerinin yardımıyla sınıfta dinamik bir şekilde incelenebilir. Joseph Kerski bunun nasıl yapılabileceğini tanımlıyor. 2500 yıldan uzun bir süredir insanlar coğrafyaya, gezegenimizle ilgili çalışmalara hayran kalmaktadır. Coğrafya aynı zamanda mekansal düşünmenin bilimidir – olguların uzayda birbirleri ile nasıl etkileşimde bulunduğunu ve değiştiğini yerel, bölgesel ve küresel ölçekte incelemektedir. Bugün, mekansal bilim özellikle önemlidir çünkü iklim değişikliği, biyo-çeşitlilik kaybı, sürdürülebilir tarım, su kalitesi ve miktarı, enerji ve doğal tehlikeler gibi konuların yalnız önemi artmamakta, aynı zamanda bu konular günlük yaşantımızı da etkilemektedir. Bu sorunlarla uğraşabilmek için küresel ölçekten yerel bir topluluk düzeyine kadar herhangi bir olguda tekrarlayan modelleri ve eğilimleri görmek zorundayız. Bu eğilimleri araştırmak için coğrafyacılar coğrafi bilgi sistemlerini (CBS) kullanmaktadır. Geleneksel haritalardan farklı olarak, CBS durağan, iki boyutlu nesnelerin ötesine geçmektedir: geleneksel haritalar yerine, bireysel haritalar işlenebilmekte, başka haritalar, grafikler, veritabanları ve çoklu ortamlarla birleştirilebilmektedir. CBS’deki C coğrafyayı – yani haritayı temsil etmektedir: 2 boyutlu (2D) ya da 3 boyutlu (3D) bir topoğrafya haritası, toprak pH derecesini, ekosistemleri ya da su havzalarını gösteren bir harita ya da uydu görüntüleri buna örnek olarak verilebilir. B haritanın ardındak... Devamı

YANARDAĞLAR

2010-12-31 07:22:00
YANARDAĞLAR |  görsel 1

YANARDAĞLAR Bir yanardağ (ya da volkan), magmanın (dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla ergimiş ya da erimiş kayalar), yeryuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. Güneş sisteminde bulunan kayalık gezegen ve aylarda (bazıları çok aktif olan) birçok yanardağ olmasına rağmen, bu olgu, en azından dünyada, genellikle tektonik plaka sınırlarında görülür. Ne var ki, sıcak nokta yanardağlarında önemli istisnalar vardır. Yanardağların araştırıldığı bilim dalına volkanoloji (volkanbilim) denir.           Endonezya'daki Java Adasında bulunan Mahameru Yanardağı. Yanardağ türleri Yanardağların sınıflandırılması, yanardağın şeklini etkileyen püskürtünün türüne göre yapılabilir. Eğer püsküren magma yüksek oranda (%65'ten fazla) silika içeriyorsa, lava "felsik" denir. Bu durumda lav çok ağdalıdır ve nispeten hızlı bir şekilde katılaşan bir kabarcık halinde yukarıya doğru itilir. Kaliforniya'daki Lassen Peak, ve Martinik'teki Mount Pelée buna örnektir. Bu tür yanardağlar, kolayca tıkandıkları için patlama eğilimi gösterirler. Öte yandan, eğer magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse, lava "mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun mesafelerce akabilir. Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı 8.000 yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır. Bu lav akıntısı, 130 km ötedeki denize varıncaya kadar akmaya devam etmiş ve 800 km2'lik bir alanı kaplamıştır. Felsik ve mafik ... Devamı

KAYAÇ DÖNGÜSÜ NEDİR?

2011-04-21 00:28:00

KAYAÇ DÖNGÜSÜ NEDİR? Yerkabuğunu oluşturan 3 temel kayaç türü vardır.Bunlar;magmatik kayaçlar,tortul kayaçlar ve başkalaşım kayaçlarıdır.Ancak bunlar,oluştukları günden bugüne kadar geçen zamanda birçok değişikliğe uğramışlardır. Yani her ne kadar bulundukları yerde hiç hareket etmeden dursalar da, her biri çok uzun yıllardır süren bir değişikliğin parçasıdırlar. Kyaçların oluştukları günden bu yana devam eden ve farklı tür kayaçların doğal yollarla birbirine dönüşmesini açıklayan bu sürece "kaya döngüsü" denir. Kaya döngüsünü devam ettiren şey ise doğal olaylardır. Şimdi gelelim bu serüvenin nasıl başlayıp ne şekilde devam ettiğine: Yeraltındaki magmanın soğumasıyla oluşan magmatik bir kayaçtan başlayalım. Bu kayacın yerkabuğundaki tektonik hareketler sonucu yeryüzüne çıktığını düşünelim. Yüzeye çıkan bu kayaç artık burada oluşan tüm koşullardan etkilenebilecek durumdadır. Bu etkileşim oldukça değişik yollarla oluşabilir. Erozyon, yağmur suyu ve rüzgar bunlardan birkaçıdır. Bu olayların sonucunda kayaç, fiziksel ve kimyasal olarak değişime uğrar ve taşınma sonucu bir yerde çökelir. Farklı yerlerden gelen tüm çökeller, yeni gelen çökellerin de etkisiyle sıkışarak zamanla kendi içinde kaynaşarak taşlaşır. Ve böylelikle tortul kayacımız oluşur. Oluşan bu yeni kayacımızın üzerine uzun bir süre daha yeni çökelimlerin devam edeceğini düşünelim. Zamanla üstündeki malzeme birikeceği için kayacımız basınca ve sıcaklığa daha fazla maruz kalacak demektir. Bu da tortul kayacımızın yapısında çok daha farklı değişimlere yol açacaktır. Basınc... Devamı

