DOĞADA ATIKLAR NE KADAR DURUR?

2011-10-17 12:50:00

DOĞADA ATIKLAR NE KADAR DURUR?   Her maddenin bir çözünme ve parçalanma süresi vardır.   Bunlardan organik kökenli maddeler çok daha kısa sürede çözünürken, yapay olan maddelerin (plastik gibi) parçalanması çok uzun zamanlarda gerçekleşir.   Petrol atıkları ve endüstriyel kaynaklı atıkların (tekstil, yağ, pamuk, deri, kağıt, petrol türevleri) bozunması ve zararsız hale gelmesi için yüzlerce yıl gerekebilir. Radyoaktif ve tıbbi atıklarda özel depolarda bertaraf edilir. http://www.biltek.tubitak.gov.tr/ ... Devamı

LAVANTA (Lavendula officinalis)

2011-10-15 12:47:00

LAVANTA (Lavendula officinalis) Lavendula özellikle Batı Akdeniz Bölgesi'ne yayılmıştır. Bugün yabani olarak Güney Fransa'da, Orta İtalya'da, Yugoslavya'da, İspanya'da ve Yunanistan'da yaygın durumdadır. Ancak yabanilerin bulunduğu bölgeler dışında kültürü Bulgaristan, İngiltere, A.B. Devletleri ve Kuzey Afrika ülkelerinde yapılmaktadır. Lavanta 20-60 cm boylanabilen, Haziran, Temmuz aylarında çiçek açan yarı çalımsı çok yıllık bir bitkidir. 60 cm kadar derinlere giden kazık bir köke sahiptir. Dik duran saplar genellikle 4 köşeli olup, tüylü ve çıplak gri yeşil renktedir. Dört köşeli dallar üzerinde karşılıklı durumda bulunan 2-6 cm uzunluktaki çok kısa saplı yapraklar, ucu sivri, kenarları tam ve içeriye doğru kıvrık şeritsi tipte olup, her iki yüzü pamuksu tüylerle örtülü bulunmaktadır. Çiçek durumu 20-30 cm kadar uzunluğundaki çıplak sap ucunda bulunur. Çiçek başağının uzunluğu 16-20 cm olup, genellikle 4-6 çiçek kümesinde ve her kümede 6-14 adet çiçek bulunmaktadır. Lavanta toprak yönünden seçici olmayan bir bitkidir. Ancak kuru, hafif, kireçce zengin yerleri sever. Özellikle yeterince toprağın derinliğinde rutubetin bulunması gerekmektedir. Lavanta soğuklara fazla dayanıklı değildir. Ancak Orta Avrupa koşullarında kışı geçirecek kadar soğuğa dayanıklı bazı türleri vardır. Lavantada tohum 1.8-2.2 mm uzunlukta, 0.9-1.2 mm genişlikte ve 0.5-0.7 mm kalınlıkta olup, 1000 dane ağırlığı 0.8-1 gr arasında değişmektedir. Uzunumsu-oval bir şekilde olan tohum koyu kahve renginden grisiyaha kadar varyasyon göstermekle, üzeri düz ve parlak bir durumda bulunmaktadır. Tohumluluğun safiyetinin % 95, çimlenme durumunun %... Devamı

GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİDİR?

2011-10-13 12:40:00

GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİDİR?   Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir. Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır. Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur. Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.   http://www.bolbilgi.com/archive/gokyuzu-neden-mavidirg-t3734.html ... Devamı

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

2011-10-07 12:34:00

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE   ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ           Mehmet DERİ*     Özet: Bu makalede ülkemiz coğrafyasında misyonerlerin geçmişten günümüze çok yönlü ve sistematik olarak yürüttükleri hakkında bilgi verilecektir.     Anahtar Kelimeler Misyonerlik, Protestan Misyonerliği, Katolik Misyonerliği     a)      Geçmişten Günümüze Ülkemizdeki Misyonerlik Faaliyetleri                 Misyonerlik özelliklede Hıristiyan misyonerliği geçmişten günümüze kadar Müslüman milletimizi uğraştırmış hususlardan biri olmuştur. Dini ve milli değerlerimizin erozyona uğratılmak istenmesi ve büyük ölçüde bunda da başarılı olmasında misyonerlerin sistematik ve örgütlü çalışmalarının rolü çok büyüktür.   Misyonerlikle ilgili basılı eserlerde Türkiye “İncil Ülkesi” anlamına gelen “Bible Land” olarak adlandırılır. Zira İncil'de geçen pek çok önemli merkez Anadolu'dadır.[1] Misyonerlerin kendi ifadeleriyle: “Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar, silahsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır.” Yüzyıllardır süren Haçlı Seferleri sonucunda Anadolu'nun ebediyyen Müslüman -Türk olarak kalacağı Avrupalılara defalarca ispatlanmıştır. İşte bu nedenle Batı, silahlı Haçlı Seferleriyle yapamadığını, silahsız bir şekilde, yani misyonerlik faaliyetleri ile yapmaya başlayacaktır. Tarihçi Richard Langhaener‘in yerinde bir tespiti ile: &ldquo... Devamı

