PROJE ÖRNEKLERİ

PROJE ÖRNEKLERİ

 

Devlet Reformu

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Türkiye genelinde devlet reformu konusunda bir tartışma açılmasına önayak olacak Türkiye’de Devlet Reformu projesiyle, bir ilke imza attı.  AB’nin MEDA bütçesinden 600.000 Euro katkıda bulunduğu proje, Avrupa Komisyonu ile TESEV arasında 1998’de imzalanan bir kontrat sonucunda hayata geçirildi.   

Bir buçuk yılda tamamlanan proje kapsamında, devlet reformu konusunda çalışmak üzere onbir çalışma grubu kuruldu. Bu grupların hazırladığı belge ve tebliğler, önce konferanslarda tartışıldı.  Çalışmalar daha sonra yayınlandı. Bu yayınlar arasında şu kitaplar bulunuyor: Türkiye’de Devlet Denetiminde  Reformlar ve Başarılarının Değerlendirilmesi, TBMM’nin Etkinliği, Bölgesel Kalkınma ve Kırsal Yoksulluk, Kamu Maliyesinde Saydamlık, Türkiye’de Yerel ve Merkezi Yönetimlerde Hizmetlerden Tatmin, Patronaj İlişkileri ve Reform, Kamu Personel Yönetiminden İnsan Kaynakları Yönetimine Geçiş, Yoksulluk, Devletin Düzenleyici Rolü, Parlamento ve Sayıştay Denetimi, Siyasal Partilerde Reform, Siyasi Rejim Tartışmaları. 

TESEV Direktörü Özdem Sanberk, TESEV’in, Devlet Reformu araştırmasının temel çıkış noktasının, Türkiye’de devlet yönetiminde köklü bir dönüşümün gerçekleşmesi için gerekli olan bilginin üretilmesi olduğunu belirterek şunları vurguluyor: "TESEV, bu proje çerçevesinde, kamu yönetimi alanında,  dünyadaki en yeni gelişmeleri, en iyi uygulamaları örnek alan  ve  aynı zamanda da Türkiye’nin gerçek sorunlarını tesbit ederek özgün öneriler sunan bir Devlet Reformu önerisi hazırlamıştır. Araştırmaların içeriğine bakıldığında, bugünkü dünyada demokratik bir Devletin Reform yapabilmesi için büyük ölçüde "sivil toplum"un varlığına ve desteğine ihtiyaç duyulduğu görülecektir.  Dolayısıyla, Devlet Reformu projesi, devletle sivil toplumun kesiştiği, birbirleriyle yoğun etkileşim içine girdikleri bir alana oturmaktadır.  Bu kapsamda bir araştırmanın Türkiye’de bağımsız bir sivil toplum kuruluşu tarafından gerçekleştirilmiş olması, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının küçümsenmeyecek bir kapasiteye ulaştığının bir göstergesidir"..

TESEV 30 Haziran 2000 tarihinde Ankara’da geniş katılımlı bir konferansla Devlet Reformu projesinin sonuçlarını açıkladı. Devletin baştan aşağı yeniden yapılanmasına ışık tutan bu belge, neden reform yapılması gerektiğini ortaya koymakla kalmıyor, hangi konuda nelerin, nasıl değişmesi gerektiğine ilişkin öneriler de sunuyor.  http://www.tesev.org.tr

 

 

Demokratikleşmede Barolarla İşbirliği

Antalya Barosu’nca yürütülen ve Friedrich Naumann Vakfı’nca yürütülen "Demokratikleşme Programı"na, Avrupa Komisyonu MEDA kapsamında 100.000 Euro katkıda bulundu. Demokratikleşme konusundaki bilincin artırılmasını, modern devlet kavramı ve insan hakları standartları konularında avukatların bilgilendirilmesini hedefleyen proje kapsamında dokuz seminer ve iki konferans gerçekleştirildi.

Proje Koordinatörü Avukat Nazım Tural, projenin başlıca katkılarını "Avrupa’da yerleştirilmesi amaçlanan insan hakları, demokratikleşme ve hukuk devleti gibi kavramlara ilişkin temel değerlerin, Antalya’daki hukukçular arasında tartışılması, bu kavramların çağdaş yorumlarının ülkemizdeki uygulamalarla karşılaştırılması" şeklinde özetliyor. Tural’a göre, projenin bir diğer önemli katkısı da, projenin Türkiye’de AB’yle ilgili konulardaki bilgi eksikliğinin boyutlarını ve bu alanda bilgilendirme programları uygulama ihtiyacının önemini ortaya koyması.