PANAMA KANALI

2011-01-09 08:25:00

PANAMA KANALI:       Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu'nu birbirine bağlar.      Dağ üzerindeki bir nehir vasıtasıyla 2 okyanusu birbirine bağlayan bir kanaldır. (Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu)      Gemi önce birinci havuza girer. Okyanus tarafındaki kapak kapanır, gölün suyu bu havuzu doldururken yükselir. Havuzun nehir tarafındaki kapak açılır ve gemi nehirden sonraki diğer havuzları da geçip diğer okyanusa iner.       Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur. Gemicilik üzerindeki etkileri ise, Güney Amerika kıtasının en güney ucu olan Horn Burnu'ndan dolaşma külfetini ortadan kaldırmış olması nedeniyle çok önemlidir.        Panama'da bir kanal inşa etme fikri 1500'lü yıllara kadar giderse de, ilk ciddi çalışmalar, Fransızların öncülüğünde 1880'de başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914'te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarıhumma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.     Bugün New York'tan San Francisco'ya giden bir geminin, Panama kanalını kullanarak 9.500 km yol yapması, Horn Burnu'nun dolaşılmasını zorunlu kılan eski günlerdeki 22.500 km yola oranla büyük bir kolaylıktır.     Açılışından 2002 yılına dek, yaklaşık 800.000 geminin geçtiği tahmin edilen Panama Kanalı'ndan her yıl 14... Devamı

SICAK KUŞAK İKLİMLERİ

2011-01-03 07:13:00

A.Ekvatoral İklim * Ekvator'un iki tarafında 10° enlemleri arasında, Okyanus Adalarında, Amozon Havsında ve Kongo Havzasında görülür. * Her mevsim yağışlıdır. * Yıllık sıcaklık ortalaması 25°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı çok azdır. * Yıllık ortalama yağış 2000-2500 mm dir. * 1000 m altında yerleşik hayat yoktur.1500 m den sonra sıcaklık düşer, yerleşik hayat görülür. * Bitki örtüsü geniş yapraklı ekvatoral ormanlardır. B.Savan İklimi * Yazları yağışlı tropikal iklimdir. * Ekvatoral iklimin iki tarafında yaklaşık 10 - 20° enlemleri arasında görülür. * Yıllık sıcaklık ortalaması 22 - 23°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı 4-54°C dir. * Yıllık ortalama yağış 1000-1500 mm dir. * Bitki örtüsü savandır. C.Muson İklimi * Görüldüğü yerler:Hindistan,Pakistan,Bangladeş,Tayland,Vietna m,Çin,Japonya,Birmanya * Kışları kurak,yazları yağışlıdır. * Yıllık ortalama yağış 1000 mm dir. * Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı 10°C dir. * Bitki örtüsü tropikal ormanlardır. Devamı

PAFTA BÖLÜMLENDİRİLMESİ

2010-12-30 07:23:00

1/2500 Ölçekli Haritalar Yönetmeliğine Göre Pafta Bölümleme Bu sistemde, 1/5000 ölçekli paftalar temel pafta olarak alınır ve paftanın güney-batı köşesinin koordinatları ile pafta adlandırılır. Paftanın güney-batı köşesinin koordinatları 1000’e bölünür ve elde edilen rakamlar ard arda yazılarak pafta numarası elde edilir. İlçenin gelişme alanı da dahil belediye genel sınırının yaklaşık ortasında bulunan bir nirengi noktasının koordinatları Y = 50 000 m, X = 50 000 m olarak seçilir ve 60 cm x 80 cm boyutlarında olan bir 1/5000 ölçekli pafta, krokinin ölçeği göz önünde bulundurularak, paftanın uzun kenarı Y ekseni (doğu-batı) yönünde olacak şekilde yerleştirilir. (Şekil 1)   Şekil 1- 1/2500 ölçekli haritalar yönetmeliğine göre pafta bölümleme   Bu yöntemde bir normal paftanın kuzey-güney yönündeki kenarı 60 cm ve doğu-batı yönündeki kenarı 80 cm’dir. 1/5000 ölçekli bir normal pafta arazide 3 km x 4 km’lik bir alanı kaplamaktadır. Örneğin, 1/50 000 ölçekli bir genel sınır krokisi üzerinde bir normal paftanın boyutları, 60 mm x 80 mm’dir. 1/5000 ölçekli pafta dört eşit parçaya bölünerek 1/2500 ölçekli paftalar elde edilir ve bu paftalar kuzey-batıdan başlanarak saat ibresi yönünde, I, II, III ve IV rakamları ile gösterilir. Bir 1/2500 ölçekli paftanın numarası, 1/5000 ölçekli pafta numarasının arkasına konulacak (-) işaretinden sonra yazılarak oluşturulur. (Şekil 2). Şekil 2- 1/2500 ölçekli paftanın elde edilmesi ve numaralandırılması Bu yönteme göre 1/2000 ölçekli paftalar bir standart pafta olarak ele alınmamış ve 60 cm x 80 cm’lik n... Devamı

COĞRAFYA NEDİR? NE DEĞİLDİR?

2010-12-22 06:53:00

Coğrafya, istatistik bilgiler ve kuru bilgiler yığını değildir. Akarsuların uzunlukları, dağların yükseklikleri, ülkelerin yüz ölçümü, nüfusu, coğrafî bölgelerin nüfusları, yüz ölçümleri, buralardan sağlanan tarım­sal ürünlerin miktarı, bu miktarın Türkiye ekonomisindeki % oranı, bölgelerdeki büyük ve küçük baş hayvan sayıları, kentlerin son nüfus sayımındaki nüfusun miktarı gibi istatistik bilgiler kısa zamanda unutulabilir. Bunların bazıları ise zamanla değişen değerlerdir. Öğrenilmesinin insanlara bir şey kazandırmadığı bu kuru bilgilerle, bir sonuca varılması mümkün değildir. Gerektiği zaman istatistik bültenlerinden ve atlaslardan bulunabilen bu ve ben­zeri bilgilerin Coğrafya gibi gösterilmesi Coğrafyaya yapılan kötülüklerin en büyüğüdür. Coğrafya "en"ler bilimi de değildir. Dünya'nın en uzun akarsuyu, en yüksek dağı, Avrupa'nın en geniş ülkesi, en kalabalık kenti, Asya'nın en geniş gölü, en fakir ülkesi gibi bilgilerin yığını da Coğrafya değildir. Coğrafî bilgiler içerisinde yeri geldikçe ve nedenleriyle birlikte bu değerler de zaman zaman verilebilir, hattâ bazen örnek olarak verilmelidir de. Örneğin, coğrafî bilgiler arasında Türkiye'nin en soğuk ve en sıcak yerlerinin nereleri olduğu ve bunların nedeninin bilinmesi yararlıdır. Sanayinin en çok gelişmiş ve en az gelişmiş yörelerinin nereler olduğu ve bunun nedenleri de bilinmelidir. Ancak bunları çoğaltarak bilgileri büyük ölçüde "en”lere dayandırmak, Coğrafyayı sevimsiz hâle getirmektir. Coğrafya, Dünya'ya ya da onun bir kıt' asına, bir ülkesine ait beşerî ve fizikî bilgilerin sıralanarak ö... Devamı

HARİTA NASIL KULLANILIR?

