PİRİ REİS

PİRİ REİS

 

KİMDİR?

Çizdiği haritalarla tanınmış büyük bir Türk denizcisi, amirali ve coğrafya bilginidir.

HAYATI

Piri Reis 1465’te Gelibolu’da doğdu.1554’te Kahire’de öldü. Karamanlı Hacı Mehmed’in oğludur.

Amcası olan Kemal Reis’in yanında denizciliğe başladı. Onunla birlikte Endülüs Müslümanlarının İspanyollardan kurtarılmasına (1486); Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı (1490-1491). Kemal Reis’in vefatından sonra Barbaros’un maiyetinde çalıştı. Mısır’ın fethinde donanmadaydı. Orada Nil Nehrinin ayaklarının haritasını yaptı.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Hint Kaptan-ı Derya’lığına getirildi (1547). Amiralliğe eş olan bu makam, Umman Denizi ve Kızıldeniz’deki Türk Donanmasının en büyük makamıydı. Bu görevdeyken Aden’i fethetti (1551). Maskat Kalesini aldı ve Hürmüz Kalesini kuşattı. Daha sonra Portekizlilerle anlaşarak haraç ve hediyeler aldı, kuşatmayı terkederek Basra’ya döndü. Orada bir müddet kaldı. Portekiz donanmasının Basra’ya geleceği haberi yayılınca, körfezde dolaşan gemilerin hepsini çağırma imkanı olmadığı için emrindeki 3 kadırga ile Mısır’a döndü.

İLME HİZMETİ

Piri Reis, büyük bir deniz komutanı olduğu kadar büyük bir haritacı ve denizci müellifti. Açık fikirli idi. Öğrenme arzusuyla dopdoluydu. Daha korsanlık devresinden itibaren gördüklerini yazmaya başladı. Coğrafya ve haritacılık hakkında el geçirdiği eserleri tetkik etti. Bu suretle topladığı bilgilerle ilim tarihinde, bilhassa ülkemizde büyük yeri olan iki harita ve Kitab-ı Bahriye’yi vücuda getirdi. İlim tarihi araştırıcıları Piri Reis’İ Osmanlılarda haritacılığın öncüsü olarak gösterirler. Haritacılık onunla başlamıştır.

Yetiştiği yıllar Osmanlının altın yıllarıydı.Sadece fetihlerde değil, ilimde, fende, kültürde, kısacası medeniyette doruğa çıkılmıştı. Üç kıtada at oynatan Osmanlı, denizler yoluyla da bir çok ülkeye münasebet halindeydi.İşte böyle bir dönemin büyük denizcilerinden biri olan Piri Reis, meslektaşlarına faydalı olmak maksadıyla bilgi ve tecrübelerini bir araya getirip iki haritasıyla denizcilik kitabını kaleme aldı.

Bu iki harita hakkında, bilhassa içinde bulunduğumuz yüzyılda pek çok inceleme yapıldı. Yabancı araştırmacıların oy birliğiyle vardıkları hüküm şuydu: “Bunlar şimdiye kadar bir Türk tarafından yapılan en mükemmel bir coğrafya belgesidir.” Prof. Dr. Afet İnan ise haritaların kartografya tekniği bakımından en ileri seviyede olduğunu söylüyordu. Tamamen modern teknik, ilmi metod ve zihniyet içerisinde hazırlanmıştı. Birbirinin tamamlar mahiyette olan bu haritalar zamanları içinde birinci derece kaynak niteliğini korumaktaydı. Piri Reis ilim ve kültür tarihine bıraktığı hazine değerindeki eser ve haritalarıyla iftihar edebileceğimiz bir değerimizdir.

Onlar bu hükmü vermede hiç de haksız değillerdi. Haritalar üzerinde değerlendirmelere geçmeden önce Piri Reis’in haritacılıktaki kriteri ve haritaların özelliklerini tanımamızda fayda var.

