YEŞİLAY HAFTASI

2011-03-03 17:25:00

YEŞİLAY HAFTASI (MART’IN İLK HAFTASI)   Yurdumuzda alkollü içki ve uyuşturucu madde kullanmaya karşı olanlar 5 Mart 1920 tarihinde Hilâli Ahdar Derneğini kurdular. Hilâl – ay , ahdar – yeşil anlamındadır. Hilâli Ahdar, daha sonra Yeşilay adını aldı. Yeşilay Derneğinin kuruluş tarihini içine alan 1 – 7 Mart arası ülkemizde Yeşilay Haftası olarak kutlanır. Yeşilay Haftasında alkollü içkilerin, uyuşturucuların topluma, aileye, bireye zararları anlatılır.   Uyuşturucu denilince esrar, afyon, kokain, LSD gibi uyuşturma özelliği olan maddeler akla gelir. Alkollü içkiler ise içildiğinde insanı sarhoş eden her tür içkilerdir. Alkollü içki veya uyuşturucu alanlar önce rahatlık, baş dönmesi duyar, sonra sarhoş olurlar. Sarhoşlar doğru düşünüp doğru karar veremezler. Kolay suç işlerler, içkili iken araç sürenler taşıt kazalarına neden olurlar.   Alkollü içkiler, uyuşturucular insanda zamanla alışkanlık yaratır. Alkol almayı alışkanlık haline getirenlere alkolik denir. Alkolikler kazançlarını içkiye verirler. Çevrelerini rahatsız ederler. Bu yüzden alkolikler toplum içinde sevilmezler, sayılmazlar. İçki ve uyuşturucu kullanımı aile düzenini bozar.   Uyuşturucu ve alkollü içkiler sağlığa da zararlıdır. Vücudumuzda önemli görevler yapan beyin, mide, kalp, akciğer gibi organlar içki ve uyuşturucudan etkilenir. Ülser, siroz, felç gibi hastalıkların nedeni uyuşturucu ve alkollü içkilerdir. Sigara: Toplumumuzda kullanımı yaygın olan bir keyif maddesidir.   Sigara iştahı keser, sindirimi güçleştirir, dişleri sarartır, ülsere sebep olur. Akciğerde bronşları doldurur, öks... Devamı

İLLERİMİZ NELERİ İLE MEŞHUR? 1

2011-02-26 10:51:00

İLLERİMİZ NELERİ İLE MEŞHUR? 1 ADANA Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı ADIYAMAN Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı AFYONKARAHİSAR Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları AĞRI Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları AKSARAY Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri AMASYA Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri ANKARA Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri ANTALYA Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Phaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri ARDAHAN Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü ARTVİN Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları AYDIN Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodi... Devamı

AVRUPA KITASININ İKLİM ÖZELLİKLERİ

2011-02-22 15:53:00

AVRUPA KITASININ İKLİM ÖZELLİKLERİ   Avrupa’nın büyük bir bölümü Okyanussal ve Karasal Ilıman İklim kuşaklarının etkisinde kalmakta, istisna olarak kuzeyde küçük bir kısmı soğuk iklim kuşağına (Subpolar - Tundra) ve güneyde Akdeniz kıyıları Subtropikal İklim’in etkisinde yer almaktadır. Avrupa büyük bir kara parçası olduğu için, üzerinde, denize olan uzaklık, yükseklik, enlem etkisi, dağların uzanışı ve bakı gibi nedenler yüzünden büyük iklim farkları gözlenmektedir.   Genel olarak Avrupa, batısındaki Atlas Okyanusu’nun etkisi altındadır. Yağışlar ve sıcaklık bakımından gayet önemli olan barometre depresyonları (gezici alçak basınçlar) buradan kaynaklanmaktadır. Bu enlemlerde hakim olan Batı Rüzgarları dağa sıralarının genellikle kıyıya paralel olmaması yüzünden, kıtanın iç kısımlarına doğru fazla sokulur. Okyanustan gelen bu hava yazın serin, kışın ılık ve her mevsim nemli bir özellik göstermektedir. Bununla beraber okyanusun etkisi doğuya gidildikçe azalır ve Batı Avrupa’nın çeşitli iklim şekillerine karşılık doğu ovalarında baştanbaşa şiddetli bir kontinental (sert karasal) iklim egemen durumdadır. Avrupa’nın güneyinde Akdeniz Bölgesi kendisini daha kuzeyindeki bölgelerden ayıran yüksek dağ sıraları yüzünden ayrı bir iklim sahası olarak karşımıza çıkmaktadır.   Kıtanın Sıcaklık Özellikleri   Temmuz Ayı İzotermleri: Temmuz izotermlerinin yer yer göze çarpan düzensizlikleri bir tarafa bırakılacak olursa, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzandıkları görülür. Buna bakarak, aynı paralel daire üzerinde bulunan noktalarda yazların batıda serin, doğuda daha sıcak olduğunu anlarız ki nedeni, okyanusa yakın olan yerlerin yazın daha a... Devamı

DÜNYANIN EN GENİŞ YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP ÜLKELERİ

2011-02-20 22:21:00

DÜNYANIN EN GENİŞ YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP ÜLKELERİ                               Ülke                     Büyüklük (milyon km²) Rusya                                 17.0 Kanada                              10.0 Çin                                       9.6 ABD                                    9.3 Brezilya                                8.5 Avustralya                            7.7 Hindistan                              3.3 Arjantin                    &n... Devamı

GEO 4 RAPORUNUN ÖZETİ: "ORTAK GELECEĞİMİZ TEHLİKEDE!"

2011-02-19 11:23:00

GEO 4 RAPORUNUN ÖZETİ: "ORTAK GELECEĞİMİZ TEHLİKEDE!"   Yukarıdaki haritada, 100 binden fazla nüfuslu şehirlerde ve ulusal başkentlerde, yıllık ortalama PM10 yoğunluğu, görülmektedir(1999). (PM10: Havadaki, madde parçacıkları ve kirliliği göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün kılavuzunda; yıllık ortalama, 20 µg/m3 öngörülmüştür.)   BM Küresel Çevre Tahmini 4(Global Environment Outlook 4; GEO4), "Bizim Ortak Geleceğimiz" adlı raporunu yayınladı. Bu rapor, Dünya Komisyonu'nun, "Çevre ve Gelişme" ile ilgili raporundan, 20 yıl sonra yayınlandı. Bu ufuk açıcı nitelikteki rapor; Birleşmiş Milletler Çevre Programı(UNEP)’in, "küresel çevre"nin durumunu ortaya koyan, amiral gemisi denilebilecek son raporudur. Bu rapor, küresel atmosferin, karaların, suyun, biyolojik çeşitliliğin, bugünkü durumunu değerlendiriyor; son 20 yıl içinde nelerin değiştiğini açıklıyor. Rapor, Dünya’yı baskı altına alan çevre sorunlarından bazılarının, üstesinden gelebilmek için hazırlanmıştır. Ve gerçek bir küresel sürece işaret etmektedir. İnsanlığı tehdit eden bu meydan okuyuşun ölçeği, oldukça büyüktür. ÇEVREMİZDEKİ TAHRİBAT: "ÇOK KÖTÜ İHMAL EDİLDİ" Bu bölümde, çevremizde oluşan tahribatın, gelişmeyi nasıl zorlaştırdığı; hem bugün, hem de yakın gelecekte insanoğlunu, nasıl tehdit ettiği incelenmektedir. 1987’deki Komisyon'u yönetmiş olan Norveç’in eski Cumhurbaşkanlarından Gro Harlem Brundtland, 1995’te şunları yazmıştı: "İnsanların acı çekmesi, kaynakların müsrifçe kullanımı ve çevresel bozulma yüzünden, ödenme... Devamı

ATATÜRK İLKELERİ

2011-04-28 23:18:00

ATATÜRK İLKELERİ   Cumhuriyetçilik ilkesi Tanımı : "Yönetim biçimi olarak millet egemenliğine dayalı, cumhuriyet rejimini öngörmek ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemektir. " Cumhuriyetçilik ilkesinin esasları Cumhuriyet; millet egemenliğine dayalı bir siyasi rejim yani Demokrasidir. Demokrasinin kul, mürit veya tebaa değil, birey ve vatandaş bilincinde olan, yasalar karşısında hak ve sorumluluklarını bilen bir insan tipi ile ayakta kalabilir.   Demokraside; devletin ve milletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuk kuralları çerçevesinde olur. Hiç kimsenin yasalara aykırı davranma ayrıcalığı yoktur. Demokraside, siyasi görüş sahibi olma, siyasi parti kurma ve periyodik olarak yapılan seçimlere katılma özgürlüğü vardır. Demokrasilerde seçme ve seçilme özgürlüğünün ayrım gözetilmeksizin herkese tanınır. Demokraside dil, din, mezhep, cinsiyet ve siyasal görüş farkı gözetilmeksizin herkes yasalar önünde eşittir. Cumhuriyetçiliğe candan bağlı bir birey; anayasa, yasa ve diğer hukuk kurallarına uyması gerekir. Anayasada belirtilen hukuk devleti, sosyal devlet, Atatürk milliyetçiliği, insan haklarına bağlı devlet gibi cumhuriyetin temel niteliklerini bir yaşam tarzı haline getirir. Milliyetçilik ilkesi Tanımı : " Kişinin içinde yaşadığı toplumu sevmesi, onunla gurur duyması, onun yükselmesi ve ilerlemesi için her türlü fedakarlığı yapmasıdır ." Milliyetçilik ilkesinin esasları Milleti oluşturan unsurlar; dil, kültür, ortak geçmiş ve birlikte yaşama azmidir. Atatürk milliyetçiliğinde ırk ve din, milleti oluşturan unsurlar arasında sayılmaz, sadece ortak kültürü şekillendiren unsu... Devamı