2010-12-20 07:10:00

HARİTA NASIL KULLANILIR?              Yola çıkmadan önce haritanı önüne koy, incele… Başlangıç noktası olarak bir yol kavşağı gibi bildiğin  bir noktayı seç. Daha sonra varacağın ilk noktayı belirle. Örneğin çir tepe. Son olarak da seni varış noktasına götürecek bir rota çiz. Doğa yürüyüşü ne kadar zaman alacak? Gideceğin '- yerin uzaklığını ölçmek için ince bir sicim al. Yürüyeceğin uzaklığı bu sicimle ölç. Sicimi haritandaki uzaklık cetveli üzerine koy ve harita ölçeğinden yararlanarak uzaklığı hesapla. Sonra bu uzaklığı yürümenin ne kadar zaman alacağını bul.   Açık çukur, maden işaret konturu Orta kontur Kesme Güç hattı, enerji hattı Telefon hattı vb. Demiryolu Sert yüzeyli yollar Düzgün yol Köprü Yaya köprüsü Binalar Okul, cami, mezarlık Ahır vb. Fabrika Dereler Su kuyusu Kaynak Göl Bataklık Bozuk yol Patika   Harita sembollerini öğrenebilmek için önce bu sayfalardaki sembolleri iyice çalış. Daha sonra önüne  topografik bir harita koy ve haritadaki sembolleri bulup anlamaya gayret et. Siyah ile basılmış her şey insan yapısı, insan eseridir, yollar, demiryolları, köprüler, binalar, sınırlar, isimler. Siyah çizgiler yollardır. Sert yüzeyli yollar iki siyah çizgi arasında kırmızı ile gösterilir. Siyah dörtgenler binalardır. Mavi renk suyun göstergesidir. Dere, göl, çay, nehir, hep mavi ile gösterilir. Yeş... Devamı

ZEUGMA PROJESİ

2010-12-28 07:19:00

ZEUGMA PROJESİ Geçit Yeriydi Zeugma... Büyük İskender'in generallerinden Selevkes Nikator, kurduğu kente kendi adıyla Fırat'ın adını birleştirip üzerine bir köprü kurdurmuştu. Zeugma'nın yazgısı hep köprü olmaktı... Fırat'ın renkli taşlarından yapılmış gösterişli mozaikleri, freskleri, heykelleri, mimarisiyle kültür ve sanata da köprüydü. Dionysos, Euphrates, Okeanos, Psikhe, Poseidon mitolojinin derinliklerinden çıkıp, zengin Roma villalarının tabanlarının, duvarlarının incelikli süsleri olmuşlardı. Fırat'ın bereketinin peşinde kente yerleşen Helenlerin, Romalıların Bizansların ayak izlerini gizlemeyi sürdüren Zeugma, Antakya'dan Çin'e uzanan İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olarak ticaretin, haberleşmenin yazışma ağının köprüsüydü. Bugün ise arkeologlar Fırat'a daha azını vermek üzere Zeugma'nın koynundan çıkarttıkları ile Mezopotamya'nın en görkemli şehirlerinden birini 21. Yüzyıla taşıyorlar, dünyaya kazandırıyorlar. Ve Zeugma hep köprü olmayı sürdürüyor....    Zeugma Kurtarma Projesi Haziran 2000'den bu yana Zeugma'da dünyanın en iddialı kazı, kurtarma çalışmalarından biri yapılmaktadır.* Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan, yüzün üzerinde uzmanın bir araya geldiği çok uluslu bir ekip, 24 saat aralıksız Zeugma'nın eski sahiplerinin günlük yaşamlarının daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışıyorlar. Kazılar dikkatli ve stratejik bir planlama çerçevesinde yürütülüyor. Üç bölgeye ayrılan kazı alanının A ve B bölgeleri, Birecik Baraj Gölü'nün tamamlanması ve su tutmaya başlaması nedeniyle acil kazı gerektiren bölgele... Devamı

BULUŞLAR TARİHİ

2010-12-08 07:07:00

BULUŞLAR TARİHİ Günümüzde kullandığımız pek çok şey insanoğlunun merakları ve araştırmalarının sonucu bulunmuştur. İşte bazı buluşlar;   MÖ 4241 - Tarihlenebilen ilk yıl. Bu, Mısırlıların takvimi yapmalarıyla mümkün oldu. MÖ 3200 - Mezopotamyalı Sümerler yazıyı kullanan ve tekerleğin resmini çizen ilk halk oldu. MÖ 3000 - Babilliler ilk toplama makinesi olan abaküsü icat etti. MÖ 1300 - Suriyeliler kendi alfabelerini geliştirdi. MÖ 700 - Lidya’da (bugünkü Türkiye’de) malların alım satımı için ilk kez para kullanıldı. MÖ 287 - Kaldıraç ve vida kullanarak pek çok değerli mekanik aygıt icat eden Arkhimedes doğdu. MÖ 10 - Romalı mimar Vitruvius bir vinç tasarladı. MS 999 - Bir keşiş tarafından mekanik saat icat edildi MS 1000 - Çinliler havai fişek yapmak ve işaret göndermek için barut kullandı. MS 1045 - Çin’de Pi Cheng portatif matbaa harflerini icat etti. MS 1280 - İlk gözlük İtalya’da yapıldı. MS 1450 - Johannes Gutenberg’in baskı makineleri kitap üretiminde çığır açtı. Bunun sonucunda yeni icatlar hakkındaki bilgilerin yayılması hızlandı. MS 1569 - Flaman haritacı Mercator, yeni bir harita yapma yöntemi geliştirdi. MS 1592 - Galileo, cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop yaptı. MS 1614 - İskoçyalı matematikçi John Napier logaritma cetvelini icat etti. MS 1642 - Blaise Pascal, babasının vergi hesaplarında kullanması için bir toplama makinesi icat etti. MS 1643 - Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi cıvalı barometre denilen cihaz icat etti. MS 1656 - Christian Huygens, Galileo’nun fikirlerine dayanan hassas bir sarkaçlı saat tasarladı. MS 1665 - Robert H... Devamı