Tural, projenin sona ermesinin ardından, meslek üyelerinin bu tür programların yeniden uygulanmasını talep ettiklerini, bunun da yönetimi arayışa ittiğini anlatırken, ekliyor: "Bizi örnek alan kentteki diğer sivil örgütler de benzer projeler için Komisyon’a başvurmaya karar verdiler. Proje, sadece Antalya Barosu için değil, kent çevresi için de olumlu sonuçlar doğurdu. Akdeniz Belediyeleri Birliği de, Friedrich Naumann Vakfı desteğiyle, "Yerel Demokratikleşme Projesi" adı altında bir proje başlattı. Proje, bir meslek örgütü olarak Komisyon ile bir proje yürütme deneyimi elde etmemizi sağladı.  Proje yürütmede, sözleşmeyle belirlenen ilkelere, raporlama biçimine, harcamalarda istenen titizliğe uymanın yararlarını bize gösterdi."

 

Proje Türü: Araştırma/İnceleme/İzleme

Bu başlık altında, insan hakları, demokrasi ve sivil toplum alanlarındaki inceleme/araştırma projeleri ile yine benzer konularda Türkiye’deki uygulamaları izlemeyi amaçlayan projeler desteklenmiştir.  İşbirliği yapılan STK’lar arasında Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı, Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) sayılabilir.

 

PROJE ÖRNEKLERİ

 

Yargıda Reformu Başlatmakta Önemli Bir Adım

 

Avrupa Komisyonu’nun desteğiyle Helsinki Yurttaşlar Derneği, Kasım 1999 ve Kasım 2000 tarihleri arasında "Yargı Kararlarının Verimliliği: Barolarla Hükümet dışı kuruluşlar arasında Hukuk Düzenini Güçlendirmek için İşbirliği" projesini  a yürüttü.  Bir sivil girişim modeli olan projeye Komisyon MEDA kapsamında 60.000 Euro katkıda bulundu.

Proje Koordinatörü Doç. Turgut Tarhanlı, neden böyle bir proje uyguladıklarını  şöyle anlatıyor: "Türkiye’de, idare hukuku alanındaki temel sorunlardan biri, idari yargı mercilerince verilmiş kararların, idare tarafından yerine getirilmesinde ortaya çıkan aksaklıklardır. 1982 Anayasası’nın 138’inci maddesinde, "…idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; … mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" dendiği halde, böyle bir fiili durumla çok sık karşı karşıya kalınır.

Özellikle, bir idari işlemin, idari yargı mercilerince iptaline karar verilmesinden sonra, bu kararın idare tarafından yerine getirilmesi, idare hukukunun karmaşık konularından biri haline gelmektedir. Bu durumun, ‘hukukun üstünlüğü ilkesi’nin önemi bağlamında da değerlendirilmesi doğaldır. Helsinki Yurttaşlar Derneği, AB’nin katkılarıyla yürüttüğü projede, bu tutumun yaygın olarak görüldüğü, imar düzenlemeleri, çevrenin korunması, kamu çalışanlarının hakları konularına özellikle önem verildi.

Proje, İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarına bağlı avukatların, belirtilen alanlardaki hukuki tecrübeleri ışığında, Türkiye idari yargısının değişik düzeydeki mensuplarının, bu fiili durumun ortadan kaldırılmasında, yargının işlev ve etkisine ilişkin uygulamaları ve önerileri dikkate alınarak geliştirildi.

Bu yanıyla, proje, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği sürecindeki temel öncelikler arasında bulunan, yargının etkin ve verimli bir niteliğe sahip kılınması bağlamında da değerlendirilebilir.

Proje süresince, hem Türkiye’deki, hem de Avrupalı hukuk uygulamacıları ve üniversite mensuplarıyla, yukarıda belirtilen başlıca sorunlu alanlarda faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışmasına önem verildi. Bu işbirliğinin, hukuki ve toplumsal anlamda bir etkileşimi doğurması, projenin bir başka kazanımıdır".

 

 

İşleyen Demokrasi ve Ekonomi için Sendikal Haklar

Sendikaların AB’nin oluşumunda ve çağdaş demokrasinin kurulmasında önemli rolleri vardır. Bu nedenle, sendikaların AB’deki bilgi birikimi ve deneyimlerinin, AB’ye aday ülkelere aktarılması giderek daha çok önem kazanmaktadır.  Bu çerçevede, Avrupa Komisyonu DİSK’in yürüttüğü projeye, MEDA Demokrasi bütçesinden 150.000 Euro tutarında katkıda bulundu. 

Proje, Türkiye’deki sendikal haklarla ilgili ihlalleri belirlemek üzere bir Ulusal İzleme Komitesi kurulması, ilgili ulusal ve uluslararası kuruluşların bilgilendirilmesi, Türkiye’de sosyal hakların gelişmesi için belirlenen konularda çalışma grupları kurulması ve sendikacıların eğitilmesini hedefliyor.

Proje Koordinatörü DİSK Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Asena, projenin Türkiye için önemini şöyle açıklıyor:  "çalışanların örgütlenmesinin, bir ülkedeki demokrasinin önemli unsurlarından biri olduğu bilinci Sendikal Hak İhlalleri Projesi’nin oluşturulmasındaki en önemli etkendir. Son anayasanın sendikal örgütlenmeye getirdiği yasal kısıtlamalar teorik olarak biliniyordu ancak bunların günlük yaşamdaki etkilerine ilişkin bilgiler eksikti.  Bu nedenle DISK, yasal sınırlamaların gündelik hayattaki yansımalarını saptamaya ve sendikacıları ve işçi önderlerini sendikal haklar konusunda bilgilendirmeye yönelik bir programa ihtiyaç olduğunu kararlaştırdı.  Hazırlanan proje ETUC ile birlikte ele alındı. Finansman için Komisyon’a başvuruldu."

Proje kapsamındabölümünde, işyerlerinde hak ihlallerinin yaygınlığını saptamayı hedefleyen iki anket yapıldı. Gerçekleştirilen iki ayrı eğitim semineriyle Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Gaziantep, Denizli ve Edremit gibi illerde, yaklaşık 300 sendikacıya, hakların korunması ve geliştirilmesi için neler yapılabileceği, sendikaların sorunları, toplu sözleşme, çalışan sınıf ve örgütlenme konularında eğitim verildi. Proje boyunca karşılaşılan en önemli sorun, finansmandaki gecikmelerdi.  Ödemelerdeki kaymalar projenin öngörülenden daha uzun sürmesine neden oldu.  Bu tür projeler AB’nin önemli ve vazgeçilmez unsuru olan Sosyal Modelin, siyasal ve toplumsal demokrasinin kavranması ve geliştirilmesi bakımından büyük önem taşıyor. 

DISK, proje sonuçlarını ortaya koyan  Türkiye’deki    Sendikal    Hak    İhlalleri Raporu’nu Uluslararası bir Sempozyumda (8 Ocak 1999) açıkladı.

 

 

Proje Türü: İşlevsel  / Kapasite Geliştirme 

 

Bu başlık altında desteklenen projelerde, özellikle kadın ve çocuk haklarının yanısıra, istismar ve ihmale uğrayan gruplara destek sağlamayı hedefleyen STK’ların mevcut projelerinin desteklenmesine, yeni projelerin geliştirilmesine ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesine önem verildi.  Bu kapsamda Türkiye’de ilk kez başlatılan girişimler ve yeni kurulan merkezler desteklendi.  Bunlar arasında Umut Çocukları Derneği, Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Türkiye Felsefe Kurumu ve Yakınları Kaybolmuş Aileler Derneği’nin (YAKAD) projeleri sayılabilir.

 

PROJE ÖRNEKLERİ

 

Umut Çocuklarının Umudu

"Ailem, İstanbul Küçükçekmece’de yaşıyor.  Onları pek görmüyorum. Tiner kullanmaya sokakta alıştım. Üç kardeşiz.  Küçük kardeşim de evden kaçtı.  Günlerdir onu arıyorum. Heceleyerek okuyabiliyorum...".