KALKOLİTİK ÇAĞ

2011-10-03 12:23:00

KALKOLİTİK ÇAĞ Dönem: MÖ 5000-3000 Diğer adları: Maden Taş Çağı, Kalkolitik Çağ,Bakır Çağı Adını taşın yanısıra bakır kullanımından da alan Kalkolitik Çağ, kültür tarihinde ilk ön kent kültürlerinin başladığı dönem olarak bilinir. Yeni veriler, madenin ilk işlenmesinin Neolitik Çağ'ın Çanak Çömleksiz evresinde başladığını ortaya koymuşsa da, kullanımının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir. MÖ yaklaşık 5.000-3.000 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Çağ, İlk, Orta ve Son olmak üzere üç aşamada incelenir. Gelişkin tarım ve hayvancılık, insanın sosyal yapısındaki değişimleri giderek çabuklaştırmıştır. Yöneticiler, din adamları, çeşitli zanaatçılar gibi farklı grupların yanısıra anıtsal mimari, savunma ve sulama sistemleri, uzak mesafe ticareti ile lüks/prestij maddelerinin ticareti gelişmiştir. Bu gelişim sonucu, Anadolu'da, söz konusu çağ yerleşme yerlerinin sayısının 852'ye ulaştığı görülür. Önemli merkezler arasında, batıdan doğuya, Bakla Tepe (İzmir), Liman Tepe (İzmir), Hacılar (Burdur), Beycesultan (Denizli), İkiztepe (Samsun), Alişar (Yozgat), Domuztepe (Adana), Yumuktepe (İçel) Arslantepe (Malatya), Değirmentepe (Malatya), Girikihaciyan (Diyarbakır) sayılabilir. Erken Kalkolitik Geç Neolitik dönemde yaşanan yangınlardan sonra ileri üretici dönem denen Kalkolitik dönem başlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği taş aletlerin yanısıra bakırın da kullanılmaya başlamasıdır. İkinci belirgin özellik ise özgün bezemeli kaplardır. Kalkolitik Çağın ilk evresi olan Erken Kalkolitik’te nüfus artışıyla birlikte yerleşim yerlerinde de bir artış görülmektedir. Önemli yerleşim yerleri arasında ... Devamı

NEOLİTİK ÇAĞ

2011-10-09 12:18:00

NEOLİTİK ÇAĞ (M.Ö 8000-5500) Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın flora ve faunasının arasına girmiştir.Bu olumlu değişimin sonucunda insanlık tarihinin ilk büyük devrimi olarak kabul edilen NEOLİTİK DEVRİM yaşanmıştır. Neolitik devrim insan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık ve toplayıcılık yerine üretime başlaması yani tarım ve hayvancılığı öğrenmesidir. Neolitik devrim elbette ki dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan değişik insan guruplarınca aynı anda yaşanabilmiş değildir.Elde edilen arkeolojik verilere göre, bu devrim ilk kez Ortadoğu’da ve M.Ö. 9000-7000 yılları arasında uzun bir süreç sonunda gerçekleşmiştir. Bu dönemde Anadolu’nun güney kesimlerinin uygun şartlara sahip olması ve sözü edilen bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşama alanı olması nedeniyle Neolitik Çağın ilk kez burada başladığı düşünülmekte ve bu düşünce de arkeolojik verilerle sürekli olarak desteklenmektedir. İnsan topluluklarının bu dönemde üretime geçmesi bir dizi gelişmeyi de beraberinde getirmiştir. Artık beslenmek için av hayvanlarının peşinde göçetmeye veya tükenen bitkilerin yerine yenilerini aramaya gerek kalmamış, aksine ekilen tohumların yetişmesini, üreyen hayvanların büyümesini uzun süre bir yerde bekleme gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak da insanlar göçebe hayat tarzından yerleşik düzene geçmeye başlamışlar, ilk köy toplumları da böylece yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Güneşte... Devamı

BİLİMSEL ARAŞTIRMA YAPIYORUZ

2011-10-05 12:13:00

BİLİMSEL ARAŞTIRMA YAPIYORUZ Bilimsel araştırmalar yapılırken takip edilmesi gereken yöntemler vardır. Bilimsel araştırmalar bu yöntemlere bağlıdır. Araştırma basamaklarını söyle sıralayabiliriz: Konun tespiti Konunun sınırlandırılması Katalog taraması İlgili konuların tespiti Kullanılacak bilgilerin sınıflandırılması Konunun yazımı Konunun Tespiti: Sosyal bilimciler ilgilerini çeken ve önemli buldukları bir soru veya konu üzerinde çalışma yaparlar. Yapılacak çalışma, toplumsal bir olayın çözümüne katkıda bulunmalı ya da o konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olmalıdır. Konunun Sınırlandırılması: Konu tespitinin ardından, konunun merak edilen bölümü seçilmelidir. Örneğin; Otomobilleri merak eder ve araştırmak istersiniz ama bu konu çok geniş olduğu için konuyu sınırlandırmanız gerekir. Sizde en çok merak ettiğiniz “Otomobiller Tarihini” araştırabilirsiniz. Katalog Taraması: Kütüphane araştırması, internet araştırması, anket, gözlem ve yüz yüze görüşme gibi yöntemlerinden biri veya bir kaçı seçilir. Hangi yöntemin kullanılacağı konuya göre değişir. Araştırma sırasında yararlanılan kitapların bilgileri ( kitabın adı ve yazarı, yayın evi adı, basım tarihi, alıntı yaptığımız sayfalar) not edilmelidir. Ayrıca bilgi alınan internet siteleri de belirtilmelidir. Çünkü araştırma sonunda hazırlanan raporda yararlanılan eserler belirtilir. İlgili Konuların Tespiti: araştırılan konu ile bağlantılı diğer konular belirlenerek, katalog taramasına devam edilir. Bilgiler bir araya toplanır. Kullanılacak Bilgilerin Sınıflandırılması: Katalog taraması sonucu bulunun bilgiler bir araya getirilerek içinden kullanılacak bilgiler raporun yazımına hazır hale getirilir. Raporun Yazılması: topla... Devamı

DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖLLERİ

2011-10-01 11:25:00

DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖLLERİ   İsim                Yer                       Büyüklük (km²) Hazar Denizi    Orta Asya                           394.299 Superior           ABD/Kanada                        82.414 Victoria            Tanzanya/Uganda                69.485 Aral                  Kazakistan/Özbekistan        66.457 Huron               ABD/Kanada                        59.596 Michigan          ABD/Kanada                        58.016 Tanganyika      Tanzanya/Kongo                  32.893 Baikal                Rusya                     ... Devamı

KABOTAJ BAYRAMI VE KABOLTAJ HAKKI ( 1 TEMMUZ )