TÜRKİYE’DE BASILAN İLK ATLAS

2011-04-09 10:30:00

TÜRKİYE’DE BASILAN İLK ATLAS   Türkiye'de ilk mükemmel atlas ( Ucaletü'l-Coğrafiyye, Cedid Atlas), 1803 yılı kasım ayında DARÜT-TEBAATİ'L-AMİRE (III. Selim tarafından Üsküdar Selimiye'de kurulan Devlet Basımevi) adını taşıyan Matbaanın Müdürü Müderris Abdurrahman Efendi tarafından İstanbul'da basılmıştır.   Bu Atlas, birçok kaynaklardan ve Avrupa'da yapılan atlaslardan yararlanılmak suretiyle Mahmud Raif tarafından meydana getirilmiştir. 50 adet basılan atlasın başında bir önsöz yer almakta ve toplam 79 sayfalık eserde Astronomi ve coğrafya bilgilerini de içeren bölümler bulunmakta, bunu 26 bakır kalıptan oluşan renkli haritalar takip etmektedir.  http://www.hgk.mil.tr ... Devamı

6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

2010-11-05 07:19:00

6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ   1- Ne? Ortak mirasımız;“KARBON UYGARLIĞI ”!   Milyonlarca yıllık doğal süreçlerle oluşan karbon varlıklarımızı sorumsuzca harcıyoruz.Son 125 yılda 1 trilyon varil petrol tüketildi, küresel orman varlığı ise 1850-1980 yılları arasında %15 azaldı.   2- Neden? Dünyanın battaniyesi KALINLAŞTI !   CO2 ve diğer sera gazları,dünyanın ortalama sıcaklığının yaklaşık 15oC düzeyinde kalmasını sağlar.Ama fosil yakıtların tüketilmesi ve orman alanlarının yok edilmesi sonucunda,1750 yılından bu yana atmosferdeki CO2 birikimi %30,CH4 birikimi %150, N2O birikimi %17 artarak 2004 yılında son 500,000 yılın en yüksek düzeylerine ulaştı.   3- Nasıl? Dünyanın ateşi YÜKSELDİ !   Son yüzyılda küresel ortalama sıcaklık en az 0,6oC arttı.Önlem alınmazsa, 21.yüzyılın sonunda ise sıcaklık artışının 5oC ’yi geçebileceği öngörülüyor. Son 50 milyon yılda bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük bir sıcaklık artışı görülmedi.1998 ve 2005 tarihin en sıcak yılları arasında ilk sıralarda. Son 200 yıldaki en sıcak 10 yıl son 20 yılda yaşandı.   4- Sonuç? Bu kadar sıcaklık artışı bile DÜNYANIN DENGESİNİ BOZDU !   1970’ten bu yana eriyerek yok olan kutuplardaki buzul alanı,Türkiye ’nin yüzölçümünün 2 katına eşit.2005 yılında;Bombay’da tarihin en büyük sel felaketi yaşanırken,Amazonlarda,Afrika ’da ve Avustralya ’da son 60-100 yılın en kurak mevsimi yaşandı,Atlantik Kasırga sezonu ise kasırga sayısı, şiddeti ve süresi açısıdan rekor kırdı.   5- Yani? Felaketler herkesin başına gelebilir, SİZİN DE !   Kuzey Kutbunda Inuit halkının yaşam alanları eriyen buzullar nedeniyle yok oluyor.Pasifik adaların... Devamı

TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ

2010-10-27 09:57:00

TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ     Prof.Dr. Ünal ALTINBAŞ   Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bornova / İZMİR.               Dünya nüfusunun geometrik artışı ve buna koşut olarak beslenme, konut vb. gereksinmelerin aritmetik şekilde ivme kazanması, Biyojeofiziksel yapıdaki çevremiz ekolojik dengelerin her geçen gün bozulumuna neden olur. Arazi, toprak, iklim, topografya, hidroloji ve biyotopun etkisi altında bulunan  yeryüzü kara parçası olarak tanımlanırken, toprak ise bunun dar bir  boyutudur ve yeryüzünü ince bir tabaka şeklinde örten, yeniden üretilemeyen canlı bir doğal kaynak olarak  belirlenir ve bunlar ekolojinin bir bölümüdür ve ekolojik denge dinamizminin bütünlüğü içerisinde  şekillenirler.             Tarihsel süreç içerisinde topraklar üretkenliği nedeniyle kutsal olarak kabul edilirken, bunu korumanın bir ulusun onuru olduğu ve kaybedilenin toprak olmayıp temelde ulusal servet olduğu belirlenmiştir. Çevre ile olan ilişkilerimizde çevreyi bozmak ve kirletmekten çok onu koruyarak üretimde bulunmaktır. Çünkü doğal kaynak olan toprakların üretimi hiçbir zaman sonsuz değildir. Temelde topraklar doğal düzeni bozulmadıkça dünyamıza bereket dağıtan çömert bir kaynaktır. Toprak tıpkı özgürlük gibidir, elden gitmedikçe bunun kıymeti bilinmez.             Bitkisel ve hayvansal kökenli canlılar ile insanlar, yaşadıkları fiziksel çevre ile bir uyum gösterirler ve d... Devamı

HAVA TAHMİNLERİ BAZEN NEDEN TUTMUYOR?