Avrupa Komisyonu’nun STK’larla işbirliği kapsamında 1998’de MEDA aracılığıyla desteklediği Avcılar Umut Evi’nde kalan çocuklardan biri de Mehmet.  İstanbul sokaklarıyla ilk kez üç yıl önce evden kaçtığında tanışmış.  Bugün 15 yaşında.  Yaşadıkları değil belki ama bakışları hala "çocuksu" bir umut barındırıyor gözlerinde.  Mehmet’in hikayesi sokakta yaşam savaşı veren diğer çocuklardan farklı değil. O da yaşıtı pekçok çocuk gibi, sağlıksız şartlarda, düzensiz beslenerek, eğitim imkanı olmaksızın yaşamını sürdürüyor.  Evlerinden ayrıldıktan sonra, sokak, tüm tehlikeleri ile onları bekliyor. Şiddet, soğuk, tiner - bali bağımlılığı, fiziksel ve cinsel istismar, bulaşıcı hastalıklar, kaçırılma hatta öldürülme...

Çocukları sokağa iten nedenler arasında, düşük sosyo-ekonomik düzey, göç ve göçün beraberinde getirdiği çeşitli sorunlar, parçalanmış aile, aile içi şiddet, cinsel istismar, eğitimsizlik, ilgisizlik, ihmal ve sevgisizlik bulunuyor. Mehmet’in kendi evden ayrılma nedeni ise suskun gözlerinde gizli. 

Sokak çocuklarının sayısı Türkiye’de her geçen gün artıyor. Bu sorun. gelişmekte olan ülkelerde de gelişmiş ülkede de var. Tek fark, bu işin çözümüne ayrılan kaynaklar. İşte Avrupa Komisyonu, sokak çocuklarının yaşamındaki bu olumsuzlukları bir nebze giderebilmek amacıyla, Umut Çocukları Derneği’ne sağladığı 70.000 Euro’luk destekle, Mehmet gibi onlarca çocuğun, sağlıklı ve sosyal bireyler olarak yetişmelerine ve sorunlarının çözümüne katkıda bulundu.

Projeyi yürüten Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca, Komisyon’un desteklediği projenin kendileri için önemli bir başlangıç olduğunun altını çiziyor.  "1996’da kurduğumuz Avcılar Umut Evi ile Türkiye’de bir "ilk"e imza attık. Avrupa Komisyonu’na proje sunuşumuz, ekonomik anlamda zor durumda olduğumuz bir döneme rastlar.  Aldığımız destek, Evin uzun ömürlü olmasını sağladı.  Evin belli ihtiyaçlarının ve personel giderlerinin karşılanması, derneğin, çocuklara sunduğu sağlık, eğitim, hijyen, bilgilendirme bilinç artırma gibi faaliyetlerinin devamlılığı ve çeşitlendirilmesi açısından önemliydi. 

Proje hedeflerinden biri de mesleki eğitim sağlamak üzere mum ve marangozluk atölyesi kurulmasıydı. Ancak, Türkiye’deki bazı bürokratik nedenlerle bu unsur tamamlanamadı. Bunun yerine, 26 çocuğa bir seramik firmasında mesleki eğitim imkanı sağladık. Projeyle, ilk kez uluslararası bir deneyim yaşadığımız için başlangıçta, raporlama ve bütçelendirme gibi alanlarda, doğal olarak tecrübesizlikler yaşadık. Ancak bu daha sonraki projelere farklı bakmamızı sağladı.  Bugün nasıl bir proje hazırlamamız gerektiği konusunda pekçok sivil toplum kuruluşunun önündeyiz".

Komisyon ile uluslararası bir proje deneyimi kazanmış olmanın diğer projelerine ulusal/uluslararası sponsor bulmakta prestij sağladığını vurgulayan Kulca, "sonraki projelerde daha sağlıklı, güvenli ve tecrübeliydik.  Şimdi yeni bir proje yapmaya kalksak,  kimseden destek almadan amaçları, faaliyetleri ve bütçesiyle hazırlayabiliriz. Bugün Banvit, UNICEF, Dünya Bankası, IBM gibi ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği içindeyiz. Artık kaynak bulabiliyoruz" diyor.  