2011-07-01 12:00:00

KABOTAJ BAYRAMI VE KABOLTAJ HAKKI ( 1 TEMMUZ )   Kabotaj Bayramı, her yıl 1 Temmuz'da kutlanan bayram. Kabotaj bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkıdır. Türkiye'de, Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1 Temmuz (1926) günü Kabotaj bayramı olarak kutlanır. Kabotaj, bir devletin, kendi limanları arasında deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalık. Bu ayrıcalıktan yalnızca yurttaşlarının yararlanması, millî ekonomiye önemli bir katkı sağlayacağından, devletler yabancı bandıralı gemilere kabotaj yasağı koyma yoluna gitmişlerdir. Bazı uluslar arası sözleşmelerde de kabotaj yasağı koyma yetkisine ilişkin hükümler yer alır. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı, Lozan Barış Antlaşması’yla 1923 yılında kaldırıldı. 20 Nisan 1926 tarihinde de kabul edildi. Kabotaj Kanunu 1 Temmuz 1926′da yürürlüğe girdi. Bu yasaya göre, akarsularda, göllerde, Marmara denizi ile boğazlarda, bütün kara sularda ve kara sular içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı Türk yurttaşlarına verildi. Ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceği belirtildi. Yabancı gemilerin yalnız Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edildi.   http://www.turkcebilgi.com/ ... Devamı

OLGU MU GÖRÜŞ MÜ?

2011-09-29 11:56:00

OLGU MU GÖRÜŞ MÜ? Olgu: Herkes tarafından kabul edilen, sürekli  olagelen kolayca anlaşılabilir bilgilerdir. Görüş: Kişiden kişiye değişen, kimine göre doğru kimine göre yanlış olan bilgilerdir. Olgu ve görüş arasındaki farkları netleştirmek için için şu iki cümleyi inceleyelim; “Selimiye Camisi, Edirne’dedir.” “Selimiye Camisi, en güzel tarihi camidir.” İlk cümlede bir olgudan bahsediyoruz. Çünkü söylediğimiz şeyi ispatlama imkânına sahibiz. Bu konuda bilgi veren bir kitap ya da Edirne’de bulunmuş birisi sayesinde  ispatlayabiliriz. İkinci cümle ise görüşü ifade eder. Başka biri, en güzel tarihi caminin Süleymaniye olduğunu söyleyebilir. En güzel tarihi camiler konusunda insanlar farklı düşüncelere sahip olabilir. Olgu ve görüş arasındaki farklılıkları şöyle özetleyebiliriz: Olguların doğruluğu kanıtlanabilir. Görüşlerin ise doğruluğu kanıtlanamaz. Olgular; kişiden kişiye değişmez. Görüşler kişiden kişiye değişir. Olgular, var olan bir durumu ya da niteliği belirtirler. Görüşler ise kişinin zevklerini ve tercihlerini yansıtır. Olgular var olan ya da olup bitmiş şeylerdir. Geleceğe dair tahminlerimiz ya da beklentilerimiz ise görüştür. Görüşümüzü ifade ederken “bana göre” “bence” “en iyi” “daha güzel” v.b ifadeler kullanırız. Olgulardan söz ederken bu ifadeleri kullanmayız. Olgu ve görüş kavramlarını örneklerle pekiştirelim; -    Ankara Türkiye’nin başkentidir. (Olgu) -    En güzel mevsim sonbahardır. (Görüş) -    Ülkemizde batıdan doğuya doğru gi... Devamı

DÜNYANIN EN BÜYÜK OKYANUS VE DENİZLERİ

2011-11-22 11:53:00

DÜNYANIN EN BÜYÜK OKYANUS VE DENİZLERİ         İsim        Büyüklük (km²) Pasifik Okyanusu        165.760.000 Atlantik Okyanusu        82.400.850 Hint Okyanusu             65.527.000 Arktik Okyanusu         14.090.118 Akdeniz                         2.965.809 Karayip Denizi               2.718.205 Güney Çin Denizi           2.319.086 Bering Denizi                 2.291.891 Meksika Körfezi           1.512.850 Okhotsk Denizi             1.589.742 Doğu Çin Denizi            1.249.157 Hudson Körfezi             1.232.322 Japon Denizi                  1.007.769 Andaman Denizi               797.979 Kuzey Denizi                    575.239 Kızıl Deniz                       437.469 Baltık Denizi        ... Devamı

İLETİŞİM

2011-09-19 11:49:00

İLETİŞİM   Karşılıklı bilgi alışverişi amacına yönelik bütün etkinliklere denir. *Bir insan karşısındakinin sözlerini yanlış anlarsa yada onun söyledikleri ile ilgili olmayan bir tepki verirse, bu durumda iletişim çatışması yaşanmış olur. Olumlu İletişim Kurmak İçin Yapılması Gerekenler 1-Haksız eleştiri yapmamalı 2-Hatanızı kabul edin 3-Gereksiz tartışmaya girmeyin 4-Konuyu anlamadan itiraz etmeyin 5-Kendinizi büyük görmeyin 6-Görünüşünüze dikkat edin 7-Jest ve mimikleriniz doğal olsun 8-İyimser olun 9-Sevgiye ve saygıya önem verin 10-Karşınızdakini dinlemeyi bilin *Beden dili iletişimde %60 oranında etkilidir. 11-İletişimde açık ve net olun 12-Dili iyi kullanın 13-Empati kurmayı unutmayın 14-Konuşurken ya da dinlerken göz teması kurun 15-Hoşgörülü olun *İletişim çatışmasında yaş, kültür seviyesi, ekonomik duru, yetişme ortamı, psikolojik yapı, eğitim yapısı etkendir. ... Devamı