2010-10-23 09:55:00

HAVA TAHMİNLERİ BAZEN NEDEN TUTMUYOR? Haklı olarak birçok havaya duyarlı ve eğitimli insan radyo ve televizyonda verilen hava tahminlerinin neden çoğu zaman tutmadığını sorguluyor. Başarılı hava tahmininin sırrı ise, atmosferin gelecekteki durumunu tam olarak belirlenebilmesinde yatıyor. Bu da eksik gözlemler ve atmosferin henüz tam anlaşılamamış ve hızla değişebilen kaotik yapısından dolayı kolay bir iş değil. Bunun için meteorolog Robert Ryan hava tahminindeki güçlükleri söyle özetliyor: Ana problem ne? "Dönen küremizi, çeşitli materyaller, çeşitli özellikteki çeşitli gazlar içeren 800 mil genişliğinde ve 93 milyon mil enindeki devasa bir alan içerisinde nükleer reaktörler tarafından ısıtılan bir sistem gibi düşünün. Dünya devasa büyüklüğünden dolayı farklı yer ve farklı zamanlarda farklı ısınmalara maruz kalmaktadır. Sonrada insanlar, 20 mil derinliğinde ve 250 milyon metrekare gibi küçük bir alan içerisindeki bir noktadan gözlem yaparak, bu gazlar karışımının 3 günlük süre zarfındaki davranışını öğrenmek istiyorlar. İşte meteorologların yüz yüze kaldığı problem budur." Bütün bu zorluklara rağmen sorgulanmamızın nedeni biraz da bizim kesin hava tahmini yapmamızda yatıyor. Hava tahmininin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda, yapılan tahminler arada bir doğru çıkınca insanlar son derece mutlu oluyorlardı. Bu gün ise bizler hava tahmininde mükemmeliyet beklediğimiz için arada bir doğru çıkmayan tahminleri gözümüzde büyütüyoruz. Bununla beraber aynı zamanda, hava tahmininin kesin olarak belirtilmesine yöneliyoruz. Öyle ki tahminlerde yağmur olasılığını kesin olarak belirtip, olayın meydana geliş zamanını ve beklenen yağışın mikt... Devamı

KAYIP KITA:ATLANTİS

2010-10-21 10:50:00

Atlantis, batık bir kıta ve uygarlık. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilimadamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir. M.Ö. 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikaye eder. Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş'e göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir. Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adı. Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçe’deki "ad", "ada", "ata&qu... Devamı

AYDINLANMA ÇEMBERİ

2010-10-25 10:24:00

AYDINLANMA ÇEMBERİ   Aydınlanma çemberi, dünyanın karanlık yarısı ile aydınlık yarısını birbirinden ayıran çember şeklindeki hat. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü ve güneş etrafındaki yörüngesindeki seyahati esnasında bir yarısı güneş ışıklarıyla aydınlanırken, diğer yarısı karanlıkta kalır.   Dünyanın dönüşü ve ilerleyişi nedeniyle aydınlanma çemberi de sürekli ilerlemektedir. Aydınlanma çemberi gece ile gündüz arasındaki sınırı oluşturur. Ekinokslarda durum. Dünyanın ekseni, yörüngesi ile açı yaptığı için aydınlanma ekseni sürekli olarak kutuplardan geçmez. Bunun sonucu olarak yıl içerisinde güneş her zaman aynı noktadan doğup aynı noktadan batmaz. Her yıl yaklaşık olarak 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde güneş ışıkları ekvatora tam dik gelir ve aydınlanma çemberi kutuplardan geçer. Gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu bu duruma ekinoks veya gün tün eşitliği denir. Aydınlanma çemberi ayrıca 21 Haziran ve 21 Aralık tarihlerinde kutup dairelerine teğet geçer.    http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

GÜNEŞ TUTULMASI İLE DEPREMLER ARASINDA BİR İLİŞKİ VAR MI?

2010-10-22 09:22:00

  11 Ağustos 1999 güneş tutulmasından tam altı gün sonra ülkemizde büyük bir felaket yaşandı. Marmara depremi en az 20.000 kişinin yaşamını alırken, binlerce aileyi de evsiz barksız bıraktı. Büyük depremin yaraları hala sarılmamışken, 29 Mart 2006 güneş tutulması ister istemez insanlarda deprem korkusunu uyandırdı. Ya deprem olursa? Kimi bilim adamları güneş tutulması ve deprem arasında mutlak bir ilişkinin varlığından söz ederken, diğerleri ise bilimsel dayanağı olmayan bu tür açıklamalarla panik yaratmanın doğru olmadığını söylüyorlar. Peki doğru yanıt nedir? Böyle bir ilişki var mı, varsa halk arasında paniğe neden olmamak için gizleniyor mu? Ama genel kabul gören görüş, ciddi bilim çevrelerinde, güneş tutulmasıyla depremler arasında bir ilişik olmadığı...Ciddi bilimciler, bazı tüccar akademisyenlerin bu işini ticaretini yaptığı görüşünde. Deprem karmaşık süreç Deprem başlı başına son derece karmaşık bir olgu, zengin endüstri ülkeleri bile gelişkin teknolojilerine rağmen depremin gizini çözebilmiş değil. Sonuçta deprem birçok faktörden etkilenebilen jeolojik süreçlerin bir sonucu. Fakat bilim insanlarının bildiği kesin bir nokta var: Deprem felaketlerini en az zararla atlatmak için depremle yaşamayı öğrenmek. Yani özetle depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve yerleşmeleri sağlam zeminler üzerine kurmak. Güneş tutulması ve deprem ilişkisine gelince; Evet güneş tutulmalarıyla yakın tarihlerde meydana gelmiş depremler yok değil. Fakat bu ilişkinin ne sıklıkta ortaya çıktığını görmek için on on beş senelik verilere bakmak yeterli değildir. Çok daha geniş kapsamlı istatistiksel araştırmaların yapılması gerekir. İşte böyle bir araştırma İstanbul Üniversitesi F... Devamı