Çocukların sorunlarının çözümüne yardımcı olmak ve ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir barınak sunmak için kurulan Avcılar Umut Evi, beş yıldır ayakta. Çocukların temel ihtiyaçları karşılanıyor. Sağlıklı bir ortamda yaşıyorlar. En önemlisi de belli alışkanlıklar kazandırılarak, sosyalleşmelerine katkıda bulunuluyor. Umut Evi’ne bıçak, tiner, sigara ile girmek yasak. Sağlık, eğitim, psikolojik danışmanlık hizmetleri gönüllülerce sağlanıyor. Dernek, daha sonra Avcılar’daki eve, Bakırköy’de bir yenisini daha eklemiş.  Dünya Bankası ile işbirliği içinde yürüttüğü bir diğer projeyle, Dolapdere Çamaşırhanesini faaliyete geçirmiş.

Çocuk Esirgeme Kurumu’nda 12 yıl kaldıktan sonra, 18 yaşında "sokak"la tanışan ve üç yıl yaşam savaşı veren Kulca, sokak çocuklarının sorunlarına yabancı değil. "Bir umut varsa ve o umudu yakaladığınızda, misyonu alıp götürüyorsunuz.  Ben, çocuklarda bu  umudu yakaladım" diyen Kulca, bu işe nasıl baş koyduğunu anlatıyor: "Sokakta yaşamaya başladığımda liseyi yeni bitirmiştim.  Eğitim, sokaktaki olumsuz olaylara karışmamı önlediği gibi kendimi korumamı da sağladı. İstanbul’un Topkapı, Şehremini, Cevizlibağ, Mevlanakapı, Yenibosna, Sefaköy ve Avcılar gibi semtlerinde, mezarlıklarda, samanlıklarda, derme çatma evlerde, terkedilmiş ev ve arabalarda kaldım. Muavinlik yaptım, araba yıkadım tamirhanelerde, fabrikalarda, yolcu otobüslerinde çalışıp, simit sattım. Bir yandan da eğitime devam etmek için çaba gösteriyordum. Üniversiteyi kazanmam, hayatımın dönüm noktası oldu. Gece çalışıp, gündüz okula gittim. Üniversitedeki arkadaşlarımla, aramızda topladığımız paraları, bu çocuklara harcamaya başladık". 

Kulca, 1980’lerde, bireysel olarak başladığı çalışmaları, toplumda sokak çocuklarına yönelik önyargılara aldırmadan, 1992’de bir dernek çatısı altında biraraya getirmiş. Dernek, Türkiye’de bu sorunla mücadeleyi başlatan ilk sivil girişim olarak biliniyor.

http://www.umutcocuklari.org.tr

 

Yerel Medyaya Taze Kan

 

Bağımsız İletişim Vakfı ile Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’nin (TMMOB) girişimiyle başlatılan Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Projesi, 13 Ocak 2000 tarihindeki kuruluş konferasıyla, Türkiye’ye "merhaba" dedi. Avrupa Komisyonu’nun MEDA Demokrasi kapsamındaki desteğiyle hayata geçirilen proje,  1000’den fazla yerel radyo, 200’ü aşkın yerel televizyon ve 5000’i aşkın yerel gazetenin bulunduğu Türkiye’de, yeni bir iletişim seçeneği sunuyor.

İlk kez 1996’da yapılan danışma toplantılarında gündeme gelen Bağımsız İletişim Ağı süreci, 1997’deki araştırma ve ulusal konferaslarla şekillenirken,  Komisyon’un Mayıs 2000’de hibe başvurusunu kabul etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Projeye sağlanan kaynak, 18 ay boyunca BİA’nın 100 kadar bireysel yayıncıyı birbirine bağlamasını, sistemin altyapısının kurulmasını, bilgisayar donanım ve yazılımının teminini, çeşitli birimlerde görev alacak personelin giderlerinin karşılanmasını sağlayacak.  Bu süre sonunda BİA’nın kendi kaynaklarını yaratması ve kendi ayakları üzerinde durur hale gelmesi hedefleniyor. 

Projenin ağırlık merkezinde yerel radyo ve televizyonlar ile gazeteler bulunuyor.  Proje kapsamında kurulan BİANET Ağı, BİA üyelerinin kendi ürettikleri haberleri bir havuzda toplamalarını ve kısıtlama olmaksızın kullanabilmelerini sağlayacak.  BİA’ya bağlı hukuksal destek birimi, iletişim sürecinde ortaya çıkan sorunların çözümünde BİA üyelerine destek verecek. İletişim Özgürlüğü Masası, iletişim özgürlüğü ihlallelerinin izlenmesi, sergilenmesi ve Türkiye’de bireysel ve kurumsal açıdan iletişim özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için etkinlikler düzenleyecek. Esas olarak habercilerin kendi kendilerini eğitimlerini hedefleyen eğitim projeleriyle de, habercilik, iletişim, teknik ve teknolojik sağlanmasını hedefleyen projeler geliştirilecek. 

Böyle bir iletişim ortamına neden ihtiyaç duyuldu?  Bunun cevabını Projeyi yürüten Nadire Mater veriyor: "Türkiye’de egemen olan haber ve yayın yapısı ve kurumları halkın özgür haber alma hakkını kısıtlamakta ve yerel yayıncılığın gelişimini sekteye uğratmaktadır. Bu da yeni ve gerçekçi bir habercilik seçeneği yaratma hedefini beraberinde getirmiştir. Bu projeyle, Türkiye’yi yeni bir haber kaynağı ile buluşturuyoruz.  Bağımsız iletişim ağı kurarak, yerel medyayı, haber üretenleri, haber kaynaklarını ve haberi izleyenleri, ortak bir dayanışma ve işbirliği ağında biraraya getiriyoruz". 

http://www.bianet.org

 

Umuda Yolculuk

 

YAKAD ile Komisyon arasında 1998’de imzalanan anlaşma sonucunda MEDA kapsamında Umut Otobüsü projesine 20.000 Euro destek sağlandı.

 Avrupa Komisyonu,  projeyle, Türkiye’de bu alanda bir girişimi başlatan YAKAD’ın, çeşitli nedenlerle yakınlarını kaybeden ailelere yardımcı olunması, kaybolmuş kişilerin bulunması ve yeni kaybolmaların önlenmesi konusundaki çabalarını destekledi. 

YAKAD, bu amaçla, kayıp ailelerine yardım edilmesi, kaybolma nedenlerinin incelenmesi, bu konuda kamuoyunda bilinç uyandırılması, bu alanda çalışan kamu merciilerine destek olunması ve bu tür vakalarla ilgili bilgilerin biraraya getirilmesi gibi çeşitli konularda çalışmıştır. 

Projeye adını veren "Umut Otobüsü", kayıp yakınları ile birlikte Anadolu’da Ankara, İzmir, Konya, Erzurum ve Bayburt gibi birçok ili dolaştı. YAKAD gönüllüleri bir yandan, otobüsün camlarına yapıştırılan fotoğraflarla, bir yandanda dağıtılan broşürlerle kayıp kişilerin izini sürdü. Ayrıca gittikleri şehirlerde medya aracılığıyla, halkın dikkatini çekmeye çalıştılar.

Kayıp kişileri bulmaya adanmış gönüllülerden oluşan YAKAD’ın çalışmaları sonucunda, 38 kayıp kişi ailelerine kavuşmuştur.

Kendisi de bir kayıp yakını olan Proje Koordinatörü Zafer Özbilici projeye başlama nedenini şöyle anlatıyor: "1993’de, 22 yaşındaki zeka özürlü ağabeyim, evimizin önünden kayboldu. Bulamadık. Türkiye’de kayıp kişilerin bulunması için bir mekanizma yok.  Kayıp kişi suç işlemişse ancak o kişiye ulaşmanız mümkün.  Bu nedenle, 1994’de bu boşluğu dolduracak bir dernek kurmaya karar verdik. 1996’da uygulamaya koyduğumuz Umut Otobüsü Projesi için, 1998’de Komisyon katkısını aldık".

 Projenin özellikle raporlama aşamasında, zaman zaman sorunlar yaşanmış olsa da, proje faaliyetleri başarıyla tamamlanmıştır.

 

Korunmaya Muhtaç Çocuklara İnsan Hakları ve Felsefe Eğitimi

 

Avrupa Komisyonu, Türkiye’de korunmaya muhtaç çocukların kaldığı yuvalarda, felsefe ve insan hakları eğitimi verilmesini hedefleyen bir projeyi 1998-99 döneminde MEDA kapsamında hayata geçirildi. Türkiye Felsefe Kurumu’nun, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı 16 çocuk yuvasında uyguladığı  projeye, 70.000 Euro’luk destek sağlandı.  

Yuvalarda bulunan 9-12 yaş arasındaki çocukların, hem kendi haklarını, hem de başkalarının haklarını koruma konusunda eğitilmesini ve felsefe ile tanışmalarını hedefleyen proje sonucunda, 200’den fazla çocuk, soru sormayı, olaylar arasında bağlantı kurmayı, felsefe ve insan hakları ile ilgili kavramları, günlük yaşamdan yola çıkan somut örnekler yardımıyla öğrendiler.

Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ve Türkiye Felsefe Kurumu işbirliğiyle yürütülen proje, 8-10 bin civarında çocuk ve gencin, yuvalarda barındığı Türkiye açısından önemli bir "ilk". Neden bu projeye ihtiyaç duyuldu?  Bu sorunun cevabını proje uygulamasına eğitici olarak katılan Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Nermin Gedik veriyor: "Özellikle yuvalardaki çocuklar seçildi çünkü bu çocuklar, diğerlerine nazaran zarar görmeye, etki altında kalmaya daha açık. Kendilerini korumaya daha çok ihtiyaç duyuyorlar. Gerek insan  haklarının,  gerekse  felsefe  eğitiminin, çok erken yaşlarda başlaması gerekiyor.”  Gedik, programın temel amacını, çocuklara haklarını kurallar şeklinde öğretmek değil, olaylar arasında bağlantı kurarak, neden-sonuç ilişkisi üzerinde düşünmelerini sağlayarak rehberlik etmek olarak açıklıyor.

Projenin ilk altı ayı, Türkiye’ye ve hedef gruplara uygun eğitim malzemesinin geliştirilmesine ve öğretmenlerin soru-cevap yöntemi kullanma konusunda eğitilmelerine ayrıldı.  İkinci altı ayında ise, yuvalarda uygulamaya geçildi. 

Gedik, proje çalışmalarını anlatırken, çocukların dünyada olup bitenlere kendi gözleriyle bakmalarını sağlamak amacıyla özellikle soru-cevap yöntemi kullandıklarını vurguluyor:

"İlk aşamada, düzenlenen 15 günlük bir eğiticilerin eğitimi semineriyle, uygulamayı yürütecek 15 felsefe öğretmeni eğitildi. Sonra, projenin uygulanacağı yuvalar seçildi. Yaş ve gönüllülük esasında, çocuklar belirlendi  Proje, Ankara, İstanbul, Samsun, Antalya ve Adana’daki yuvalarda,  haftada en az beş saat süreyle uygulandı. Bu çocuklar özel bir grup olduğu, bazılarında güven ve iletişim sorunları görüldüğünden, öğretmenler, ilk haftalarda  ders işlemekten çok, çocuklarla iletişim kurmaya ve onların güvenini kazanmaya zaman ayırdılar. Eğitim malzemesi olarak bir öykü kitabından yararlandık:  Zeyno.  9-12 yaşlarında bir kız çocuğu olan Zeyno, afacan, soru soran, gözlemleyen, yorum yapan bir çocuk. Kitapta geçen öyküler, çocukların kendilerini kolaylıkla Zeyno ile özdeşleştirmelerini sağladı".

Gedik’e göre dersin işleniş yöntemi de kendi içinde bir demokrasi ve insan hakları uygulaması: "Her derste Zeyno kitabının belli bir bölümü okunduktan sonra çocuklar soru sorup, cevaplandırmaya teşvik edildi.

Tartışmaya hangi soru ile başlanacağına  oylama ile karar verildi.  Başlangıçta, çocukların hemen hepsi, bu kelime nedir, ne demek gibi çok basit sorular sorarken, zamanla, doğru bağlantılar kurarak soru sormaya başladılar. Tartışmanın yürümesi için söz hakkı isteyerek konuşmaları gerektiğini öğrendiler.  Önceleri, sadece yakın arkadaşlarının sorularına veya kendi sorularına oy verirken, giderek, beğendikleri sorulara oy vermeye başladılar.. Hiç konuşmayanlar, tartışmalara katılıp, soru sormaya başladı.  Altı aylık uygulama sonunda, sadece SHÇEK uzmanları ve yöneticileri, çocuklar da projenin devam etmesini istediler".