21 HAZİRAN OLAYLARI

2011-06-21 10:43:00

  21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bunun sonucunda aşağıdaki olaylar gerçekleşir: Güneş ışınları Kuzey Yarımküre’ye en dik, Güney Yarımküre’ye en eğik açılarla gelir. Kuzey Yarımküre’de yaz mevsimi, Güney Yarımküre’de kış mevsimi başlangıcıdır. Dünya’nın en sıcak yerleri, üzerinden Yengeç Dönencesi’nin geçtiği karaların iç kısımlarıdır. Kuzey Yarımküre’de en uzun gündüz, Güney Yarımküre’de ise en kısa gündüz yaşanır. Bu tarihten sonra Kuzey Yarımküre’de gündüzler kısalmaya (yaz gündönümü), Güney Yarımküre’de ise uzamaya (kış gündönümü) başlar. Aydınlanma çizgisinin sınırları kutup dairelerinden geçer. Kuzey Kutup Dairesi’nde 24 saat süreyle gündüz, Güney Kutup Dairesi’nde 24 saat süreyle gece yaşanır. Kuzey Kutup Kuşağı aydınlık, Güney Kutup Kuşağı karanlık daire içindedir. Gündüz süresi kuzeye gidildikçe uzar. Bu nedenle, ülkemizde en uzun gündüz Sinop’ta, en kısa gündüz Hatay’da yaşanır. Güneş ışınlarının atmosferde katettiği yolun en kısa olduğu yer Yengeç Dönencesi’dir. Öğlen saat 12.00’de Yengeç Dönencesi’nde yataya dik duran cisimlerin gölgesi oluşmaz. 21 Haziran’da görülen olayların tam tersi 21 Aralık’ta oluşur. Bu nedenle 21 Aralık konumunda görülen olayları öğrenmek için ayrıca çalışma yapmak yerine, 21 Haziran’da görülen olayların tam tersini düşünmek yeterlidir. ... Devamı

İYİ TATİLLER!!!

2011-06-17 11:41:00

İYİ TATİLLER!!!     Bütün öğrencilerimize ve öğretmen arkadaşlarımıza iyi tatiller. Gerçi öğretmen arkadaşlarımızın görevleri henüz bitmedi. Sınavlar,seminer çalışmaları daha devam edecek. Ama yine de okul dönemi kadar yoğun olmayacağız.   İnşallah yaz tatili en iyi şekilde değerlendirip,enerji ve moral depolayıp sağlıklı bir şekilde yeni öğretim yılına sağlık içinde ulaşırız. ... Devamı

HİDROJEN ENERJİSİ VE TÜRKİYE

2011-09-21 11:34:00

HİDROJEN ENERJİSİ VE TÜRKİYE Türkiye'nin 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı Genel Enerji Özel İhtisas Komisyonu Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Raporu'nda, hidrojen teknolojisine değinilmekle birlikte, resmileşen kalkınma planında hidrojen enerjisinin adı geçmemektedir. Hidrojen konusu üniversitelerimiz ve araştırma kuruluşlarımızda çok sınırlı biçimde ele alınmaktadır. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nde hidrojen alanında Uluslararası Enerji Ajansı programları kapsamında çalışma başlatılmak istenmişse de, söz konusu işbirliği 1996 yılında kesilmiştir.   Birleşmiş Milletler (UNIDO) desteği ile ICHET projesi kapsamında, İstanbul'da Hidrojen Enstitüsü kurulması konusu gündemdir. 20-22 Kasım 1996 tarihlerinde Viyana'da yapılan 16. UNIDO Endüstriyel Kalkınma Kurulu Toplantısı'nda, UNIDO işbirliği ile ülkemizde Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) kurulması kararı alınmıştır. Buna göre, UNIDO hukuksal çerçevesinde özerk bir kurum olarak çalışacak ICHET, İstanbul'da kurulacaktır. ICHET'in tasarlanan amacı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında hidrojen teknolojileri köprüsünü oluşturmak, hidrojen teknolojilerinin geliştirilmesini sağlamak ve uygulamalı Ar-Ge çalışmalarını yürütmektir.   ICHET'in işlevi; kısa ve uzun dönemli eğitim vermek, bilimsel toplantılar düzenlemek, danışmanlık hizmetleri sunmak ve benzeri kuruluşlarla işbirliği oluşturmak biçiminde belirlenmiştir. Merkezin çalışma konuları; hidrojen enerjisi politikaları, hidrojen ekonomisi, enerji ve çevre, hidrojen üretim teknolojileri, hidrojen depolama teknikleri, hidrojen uygulamaları ve demonstrasyonlar olacaktır. Türkiye, ilk beş yıllık dönem için arazi, tesis, ilk yatırım ekipmanı ve işletme faaliyetl... Devamı

COĞRAFYA ÖĞRENMENİN FAYDALARI NELERDİR?

2011-11-18 11:27:00

COĞRAFYA ÖĞRENMENİN FAYDALARI NELERDİR? Dünyamızı ve yurdumuzu tanırız. Ülkemizin kalkınmasında severek sorumluluk alma duygumuz gelişir. Yurdumuzun Dünya üzerindeki yerini ve önemini öğreniriz. Yurdumuzun yer altı ve yer üstü kaynaklarını tanırız. Ülkemizin kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanmayı öğreniriz. Vatan ve millet sevgimiz artar. Yurdumuzun ve Dünyamızın ekonomik ve beşeri yapısını öğreniriz. Komşu ülkeleri ve ülkemizin çevresindeki dost ve düşmanlarının bulundukları yerleri öğreniriz. Dünya’mızdaki kıtaları , okyanusları ve denizleri tanırız. Alıntıdır. ... Devamı

SERBEST BÖLGELER

2011-06-08 23:10:00

  SERBEST BÖLGELER  Serbest bölgeler bulundukları ülkenin siyasi sınırları içinde yer alan, fakat dış ticaret, vergi ve  ticari faaliyetler için ülkede sağlanandan daha geniş muafiyet ve teşvikler tanınır. Türkiye’de serbest bölgeler Türkiye Gümrük Bölgesi’nin parçası olmakla beraber; serbest dolaşımda olmayan herhangi bir gümrük rejimine tabi tutulmadığı; gümrük vergisi, ticaret ve kambiyo uygulamaları bakımından Türkiye gümrük bölgesi dışında kabul edildiği; serbest dolaşımdaki eşyanın ise, çıkış rejimi hükümlerine tabi tutularak konulduğu yerlerdir.   ·                                 Ülkede kullanılması düşünülen yeni ticari ve ekonomik politikaların denenebilmesini temin eder. ·                                 Yabancı sermayeli firmaların, risk faktörünün düşük, karlılığın yüksek olduğu serbest bölgelere yatırım yapmalarını teşvik eder. Böylece ülkeye yeni teknolojilerin girmesini hızlandırır. ·                                 Serbest bölgede yarattığı doğrudan istihdamın yanında, bölgedeki üretim ve ticari faaliyetlerle ülke içindeki diğer faaliyetlere etki ederek dolaylı istihdam ayartır. ·                ... Devamı