NÜKLEER ENERJİ VE ÇEVRE

2010-10-12 10:47:00

NÜKLEER ENERJİ VE ÇEVRE Nükleer parçalanma çok kısa sürede cok fazla bir enerjinin ortaya çıkmasını sağlar. Santrallarda bu enerjinin etkisiyle çok sıcak bir ortam oluşur. Bundan ötürü santrallar sürekli olarak soğutulmak zorundadır. Soğutma işlemi de akarsulardan veya denizden alınan suyla yapılmaktadır. Burada önemli nokta soğutma işlemi için kullanılan su dışarı verildiğinde bir hayli ısınmış olur ve eğer reaktör çok fazla su kullanıyorsa zamanla bulunduğu çevredeki suların ısınmasına , dolayısıyla da yöredeki canlı hayatının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bazı durumlarda nehir suyunun fazla çekilmesi su canlılarının ölmesine sebep olmaktadır. Bunu önlemek için bazı tesisler depolama su alanları bulundurmakta ve su azaldığında bu alanlara takviye yapmaktadır. Dışarı atılan sıcak suyun reaktif özelliği yoktur. Bu nedenle seracılıkta ısı ihtiyacını karşılamakta veya tatlı su balıkçılığı yapmakta kullanılabilir. Tüm nükleer santraller çevreye sıvı veya gaz olarak nükleer atık bırakmaktadır. Bu atık miktarı sürekli kontrol edilmektedir. Çok tartışılan bir konu olmakla birlikte dışarı salınan maddelerin zarar verici sınır çizgisini geçmediği savunulmaktadır. Dışarıya karbondioksit veya diğer zararlı gazlardan yaymazlar. Nükleer atıkların toplanması, işlenmesi, taşınması ve denetimi çok dikkatli olunması gereken ve yetkililerin kuralına uygun yapacaklarını iddia ettikleri bir konudur. www.cografyam.net ... Devamı

GÜNEŞ SİSTEMİ

2010-10-06 11:13:00

GÜNEŞ SİSTEMİ       Güneş Sistemi, Güneş, gezegenler ve onların uyduları, astroidler, kuyruklu yıldızlar ve küçük gök taşlarından oluşur.   Güneş Sistemi, günümüzden yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluştu.   O zamandan bu yana geçen süre içinde başta sıcak olan gezegenler soğudu ve bugün ki yapısına kavuştu.   Güneş Sistemi'nde, bilinen sekiz gezegen var. Güneş'e olan uzaklık sırasına göre bunlar Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün .   Gezegenler, yapıları bakımından "kayasal" ve "gaz yapılı" olmak üzere ikiye ayrılır.   Merkür, Venüs, Dünya ve Mars kayasal gezegenlerdir.   Gaz yapılı gezegenler, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'dür.   Bu gezegenler aynı zamanda "dev gezegenler" olarak ta bilinir.   Astroidler, Jüpiter ile Mars arasında yer alır ve bir kuşak halinde Güneş'in çevresinde dolanırlar.   Bunlar, en büyüğünün (Ceres) yarıçapı 466 km olan göktaşlarıdır.   Kuyrukluyıldızlarsa donmuş gaz, toz ve küçüktaş parçalarının karışımı, yani bir bakıma kirli kartoplarıdır.   Kuyrukluyıldız Güneş'e yaklaşınca içerdiği gaz buharlaşmaya başlar ve kuyruk oluşur.   Kuyrukluyıldızlar, Neptün'ün yörüngesinin biraz ötesinde yer alan Kuiper Kuşağı ve çok daha uzakta bulunan Oort Bulutu'nda çok sayıda bulunurlar.   www.cografyam.net ... Devamı

100 YILIN 10 BÜYÜK DEPREMİ

2010-10-03 10:08:00

ABD'nin Colorado Eyaleti'ndeki Jeolojik Araştırmalar Merkezi'nin verilerine göre, dünyada meydana gelen son 100 yılın en şiddetli 10 depremi ve tarihleri: * 22 Mayıs 1960 - Şili - Santiago ve Concepcion'u vuran 9.5 büyüklüğündeki deprem, volkanik hareketlenmeye ve büyük gel-git dalgalarına neden oldu. Depremde 5000 kişi öldü, 2 milyon kişi evsiz kaldı. * 28 Mart 1964 - Alaska - Alaska ve batıdaki Yukon Bölgesi'nde etkili olan 9.2 büyüklüğündeki depremde, 125 kişi hayatını kaybetti, 311 milyon dolarlık hasar meydana geldi. * 9 Mart 1957 - Alaska - Andreanof Adası'nda meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem, 15 metre yüksekliğinde tsunami dalgalarına neden oldu. * 4 Kasım 1952 - Rusya - Havaii adalarında etkili olan deprem dalgalarına neden olan depremin büyüklüğü 9.0 olarak belirlendi. Depremde ölen ya da yaralanan olmadı. * 26 Aralık 2004 - Endonezya - Büyüklüğü 8.9 . 3000 den fazla insan hayatını kaybetti. * 31 Ocak 1906 - Ekvator - Ekvator ve Kolombiya kıyıları yakınlarında meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 1000 kişi hayatını kaybetti. * 4 Şubat 1965 - Alaska - Büyüklüğü 8.7 olan deprem, Shemya Adası'ın etkileyen 11 metre yükseklikte tsunami dalgalarına neden oldu. * 15 Ağustos 1950 - Tibet - Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Brahmaputra Basin'de meydana gelen 8.6 büyüklüğündeki depremde binlerce ev ve tapınak yıkıldı, 1500 kişi hayatını kaybetti. * 3 Şubat 1923 - Rusya - Kamçatka'da 8.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. * 1 Şubat 1938 - Endonezya - Banda Denizi'nde meydana gelen 8.5 büyüklüğündeki deprem, Banda ve Kai'ye büyük hasar veren deprem dalgalarına neden oldu.   ... Devamı