Projenin uyglandığı dönemde felsefe ve insan hakları eğitimi derslerine gönüllü olarak katılan Gülden (14) ve Songül (15) de projenin sona ermesinde dolayı üzgün…SHÇEK’e bağlı Ankara’daki Atatürk Kız Yurdu’nda yaşayan bu iki çocuk, sekizinci sınıfa devam ediyor. Gülden, izlediği derslerden sonra en çok “Zeyno’nun hayata bakışındaki farklılığı" unutamamış: "Hayalimde Zeyno’yu sıska, kısa boylu, afacan bir kız çocuğu olarak düşledim. Değişik düşünüyordu Zeyno. Çok olgundu. Düşündürüyordu bizi. Bir olay olduğunda hemen kabul etmiyor, sorular soruyordu. Çok meraklıydı.  Onun gibi olmayı istedim çoğu zaman".

Arkadaşı Songül ise, başlangıçta, sordukları soruların cevaplarının da kendilerinden istenmesinin nedenini anlayamadığı söylüyor. "Bu bana garip gelmişti. Zorlanıyordum soru sorarken.  Ama sonra bu yöntem hoşuma gitti. Cevapları bulmaya başlamıştık.  Zeyno bana hayal kurdurdu. Onun gibi olabilir miyim diye düşündüm.  Derslere katıldığımdan beri kitap okuma merakım arttı".

 

 

Kadın Adaylar Siyasetin Kaderini Değiştirmek İçin Eğitimde

 

Avrupa Komisyonu, MEDA Demokrasi Programı kapsamında KA-DER’e (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) 339.396 Euro hibe taahhüt etti. Bu destek, 1997’den beri kadınların karar verme mekanizmalarında etkin olabilmeleri için çaba gösteren KA-DER’in yürüttüğü eğitim faaliyetlerinin çok daha sistemli ve düzenli bir biçimde getirilmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. . 

KA-DER’in Haziran 2000’den başlayarak yürüttüğü bir yıllık projenin en önemlli bileşenlerinden birini, yaklaşık 3000-4000 kadına ulaşması hedeflenen bir eğitim programı oluşturuyor.  

Eğitimlerin hedef kitlesini "siyasal partilerde, sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında örgütlü kadınlar" olarak özetleyen KA-DER Başkanı Zülal Kılıç, eğitimden geçen kadınların, yeni Medeni Kanun tasarısının kadınlar aleyhindeki ayırımların ortadan kaldırılacağı biçiminde yasalaşması ve Siyasal Partiler Yasası’nda cinsler için kota getirilmesi gibi konularda gruplar oluşturarak kampanyalar yürüttüklerine dikkat çekiyor.

Proje kapsamındaki konferans ve toplantılarla daha geniş kitlelere ulaşmayı  hedeflediklerini, bu konuda özellikle siyasal partilerin kadın kolları ve diğer kadın örgütleriyle işbirliği yaptıklarını vurgulayan Kılıç projeyi şöyle özetliyor:

"2000 yılı yaz döneminde çoğunluğu öğretim üyelerinden oluşan bir ekip, programın içeriği ve kullanılacak materyaller üzerinde çalışmıştır. Önce 60 kadının eğitimci olarak eğitilmesi planlanmış, daha sonra bu sayı 80’e çıkarılmıştır.  Eylül 2000- Ocak 2001 tarihleri arasında 20’şer kişilik gruplar halinde dört ayrı eğitimci eğitimi verilmiş ve programın ilk bölümü tamamlanmıştır.  Eğitimden geçen kadınlardan iki kişilik ekipler oluşturulmakta ve her ekibin Mayıs sonuna kadar yaklaşık 100 kadına 2 günlük bir eğitim programı uygulaması istenmektedir.  Bugüne kadar İstanbul, Ankara, İzmir, Samsun Bursa Balıkesir, Eskişehir, Adana, Mersin ve Trabzon’da 30’a yakın eğitim semineri düzenlenmiştir.  Ayrıca eğitimleri izlemek ve eğitimcilere destek olmak üzere de bir izleyici grubu oluşturulmuştur.  Bu grup için bir günlük özel bir program hazırlanmıştır.  Eğitimci eğitimi, toplumsal cinsiyet, kadınların siyasete katılmasının gereği, engeller ve bunların nasıl aşılacağı, iletişim teknikleri, kadın gruplarını eğitme yöntemleri gibi konulardan oluşmaktadır.  Her eğitimci toplam 11 günlük eğitimden geçmektedir."

<http://www.kader.org.tr>

Yorum Yaz