PİRİ REİS VE HARİTACILIK

Piri Reis denizci olduğu kadar büyük bir haritacıydı da. Ona göre haritacılık bilgi ve tecrübeyi gerektirmektedir. İhtisas işidir. Büyük bir titizlik ister. “Dime göre bu, değme kişi işidir, kılca farketmez bile kim işan” sözleriyle bu gerçeği ifade eden Piri Reis, şu sözleriyle de haritada yapılacak kılca bir hatanın onu kullanılmaz hale getireceğini belirtmektedir:

“Kılca noksan andeğer oldu ise, hiç amel olmaz o hartı bil tamam. Kılca yanılsa bunu ehli fünun, şöyle bir yanlış olur burun. Gelmez o pergele hem dahi mile, yanlış olur kim alır onu ele.”

Piri Reis daha önce yazılmış olan denizcilik kitaplarını ve haritaları gözden geçirdi. Araştırmalar yaptı. Ünlü haritalarını hazırlayabilmek için tam 34 haritadan faydalandı. Bunlar arasında Tunuslu İbrahim Efendi’den tut, ta Cristoffer Colomb’un haritalarına varıncaya kadar bir çok harita vardı. Piri Reis, haritalarını bütün dünyayı içine alacak şekilde hazırlamıştı. Ne var ki, tamamı elimize geçirilememiş, ancak iki parçası günümüze kadar gelebilmiştir.

Piri Reis haritalarının, o zamanlar kimsede bulunmadığını, tek olduğunu belirtir. Denizcilerin haritaları ne derece doğru ise, yaptığı yedi denizle ilgili haritasının da en az o kadar doğru olduğunu söyler. O daima kaynaklara sadık kalmış, Türk denizcilerinin tecrübelerinden olduğu kadar, yabancı kaynaklardan da faydalanmıştır. Haritalar, Amerika’nın keşif tarihi bakımından büyük bir değere sahiptirler. Bunlar, zamanı için olduğu gibi, haritacılık tarihi bakımından da büyük önem taşırlar. O yeni keşiflere dikkatle eğilmiş, birinci haritasında Colomb’a dayandığı için düştüğü hatalara ikincisinde düşmemiştir. İlmi metodları ihmal etmemiştir.

Piri Reis, haritalarda herşeyi göstermenin imkansızlığını belirtirken ayrıca bir kılavuza da ihtiyaç duyulacağını anlatmıştır. Bunun içi haritasında notlara da yer vermiştir. Şüphesiz Piri Reis’in haritaları ilk haritalar değildi. Portolan denilen deniz kılavuzu niteliğindeki bu tip haritaların çizimlerine, ta 11. yüzyıldan itibaren başlanmıştı. Piri Reis ise çizdiği bu haritalarla mükemmellikte hepsini geride bırakmıştır.

Piri Reis’in haritalarını çizerken Cristoffer Colomb’un haritasından da faydalandığı belirtilir. Anlatıldığına göre Colomb da bu haritasını Teskanelli’den almıştı. Aslında harita, değil harita niteliğinde olabilmek, bir kroki doğruluğunda bile değildi. Amerika’ya yaptığı ikinci seferde elinde bulunan haritanın ise, birincisine göre çok daha doğru ve mükemmel olduğu görülür. Colomb’un bu haritasını Kemal Reis’in yakın arkadaşı Rodrigo’dan faydalanarak çizdiği tahmin edilmektedir. Colomb!a Amerika seyahatinde kılavuzluk eden bu büyük Türk denizcisi, Amerika’yla ilgili gerekli döküman ve bilgiler bilahare Kemal Reis’e aktarmış, Piri Reis de ondan almıştır.