TÜRKİYEDE 9 SICAK NOKTA

2010-10-26 10:03:00

Bizim Dünya'ya Armağanlarımız: Sıcak Noktalarımız WWF, 1999 yılında, Avrupa'nın biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli ve acil olarak korunması gereken 100 ormanını belirleyerek bunları "Avrupa Ormanları'nın Sıcak Noktaları" olarak tanımladı. Bu "sıcak noktalar" arasında Türkiye'den de 9 alan yer alıyor. Bunlar: Küre Dağları, Kastamonu İstanbul Ormanları İbradı-Akseki Ormanları, Antalya Amanos Dağları, Hatay Karçal Dağları, Artvin Datça Yarımadası ve Bozburun Fırtına Vadisi, Rize Babadağ, Fethiye Yenice Ormanları, Karabük "Dünya'ya Armağanlar" çerçevesinde "sıcak nokta"ların koruma altına alınması ve bu alanlarda etkin bir koruma alanı yönetiminin yapılması önerisi, T.C. Orman Bakanlığı tarafından da benimsendi.   www.cografyam.net ... Devamı

KÜÇÜK ÖLÇEKLİ HARİTALARDA PROJEKSİYON

2010-09-28 09:41:00

Büyük bir bölgenin küçük ölçekli (ölçekleri 1:1 000 000 dan daha küçük olan haritalar) haritası yapılması gerektiğinde yeryuvarının biçiminin küre olarak alınması kesinlikle yeterlidir. Halbuki yerin gerçek biçimine “jeoit” adı verilmektedir. Fakat jeoit geometrik olarak ifade edilebilen bir yüzeye sahip olmadığından haritacılık çalışmalarında yalnızca noktalar arası yükseklik farklarının çok doğru olarak bilinmesi gereken bazı işler dışında referans yüzeyi olarak alınmaz. Yerin jeoide en yakın biçimi ise “elipsoit” dir. Elipsoit geometrik bağıntıları bilinen bir yüzeydir ve bu özelliği ile büyük bölgelerin büyük ve özellikle orta ölçekli harita takımlarının üretilmesi için yeryuvarının biçimi için referans yüzeyi olarak alınmaktadır. Küre ise geometrik bağıntıları bakımından elipsoide göre şüphesiz daha basittir. Küçük ölçekli haritalarda küre ile elipsoit arasındaki büyüklük farkı haritaya yansımadığından yerin biçimi küre alınmaktadır.   Yerküre üzerindeki büyük bölgelerin küçük ölçekli haritalarının yapılmasında kullanılan ve belirli geometrik ya da küre üzerinde küresel coğrafi koordinatlara bağlı olarak matematiksel bağlantılar yardımıyla harita yüzeyinde ilgili noktaların konumlarını belirleme yöntemlerine “kartografik projeksiyonlar” adı verilmektedir. Harita yüzeyleri, ya da çoğu kez “projeksiyon yüzeyleri” olarak anılan bu yüzeyler bir düzleme yırtılmalar olmadan açılımı yapılabilen yüzeylerdir. Bu yüzeyler çoğu kez, silindir, koni ve düzlemin kendisidir. Kartografik pr... Devamı

BUZDAĞLARI

2010-09-29 10:10:00

BUZDAĞLARI Buzdağı Kuzey ve Güney Kutbu denizlerinde bulunan büyük buz kütlesidir.   Devamlı soğuk olan bölgelerde karın üst üste yığılması, kardan bir dağ ve sonra da bir buz katmanı teşekkül ettirir. Bu katman zamanla kıyıya doğru kayar ve denizde parçalanır. Böylece muazzam buz dağları meydana gelir. Uzunlukları birkaç kilometreyi ve kalınlıkları 300 metreyi bulunabilir. Deniz üstünde sallanmadan dururlar.   Her yıl Güney Kutbu Antarktika, her boydan binlerce buz dağı teşkiline sebep olur. Kuzey kutbundaki Grönland Adasının iki milyon km²'ye yaklaşan yüzeyi tamamen buz tabakası ile kaplıdır. Her sene buradan da 10-15 bin kadar buz dağı kopar. Buz dağları zamanla meydana gelen çatlak veya dalgaların aşındırması ile yerlerinden büyük bir gürültü ile ayrılırlar. Ayrılır ayrılmaz deniz içinde harekete geçerler. Özgül ağırlığı 0.9 gr/cm³ olan buzdağının deniz üstünde görünen kısmının sekiz veya on katı su içindedir. Başıboş büyük denizlerde dolaşan bu buz dağlarının ağırlığı milyonlarca tonu bulur.   Bir buzdağı Grönland'dan kopup gelen buz dağları ilkbaharda ve yazın ilk aylarında Kuzey Atlas Okyanusunda sefer yapan gemiler için büyük tehlike teşkil ederler. Bunların yanında Kanada'nın kuzeydoğu kesiminden gelen buzdağları Labrador Akıntısı ile Yeniel kıyılarından güneye doğru sürüklenir. Buralardan Golfstream Akıntısına kapılarak Ekvator'a doğru yol alırlar.   Bazıları tamamen erimeden önce 27°'lik arz derecesine kadar ulaşırlar. Antarktika buzullarından kopanlar ise kuzeye doğru yol alırlar. Bunlar Hint ve Büyük Okyanusta çalışan gemiler için pek tehlike teşkil etmezler. En fazla kuzeye gidebilen buzdağı, Avustral... Devamı

ANAFOR

2010-09-15 10:08:00

ANAFOR   Anafor, deniz ya da ırmak sularının bir eksen çevresinde dönme hareketidir.   Denizlerdeki anaforların nedeni genellikle ters yönlü gelgit dalgalarının, akıntıların ya da rüzgarların karşılaşmasıdır.   Irmaklarda ise kıyının çıkıntı yaparak suya dairesel bir dönme hareketi verdiği yerlerde küçük anaforlar görülebilir.   Bir anaforda sular dairesel bir hareketle dönerken merkezkaç kuvvetinin etkisiyle çevreye doğru itilir ve dairenin ortasında bir boşluk oluşur.   En ünlü anaforlardan biri, Norveç açıklarındaki Maelström'dür.   Maelström, Norveç'in batı kıyıları açıklarında, Kuzey Buz Denizi'ndeki Morkanaes ile Mosken adaları arasındaki güçlü gelgit akıntılarından kaynaklanan bir anafordur.   Maelström anaforu   http://tr.wikipedia.org/wiki/ ... Devamı