29 MAYIS 1453 İSTANBUL’UN FETHİ

2011-05-29 10:32:00

29 MAYIS 1453 İSTANBUL’UN FETHİ   İstanbul’un Alınma Sebepleri 1.Rumeli topraklarının güvenliğini sağlamak 2.Rumeli fetihlerini kolaylaştırmak 3.Bizans’ın Anadolu ve Rumeli arasındaki bağlantıyı kesmesini önlemek 4.Bizans’ın Avrupalıları , Anadolu Beyliklerini ve şehzadeleri kışkırtmasını önlemek 5.Hz. Muhammed ‘in (sav) hadisi 6.Boğazlardan geçen ticaret yollarının güvenliğini sağlamak 7.Hıristiyan dünyasının doğudaki en güçlü kalesini ortadan kaldırmak. İstanbul’un Alınmasını Geciktiren Sebepler 1.Bizans siyaseti 2.Rum ateşi(Grejuva) 3.Avrupa’nın yardımı 4.Güçlü surlar Fetih İçin Yapılan Hazırlıklar 1.Kahraman oğulları etkisiz hale getirildi 2.Y.Beyazıt’ın yaptırdığı Anadolu hisarının karşısına Rumeli hisarını yaptırdı 3.Avrupa’dan gelebilecek tehditlere karşı tedbirler aldı 4.Büyük toplar(şahi) ve havan topları yaptırdı. 5.400 parçalık bir donanma oluşturdu Fethin Türk tarihi Açısından Önemi (Sonuçları) 1.Osmanlı Devleti imparatorluk oldu 2.İstanbul başkent oldu 3.Devletin gücü ve otoritesi arttı 4.Türklerin, Balkanlarda ilerlemesi kolaylaştı 5.Boğazdan geçen ticaret yolları Osmanlının eline geçti 6.Anadolu ve Rumeli topraklarının güvenliği sağlandı 7.Denizciliğe önem verildi 8.Osmanlı devlet yönetiminde değişiklikler oldu 9.Boğazların savunulması kolaylaştı Fethin Dünya Tarihi İçin Önemi 1.Fetihte kullanılan topların ,Avrupa da  örnek alınmasıyla Dere beylik (feodalite) yıkıldı. Krallıklar güçlendi 2.İpek yolunun ele geçmesiyle Avrupa yeni yollar aramaya başladı(coğrafi keşifler) 3.Bizans’tan kaçan bilim adamları İtalya’ ya giderek Eski yunan ve Roma kültürünü ... Devamı

AHİLİK ve AHİLİK TEŞKİLATI

2011-06-05 08:20:00

AHİLİK ve AHİLİK TEŞKİLATI   Selçuklu Türkleri’nde, dinî ve millî birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimaî (sosyal) bir teşkilat. Arapça “kardeşim” manâsına gelen ahî ile Türkçe “cömert, eli açık” manâsında olan akı kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de, hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dahilindedir. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu’da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur. Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manâlarına gelen fütüvvet teşkilatının daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir. On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu’ya girmeye başlayan Müslüman Türkler (Selçuklular), Türkistan’da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler.   Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hatâ ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek, başta gelmektedir.   Diğer taraftan Horasan ve Mâverâünnehir’deyken Fahreddin-i Razî, Ahmed Yesevî ve Şihabüddin Sühreverdî gibi büyük âlimlerden ders alan Ahi Evren (1171-1262), daha sonra Anadolu’ya gelerek, Kayseri’de yerleşmiş ve halkı irş... Devamı

OSMANLI’DA İLKLER

2011-06-03 10:35:00

OSMANLI’DA İLKLER   1.İLK Osmanlı Padişahı OSMAN BEY dir. 2.Osmanlıların İLK Başkenti SÖĞÜT dür. 3.Osmanlılarda İLK defa Beylikten Devlete geçiş ORHAN GAZİ zamanında olmuştur. 4.İLK Osmanlı veziri ALLADDİN PAŞA dır. 5.İLK vakfı ORHAN BEY kurdu. 6.İLK düzenli ORDU ORHAN BEY zamanında kuruldu. 7.İLK para ORHAN Bey zamanında bastırıldı. 1327 8.İLK Medrese İZNİK te ORHAN BEY tarafından kuruldu. 9.Rumeli’ye geçiş İLK defa Orhan Beyin kardeşi SÜLEYMEN PAŞA ile olmuştur. 10. Rumeli de İLK ÜSS ÇİMPE KALESİ dir. 11. Osmanlılara katılan İLK beylik KARESİ BEYLİĞİ dir. 12. İLK ALTIN para FATİH zamanında bastırıldı. 13. İLK KAPAN-I DERYA Baltaoğlu Süleyman Bey dir. 14. Topçu birliği İLK defa I.MURAT zamanında kuruldu. 15. Karamanoğulları ile İLK savaşı I.MURAT yaptı. 16. Top İLK defa I. KOSOVA SAVAŞI ‘ında kullanıldı. 17. Savaş alanında şehit düşen İLK Padişah I. MURAT olmuştur. 18. Haçlılarla İLK defa SIRPSINDIĞI SAVAŞI ‘ında karşılaşıldı.(1364) 19. İLK YENİÇERİ OCAĞI I. MURAT zamanında kuruldu. 20. İstanbul İLK defa YILDIRM BAYEZID tarafından kuşatıldı. 21. Anadolu Türk Birliği İLK defa YILDIRIM BAYEZID tarafından kuruldu. 22. Osmanlılara Orta Avrupa nın kapıları İLK defa NİĞBOLU ZAFERİ ile açıldı.(1396) 23. Anadolu Türk Birliği İLK defa Ankara savaşı SONUNDA BOZULDU.(1402) 24. Osmanlılarda İLK taht kavgaları FETRET DEVRİ’ inde oldu. 25. İLK deniz savaşı ÇELEBİ Mehmet zamanında VENEDİKLİLER ile oldu. 26. İLK SÜRRE ALAYI ÇELEBİ MEHMET zamanında düzenlendi. 27. Kendi isteği ile taht’tan çekilen İLK Padişah II.MURAT olmuştur. 28. Avrupalılar İLK kez Türkleri Balkanlardan atamayacaklarını II.KOSOVA SAVAŞI ‘ından sonra anladılar. 29. Padişah emriyle öldürülen İLK sadrazam ÇANDARLI HALİL PAŞA dır. 30. İLK kez BAL... Devamı

ORTA ÇAĞDA AVRUPA’DA NASIL YAŞANIRMIŞ?