1513 TARİHLİ HARİTA

Harita, 90x65 cm ebadındadır. Deriye çizilmiştir. Piri Reis’İn imzasını taşımaktadır. İspanya, Atlas Okyanusu, Doğu Afrika ve Amerika’nın bilinen kısımlarını içine almaktadır. Bir dünya haritasının parçası olduğu tahmin edilmektedir. Kuzey Amerika haritası dışında diğerleri bulunamamıştır. Harita, Amerika’nın en eski haritasını bize doğru olarak nakletmektedir. Haritada Kanarya, Azor ve Madera adalarına doğru olarak yer verilmiştir. Venezuela’da bir nehrin çıkış noktaları günümüzdekine uygun olarak gösterilmiştir. Oysa bu nehir haritadan seksen sene sonra keşfedilmiştir.

Haritanın Amerika ile ilgili bölümünde bir kısım notlar bulunmaktadır. Bu notlar bizzat Piri Reis tarafından yazılmıştır. Amerika’nın keşfiyle ilgili olan beşinci not büyük önem taşımaktadır. Piri Reis bu haritasında Antartika’yı, hatta dağlarını bile göstermiştir. Oysa bu kıt’anın kısmi ilk keşifleri 18. yüzyılları bulur. Dağların varlığı ise ancak 1954’te sonar aletlerinin keşfiyle tesbit edilebilmiştir. Bir kilometre kalınlıkta buzullarla kaplı bu kara parçası beş-on bin yıldan beridir bilinmemekteydi. Piri Reis’in haritasında buna yer vermiş olması hayret uyandırıcıdır.

Renkli resimlerle süslü haritada bir çok gemi, Güney Amerika’da lama ve puma resimleri bulunmaktaydı. Bu hayvan türlerinin oralarda yaşadığının gösterilmesi de dikkat çekicidir. Ayrıca haritada Gine ve Mer’akeş’te birer kral resimlerine rastlanmaktadır. Haritada biri kuzey, biri de güneyde iki rüzgar gülü yer almaktadır. Otuz ikili bu rüzgar gülleri yönleri göstermektedir. Piri Reis bu haritası hakkında şu bilgiyi vermektedir: “Hind ve Çin denizlerinin (Atlas ve Büyük Okyanus) haritaları hakkında Osmanlı ülkesinde hiç kimse bu zamana kadar bilgi edinememiştir.”

Piri Reis haritasını, 1517’de Mısır’da, Yavuz Sultan Selim’e takdim etmiştir. Bu harita, bugün Topkapı Sarayı Müzesi, Yeni Kütüphanede, 1633 no’da kayıtlıdır. Harita 1935’te Yusuf Akçura’nın bir açıklamasıyla birlikte Türk Tarih Kurumu tarafından bastırılmıştır.

KUZEY AMERİKA’NIN HARİTASI

1528 yılında çizilmiştir.68x69 cm ebadındadır. Harita, Atlas Okyanusunun Kuzey sahilleriyle Grönland’dan Florida’ya kadar uzanan sahilleri içine almaktadır. Yani 25 – 90 batı boylamıyla 10 – 90 kuzey enlemi arasındaki bölgeleri, daha doğrusu dünyanın kuzeybatı kesimlerini göstermektedir. Deve derisi üzerine çizilen haritada sekiz renk kullanılmıştır. Rüzgar güllerine yer verilmiş, yönler belirtilmiştir. Dört rüzgar gülü mükemmel birer pusula kadranları görevini üstlenmektedir.

Sabit şekiller günümüz tekniğine son derece uygundur. Sahillerdeki çizim bilhassa dikkat çekicidir. Kayalıklar tek tek gösterilmiş, öbür haritada bulunmayan yengece yer verilmiştir. Harita araları elli mil olan yirmi ölçüye ayrılmıştır. Haritada bazı ada ve sahiller birinci haritaya daha doğru olarak gösterilmiştir. Avrupalı Glole Dore’nin haritasıyla karşılaştırıldığı zaman çok daha kusursuz olduğu görülmektedir.

Haritada 1517 ve 1519’da fethedilen Honduras ve Yukatan yarımadalarına yer verilmiştir. Küba ve Haiti adalarıyla Bahama ve Antiller önceki haritalarda görülemeyecek şekilde doğru ve mükemmel olarak çizilmiş, günümüz ölçülerine tamamen uygundur. Harita o gün için olduğu kadar bugün de haritacılık tarihi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Kıyılar öncekine göre daha güzel çizilmiştir. Ne varki haritada 10 – 13 arasında kayma hatası bulunmaktadır. Aslında bu o zamanın bütün haritaları için söz konusuydu.