MAĞARALAR VE MAĞARACILIK

2010-09-12 10:03:00

  Sözlük ve ansiklopedilerde mağaranın tanımı, en az bir insanın girebileceği büyüklükte olan ve doğal süreçler sonucunda oluşmuş yeraltı boşuluğu olarak yapılır. Ancak güzel memleketimizde mağara terimi, kaya mezarlarından defineci çukurlarına, yeraltı şehirlerinden madenlere kadar başka birçok oluşumu da içine almaktadır. Bu sebepten ötürü ihbarları değerlendirmeye giden birçok hevesli mağaracı sıklıkla hayal kırıklığına uğrarlar. Mağaralar farklı bölgelerde farklı isimlerle de anılırlar. Düden, obruk, kokurdan, in, pınar, suçıkan bunlardan bazılarıdır. Bu isimler mağaraların suyla olan ilişkisi hakkında da bilgi verirler.   Mağara Bilimi ve Mağaracılık Mağara bilimi (speleology), mağaraların ve diğer karstik oluşumların fiziksel özelliklerini, barındırdıkları yaşam formlarını, oluşum süreçlerini (speleogenesis) ve zamanla geçirdikleri değişimlerini (spelemorphology) inceleyen bir bilim dalıdır. Kimya, biyoloji, jeoloji, arkeoloji ve haritacılık gibi bir çok disiplin, mağaraları olabildiğince kapsamlı olarak araştırıp belgeleyebilmek için mağaraları inceleyen bilim insanları tarafından sıklıkla kullanılırlar. Mağaracılık ise mağaraları keşfetmeyi hedefleyen bir doğa sporudur. Farklı ülkelerde spelunking yada potholing olarak da bilinir.   Mağaraların Türleri ve Oluşum Süreçleri   Mağaralar jeolojik süreçler sonucunda oluşurlar. Bu süreçler, kimyasal olaylar, su aşındırması, tektonik etkiler ve atmosferik olayların birleşimi şeklinde olabilir. Çoğu mağara kireçtaşının çözünmesi sonucunda oluşur. En temel olarak mağaraları oluşumlarına göre ikiye ayırabiliriz; birincil mağaralar ve ikincil mağaralar.   Birincil Mağaralar   Bazı ma... Devamı

GELGİT OLAYI

2010-09-10 09:40:00

  Gelgit olayı, Manş Denizi'nin ve Atlas Okyanusu'nun sığ kıyılarında kolayca gözlenebilir: deniz, kıyı yönünde ilerler, kumsalı örterek bir süre öyle durur, sonra açıklara doğru çekilerek daha önce kaplamış olduğu yüzeyi yeniden açıkta bırakır. Kabarma ile alçalma arasındaki yüzey farkına yükselme denir. Bu hareket okyanusların çoğunda, 24 saatte iki defa (yarım günlük gelgit) tekrarlanır; buna karşılık yeryüzünün birçok bölgesinde ancak bir defa (günlük gelgit) olur. Yılın bazı mevsimlerinde, kıyının belirli noktalarında, çok genişlik kazanır: Mont-Saint-Michel Körfezi'nde 15 metre, Kanada'da, Fundy Körfezi'nde 19 metre. Gökcisimlerinin Etkisi Bu olay hakkında ilk yeterli açıklama, ancak XVIII. yy.da ve İngiliz bilgini Isaac Newton tarafından yapılabilmiştir. Bu bilginin çalışmalarına göre gelgitin aslı, gökcisimlerinin çekim gücüdür ve gökcismi ne kadar büyük ve Dünya'ya ne kadar yakın olursa, çekim gücü de o kadar güçlü olur. Gezegenlerle Güneş'in etkisi önemsiz olmamakla birlikte bu konuda başlıca rol, yakınlığı dolayısıyla, Ay'dadır. Böylece, gelgit vaktinde her gün görülen 50 dakikalık sapmanın nedeni de anlaşılır; çünkü Ay, Dünya'ya göre her 24 saat 50 dakikada bir aynı duruma gelir. Ay ve Güneş'in çekim etkisi birbirine eklendiği zaman büyük gelgitler, bu iki etki birbirine karşıt olduğu zaman ise küçük gelgitler oluşur. Gelgit olayının meydana gelmesi için, deniz yüzeyinin yeterince büyük olması gerekir, yoksa çekim gücü önemsiz kalır: sözgelimi Akdeniz'de suların hareketi ancak y... Devamı

ASTROPİKA

2010-09-02 10:41:00

ASTROPİKA     Pembe kuşak tropikal bölgeleri gösterir.   Astropika veya dönencealtı, tropikal bölgelerin hemen üzeri ve hemen altındaki bölgeleri tanımlamak için kullanılan terim.   Sıfat olarak, astropikal şeklinde kullanılır.   Tropikal bölgelerin bittiği noktadan itibaren astropikal bölgeler başlar.   Genellikle 20 °- 35 ° kuzey ve 20 °- 35 ° güney enlemleri arası astropika kabul edilir.   Türkiye'nin güneyindeki Mersin ve ilçeleride astropikal bölgelere dahildir.   Tropikal bölgeler 23.5 ° kuzey ve 23.5 ° güney enlemleri yani Oğlak Dönencesi ve Yengeç Dönencesi arasındadır.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

ANTİKLİNAL VE SENKLİNAL

2010-08-28 10:38:00

    Antiklinal ve senklinal   Antiklinal, kelime anlamı bakımından birbirinden ayrı yöne doğru eğimli demektir.   Yerkabuğunun çukur alanlarında biriken tortulların levhaların birbirine doğru hareket etmesi ile kıvrılıp yükselmesi sonucunda oluşmuş alanlardır.   Yani kıvrımlı yapıların yüksekte kalan bölümüdür. Senklinal ise bunun tam tersi olarak alçakta kalan kısımdır.   Senklinal jeolojide tabakaların havza veya oluk şekilli kıvrımlanmasına verilan ad.   Böylesi yapılarda üst bileşen alttakilerden gençtir.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı