TÜRKİYE'DE BİREYLERİN EVLİLİK SAYISI İLE İLGİLİ İSTATİSTİK

2009-06-01 17:41:00

TÜRKİYE’DE BİREYLERİN EVLİLİK SAYISI İLE İLGİLİ İSTATİSTİK Bireylerin evlilik sayısı,%  Number of Marriges of individuals,%   1 kez evlenen95,7Married Once 2 kez evlenen4,0Married Twice 3 kez ve daha fazla sayıda evlenen0,3Married 3 times or more Kaynak: Aile Yapısı Araştırması, 2006 Source: Family Structure Survey, 2006  ... Devamı

ADRESE DAYALI NÜFUS KAYIT SİSTEMİ 2007 NÜFUS SAYIMI SONUÇLARI

2009-03-28 19:58:00

ADRESE DAYALI NÜFUS KAYIT SİSTEMİ 2007 NÜFUS SAYIMI SONUÇLARIÜlkemizde, sonuncusu 2000 yılında olmak üzere bugüne kadar 14 Genel Nüfus Sayımı yapılmıştır. Sokağa çıkma yasağı uygulanarak bir günde yapılan bu sayımlarda, kişiler sayım günü bulundukları yerde, yani de facto yöntemine göre sayılmışlardır.2006 yılında çıkarılan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile ülkemizdeki nüfus sayımlarının da veri kaynağını oluşturacak yeni bir sistem kurulmuştur. Sistemin kurulmasına yönelik tüm çalışmalar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) koordinasyonunda il ve ilçelerde vali ve kaymakamların başkanlığında oluşturulan yürütme komiteleri marifetiyle gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, önce ülkemizdeki tüm adres bilgilerinin kaydedildiği Ulusal Adres Veri Tabanı oluşturulmuştur. Daha sonra, bu adreslerde ikamet eden vatandaşlar T.C. kimlik numaraları, yabancı uyruklu kişiler ise pasaport numaraları aracılığıyla adresle ilişkilendirilerek kayıt altına alınmış ve Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) oluşturulmuştur. Böylece, nüfus sayımlarında yaşanan mükerrer kayıt ya da kayıt olmama gibi sorunlar ortadan kaldırılmıştır. TÜİK tarafından kurulan ADNKS, 5490 sayılı Kanun gereği İçişleri Bakanlığı’na devredilmiştir. Söz konusu Kanun uyarınca, kamu kurum ve kuruluşları adrese yönelik tüm idari işlemlerinde artık bu sistemi kullanacak, yerleşim yerleri ayrımında nüfusun büyüklüğü ve temel nitelikleri hakkında güncel bilgiler de bu sistemden elde edilecektir. Ülkemizin nüfusuna ilişkin bilgiler, sadece on yılda bir yapılan nüfus sayımları yerine, “de jure” yöntemi olarak bilinen ikamet adresine dayalı olarak her yıl TÜİK tarafından yayımlanacaktır. Yeni sistemden elde edilen ilk nüfus sayım... Devamı

IHLAMUR AĞACI

2009-03-14 15:10:00

IHLAMUR AĞACIMarmara, Batı Karadeniz, Orta Toroslar ve Kuzey Anadolu'da yayılış gösterir. Özellikle kuzey ve batı bölgelerimizdeki ormanlarda rastlanan sık dallı, geniş tepeli ağaçlardır. Boyları 20-30 m'ye kadar ulaşabilir. Büyüklüğü 5-10 cm arasında değişen yaprakları genellikle yürek şeklinde ve çarpık, kenarları dişli ve uzun saplıdır. Sarkık çiçek demetleri sarımsı bir renge ve karakteristik bir kokuya sahiptir. Çok geç açan bu çiçekler (Haziran-Temmuz) kurutularak çay gibi içilir. Türkiye'de yetişen türleri;Gümüş ıhlamur (T.tomentosa, Y). Büyük yapraklı ıhlamur (T.platyphyllos, N). Kafkas ıhlamurudur (T.rubra, Y).  http://www.erzincanmanset.com/sifalicaylar.blogcu.com/ www.ogm.gov.tr ... Devamı

KASIRGALAR VE OLUŞUMLARI

2009-03-01 19:52:00

KASIRGALAR VE OLUŞUMLARI                               2004 yılının Eylül ayında Karayip denizini, Doğu Amerika sahillerini ama özellikle de Grenada adasını vuran Ivan kasırgasının ardında bıraktıklarının yalnızca bir kısmını bile görmek, bu korkunç doğa olayının gücünü ve onun karşısında insanın çaresizliğini bir kez daha hatırlattı. Grenada Ivan kasırgasının yaralarını hala sarmaya çalışıyor. Her yılın 1 Haziran – 30 Kasım tarihleri arası Amerika’nın doğu ve körfez sahillerini, Meksika, Orta Amerika ve Karayipleri tehdit eden kasırgaların (hurricane) mevsimi olarak biliniyor. Hurricane, adını da Karayip kötülük tanrısı Hurican’dan alıyormuş. Dünyanın diğer yerlerindeki aynı türden çok şiddetli fırtınalara ise tayfun ya da siklon adı veriliyor. Kasırgalar vurdukları yerde büyük hasar bırakıyor, meskun alanlarda ise binlerce insanın ölümüne neden olabiliyorlar.Kasırgayı TanımlamakMiami’deki Ulusal Kasırga Merkezi’ne göre, Atlantik Okyanusunda oluşan, tropik siklona hurricane yani kasırga deniyor. Tropik siklon ise tropiklerde gelişen alçak basınç sistemlerine verilen tanımlayıcı bir isim. Maksimum hızı saniyede 17 metreyi geçmeyen(saatte 39 mil/ saatte 62,7 km/ saatte 39 knot) yüzey rüzgarlarına tropik alçak basınç deniyor. Hızı saniyede en az 17 mil olana ise belli bir isim verilerek tropik fırtına olarak anılıyor. Hızı saniyede 33 metreyi (saatte 74 mil/ saatte 119 mil/saatte 64 knot) aşanlara ise kasırga (hurricane) deniyor.  http://www.cografyam.net/Kasırgaların ÖzellikleriTropik oluşları, yani okyanusların ekvatora yakın tropik bölgelerinden kaynaklanıyor olmaları Siklonik oluşları, yani yarattıkları r&uu... Devamı

ŞEHİRLERİN KÜLTÜREL KİMLİĞİNİN YOK EDİLMESİ

2009-02-27 15:31:00

ŞEHİRLERİN KÜLTÜREL KİMLİĞİNİN YOK EDİLMESİDÜNYADA ve ülkemizde, göçlerle nüfuslanan şehirlerde arsa fiyatlan giderek yükselmektedir. Özellikle bir şehrin sit alanı, iş ve ticaret merkezi yapısal değişime uğramaktadır. Ticaretin dışında, yaşamak için yeğlenen alanlar da yoğun baskı altına girmekte ve şehirlerde kültür kirlenmesi olayı gündeme gelmektedir.Olağan göçlerin dışında sığınma (iltica) yoluyla da nüfus kazanan bir şehrin, yaşama alanları zorlanmaktadır. Bir şehir, barındırabileceği nüfusun üstünde insan kitleleriyle karşı karşıya kalınca, ekonomik darboğaza girmektedir. Yeni göçmen mahallelerinin kurulamaması, şehrin asıl sitinde bulunan meskenlerin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da, normalde 10 kişinin barınabileceği bir evin 50-60 kişinin yaşadığı mekana dönüşmesine neden olmaktadır. Evin eklemelerle bozulması bütün bir mahallede, giderek şehrin tamamında bir yozlaşmaya, kültürel kimliğini yitirmeye dönüşmektedir (Malurban isation).Bir köyün beldeleşmesi, bir beldenin metropol, bir metropolün megapole dönüşmesi de yerleşim birimlerinde kültürel sorunların doğmasına kapı açmaktadır.Şehirlerin kültürel kimliklerinin yok olmasına neden olan olayların başında savaşlar gelir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, işgalcilere direndiği için Ayıntap, Maraş büyük ölçüde bombalanmıştı. Savaş öncesinin bu iki varlıklı şehri 1920'lerde harap birer köy görünümündeydi. 30 Ağustos 1922 ile 9 Eylül 1922 arasında, Türk Ordusunun önünden kaçan Yunan askerlerinin, geçtikleri şehir ve kasabaları, son olarak da İzmir'i yakmaları, savaşların tarihe, kültüre verdiği zararı gözler önüne seren örneklerdir. İkinci Dünya Savaşında önce ... Devamı

İNSANLIĞI TEHDİT EDEN BAZI OLAYLAR

2009-03-25 19:37:00

İNSANLIĞI TEHDİT EDEN BAZI OLAYLAR1.Dünya'mızda Bazı Canlı Türlerinin Yok Olmasının Doğal Dengeye Etkisi:Yeryüzünde çok sayıda canlı yaşamaktadır. Canlılar, yaşamlarını çevreleriyle sürekli bir etkileşim içinde sürdürürler. Beslenme, barınma ve çoğalma gibi temel gereksinimlerini yaşadıkları bu doğal ortamdan karşılarlar. Doğal ortamda canlılarla cansızlar arasındaki sürekli ilişkiye doğal denge denir. Doğal ortamın zarar görmesi, doğal dengenin bozulmasına neden olur. Bu da o çevrede yaşayan canlıların, yok olması veya türlerinin azalması anlamına gelir.Canlılar arasında, bulunduğu çevreyi en çok etkileyen ve ona zarar veren insandır. Günümüzde dünya nüfusu hızla artmaktadır. Artan nüfusun beslenme, barınma vb. gereksinimlerini karşılayabilmek için doğal ortam, insanların bilinçsiz davranışları sonucunda bozulur. Ormanlar; tarla açmak, bina yapmak amacıyla veya yangınlarla yok edilir. Oysa ki ormanlar, doğal dengeyi sağlayan çok sayıda canlının barınma ve beslenme ortamıdır. Ayrıca çevreyi canlı tutan, güzelleştiren, erozyonu önleyen, toprak kaymalarını engelleyen ve insanlara pek çok ürün sağlayan doğal varlıklar yine ormanlardır. Bunların yok edilmesi, orada yaşayan canlıların da tükenmesine, insanların bu ürünlerden yoksun kalmasına ve doğal ortamın bozulmasına neden olur.Aynı şekilde sanayi atıkları ve daha başka maddelerle suların (deniz, göl ve akarsu) kirletilmesi de pek çok canlı türünün azalmasına veya yok olmasına neden olur. Av yasağına uymama ve aşırı avlanma da canlı türlerini yok eden bir başka etmendir. Görülüyor ki, doğal ortamın bozulmasının kaynağında her insan vardır. İnsanın doğal ortama bu şekilde müdahalesi dünyanın zenginliğini büyük çapta yitirmesine neden olur.... Devamı

TSUNAMİ NEDİR?

2009-01-04 20:20:00

TSUNAMİ NEDİR? Holywood filmlerine sıkça konu olan, boyu yüzlerce metreyi bulabilen dev dalgalar yani tsunaminin şiddetine dayanmak imkansız. Tsunami, Japonca'da 'liman dalgası' anlamına geliyor. Sözcük, dünya dillerine 15 haziran 1896'dan sonra Meiji depremiyle girdi. 21 bin kişinin hayatını kaybettiği 8.5 büyüklüğündeki Meiji depreminden sonra tarihin gördüğü en büyük tsunimalerden biri meydana geldi. Dalgaların boyu 38.2 metreydi. Yani 12-13 katlı bir apartmanın yüksekliği kadar dev dalgalar oluştu. Deniz dibindeki deprem tsunamiye yol açıyor.. Tsunami, okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, heyelan ve volkan patlaması bunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaymaları gibi olaylar sonucu denize geçen büyük enerjiyle oluşuyor. Tsunami ilk oluştuğunda tek bir dalga ancak kısa bir süre içinde üç ya da beş dalgaya dönüşüyor. İlk dalga zayıf geliyor.. Dalgaların birincisi ve sonuncusu çok zayıf, ancak diğer dalgalar etkilerini kıyılarda şiddetli biçimde hissettirecek enerjiyle ilerlerliyor. Bu nedenle depremlerden kısa bir süre sonra kıyılarda görülen yavaş ama anormal su düzeyi değişimi ilk dalganın geldiğinin habercisi oluyor. Değişim, arkadan gelecek olan çok kuvvetli dalgaların öncüsü olabiliyor. Bu dalgalar da deniz kıyısındaki topraklarda ölümcül ve yıkıcı etki yapıyor. (cnntürk.com)Tarihteki Önemli TsunamilerNational Geographic Türkiye - Appenzeller, Northwestern Üniversitesi jeoloji profesörlerinden tsunami uzmanı Emile Okal'a danışarak geçmişte yeryüzüne önemli etkileri olmuş tsunamilere ilişkin aşağıda verilen listeyi derledi.1-MİNOS, İÖ 1630 DOLAYLARI Yunan adası Santorini'de, bir yanardağ patlamasının yol açtığı dalgalar Girit'i silip süpürdü -ve belki de Min... Devamı

TÜRKİYEDE BÜYÜK ŞEHİRLERİN EN ÖNEMLİ ÇEVRE SORUNLARI

2008-12-25 20:09:00

TÜRKİYE’DE BÜYÜK ŞEHİRLERİN EN ÖNEMLİ ÇEVRE SORUNLARIYaşanabilir ve sürdürülebilir bir Dünya ve Çevre için yaşadığımız şehirleri en az düzeyde kirletmenin yollarını bulmak zorundayız. Ülkemizdeki büyük şehirlerin en önemli çevre sorunları şunlardır:SU VE ATIK SU (Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklar) - İmarsız, düzensiz ve kontrolsüz yapılaşma.- Su havzalarının korunmasındaki zorluklar.- Yeterli miktar ve kalitede su temini sorunu.- Atık su toplama ve arıtma sorunları.- Yağmur sularının toplanması ve uzaklaştırılması sorunları.- Dere ve nehir yataklarının ve sulak alanların ıslahı. (İçilebilir ÇEŞME SUYU şişelenmiş PET sulardan 150 kez daha ekonomik ve çevreye çok daha az zarar vermektedir. Doğada zaten temiz olan suyu kirletmeyelim ve verimli kullanalım. Kirletilen suyun kişi başına arıtım maliyeti 40 dolar ve 1 kg kirleticinin uzaklaştırılması için 1 kwh enerji harcanması gerekmektedir. İçme suyunun dezenfeksiyonu sonucunda da bir takım istenmeyen yan ürünler çıkmaktadır). KATI VE TEHLİKELİ ATIKLAR (Çöpler, toksik endüstriyel atıklar vs) - Katı ve tehlikeli atık envanterinin olmaması.- Katı ve tehlikeli atık yönetim planı yapılmaması.- Atık toplama problemleri.- Atık taşımadaki sorunlar.- Atık bertaraf yöntemlerinin uygun seçilmemesi.- Büyükşehir ve alt ilçe belediyelerinin iletişim eksiklikleri.- Toplama, aktarma ve taşıma maliyetlerinin yüksekliği.- Tıbbi atık toplanması ve taşınmasındaki zorluklar.- Tıbbi atık bertarafındaki problemler.(Gözden ırak çöp ve atıklar gönülden ırak kabul edilmemeli, vahşi depolama alanları yerine, sızdırmaz tabanlı çöp depolama alanları inşa edilmelidir).HAVA KİRLİLİĞİ (Yakıtlar, yakıcılar, fabrikalar, taşıtlar, enerji santralleri vs) - Kalitesiz ve kirleticili yü... Devamı

AFETE HAZIRLIK VE DEPREM EĞİTİMİ DERNEĞİ

2008-10-20 15:11:00

Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi DerneğiAfete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği, yaklaşık bir yıl sürdürülen hazırlık çalışmalarının sonunda Eylül 2003 tarihinde Dernekler Masasına yapılan müracaatla AHDER (Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği) yasal kuruluşunu tamamladı.İlk çalışmaları, 1999 Marmara depreminde hasar gören il ve ilçelere çeşitli biçimlerde müdahale ve yardım organizasyonları olarak başladı. Ülkemizde afet ve deprem bilincinin neredeyse hiç olmadığı acı gerçeğinin ortaya çıkmasıyla birlikte, afet bilincinin ve eğitiminin özellikle okul çağı çocukları başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerine verilmesi yol ve yöntemlerini de araştırıp geliştirerek sürdü.Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'nın çaba ve katkılarıyla topluma sesini duyuran çalışmalar, UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından uygulamaya konulan ve SDC İsviçre Kalkınma Teşkilatı tarafından desteklenen "Afetlere Hazırlık ve Afetlerin Önlenmesi için Yerel Kapasitenin Geliştirilmesi" projeleri ile birleşerek daha etkin ve yaygın olarak devam etti.Faaliyetleri 2001'de Bursa ve İznik'te "Gençlik ve Afet Eğitimi, Afet Yönetiminde Gençliğin Rolü" seminerleri verildi.2002'de Bursa'da kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelin eğitimini hedefleyen seminer verildi.Bursa'da, Yerel Gündem 21 Genel Sekreterliği, Kızılay, İtfaiye Daire Başkanlığı, Odalar ve Uludağ Üniversitesi ile birlikte, halkın doğal afet, yangın ve günlük yaşamdaki olası kazalara karşı hazırlıklı olmasını sağlamak için eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını kapsayan Aile Afete Hazırlık Projesi2001'de Adapazarı'nda toplam 400 öğretmene ve Adapazarı Sanayi ve Ticaret Odası'ndan 50 işadamına eğitim verildi.2002'de önce zihinsel engelli çocuklara, ailelerine ve eğitme... Devamı

KYRİLL KASIRGASI

2008-10-19 15:04:00

KYRİLL KASIRGASIKyrill, 2007 yılında Kuzey ve Orta Avrupa'da esen, büyük maddi zarara ve can kayıplarına neden olan kasırga ve o kasırgaya neden olan alçak basınç alanı.15 Ocak 2007'de Newfoundland'da oluştu. Atlas Okyanusu'nu geçerek 17 Ocak akşamı İrlanda ve Büyük Britanya'ya ulaştı. Kuzey Denizi'ni geçerek 18 Haziran öğleden sonra Hollanda ve Almanya kıyılarına vurdu. Yoluna devam ederek 18 ve 19 Haziran'da Polonya'yı ve Baltık kıyılarını kasıp kavurdu. Kuzey Rusya üzerinden yoluna devam etti. Fırtına en hızlı estiği noktada 225 km/saat hıza erişti.Kyrill Batı Avrupa'da, özellikle Büyük Britanya ve Almanya'da büyük zararlara yol açtı. 19 Ocak itibariyle 47 ölüm saptandı. Toplu taşıma sistemleri zarar gördü, yüz binin üzerinde evde elektrikler kesildi, kamuya ait ve özel binalar zarar ciddi gördü, ormanlarda ağaçlar devrildi.Alman meteoroloji uzmanları, Kyrill'in on yılda bir gerçekleşen şiddette bir doğa olayı olduğunu açıkladı. Almanya'yı bu ölçüde etkileyen bir önceki fırtına, 1999'daki Lothar'dı.Kasırganın sigorta sektörüne getirdiği tazminat ödeme yükü, Swiss Re reasürans şirketi tarafından 3,5 milyar Avro olarak tahmin edildi. Bunun 530 milyar Avrosu Birleşik Krallık'taki hasarlardan kaynaklanıyordu.Alp Dağlarında yüksek irtifa rüzgârlarının esmesi nedeniyle Avusturya hükümeti dağcıları ve kayakçıları sığınak aramaları için uyardı.Fırtınaya Kyrill adını Berlin Özgür Üniversitesi'nin meteoroloji enstitüsü verdi. İsim, üniversiteye bağışta bulunan ve Berlin civarında yaşayan Bulgar kökenli bir hayırsevere aitti. İngiltere'de Kyrill tarafından sökülen bir ağaç.Delft,Hollanda'da kasırganın verdiği zarar.Devrilen elektrik direkleri.http://tr.wikipedia.org/... Devamı

İKLİMİN ETKİLERİ

2008-10-17 20:09:00

İKLİMİN ETKİLERİAkarsular Üzerindeki Etkisi Akarsuların yatağındaki su miktarı, büyük ölçüde geçtikleri bölgelerin yağış miktarı ve şekline bağlıdır. Örneğin; nehirlerde yağışın arttığı dönemlerde yükselme, azaldığı dönemlerde ise çekilme görülür. Kış yağışlarının kar şeklinde düştüğü bölgelerde nehirlerin akımı azalırken, kar ve buz erimelerinin görüldüğü dönemlerde akım yükselir. Örneğin; Doğu Anadolu Bölgesi. Yıllık yağışın tüm aylara dağıldığı bölgelerde; akarsular tüm aylarda bol su taşıdığından, rejimleri düzenlidir. Örneğin; Karadeniz ve Ekvatoral Bölge. Göl suları ile yer altı sularının seviyesi de yağış ile kar ve buz erimelerine bağlı olarak yıl içinde değişiklik gösterir.Doğal Bitki Örtüsüne Etkisi Bir yörenin sıcaklık ve yağış değerleri buharlaşma durumu , o yöredeki bitki örtüsünün türü, sıklığı ve dağılışı üzerinde belirleyicidir. Bu nedenle her iklim tipinin doğal bitki örtüsü farklıdır. Örneğin; Ekvatoral iklimin doğal bitki örtüsü Tropikal yağmur ormanı, Akdeniz ikliminin maki, okyanus ikliminin ise karışık ormandır.Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi Sıcaklık ve yağış koşulları, doğal bitki örtüsü, tarım ürünleri, hayvan türleri ve akarsu rejimleri üzerinde belirleyicidir. Bu nedenle ekonomik faaliyetler de iklime bağlı bir dağılış gösterir. Örneğin; Yağış azlığı ve yaz kuraklığına bağlı olarak oluşan bozkırların yaygın olduğu bölgelerde küçükbaş, yaz mevsiminin serin ve yağışlı geçmesine bağlı olarak oluşan çayırların yaygın olduğu bölgelerde büyükbaş hayvancılık yaygındır. Çiçekli bitkilerin yaygın olduğu bölgelerde arıcılık, kışl... Devamı

BİYOLOJİK AFETLER VE TÜRKİYE

2008-10-15 15:05:00

BİYOLOJİK AFETLER VE TÜRKİYETürkiye matematik konumu nedeniyle, biyolojik doğal afetlerin, çok sık görülebileceği riskli bir bölgede bulunmaktadır. Bunlann birçoğu hakkında me­teorolojik doğal afetler başlığı altında bilgi verilmiştir. Ayrıca ülkemizin büyük bir bölümünün iklim ve meteorolojik özellikleri zararlı mikroorganizmaların ve taşıyıcılann gelişmesi ve çoğalması için de uygun yerlerdir. Bu nedenle tarih boyunca Anadolu sıtma başta olmak üzere bulaşıcı hastalık salgınları yaşamış, çok sayıda ve büyük boyutta, biyolojik zararlıların istilasına uğramış, bu ne­denle de yine çok farklı salgın hastalıklarla karşılaşmıştır.Ülkemiz çöl çekirgesi ve diğer zararlı böcek tehlikesinin sık ve yaygın ola­rak görüldüğü bir bölgede bulunmaktadır. Nitekim zaman zaman bu tür çekir­gelerin ve böceklerin istilasıyla karşılaşılmaktadır. Özellikle İç ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde hemen her yıl tarım alanlannda süne ve kımıl adı ve­rilen zararlı böcek salgınları büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Yine ormanlarımızda bazı zararlı kurt ve böcekler nedeniyle zaman zaman büyük tahribat görülmektedir. Bunun için her yıl belirli mevsimlerde ve devamlı olarak ilgili kurum ve kuruluşlarca gerekli meteorolojik ve tarımsal uyarılar yapıl­makta bu zararlılarla mücadele edilmekte, vatandaşlar bilinçlendirilmekte ve uygun önlemlerin alınması sağlanmaktadır. Şüphesiz bu ciddi önlemler alınma­dığı takdirde, tarım ürünlerine, insan sağlığına ve havyan varlığına zarar verebilecek boyutta biyolojik zararlılara bağlı doğal afetlerin yaşanılması kaçınılmazdır.http://www.cografyamiz.net/... Devamı

DEPREM KILAVUZU

2008-08-01 20:24:00

DEPREM KILAVUZU Depremden ÖnceBir deprem meydana geldiğinde, eğer bina içindeyseniz, sallanma ve ani bir gürültü duyarsınız. Sonradan, hızlı, şiddetli ardarda çalkantılı sarsıntılar meydana gelir. Bu, çok korkutucu olacaktır. Bu sarsıntılar birkaç saniye veya birkaç dakika sürebilir. Deprem ağzını açıp sizi yutmayacaktır; fakat kırılan bir cam, düşen nesneler, çevreye yuvarlanan ya da fırlayan ağır şeyler sizi hayati tehlikeler yaratacak biçimde yaralayabilir. Deprem sonrası şoklara kendinizi hazır tutun.Depremi önleyemezsiniz! Fakat;Yaralanmayı önlemeye,Evinizdeki hasarı minimuma indirmeye,Depremden sonra en az 72 saat yardımsız biçimde enkaz altında hayatta kalabilmeye hazırlıklı olmalısınız.Önceden hazırlıklı olmak yaşamınızı kurtarabilir. Olası bir deprem her an yaşadığınız bölgeyi vurabilir; bunun için Acil Durum Planınızı yapmaya başlayın. Aileniz deprem sırasında ve sonrasında ne yapılması gerektiği konusunda hazırlıklı olmalıdır. İhtiyaçlarınızın listesini çıkarın. İşbölümü yapın. Planınızı yazın ve bunun tatbikatını yapın. Eğer aileniz yoksa, kişişel planınızı komşularınız ve arkadaşlarınızla yapın.Evinizdeki güvenli ve tehlikeli bölümleri bilin!Güvenli yerler:Ağır masa ve sıraların altı, koridor içleri, odaların ve kemerlerinin köşeleri.   Tehlikeli yerler,Cam ve ayna çevresi,düşebilecek herhangi bir nesnenin altı,mutfak: fırın, buzdolabı veya mutfak dolapları tehlike yaratabilir, kapı araları: çünkü kapı size çarpabilir.Ailenizi yangın söndürme cihazı kullanma hususunda eğitin! Kalp masajı öğretilen bir ilk yardım kursuna kaydolun!Şimdiden sigortacınızdan randevu alıp, deprem sigortası hakkında görüşün. Mal beyanınızı yapın. Bu, deprem sonrası kaybınızı temin edecektir.Evinizi boşaltmanın planını yapın ve bunun alıştırmasını yapın!Çocuklarınıza deprem sırasında evde ya da okulda bulundukları zaman ne yapmaları hakkında bilgi verin. Okullarının deprem planı olup olmadığını soruşturun ve izleyin.Ailenizle dışarıda bulundukları süre içerisinde ileti... Devamı

DOĞU KARADENİZ HAVZASI EKOLOJİSİ

2008-07-16 10:08:00

Doğu Karadeniz Havzası Konum Doğu Karadeniz Havzası; batıda Ordu il sınırı, doğuda Gürcistan sınırı, güneydede Doğu Karadeniz dağ silsilesi ve kuzeyde Karadeniz’le sınırlanan Türkiye’nin kuzeydoğu bölgesini oluşturur. Doğu Karadeniz Havzası, Türkiye’deki 26 su havzasından biridir. Havza; Melet Çayı, Pazar Çayı, Harşit Çayı, Karadere, Fırtına Deresi gibi birbirine paralel olarak uzanan akarsuların alt havzalarından oluşur.   Kafkasya Ekolojik Bölgesi’nde, WWF Kafkasya Ofisi’nin koordinasyonunda Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya ve İran’dan resmi kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve ulusal uzmanların katılımıyla Ekolojik Bölge Koruma Planı hazırlanmıştır. Bu planda yer alan beş ana biyolojik çeşitlilik koridorundan birisi olan Batı Küçük Kafkasya Koridoru, Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyılarından başlayarak Gürcistan’ın Acaristan bölgesine doğru uzanır. Doğu Karadeniz Havzası, Çoruh ve Aras havzalarıyla birlikte, doğa koruma açısından küresel ölçekte öneme sahip Kafkasya Ekolojik Bölgesi’nin Türkiye kısmını oluşturur.   Doğal Yapı Bölgenin tümüne sert topografik şartlar hakimdir.  Bölgenin arazi yapısının, iklimin ve konumunun doğal yapı üzerinde çok büyük bir önemi vardır. Doğu Karadeniz Havzası; WWF tarafından biyolojik çeşitlilik bakımından küresel ölçekte öneme sahip 200 ekoojik bölgeden biri olarak belirlenmiştir. Havzada  Önemli Kuş Alanlarının, Önemli Bitki Alanlarının bulunması, bölgede koruma çalışmalarının hızını artırmıştır.     Doğu Karadeniz Dağları, süzülen yırtıcı kuşların göçü için büyük önem taşır. Bölge, dar yayılışlı bir tür olan huş tavuğu (Tetrao mlokosiewiczi) popülasyonu nedeniyle Tükiye’de A2 kriterini sağlayan üç ÖKA’dan biridir. Önemli Kuş Alanı olarak Doğu Karadeniz Dağları’nda, Türkiye’deki alpin biyomu türlerinin tamamı, ılıman kuşak orman biyomu türlerinin ise büyük bir kısmı yuvalar. Türkiye’nin e... Devamı

KAFKAS TÜRKİYE'SİNDE MEVCUT KORUNAN ALANLAR

2008-07-13 20:07:00

KAFKAS TÜRKİYE'SİNDE MEVCUT KORUNAN ALANLAR Kafkasların Türkiye kısmında 24 adet koruma alanı bulunmaktadır. Milli Parklar Altındere Vadisi MP; Trabzon (1987), 4.800 hektarKaçkar Dağları MP; Rize (1994), 51.550 hektarKaragöl-Sahara MP; Artvin (1994), 3.766 hektarHatila Vadisi MP; Artvin (1994), 16.988 hektarAğrı Dağı MP; Ağrı (2004), 87.380 hektarAllahuekber MP; Kars ve Erzurum (2004), 22.980 hektar Tabiatı Koruma Alanları Camili Gorgit TKA; Borçka-Artvin (1998), 490,5 hektarCamili Efeler TKA; Artvin (1998), 1.453 hektarÇamburnu TKA; Arhavi-Artvin (1993), 180 hektarÖrümcek TKA; Gümüşhane (1998), 263 hektar Tabiat Parkı Uzungöl TP; Maçka-Trabzon (1989), 1.625 hektarBorçka-Karagöl TP; Borçka-Artvin (2002), 368 hektarArtabel Gölleri TP; Torul-Gümüşhane (1998), 5.859 hektar Yaban Hayatı Koruma Sahası Artvin-Yusufeli-Çoruh Vadisi YHKS; (2002), 21.821 hektarErzurum-Oltu YHKS; (1987), 5.400 hektarKars-Kuyucak Gölü YHKS; (1990), 219 hektarRize-Çamlıhemşin-Kaçkar YHKS; (1973), 4.142 hektarErzurum-İspir-Verçenik Dağı YHKS; (1980), 50.458 hektarPazaryolu YHKS; (1999), 20.236 hektarArtvin-Şavşat-Balıklı ve Maden YHKS;(1981), 3.491 hektarKars-Sarıkamış-Kağızman YHKS; (1988), 18.600 hektarArdahan-Posof YHKS; (1981), 43.375 hektarTrabzon Düzköy Kerem Kayalar YHKS;(1993), 235 hektar Özel Çevre Koruma Bölgesi Uzungöl ÖÇKB; Maçka-Trabzon (2004), 14.912 hektar Tabiat Anıtları Artvin: Kamilet Doğu Kayını Tabiat AnıtıGümüşhane: Kirani Evliya Ardıcı Tabiat Anıtı, Ali Ağanın Kavağı Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Ladini(1) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Ladini(2) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Ladini(3) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Ladini(4) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Göknarı(1) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Göknarı(2) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Göknarı(3) Tabiat Anıtı, Örümcek Ormanı Göknarı(4) Tabiat Anıtı.... Devamı

KAFKASYA EKOLOJİK BÖLGESİ

2008-07-11 20:34:00

Kafkasya Ekolojik Bölgesi Konum Kafkasya Ekolojik Bölgesi, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında yer alan 580,000 km2 alana sahip bir bölge olup; Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ülkelerinin tamamı ile İran, Rusya ve Türkiye’nin bir bölümünü kapsamaktadır. Bu bölge, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından belirlenen dünyanın biyolojik çeşitlik açısından özel öneme sahip 200 ekolojik bölgesi arasında yer almakta ve Uluslararası Koruma Örgütü (Conservation International (CI)) tarafından yeryüzünün en zengin biyolojik çeşitliliğe sahip ve tehdit altındaki 34 sıcak bölgesi arasında değerlendirilmektedir.   Kafkaslar’ın Türkiye parçası Yeşilırmak Havzası’ndan doğuya doğru; Doğu Karadeniz, Çoruh ve Aras havzaları, Kafkasya Ekolojik Bölgesi’nin sınırları içerisinde yer almaktadır. Batıdan itibaren Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Rize, Erzurum, Artvin, Kars, Ardahan ve Iğdır illeri Kafkasya’nın Türkiye parçası içinde yer almaktadır. Doğal Yapı Bölgenin kendine özgü jeolojik, jeomorfolojik ve iklimsel özellikleri, sahip olduğu olağanüstü zengin biyolojik çeşitliliğin temel nedenleri sayılmaktadır. Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeyi, Kafkasya Ekolojik Bölgesi’nin sınırları içerisinde yer almaktadır.    Bölgedeki iki ormanlık alan, Karçal Dağları ve Fırtına Vadisi, WWF-Türkiye’nin Dünyaya Armağanlar Projesi çerçevesinde, Avrupa’da acil korunması gereken "100 sıcak nokta" arasında yer alır. Kafkasya; boz ayı, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, kurt, vaşak gibi nesli tehlike altında olan çok sayıda büyük memeli türüne ev sahipliği yapmaktadır. Dünyadaki en önemli kuş göç yollarından biri üzerinde olan bölgede; kaya kartalı, kara akbaba, doğan gibi yırtıcı kuş türlerine rastlanır. Urkeklik, ve huş tavuğu gibi bazı türlerin yaşadığı tek yer olan bölgede 13 Önemli Kuş Alanı (ÖKA) ve 9 Önemli Bitki Alanı (ÖKA) bulunmaktadır.   &... Devamı

TÜRKİYE'NİN TOPRAK VE SU KAYNAKLARI

2008-07-10 15:24:00

TÜRKİYE'NİN TOPRAK ve SU KAYNAKLARI TOPRAK KAYNAKLARI ( milyon ha ) Türkiye'nin Yüzölçümü (İzdüşüm Alanı).......................................................... .77,95 Tarım Alanı........................................................................................................ 28,05 Sulanabilir Alan.................................................................................................25,75 Ekonomik Olarak Sulanabilir Alan....................................................................8,50 Sulamaya Açılan Alan (1997 yılı başı brüt alan)...............................................4,543 DSİ'ce işletmeye açılan alan( 1997 yılı başı net alan ).....................................2,072 SU KAYNAKLARI Ortalama ( aritmetik ) Yıllık Yağış.................................................................. 642,6 mm Türkiye'ye düşen ortalama yıllık yağış miktarı...............................................501,0 km3 YERÜSTÜ SULARI Yıllık yüzey akış miktarı.................................................................................186,05 km3 Yıllık yüzey akış / Yağış oranı........................................................................ ...0,37 Yıllık tüketilebilir su miktarı........................................................................... .95,00 km3 Fiili yıllık tüketim.......................................................................................... ..29,55 km3 YERALTI SULARI Yıllık çekilebilir yeraltı suyu rezervi.................................................................12,3 km3 ( Yıllık güvenilir verim) DSİ'ce tahsis edilen yıllık miktar.................................................................... 8,8 km3 Fiili yıllık tüketim...............................................................................................6,0 km3 http://www.cevreonline.com ... Devamı

ÜLKEMİZDE SUYUN YÖNETİMİ

2008-09-04 15:01:00

ÜLKEMİZDE SUYUN YÖNETİMİ Ülkemizdeki bütün su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu birim genel bütçeye dahil yatırımcı bir kuruluş olan  Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ)’dür. Faaliyetlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı olarak sürdürmektedir. DSİ Genel Müdürlüğü 6200 sayılı  DSİ Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile 18 Aralık 1953 tarihinde kurulmuştur.  Bir kamu kuruluşu olarak kendine verilen taşkın koruma, sulu tarımı yaygınlaştırma, hidroelektrik enerjisi üretme ve büyük şehirlere içmesuyu temin gayelerini etkin bir şekilde yerine getirebilmesi bakımından, söz konusu dört maksadın ortak noktası olan baraj çalışmaları konusunda öncelikli faaliyetlerini sürdürmektedir. DSİ Genel Müdürlüğü faliyetlerini  167 Sayılı  Yeraltısuları Hakkında Kanun ve 1053 Sayılı Ankara, İstanbul ve Nüfusu 100 binden Fazla Olan Yerleşim Birimlerine İçmesuyu Temini Hakkında Kanun ile sürdürmektedir.  Aşağıdaki kanunlar ile kanunların içerdiği görevler  DSİ Genel Müdürlüğü’nün  faliyetlerini  oluşturmaktadır. 28.02.1954 tarih ve 6200 sayılı Teşkilat ve Vazifeler Hakkındaki Kanun ile ; - Baraj yapımı, - Taşkın koruma, - - Bataklık alanların ıslahı, - Hidroelektrik üretimi,- Akarsularda ıslahat yapmak ve icap edenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek,- Bu işlerle ilgili her türlü etüt, proje ve inşaatları yapmak veya yaptırmak,- Bu tesislerin işletme, bakım ve onarımlarını sağlamak, 16.12.1960 tarih ve 167 sayılı Yeraltısuları Hakkında Kanun ile ;- Yeraltısuyu etüt ve araştırmaları için kuyu açmak veya açtırmak,- Yeraltısuyu ta... Devamı

TÜRKİYE'NİN SULAK ALANLARININ DURUMU

2008-07-01 15:03:00

Türkiye’nin Sulak Alanlarının Durumu Türkiye'de doğal yaşam ortamlarının devlet eliyle yok edilmesi ve buna olanak tanıyan yasal altyapının temelinde sıtma hastalığı yatmaktadır. Ancak 1950'li yıllarda Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiyesiyle bu hastalıkla mücadelede strateji değiştirerek, sivrisinek yerine sıtma plazmodyumu ile savaşa başlayan Türkiye, 1960'lı yılların başlarında sınırları içindeki son sıtmalı hastayı da tedavi ettikten sonra sulak alanların peşini bırakması gerekirken, bunu yapmamıştır. Sulak alanların korunmasına imkan tanıyan Ramsar Sözleşmesi'ne 1994'te Türkiye'nin taraf olmasından sonra kurutma işlemleri yavaşlamış olsa bile bu kez de sulak alanları besleyen akarsular üzerinde yapılan barajlar drenaj benzeri sonuçlara yol açmışlardır. Türkiye'de özellikle 20. yüzyılın son yarısında en fazla tahribe uğrayan ve önemi bir kısmını tamamen kaybettiğimiz doğal yaşam ortamlarının sulak alanlar olduğu söylenebilir.   Drenaj, doğal su rejiminin bozulması (sulak alanları besleyen su kaynakları üzerine barajlar yapılması veya sistemden aşırı miktarda su alınması), kirlenme, sürdürülebilir olmayan balıkçılık ve avcılık, yabancı türlerin aşılanması gibi nedenlerle önemli sulak alan kayıpları yaşanmıştır.   Amik Gölü, Hatay: 75 bin metrekarelik Amik Gölü’nün suyu, 1968’de açılan dört drenaj kanalı ile Asi Nehri’ne boşaltıldı. Altı yıl süren ıslah çalışmaları sonucu göl kurutuldu ve tarım yapılmaya başlandı. Ancak gölden elde edilen yer, çevreye göre altı metre daha aşağıda kaldı. Drenaj kanallarının, tıkanması sonucu da en küçük bir yağmurda dolarak neredeyse eski haline dönüyor. Böylece her yıl onbinlerce dönümlük ekili alan sular altında kalarak heba oluyor. Amik Gölü’nün kurutulması ile birlikte Hatay’ın ikliminin de değiştiği kaydediliyor. Bölgede yağışlar düzensizleşti, bu da sellere yol açıyor. Amik Gölü'nün kurumasının yarattığı sıkıntılar sonrasında, dört yıl once bü... Devamı

ESKİ TÜRKLERDE YAYLACILIK VE GÖÇ

2008-06-16 10:04:00

ESKİ TÜRKLERDE YAYLACILIK VE GÖÇ (Aşağıdaki satırlar Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL'in Kültür Bakanlığı tarafından 1991 yılında yayınlanan "Türk Kültür Tarihine Giriş I" adlı kitabından alınmış ve hiçbir eklenti yapılmamıştır.)Türkçe'de yaylak veya yayla denince ilk hatıra gelen şey, hayvanların otladığı yüksek yerler ve dağlar hatıra gelir. Aslında ise, yaylak sözü, kışlak deyiminin bir karşılığıdır. Yani, "yazın oturulacak yer" manasına gelir. "Yayladım, yaylayur, yaylayurmen" gibi, "yaylaya çıkmak, yazlığa gitmek ve yazlamak" anlayışları ile ilgili eski fiil köklerine de rastlanır.Orta Asya obalarında yaylası olmayanlar ise, yazı kışlakda geçiriyordu "Er kışlagda yazadı" gibi. Tabii bu, Türkler için iyi bir şey sayılmıyordu. Yaylaya çıkamayanlar, fakir ve bahtsız kişilerdi.Macit Selekler, Türk Akdeniz dergisinde çıkmış "Antalya'da Göç" adlı bir yazısında şöyle diyordu: "Yörüklerin, yazın üç ay yaylada ve kışın beş ay da deniz kıyısında oturdukları hesaplanmıştır. Yılın dört ayını da yolarda geçirirlerdi. Çilesi, gailesi, eşyası ve hayvanları ile, yağmur altında, çamur ve fırtına içinde, bu yolculuğu niçin göze aldıkları sorulduğunda Yörükler, şöyle derlerdi: Bu bir görenek ve alışkanlıktır. Bir çok Yörükler, artık bu yıl yaylaya gitmeyeceklerini ve yerleşip kalacaklarını söylerlerdi. Bu sözlerinde samimi oldukları halde, bahar geldi mi, düşünmeğe başlarlardı. Hele bir kere Yörük obası çadırını yıkıp da devesini çekti mi, artık onu göçme kararından hiçbir kuvvet vazgeçiremezdi. Hele bir oba da göçü çekmiş ise, göçler arka arkasına ulanır; Mayıs sonuna kadar, kıyıda bir tek Yörük çadırı kalmazdı."Yayla Tutkusu" mantık ile anlatılamayacak derin bir istek ve içgüdüdür. Yine Macit Selekler 1938 yılında yazılmış, fakat küçük bir derginin sahifeleri arasında kaybolmuş bu yazısında şöyle diyordu: "... Obası göçmüş olan bir yörüğü alıkoymak imkansızdır. Kadını doğuracak bir halde bile olsa yine göçer. Erkek, devesini ve sığırını yitirmiş bile olsa da yine göçer. Ça... Devamı

KARADENİZ (AVRUPA-SİBİRYA) BİTKİ TOPLULUĞU

2008-06-16 21:01:00

Karadeniz (Avrupa-Sibirya) Bitki Topluluğu Ilıman bir iklim ve düzenli bir yağış rejiminin etkisi altında bulunan Karadeniz bitki topluluğu, Karadeniz Bölgesinin tamamı ile Marmara ve Trakya'yı kapsamakla beraber yer yer iç ve Doğu Anadolu bölgelerine de sokulmaktadır.   Bütün Karadeniz bölgesindehakim bitki örtüsü ormandır. Çayırlar Marmara ve Trakya'da yaygındır.   Karadeniz bitki topluluğunda, özellikle doğu kesiminde fındık ve gürgen türlerinin hakim olduğu alanlarda, meşe, dişbudak, kestane, ıhlamur, akçaağaç, kızılağaç, karaağaç, muşmula,tatlan, kızılcık, yabani erik, yabani vişne, yabani kiraz, defne ve mürver ağaçlarıyla zenginleşen bir orman dokusu yer alır. Sahil kesimlerinden itibaren 700 - 900 metre yüksekliğe çıkan bitki dokusu alt seviyelerde ormangülü, böğürtlen, kurtbağrı,ateşdikeni, yabangülü, hanımeli, şimşir gibi ağaççık ve, çalılara dönüşür.   Bu bölgeye has olan bitkiler, Akdeniz'dekilerin aksine, bol su kullanan türlerdir. Yetişkin bir kayın ağacı, terleme yoluyla atmosfere bir günde yarım ton su vermektedir. Bir kayın ormanı için bu miktar milyonlarca tonu ulaşmaktadır. Bu bitkitopluluğunun üst seviyelerinde 600 - 700 metre yükseklikten itibaren kayın ağaçları görülür.   Daha yükseklerde 1. 100 - 1. 300 metrelerde kayın-köknar karışımı başlar ve 1. 800 - 2. 000 metrelere kadar yükselir. Bu bitki topluluğu içinde meşe, gürgen,karaçam, porsuk ağaçları da yer alır. Ayrıca Karadeniz'in doğu ucunda köknar ağaçları yerlerini orman içinde 2. 300 - 2. 400 metrelere kadar yükselebilen ve yüksek irtifalarda yaşamayı başarabilen lâdin ağaçlarına bırakır. Yüksek seviyelerin daha az nemli bölgelerinde sarıçam ormanları, güneye bakan yamaçlarda orta seviyelerde meşe ormanları geniş yer kaplamaktadır. ... Devamı

YEMEKLİK ENDEMİK BİTKİLER

2008-06-14 18:36:00

Yemeklik Endemik Bitkiler İnsanlığın beslenmesinde kilit rol oynayan tarla bitkilerinin % 30'u Anadolu'dan köken almıştır (Örneğin: kiraz, badem, kayısı, buğday, nohut, mercimek, incir, lale, kardelen ve çiğdem).Ülkemiz endemik bitkilerinden bazıları kültür bitkilerini içermekte, kültür bitkileri olmayan bazı yabani bitkiler de kültür bitkileriyle birlikte yemek malzemesi olarak kullanılabilmektedir. Türk mutfağının zenginleşmesi ve rakipsiz olması açısından bu bitkiler önem arz etmektedir. Orkide : Ülkemizde endemik orkide çeşitleri vardır. Bunlardan sahlep yapılabilmekte, K. Maraş ilinde ise dondurmalara katılmaktadır. Maraş Dondurmasının meşhur olmasının kaynağında orkidelerden elde edilen sahlep önemli rol oynamaktadır. Nitekim bu ilimizde endemik olarak Cephalanthera kotschyana, Dactylorhiza Osmanica (Osmaniye orkidesi) orkideleri yetişmektedir. Badem: Ülkemizde endemik badem ağaçları bulunmakta olup, bunlar Elazığ, Hakkari, Mersin, Maraş ve Van'da yetişmektedirler. Tere: Salatalarda kullanılan terenin ülkemizde birkaç endemik çeşidi olup, bu türler ülkemizin Adana, Bitlis, Hakkari, Kastamonu, Konya, Maraş, Niğde ve Van illerinin endemik bitkilerindendir. Kuşkonmaz: Önemli bir besin maddesi olan kuşkonmaz sebzesinin ise 3 ilimizde endemik olarak bulunduğu bilinmektedir. Antalya'da Asparagus Lycicus (Likya kuşkonmazı), Konya ve Mersin'de Asparagus Coodei, Yine Konya'da Konya'nın antik dönemdeki ismiyle adlandırılan Asparagus Lycaonicus (Likonya veya Konya Kuşkonmazı) Pancar: Ülkemize endemik olan iki adet pancar bitkisi vardır ve isimleri bulundukları bölgelerle ilgilidir. Adana'da Beta Adanensis (Adana pancarı) ve Çanakkalede Beta Trojana (Troya Pancarı). Kiraz: Ülkemiz kiraz çeşitleri açısından da endemik bitkilere sahiptir. Örneğin Amasya, Erzurum, Kayseri, Niğde ve Tokat illerinde Cerasus İncana, Erzincanda Cerasus Erzincanica (Erzincan kirazı), Sivas'ta Cerasu... Devamı

AKDENİZ BİTKİ TOPLULUKLARI

2008-06-12 18:03:00

Akdeniz Bitki Toplulukları Akdeniz bitki toplulukları Akdeniz coğrafi bölge sınırlarını aşarak Ege, Marmara, Orta Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu'nun batı kesimlerine dek yayılmıştır. Akdeniz bitki topluluğunun en önemli bitki topluluğu sayılan maki, botanik açıdan "bodur orman",olarak da tanımlanmakladır.   Fizyolojik yapısıyla (kalın ve meşin gibi) yaprakları yaz dönemi kuraklığına dayanacak bir su ekonomisine sahip olan maki bitki toplulukları deniz seviyesinden başlayıp 300 - 400 metre yüksekliğe, hatta uygun koşullarda dahayüksek alanlara doğru uzanmaktadır.   Maki birliğini oluşturan ağaççık ve çalıların kendine özgü güzel ve kuvvetli kokuları vardır. Menengiç, sakız, kocayemiş, sandal, mersin, pırnal meşesi, akçakesme, lâden, funda, defne, delice, katırtırnağı maki topluluğunun en çok rastlanan üyeleridir.   Ağaççıkların alt kısımlarında adaçayı, kekik, ballıbaba, düğünçiçekleri, çançiçekleri, siklamen, glayöl, salep, Manisa lalesi, çiğdem, menekşe, karanfil gibi otsu bitkiler yetişmektedir.   Diğer bir Akdeniz bitki topluluğu üyesi de "sığla" ağacıdır. Diğer ismi günlük olan bu ağaç Muğla ilinin Fethiye, Köyceğiz, Marmaris ve Datça ilçelerinin, taban suyu yüksek olan kıyı kesimlerinde, küçük orman öbekleri halinde bulunur. Kızılçam ağacı da maki kadar Akdeniz'e özgü bir bitki türüdür. Genellikle makiden sonra başlayarak deniz seviyesinden 800 -1000 metre yüksekliğe, hatta uygun iklim şartlarında 1200 metre yüksekliğe kadar uzanmaktadır. Akdeniz ve Ege kıyılarında yer yer, denize gölgesivuracak kadar kıyıya yakın yerlerde de yaşayan kızılçam, yangına en duyarlı ağaçtır.   Kızılçam ormanlarının üst sınırında yer alan, gövdeleri üzerinde 30-35 metre yükselebilen karaçam ağaçları deniz seviyesinden 900-1000 metre yükseklikte başlayıp 1800-1900 metreye yüksekliğe kadar uzanan alanlarda yetişmektedir. Bölgenin bazıkesimlerinde kızılçamdan sonra sedir ve göknar topluluklarına da rastlanmaktadır.   Lübnan s... Devamı

DOUG COOP:BİR ARAMA KURTARMACIDAN TAVSİYELER

2008-08-13 20:14:00

DEPREMDE YAPILMASI GEREKENLER Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslar arası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır. 875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket "azaltma" uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım. 1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar. İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da RealTV programında izlendi. Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmi... Devamı

17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN SOSYAL,BEŞERİ VE EKONOMİK ETKİLERİ

2008-05-31 14:30:00

17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİN SOSYAL,BEŞERİ VE EKONOMİK ETKİLERİ 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan ve Richter ölçeğinde 7.4 olarak kaydedilen deprem felaketi ülkemizin ve insanlığın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden birisidir.Körfez depremi ülkemizin gerek nüfus gerekse ekonomik aktivite bakımından en ağırlıklı bölgesinde etkili olmuştur. Deprem, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu, Bursa ve Eskişehir illerini kapsamış, ancak Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da ağır can ve mal kaybına yol açmıştır. 12 Eylül 1999 tarihi itibariyle yapılan belirlemelere göre, deprem nedeniyle 15.466 insanımız hayatını kaybetmiş,  o tarihte  hastahanelerde 23.954 insanımız ise yaralı olarak bulunmakta idi. Depremin bina ve işyeri üzerindeki tahribatı da ağır olmuş ve 12 Eylül 1999 tarihi itibariyle tamamlanan hasar tesbit çalışmalarına göre ağır-yıkık ve orta hasarlı konut-işyeri sayısı 119.297'ye ulaşmıştır. Ancak, çalışmaların halen devam ettiği gözönüne alındığında bu sayıların daha da artması beklenmektedir. Deprem Türkiye nüfusunun yüzde 23'lük bir bölümünü oluşturan bölgede etkili olmuştur. Depremden en ağır derecede etkilenen, can kaybı ve maddi hasarın ağır olduğu nüfusun toplam nüfus içindeki payı ise yüzde 6 civarındadır. Depremin etkilediği 7 ilin Gayri Safi Milli Hasıla içindeki payı yüzde 34.7, sanayi katma değeri içindeki payı ise yüzde 46.7 seviyesindedir. Depremden en yoğun biçimde etkilenen ve Deprem Bölgesi olarak nitelenen Kocaeli, Sakarya ve Yalova, toplam GSMH içinde yüzde 6.3, sanayi katma değeri içinde ise yüzde 13.1'lik paya sahiptir. Bölge; petrol arıtımı, petro-kimya, tekstil hammaddeleri, metal ana sanayii ve motorlu kara taşıtları yapım, montaj ve onarımı ve lastik sanayiinde önemli bir ağırlığa sahiptir. Deprem Bölgesinde fert başına gelir düzeyi de Türkiye ortalaması ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Bu anlamda bölge tüketim talebi açısından önemli paya sahiptir.Deprem nedeniyle konut, ticari ve sınai yap... Devamı

DOĞAL AFETLER VE KORUNMA YOLLARI

2008-05-29 14:25:00

DOĞAL AFETLER VE KORUNMA YOLLARI Hepimizin bildiği gibi yeryüzünde birçok felaketler mevcuttur.Bunların çok küçük kısmı tamamen Doğal ve genellikle engellenmesi mümkün olmayan felaketlerdir.Örnek olarak..a. Fırtınalar...b. Yıldırım Düşmesi..c. Yanardağ Patlamaları..gibi olaylar gösterilebilir.Bir kısım felaketler aslında hafif hasarla geçiştirilebileceği halde,insanoğlunun hırsı ve ihtirasıile hareket etmesi yüzünden Ekolojik dengenin bozulması sonucu çok büyük maddi ve manevi zararlara neden olabilmektedir..Örneğin..a. Depremler..b. Yangınlar..c. Erezyon..d. Su ve Sel Baskınları..e. Kuraklık..ve benzeri felaketler söylenebilir. Ayrıca sadece insanoğlunun sebep olduğu felaketler var ki.Onlardan bazıları..a. Savaşlar..b. Trafik Kazaları..c. İş Kazaları..Görüldüğü gibi,İnsan faktörü birçok felaketler'e neden olmaktadır.Öyle ise, hepimize düşen birinci görev,bahsi geçen olayları oluşmadan önce önlemeye çalışmak ikinci aşamada ise tedbirli,bilinçli ve hazırlıklı olmaktır.Bunu sağlamak için genel hatları ile bütün bu olayları inceleyelim. 1-Fırtınalar (Tufan,Tayfun) : Fırtınalar bilindiği gibi kuvvetli rüzgarlar sonucunda meydana gelen doğal olaylardır.Yağış ile birlikte esen şiddetli rüzgarlar Tufan, kurak ve yağışsız esenler ise Tayfun olarak isimlendirilmektedir.Bu kuvvetli rüzgarlar esnasında hortum tabir edilen helezonik girdaplar ve deniz veya göllerde yüksek dalgalar ve taşmalar meydana gelmektedir.Halen yeryüzündeki ölümlü felaketlerin 1000'de 2'sini fırtınalar oluşturmaktadır.Emniyet Tedbirleri : Genel acil ikaz sistemi,Bloklar halinde ve sağlam monte edilmiş parçalardan oluşan çatılar yapmak,Kalın cam kullanmak,Dış yüzeylerde fazla aksesuar kullanmamak, Sığınak yapmak,Çevreyi ağaçlandırmak,Taş bloklardan yüksek duvarlı marinalar inşa etmek.Bireysel Tedbirler : Evde iseniz,Elektrik,Su,Doğalgaz veya Tüpgaz donanımlarını kapatmak,Denize yakın yerlerde mümkün olan en üst noktaya gitmek,Varsa sığınağa gitmek eğer yoksa camlardan ve kapılardan uzak dur... Devamı

YAŞAMIN ÖZÜ:SU

2008-05-29 10:28:00

Yaşamın Özü: Su Tamamen ikame edilemeyen bir kaynak olan su; yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. Diğer bir ifadeyle su; hayatın ve canlıların kaynağıdır. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içerisinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları;  miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır.   Su tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir.İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Sürdürülebilir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan biri sudur. 20. yüzyılda dünya nüfusu 19.yüzyıla oranla üç kat artmasına rağmen, su kaynaklarının kullanımının altı kat arttığı belirlenmiştir.   Su yenilenebilir bir kaynaktır, bu anlamda sürdürülebilir kullanımı mümkündür; Ancak günümüzde hızlı tüketim, kaynaklardan yararlananlara eşit fırsatlar ve yararlar sağlayacak şekilde sürdürülebilirlikten çok uzaktadır. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da su rezervleri bakımında alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye'de su kaynaklarının yönetimi uluslararası standartlarda iyi ve sürdürülebilir bir yönetim politikası benimsenmediği için geleceğe ilişkin tehditler ciddi boyutlara ulaşmıştır.   Genellikle, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için,  günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği kabul edilir. Ancak, çağdaş bir insanın sağlıklı bir biçimde yaşaması için gereken içme, yemek pişirme, yıkanma, çamaşır gibi amaçlarl... Devamı

17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ

2008-05-04 20:35:00

17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ 17 Ağustos 1999 Depremi Tarih 17 Ağustos 1999   Büyüklük 7.4 Mw   Etkilenen ülkeler Türkiye   Sonuçları 17.480 ölü ve 23.781 yaralı   Büyüklüğü ve konumu Deprem, 17 Ağustos 1999'da, saat 3.02 de, 40.70 kuzey enlemi ile 29.91 doğu boylamının tarif ettiği bölgede, İzmit'in 11 km güneydoğusunda meydana gelmiştir.   Depremin büyüklüğü çeşitli kuruluşlar tarafından değişik değerlerde bildirilmis ise de, moment magnitüdü büyüklüğü Mw = 7.4 ve yüzey dalgası büyüklüğü Ms = 7.8 değerleri civarında değişmektedir. Cisim Dalgası Magnitüdü = 6.3 (USGS) Yüzey Dalgası Magnitüdü = 7.8 (USGS) Moment Magnitüdü = 7.4 (Kandilli,USGS) Kayıt Süresi Magnitüdü = 6.7 (Kandilli) Depremin odak derinliğinin 10-15 km olduğu ve sağ atımlı 120 km civarında bir fay hareketi ortaya çıktığı yapılan incelemelerle belirlenmiştir. Ana deprem dalgasının ardından büyüklüğü 4.0- 5.0 değerlerinde olan çok sayıda artçı depremler meydana gelmiştir.   Deprem merkez üssüne en yakın ivme kaydı, İzmit Metoroloji İstasyonu'ndan alınmıştır. Buna göre, maksimum ivme, kuzeygüney doğrultusunda 163 mG, doğu-batı doğrultusunda 220 mG ve düşey doğrultuda 123 mG dir. Her üç birleşen de birbirleri ile kıyaslanabilir büyüklüktedir. Tarihçe Yakın tarihte bu bölgede Adapazarı merkez üssü olmak üzere 1943, 1957, 1967 yıllarında şiddetli depremler olmuştur. Geçmişteki tarihlere baktığımızda ortlama 30 senede bir bu bölgede büyük depremler olmaktadır. 1999 depreminden sonrada belirli periyotlarda ve çeşitli büyüklüklerde depremlerin beklenmesi bu fay hattının karakteristik özelliğinden kaynaklanmaktadır.   Deprem sonucu oluşmuş bir görüntü   Depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının sebebi olarak kaçak yapılar, standartlara uygun olmayan binalar ve daha ucuza mal etmek için malzemeden çalan müteahhitler gösterilmektedir. Depremden sonra tüm Türkiye'de geç... Devamı

KÜRESEL ISINMA VE DÜNYAMIZ

2008-05-03 14:14:00

KÜRESEL ISINMA VE DÜNYAMIZ Dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılmaktadır. Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.   Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilim adamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.   Bilim adamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkileri olduğu görüşünde. Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor. Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin edilmektedir. 2008’in de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var. Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?   Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor. Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor. Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.   Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.   Kışın sıcaklı... Devamı

KELAYNAK KUŞLARI

2008-05-09 14:51:00

Kelaynak Kuşları Eski el yazma belgelerden, Kelaynakların Avrupa'da 1504 yılından itibaren yaşadıkları tesbit edilmiştir.   Orta Avrupa'da Alpler yöresinde yaşamakta olan bu kuş, ilk defa 1555 yılında yayınlanan Historia Animalium adlı eserde Corvus Sylvaticus adı altında C. Gessner tarafından tarif edilmiş ve yaşam biçimleri hakkında bazı bilgiler verilmiştir. Daha sonraları, Avrupa'dan kaybolan bu kuşların Ortadoğu ülkelerine ve Afrika'ya göç ederek halen buralarda yaşadıkları tesbit edilmiştir.   Şubat ayı ortalarında, Birecik'e gelen kelaynak kuşlarının kayalıklara yerleşmeleri Mart ayı ortalarını bulmaktadır. Üremelerinin ardından yavrularını burada büyüttükten sonra Temmuz ayı ortalarında Birecik'ten tekrar yavruları ile birlikte ayrılmaktadırlar. Bu hayvanların Birecik'e üreme için gelmelerinin nedeni, buradaki kayalarda bulunan kalsit maddesinin kelaynak kuşlarındaki üreme gücünü arttırdığı şeklinde yorumlanmaktadır.   Tek eşli olan kelaynak kuşları, her sene aynı eşle yuva yapar ve çiftleşirler. Yuva yapma gücünü gösterenler ergin olanlardır. Erginlik çağını doldurmaları için 5 yaşına ulaşmaları gerekmektedir. Ortalama ömürleri 25-30 yıldır.   1950'lerin başında Birecik'te 1000'den fazla olan kelaynak kuşlarının sayısında 1954 yılından itibaren önemli ölçüde azalma görülmüştür.   Azalma nedenleri olarak, zirai ilaçların fazla kullanılması ile böcekçil olan bu kuşların doğal beslenme dengesinin bozulması, uzun süren göç esnasında gerek avcılar tarafından vurulmaları gerekse soğuk hava şartlarından etkilenmeleri gösterilmektedir.   Göç eden kelaynak kuşları Lübnan-İsrail yolu ile Nil Vadisi veya Kızıldeniz Sahili'ne gitmekte olup sözü geçen yerlerde izlenememektedirler. Gidenlerin dönmemesinden kaynaklanan bu azalmayı ve nesillerinin tükenmesini önlemek için Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı bünyesindeki Orman Genel Müdürlüğü tarafından 1972 yılında Birecik'te ... Devamı