HARİTALAR NASIL GÜN IŞIĞINA ÇIKARILDI ?

Piri Reis’in haritaları 9 Kasım 1929’da su yüzüne çıkarıldı. Topkapı Sarayında yapılan genel bir düzenlemede farkına varılmıştı. Piri Reis’in haritacılıkta uzman olduğu o zamana kadar biliniyorduysa da, haritaların ortaya çıkışı onun değerini bir kez daha arttırdı.

Gerçi daha önce de Piri Reis’in haritalarından söz edilmişti. Mesela tarihçi Hammer şu sözleri söylemişt: “Piri Reis’in bıraktıkları arasında ‘Bahriye’ adını taşıyan iki deniz atlası çok değerlidir. Piri Reis, bu atlaslardan birini Adalar denizi, ötekini Akdeniz için hazırlamıştır. Bu eserler yüzeyde ve deniz altındaki akıntıların durumunu belirttiği gibi, demir atılacak yerlerin, koy ve körfezlerin, boğazların, limanların hepsini içine almaktadır.”

NE DEDİLER ?

Piri Reis’in haritalarıyla ilgili ilk incelemeyi Alman Prof. Paul Kahle yaptı ve bu incelemelerini 1931 yılının Eylül ayında Leiden’de toplanan 18. Şarkiyatçılar Kongresinde sundu. Tebliğ, dünya ilim çerçevesince ilgiyle karşılandı. Aynı yılın Aralık ayında Viyana Akademisi haritayla ilgili bşr açıklama yaptı. Bunu 23 Temmuz 1932’de Türk Tarih Kurumunun The Illustrated London News dergisinde yayınladığı bir yazı takip etti. Bundan bir sene sonra da Prof. Paul Kahle bununla ilgili küçük bir ktap yayınladı. Ayrıca harita 1932’de en eski Amerikan haritası adıyla 325 sayılı Deniz Mecmuası’nda yayınlandı.

Dikkatlerin Piri Reis’in haritalarının üzerine çevrilişi ise 1935’te başladı. Türk Tarih Kurumu önce haritalardan birini tanıtıcı bir broşürle birlikte yayınladı. O yıllarda Cenevre’de bulunan Prof. Dr. Afet İnan, Cenevre Coğrafya Kurumuna haritanın bir kopyasını verdi. Harita büyük bir ilgiyle karşılandı. 1937’de ise değişik ülkelerin gazetelerinde yayınlandı.

Ellili yıllar haritalara gösterilen alakanın yoğunlaştığı yıllar oldu. Merak uyandırdı. Sorular soruldu. Çok sorulan sorular arasında şunlar vardı: “Piri Reis, uydu ve uçakların bulunmadığı bir dönemde böylesine doğru haritaları nasıl çizdi ? Oysa biz uydu ve uçaklarla fotoğraflar çekerek aynı sonuca ulaşabildik. Piri Reis bunu nasıl başardı ?”

Haritalar üzerinde ilk incelemeleri yapanlardan biri Amerikalı haritacılık uzmanı H. Mallery idi. H. Mallery önce Kitab-ı Bahriye’deki Akdeniz haritasını tetkik etti. Bütün ayrıntıların eksiksiz olarak çizildiğini gördü. “Sanki, Piri Reis dünyanın yuvarlak oluşundan haberdardı.” Çünkü harita bütünüyle bu esasa göre çizilmişti. Hayretini gizleyemeyen Mallery, durumu ABD Deniz Kuvvetleri hidrografya bölümünde çalışan meslektaşı Walters’a anlattı. Bu defa haritalar çağdaş bir küreye uygulandı. Karşılaştırma sonunda bütün yönleriyle doğru olduğu anlaşıldı. Sadece Akdeniz değil, Kuzey ve Güney Amerika için de aynı durum söz konusuydu.

Üç yıl çalışma sonunda bir rapor düzenlendi ve Weston Linehan’a gönderildi. Linehan gördükleri karşısında şaşırdı. Sadece kıtalar ve kıyıları değil, ada, nehir, ova, dağ sıraları ve diğer unsurlar haritalarda bütün ayrıntılarıyla gösterilmişti. O kadar ki, Kanada’daki bir dağ ve göl bile detaylarıyla ve gerçeğe uygun olarak çizilmişti.

Daha sonra 26 Ağustos 1956’da Georgeon Üniversitesi, radyoda bir açık oturum düzenledi. Oturumda konuşma yapan bütün haritacılık uzmanları, haritaların olağanüstü bir keşif yaptığı konusunda birleştiler. Bunlar Piri Reis’in ilmi metodlara ne derece baplı olduğunun ap açık bir belgesiydi. Teknik yönden mükemmel, üstelik herşey yerli yerine oturtulmuştu. Daha önceki haritalarda görülemeyen mükemmelliklere sahiplerdi. Öncekilerin kusur ve eksikliklerinden uzaklardı. Haritaların en dikkat çekici yönlerinden birisi de bilinmeyen yerlerin boş bırakılmasıydı. Bilhassa Piri Reis’in bu noktada “Bunlar ötesi malum olmadığından çizilememiştir.” diye not koyması modern anlayışı sergilemekteydi.

Hele binlerce yıldır buzullarla kaplı olan Antartika kıt’asının, hatta dağlarının bile gösterilmesi, daha da hayret uyandırıcıydı. Çağımızda ancak ses yansıtıcı aletlerle varlığı tesbit edilebilen dağlar haritada, hem de doğru olarak gösterilmişti. İş bunlarla da bitmiyordu. Piri Reis, haritasında Amerika’nın güney ucunu bile göstermişti. Oysa buraya Macellan ancak altı sene sonra gidebilmişti (1519). Ya, La Plate Nehri için ne denmeliydi ? O günkü şartlarda bu nehrin bilinmesi mümkün değildi. Ancak haritanın yapımından iki sene sonra keşfedilebilmişti. Haritalar hakkında bir değerlendirme yapan Jane Laroche de şu hükmü veriyordu: “Haritalar, hayret verici doğrulukta olup, çağının coğrafya ilminin ve Batılıların coğrafya bilgisinin çok çok üzerindedir.”

Bundan sonra daha şaşırtıcı gelişmeler oldu. New Hampshire Keene State Koleji Öğretim üyesi Prof. Charles H.Haapgood’la matematikçi W.Strachan da bu araştırmalara katıldılar. İki bilginin de elde ettiği sonuçlar şaşırtıcıydı. Piri Reis’in haritası uzayda uydu ve uçaklar vasıtasıyla çekilen fotoğraflarla karşılaştırılmış, tıpa tıp denecek derecede birbirlerine uydukları görülmüştü. İnanılmayacak derecedeki bu benzerlik, çeşitli milletlere ait ilim adamı ve araştırmacıları da hayrete düşürmüş; bazıları “Bu haritalar uzaydan çekilen fotoğraflara göre çizilmiş” ditecek kadar ileri gitmişlerdi.

1960’ta Science et Vie isimli derginin Eylül sayısında çıkan George Katmann imzalı yazıda ise şu satırlara yer veriliyordu: “Piri Reis’in çizdiği iki harita üzerinde Amerikan Hidrografi Dairesince yapılan inceleme ve araştırmada, bu haritaların günümüzdeki deniz haritalarıyla aynı olduğu büyük bir hayretle tesbit edilmiştir.” Uzaydan uydular vasıtasıyla çekilen fotoğraflar Grönland’ın üç ayrı adadan ibaret olduğunu göstermektedir. Piri Reis de haritasında Grönland’ı üç ada olarak göstermekteydi. Oysa bu, ancak yüzyıllar sonra Fransız Paul-Emile Victor’ca açıklanacaktı.

Dünyamız yuvarlak olduğu için uzaydan bakıldığında kıtaların aşağıya doğru uzanan kısımlarında bir büzülme görülecektir. Uzaydan çekilen fotoğraflar da bundan farklı değildir. Piri Reis’in yüzyıllar önce çizdiği haritasında bu büzülmelere yer vermesi hayret ve takdirleri daha fazla arttırmakta, haritaların değerini yükseltmektedir. Piri Reis’in haritaları üzerinde yapılan incelemeler arttıkça hayret verici yeni noktalar tesbit ediliyordu. Bunlardan birini de Avusturyalı araştırmacı Robyu Collins ortaya koydu. Haritada Brezilya ile Afrika adasında Daitya denilen bir adaya yer verilmekteydi. Ona göre bu, kaypı kıta Atlantis’ten geriye kalan bir adadan başka birşey değildi. Piri Reis’in haritasında Atlantis bulunmamaktaydı. Demek onun kaynaklarında da yoktu. Bu Atlantis’in azar azar battığının bir delili olabilirdi.

Fransız yazar Jauques Bergier ise haritanın değişik bir yönüne dikkatleri çekiyordu. Haritada Antartika’nın bulunduğu kısımda Queen Maund Land denilen bölgede bir yılan resmi bulunmaktaydı. Kutupta yılan yaşamayacağına göre bunun manası ne olabilirdi ? Bergier bunu, 70 ve 72. enlemlerin bulunduğu bu bölgeden yılan takım yıldızının görülebileceği şeklinde yorumluyordu. Brezilya’nın ortasında da aynı şekilde boğaya yer verilmişti. Bu bölgeden de Argo Takım Yıldızını görmek mümkündü.

Günümüzde çizilen modern haritalarda National Geographie Society’in özel projelsiyon “trimetrik” sistemi kullanılmaktadır. Bu sistem büyük bir incelik ve titizliği gerektirir. Çizimde oldukça hassas aletler kullanılır. Müdakkik mütehassısların hesaplarıyla ancak işin üstesinden gelinebilir. Oysa Piri Reis’in zamanında günümüzün modern aletleri yoktu. Elinde trimetrik sistem gibi bir sistem de yoktu. Halbuki o, bugün için henüz bilemediğimiz apayrı bir projeksiyon sistemi uygulayabilmiş, bilgisini haritasına aktarmayı başarabilmişti. Yoksa kroki mahiyetindeki haritalarda böylesine mükemmel sonuçlar çıkarabilmek mümkün değildi.

Walters ve Mallery isimli bilginlere göre ise harita şifreliydi. Eğer bu şifreler çözülebilse haritaların daha mükemmel ve son derece modern ve çağımız anlayışına uygun olarak çizilmiş olduğu anlaşılacaktı. Haritaların, beş yüz sene kadar öncesinde günümüz haritalarına böylesine uygun olarak çizilmiş olması, hala hayret edilen hususlar arasındadır. Tanrıların Arabaları adıyla dilimize çevrilen garip eserin yazarı Erich von Daeniken’in ise bu meseleye bir türlü aklı ermemiş, izahını yapamamış, şaşkınlığını şu ifadelerle dile getirmiştir: “Haritaların çizildiği çağlarda ve dönemlerde, uzay gemileri ve uydular olmadığından, haritaların hangi metodlarla ve nasıl bu kadar doğru olarak çizildiğini açıklayamamaktayız. Düşünce boyutlarımızı aştığı ve mantık kurallarına uymadığı için (!) belki de bir cevap veremeyeceğiz. Veya bütün cesaretimizi toplayarak haritaların bir uzay gemisinden çekilen fotoğrafların aracılığıyla çizildiğini ileri süreceğiz.”

“Piri Reis’in haritalarını çizerken nelerden ve ne gibi araçlardan faydalandığını ve ne gibi şartlar içinde çizdiğini bilemiyoruz. Bu haritalar 16. yüzyılın ilk yarısından önce çizildiğine göre, günümüzde bile bu kadar doğru çizimin, ancak uydular aracılığıyla yapılabilmesi, bizi böyle bir meseleye cevap verememe gibi bir durumla karşı karşıya bırakmaktadır...Çünkü bu haritaları bu kadar doğru bir şekilde çizebilmenin mümkün olabilmesi için, ya Piri Reis’in veya yardımcılarının uçabilmeleri ve fotoğraf çekebilme imkan ve kabiliyetlerinin olabilmesi gerekmektedir. Ancak Piri Reis’in kalyonlarından ve çektirmelerinden başka bir aracı olmadığına göre...”bunlar açıkça göstermektedir ki, Daeniken gibi yirminci asırda yaşayan bir insanın anlamakta güçlük çektiği haritaları çizen Piri Reis, çağını beş asır ilerden takip edebilecek kadar büyük, Allah vergisi dehaya sahip bir denizci ve haritacıdır.

PİRİ REİS VE AMERİKA

Piri Reis, Amerika’nın varlığını daha Amerika kıtası keşfedilmeden önce biliyordu. Diğer Türk denizcilerinin de haberi vardı. Beyruni gibi bir İslam alimi, daha 1000 yıllarındayken Amerika’nın varlığından söz etmişti. Son araştırmalar ve ele geçirilen belgeler Amerika’nın keşfi şerefinin C.Colomb’a verilemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Onun bu konudaki bilgileri Müslüman denizcilere kadar dayanmaktadır. Tarihin ender yetiştirdiği büyük denizcilerden birisi olan Kaptan-ı Derya Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde (sf 77-85) Amerika kıtasını şöyle anlatır: “Bahr-ı Mağrip (Büyük Okyanus) Septe Boğazından batıya 4000 mil eninde ulu bir denizdir. Bu denizin bir ucunda da Antilya kıtası bulunmaktadır.”

Kitabın 78. sayfasında bu bilgilere şu mısralar eklenmektedir: “Kangı tarihte bulundu iş bu yer, şerhedeyiim ehli tarih gör nedir. Tarihi hicret buydu ol zaman, ta sekiz yüz dahi yetmişti ol an. İş bu tarihte bulundu ol zemin, ismiyle Antilya dediler hemin.” Piri Reis yeni dünyaya Antilaya denildiğini ve 870 H. (1465 M.) yılında keşfedildiğini Kitab-ı Bahriye’sinin altı çizili satırlarında söylemektedir ki, bu tarih Colomb’un Amerika’yı keşfinden tam 27 sene öncesine tesadüf etmektedir. Bu demektir ki, Amerika kıtasının varlığı keşfedilmeden önce de Müslümanlarca bilinmekteydi.

DENİZCİLİK REHBERİ ÜNLÜ ESER: KİTABÜ’L-BAHRİYE

Piri Reis’in bu haritaları yanında bir de Kitabü’l Bahriye adlı kitabı vardır. Oldukça değerli olan bu muhteşem kitap 1521 yılında yazılmış, 1525 yılında da genişletilerek Sadrazam İbrahim Paşa vasıtasıyla Kanuni Sultan Süleyman’a takdim edilmiştir. (Eser 1835 yılında Haydar Alpagut ve Fevzi Kurtoğlu’nun uzun bir önsözü ile Türk Tarih Kurumu tarafından faksimile halde basılmıştır.) Tarihçi Yılmaz Öztuna eseri “Devrini aşılmaz bir abidesi” olarak değerlendirir.