2011-03-31 12:47:00

ORTA ÇAĞDA AVRUPA’DA NASIL YAŞANIRMIŞ?   Bunlar gerçek, kim demiş tarih sıkıcıdır diye....... Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün... 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki "banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir. Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu.Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki "kedi-köpek yağıyor" (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir. Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi b&uu... Devamı

KÜTÜPHANELER HAFTASI

2011-03-28 18:52:00

  KÜTÜPHANELER HAFTASI (MART’IN SON PAZARTESİ GÜNÜ)   Kitabın yararlarının anlaşılması ve sayılarının çoğalması sonucu kitaplıklar oluştu. Kitaplıkların gelişmesi ile kütüphaneler meydana geldi. Herkesin yararlanması okuması, başvurması için kurulan, içinde kitaplar bulunan binaya kütüphane denir.   Millî Eğitim Bakanlığı, Mart ayının son pazartesi günü başlayan hafta­nın Kütüphane Haftası olarak değerlendirilmesini kararlaştırmıştır. Hafta süresince kütüphanenin önemi anlatılır. Kütüphaneciliğin sorunları kamu oyuna duyurulur. Halk, kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirilir. Okullarımızda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gerekli kurallar öğretilir.   Kütüphaneler eski çağlardan beri insanlığın hizmetindedir. Eldeki bilgilere göre ilk kütüphane, Asurlular zamanında kurulmuştur. Osmanlı imparatorluğu döneminde de kitaba ve kütüphaneye önem verilirdi. O dönemden zamanımıza kadar gelen büyük kütüphaneler vardır.   Yurdumuzun belli başlı büyük kütüphaneleri şunlardır : İstanbul’da Süleymaniye ve Beyazıt Devlet Kütüphaneleri. Ankara'da Millî Kütüphane, Millet Meclisi Kütüphanesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kütüphaneleridir.   Bunlardan Millî Kütüphane, 15 Nisan 1946 tarihinde kuruldu. Açılış tarihinde içinde iki kitap bulunan bu kütüphanemizde bugün 620 bin kitap vardır. Kütüphanelerimizdeki kitap sayısı yaklaşık 6 milyon kadardır.   Kütüphanelerde, kitapların korunması, kitapların sınıflandırılması ve oku... Devamı

BASRA KÖRFEZİ,PETROL VE ÖNEMİ

2011-03-27 09:29:00

BASRA KÖRFEZİ,PETROL VE ÖNEMİ   Basra Körfezi’nin petrol açısından vazgeçilmezliği   İran, Irak, Suudi Arabistan petrolleriyle bilinen Basra Körfezi’nin petrol ve doğalgaz yataklarındaki kapasitesi, dünyanın en büyük yataklarını oluşturmaktadır. Bunları açıkça ortaya koymadan ve sayıları nicelik ve nitelik olarak kavramadan, gerek Basra Körfezi’nin dünya petrol ticaretindeki yeri, gerekse Basra Körfezi’ndeki yatakların dünya petrol rezervlerindeki anlamı kavranamaz. Günümüzün Büyük Ortadoğu Projesi anlamında bu bölgenin dünya sistemi için ne denli temel olduğu, ancak bu olgu kavranabildiği zaman ortaya konabilir.   Bilinen 1.4 trilyon varillik dünya petrol rezervinin 550 milyar varili tüketilmiş ve geriye 850 milyar varil petrol kalmıştır. 1.4 trilyon varillik bilinen petrol rezervinin 930 milyar varili yalnızca Basra Körfezi çevresindeki beş jeolojik formasyondan oluşan bölgede yer almaktadır. Bunların başında Zağros, Mezopotamya Tersier yaşlı formasyonlar içinde, ki bu formasyonlar Kerkük’ten başlayarak Buşehr ve Basra Körfezi bölgesindeki Abadan-Avas uzanımı bölgesinde yer alır. Jeolojik olarak bu yataklar, Kerkük Çanağı’nda, Basra Körfezi’ndeki Desful Çanağı’nda yer almaktadır. Yalnız burada 372 milyar varil petrol bulunmaktadır. Bu yataktaki toplam petrol ve gaz rezervi ise 456 milyar varildir.   İkinci önemli yatak Arabian Subbasil dediğimiz Tuvayig ve Hanefi-Arap isimli tabakalarda yer almaktadır. Bu yatakta ise 199 milyar varil yalnızca petrol, gazla birlikte ise 234 milyar varillik rezerv söz konusudur.   Bunu takip eden üçüncü bir katmanda Kratese yaşlı Tahamama-Vasiya formasyonlarında 71 milyar varil p... Devamı

ORMAN HAFTASI

2011-03-25 11:56:00

ORMAN HAFTASI (21-26 MART)   Orman; hayvanların barındığı, çeşitli bitkilerin bulunduğu sık ağaç topluluklarıdır. Ormanda büyük ağaçlar, ağaççıklar, mantarlar, otlar, yüzlerce, binlerce bitki bir arada bulunur. Çam, sedir, köknar, ladin, ardıç, meşe, dişbudak, kayın, gürgen belli başlı orman ağaçlarıdır.   Ağaçlar ya kendiliğinden yetişir, ya da insanların ormana diktiği fidanlardan oluşur. Ormanın küçüğüne, ağaçların seyrek olduğu yerlere koru denir.   Eskiden yeryüzünün büyük bir bölümü ormanlarla kaplıydı. insanların bilgisizlikleri nedeniyle yok edilen ormanların yerini bozkırlar, çoraklaşan topraklar, çöller aldı.   İnsanlar her zaman ağaca ve ağaçtan yapılan çeşitli araç ve gereçlere gereksinme duymuşlardır. Ormanlar, ağaçlar, toprağın nemli kalmasını sağlar. Toprak kaymasını (erozyonu) önler, selleri durdurur. Ormanlar yörenin iklimim etkiler, yağmur yağmasını sağlar. Çok sıcakları, şiddetli soğukları önler. Ormanlar aynı zamanda av hayvanlarının barınağıdır.   Ormanlar bir ülkenin doğal güzellik ve zenginlik kaynağıdır. Öte yandan kullandığımız araç ve gereçlerin çoğu ağaçlardan yapılır. Evimiz, önümüzdeki masa, oturduğumuz sandalye, elimizdeki kalem, defterimiz, yaktığımız odun hep ağaç ürünleridir. Ayrıca ağaçlar endüstrinin birçok kollarında, boya sanayiinde, ilaç yapımında kullanılır.   Bize bu kadar yarar sağlayan, ülke ekonomisinde önemli yeri olan ormanları korumalıyız. Ağaç dikip, yeni ormanlar yetiştirilmesine yardımcı olmalıyız.   Ormanlara en büyük zarar insanlardan gelir, insanlar orman işletme... Devamı

TÜKETİCİYİ KORUMA HAFTASI

2011-03-14 19:14:00

TÜKETİCİYİ KORUMA HAFTASI (15-21 MART) Her yıl 15 Mart Dünya Tüketiciler Gününün içinde bulunduğu hafta Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır. 15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü olmasının nedenlerinden biri 15 Mart 1962 yılında o dönemin ABD Başkanı John F Kennedy’nin Temsilciler Meclisinde ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavram kullanmasından kaynaklanmaktadır. İlk olarak Amerika Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Tüketici Koruma faaliyetleri Japonya’ya ve oradan da tüm dünya ülkelerine yayılmaya başlamıştır. Daha sonra Birleşmiş Milletler 1985 yılında aldığı bir kararla TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNİ ilan ederken bu konuşmanın yapıldığı 15 Mart tarihini DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kabul etmiş ve Uluslararası tüketici örgütleri de bunu her yıl DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kutlamaya başlamıştır. TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ; Temel gereksinmelerin karşılanması hakkı Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı Ekonomik çıkarların korunması hakkı(Seçme hakkı) Bilgilendirme hakkı Eğitilme hakkı Tazmin edilme hakkı Temsil edilme hakkı Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olmak üzere tüketicinin 8 temel hakkını içermektedir. Ülkemizde ise Tüketiciyi Koruma faaliyetleri özellikle 08.03.1995 tarih ve 22221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 08.09.1995 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra yurt genelinde önemli bir hareket kazanmıştır. Bu Kanun ile tüketicilerin hakları yasal düzenleme çerçevesinde çağdaş anlamda yeni boyutlara ulaşmıştır. Tüketici yasasının uygulanması sonucunda yasanın eksik ve aksayan yönlerinin günün koşulları... Devamı

İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ VE M.AKİF ERSOY’U ANMA GÜNÜ

2011-03-12 10:49:00

İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ VE M.AKİF ERSOY’U ANMA GÜNÜ  (12 MART)     İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi. Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım. - Ne yazıyorsun? - Marş…İstiklal Marşı yazıyorum. - Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun? - Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi. - Ya, o halde yazalım. İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının se... Devamı

COĞRAFYACININ AŞKI

2011-03-11 19:28:00

COĞRAFYACININ AŞKI   Seni ilk gördüğümde  kalbimin Çizgisel hızı arttı,gözlerimizin Ekvatoru kesişti. Senin kıta sahanlığına yaklaştım yavaşça. Günlerden Cumaydı, gölge boylarımızın 0 olduğu,Güneşin Yengeç Burcuna girdiği bir akşam üzeriydi,  Seni tanıdığım an ayaklarım yerden kesildi yerçekimi etkisini yitirdi kendimi ay yüzeyinde dans ediyormuş gibi hissetmiştim. Sen benim için Samanyolu galaksisinin en parlak yıldızıydın, Seninle ellerimizin ilk birleştiğinde vücudumun Maksimum nemi artı gözlerimin Bağıl nemi hat safhaya ulaşmıştı. Kalbim senin sevgine ;Büyük Sahradaki toprakların suya hasretinden daha fazla hasretti. İlk bakışta ,ilk dokunuşta kalbimdeki sıcaklık farkından dolayı kalbim Mekanik çözülmeye uğradığını, kendimi  hayal denizinde buharlaşıyor hissetmiştim. Seni görmeden önce kalbimin kıta sahanlığına kimse giremedi.  Hinterlandım o kadar dardı ki hiçbir aşka başlayamadım. Limanıma demir atan her gemi Bermuda Şeytan Üçgenine kapılmış gibi eridi gitti. Senin için uçsuz bucaksız Yörüngemde yaşamadığım hayaller kurmaya başlamıştım; Ben rüzgarın sert olduğu yiğidinin mert olduğu bozkırda (kısaca Nevşehirde) yetişmiş bir Anadolu çocuğuyum, Sen  eğitim seviyesi yüksek,internet kayfelerin bolca olduğu,  çarpık kentleşmenin olmadığı bir metropolde yetişmiş bir hamburger çocuğuydun. Seninle umumu efkarda bir izdivaç yapıp,kutuplarda grup ve şafak vaktini uzun süre seyretmek ,Dar tabanlı nüfus piramidine benzeyen bir evde Dünya nüfus artış hızına katkıda bulunmak istiyordum. Ya seninle Dağınık yerleşmenin görüldüğü Karadeniz’de Su parası vermeden ahşap bir evde oturacaktık,yada Nevşehir’... Devamı

MARMARA DEPREMİ-KOMPLO TEORİSİ

2011-03-07 16:06:00

MARMARA DEPREMİ-KOMPLO TEORİSİ   Sinema seyretmeyi seven arkadaslarimiz vardir. Ben size seyretmeniz için bir film tavsiye ediyorum. ''KOMPLO TEORISI'' filmin basrollerinde Mel Gibson ve Julia Roberts var. Asil önemli nokta su .. Film 1996 yili yapimi.      Ama filmin içeriginde 1999 yilinda Türkiye'de Marmara bölgesinde çok büyük bir deprem olacagi, onbinlerce kisinin ölecegi ve bundan sonra 1999 kasim ayinda ABD Baskaninin Türkiye'yi ziyaret edecegi söyleniyor. Ben bu konuyu çok düsündüm ve tanidiklarima söyledim. Ama konuyu çözmüs degilim, nasil olurda bir filmde 3 yil sonraki olayi bilebilirler... Bilginize...   Mutlaka zaman ayırıp, okuyunuz... Nasıl kandırıldığımızı...17 Ağustos 1999, Gölcük Saatler gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarıya atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ali Kırca' nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda enkazdan kurtarılan bir bayan şunları söylüyordu 'o gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim birşey var ki bu, depremden farklı bir şeydi'. Bir iddiaya göre depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar' a kadar geniş bir alanda görülen 'ateştopu' ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı. Kimine göre de Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleştiğini söylüyordu. Hatta bazılarına göre işi PKK bile yapmış olabilirdi.   Nitekim CNN televiyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında depremin arkasında PKK mı var' sorusuna 'Sanmıyorum' cevabını vermişti. Oysa bu sorunun doğal yanıtı 'siz... Devamı

ÇEVRE FELAKETLERİ

2011-05-21 00:39:00

ÇEVRE FELAKETLERİ Çevre felaketleri doğadaki çeşitli unsurlara ve dolaylı veya dolaysız olarak da ilgili diğer unsurlarına zarar veren ve insan eliyle gerçekleşen felaketlerdir. Doğal kaynaklı felaketlere ise doğal felaketler denir.   Çevre felaketleri Milyonlarca yıl süren biyolojik süreçlerin sonucunda oluşan doğal hayat içindeki unsurların karşılıklı dengesi ile varlığını korumuştur. Tarih boyunca bazı doğal felaketler (seller, depremler, volkanik patlamalar vs.) olmuşsa da bu felaketler doğa üzerindeki etki gücü ve oluşan durumun tersine dönüşü bakımından sanayileşme ve doğal kaynakların kullanımıyla başlayan süreçte insanoğlu tarafından yapılan suistimallerin yanında çok önemsiz kalmaktadır. Doğa kendi içinde oluşan felaketleri bir şekilde düzenleyebilmekteyken insanoğlunun eliyle ortaya çıkan felaketler suni bir takım şartlar oluşturduğundan doğa kendi kendini yenileyememekte hatta ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma gibi insanlığı hiç de kolay kolay kurtulamayacağı felaketlerle yüz yüze getirmektedir.   Sanayileşme, iktisadi kalkınma ve enerji gibi konularda ülkelerin birbirleriyle kıyasıya rekabet halinde olduğu ve bu rekabetten geri kalan ülkelerin ise ister istemez diğer ülkelere karşı zayıf konuma düştüğü günümüzde çevre felaketlerine de gelişmenin gözardı edilebilecek yan etkileri gözüyle bakılmakta ve bu felaketler Medyaya da ancak büyük ölçüde ve ani ölümler olduğunda yansımaktadır.   Oysa Küresel ısınma gibi çevre felaketleri yüzlerce yıl sonra değil aynı nesil içinde bile gözle görülebilecek sıcaklık, kuraklık, kıtlık vs. etkilerini beraberinde getirmektedir.   Petrol y&uum... Devamı

DEPREM SÖZLÜĞÜ

2011-03-05 11:22:00

DEPREM SÖZLÜĞÜ   Acil durum: Bir afet sırasında olağanüstü tedbirlerin alınmasına gerek duyulan geçici bir süreyi ifade eder. Durumun gerekliliklerinin her yönüyle koordineli bir şekilde, siyasi irade tarafından değerlendirilmesi, gönüllü ve özel kurumları bir araya getirmek için planlamalar, yapılanmalar ve düzenlemeler yapılmasına  Acil durum yönetimi denir.     Acil durum görevlisi (ADG) tesis: Doğal ya da teknolojik afetlerde can kurtarma ve yardım hizmetleri vermesi öngörülen, konum, yapı güvenliği ve işletme biçimi açılarından yönetmeliklerde belirlenen koşullara uygun, yetkili birimlerce düzenli olarak denetlenen kamu ya da özel yapı ve tesislerdir.     Afet: Yaygın biçimde can kaybı, fiziki ve ekonomik veya çevresel kayıplara sebep olan, toplumun işlevselliğinde ciddi bozulmalar oluşturan ve kendi kaynakları ile başa çıkamayacağı olağan dışı durumdur.    Afet Yönetimi: Hem afet öncesi hem de afet sonrası aktivitelerin yani müdahale, iyileştirme, yeniden yapılanma, zarar azaltma ve hazırlık safhalarını kapsayan bir süreci ifade eder. Afet riski ve onun doğurduğu sonuçları azaltmayla ilgili diğer çalışmaları da kapsar.   Afet Yönetimi Döngüsü: Birbiriyle bağlantılı olan (zarar azaltma, hazırlık, müdahale, yardım, iyileştirme) aşamaları bulunan ve bir afetle başlayıp bitmeyen sürekli bir döngüdür.     Aktif Fay: Belirli bir sürede kırılma hareketini tekrarlayan faylardır. Genellikle son 10,000 yıl içinde bir veya daha fazla sayıda kırılmış faylara denir.     Alüvyon: Son buzul çağından sonra nehirler tarafından taşınarak oluşturulmuş çakıl, kum, silt ve ki... Devamı