Piri Reis, giriş kısmında eserini kaleme alış sebebi üzerinde durur. Amcası Kemal Reis’le yaptığı deniz yolculuklarına temas eder, denizlerdeki gözlem ve tecrübelerin önemini anlatır, bu eksikliğin amcasını hayatına mal olduğunu söyler. Eserin ilk kısımlarındaki denizciliğin zor bir meslek olduğunu göstermek için, med ve cezir (gel-git) ile denizlerin sığ ve demir atmaya müsait yerlerini bilmek gerektiği bildirilir. Daha sonra fırtınanın tarifi yapılır, rüzgar çeşitleri anlatılır. Pusula ve haritanın tarifinden sonra denizlerin durumları izah edilir. Bu arada Piri Reis dünyanın küre biçiminde olduğunu söyler ve portekizli bir papaz tarafından yapılmış olan mücessem bir küreyi de gördüğünü anlatır.

Önsözde Amerika’nın keşfinden de bahsedilir. Diyebiliriz ki, Amerika kıtasının varlığından ilk bahseden eser Kitabü’l Bahriye’dir. Kitabü’l Bahriye bir deniz kılavuzudur. Piri Reis eserinde, eski bilgileri değerlendirmekle kalmamış, tecrübelerini de eklemiştir. Kendisi bizzat takip ettiği kıyıları, sahil kıvrımlarını haritalarda belirtti. Gemiciler için gerekli bilgileri notlar halinde anlattı. Genel olarak bu eser gemiciler için yazılmış bir portolan durumundadır. Yani sahilleri, adaları, limanları, tehlikeli ve kayalık yerleri anlatan bir eserdir.

Piri Reis’in eserini hazırlarken daha önceki portolanlardan faydalandığı iddia edilmiş ise de,bunu kesinlikle ispat eden bir delil ortaya konulamamıştır. Kitab-ı Bahriye 1756 yılında D.D. Cardomne tarafından Le Flanbeau de la Mediterranee adıyla Fransızcaya tercüme edilmiştir. Bugün hala yazma halinde bulunmaktadır. (Paris Biblioteque Nationale, Fransızca yazmalar, nr. F.F. 22279)

Kitab-ı Bahriye’nin ilmi değerini anlayabilmek için onu aynı sınıftan bir eserle karşılaştırmanız gerekir. Oysa Kitab-ı Bahriye’nin yazıldığı o yıllarda Avrupa’da böylesine bir eser yazılmış değildi. Denilebilir ki, Kitab-ı Bahriye bu alanda yazılan kitapların ilkidir. Ne var ki bu önemli eser, zamanında değeri ölçüsünde yayılamamıştır. Çünkü o yüzyılda basılamamış, ilim dünyasına ve gemicilere ulaştırılamamıştır. Onun için de uzun müddet istifadeden uzak kalmıştır. Ancak onun denizcilik sahasında koyduğu usuller ve kaydettiği bilgiler yavaş yavaş diğer denizci milletler arasında yayılmış ve böylece İtalyanca, İspanyolca, Hollandaca, Fransızca ve İngilizce deniz kılavuzları ortaya konulabilmiştir.

Kitab-ı Bahriye deniz kılavuzluğu alanında yazılan ilk eser olmakla kalmaz, bilgi yönünden de birinciliği alır. Öyle ki, çağımızda yazılan eserlerle bile karşılaştırılabilecek durumdadır. İngiliz Denizcilik Bakanlığının 1908’de neşrettiği Sailing Direction kolleksiyonuyla yapılan karşılaştırma, Kitab-ı Bahriye’nin ne kadar doğru ve sağlam bilgilerle dolu olduğunu göstermiştir. Kitabın asıl metni haritalarıyla birlikte 743 sayfadır. İlk 84 sayfayı denizler hakkında bilgi alır.

Kitab-ı Bahriye o gün için olduğu kadar bugün için de doğruluğunu koruyan bilgilerle doludur. Kıbrıs ve Girit’le ilgili verdiği bilgiler bugünkülerle karşılaştırıldığında bunu açıkça göremek mümkündür. Kısaca söylemek gerekirse Piri Reis, gerek bu eseri ve gerekse haritalarıyla denizcilik alanında silinmez izler bırakmış büyük bir denizci yazarımızdır.

PİRİ REİS'İN DÜNYA HARİTASI

 

 

Yorum Yaz