BOĞAZLARIN TARİHSEL GELİŞİMİ

2011-02-17 07:30:00

        BOĞAZLAR VE ÖNEMİ       Boğazlar çeşitli biçimlerde geçmişten günümüze Türk dış politikasını etkilemiştir. Boğazlar sorununun geçmişten günümüze incelendiği bu makalede Lozan Antlaşması’nın yanı sıra Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nden de söz edilmekte, özellikle ticaret gemilerinin zararsız geçiş hakkının İstanbul ve Boğazın çevresel güvenliği açısından sorun yarattığı üzerinde durulmakta ve çevresel güvenlik sorununun Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin revize edilmesi ya da yeniden yapılandırılması sorununu gündeme getirdiği vurgulanmakta ve bu konuda Türk bilim yaşamındaki tartışmalardan bir kesit sunulmaktadır. Boğazlar sorununun temelinde Türkiye’nin geçit yolları üzerindeki konumu yatmaktadır. Kara ve deniz geçit yollarındaki konumuyla Türkiye Boğazlar Sorunu ve diğer sorunlar bağlamında fazlasıyla etkilenmiştir ve hala etkilenmektedir. Bilindiği üzere Türk Dış Politikası’na Osmanlı İmparatorluğundan miras kalan başat öğelerden biri de coğrafi konumdur (Sander, 1987:205). Boğazlar sorununun iki antlaşma çerçevesinde inceleneceği bu makalede sorunun Türkiye’nin jeostratejik konumundan kaynaklanan olaylardan en başlıcalarından birini oluşturduğu üzerinde duruluyor. Lozan ve Montreux Sözleşmeleri öncesi tarihsel gelişim ve ilgili devletlerin dış politika yaklaşımlarıyla irdeleniyor. Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin 20 Temmuz 1996’da 60. yılını doldurduğu göze alındığında konunun önemini iyice vurgular niteliktedir.          1. Boğazlar Sorununun Tarihsel Gelişimi Boğazlar coğrafi açıdan iki kara parçası arasındaki dar su yolları olarak tanıml... Devamı

CBS: DÜNYAYI 3 BOYUTTA İNCELEMEK

2011-02-14 22:46:00

CBS: dünyayı 3 boyutta incelemek Tercüme eden: Emel Aktaş Resim alexsl / iStockphoto izniyle Depremler, küresel iklim ya da rüzgar çiftliklerinin yerleşimi, tüm bunlar – coğrafi bilgi sistemlerinin yardımıyla sınıfta dinamik bir şekilde incelenebilir. Joseph Kerski bunun nasıl yapılabileceğini tanımlıyor. 2500 yıldan uzun bir süredir insanlar coğrafyaya, gezegenimizle ilgili çalışmalara hayran kalmaktadır. Coğrafya aynı zamanda mekansal düşünmenin bilimidir – olguların uzayda birbirleri ile nasıl etkileşimde bulunduğunu ve değiştiğini yerel, bölgesel ve küresel ölçekte incelemektedir. Bugün, mekansal bilim özellikle önemlidir çünkü iklim değişikliği, biyo-çeşitlilik kaybı, sürdürülebilir tarım, su kalitesi ve miktarı, enerji ve doğal tehlikeler gibi konuların yalnız önemi artmamakta, aynı zamanda bu konular günlük yaşantımızı da etkilemektedir. Bu sorunlarla uğraşabilmek için küresel ölçekten yerel bir topluluk düzeyine kadar herhangi bir olguda tekrarlayan modelleri ve eğilimleri görmek zorundayız. Bu eğilimleri araştırmak için coğrafyacılar coğrafi bilgi sistemlerini (CBS) kullanmaktadır. Geleneksel haritalardan farklı olarak, CBS durağan, iki boyutlu nesnelerin ötesine geçmektedir: geleneksel haritalar yerine, bireysel haritalar işlenebilmekte, başka haritalar, grafikler, veritabanları ve çoklu ortamlarla birleştirilebilmektedir. CBS’deki C coğrafyayı – yani haritayı temsil etmektedir: 2 boyutlu (2D) ya da 3 boyutlu (3D) bir topoğrafya haritası, toprak pH derecesini, ekosistemleri ya da su havzalarını gösteren bir harita ya da uydu görüntüleri buna örnek olarak verilebilir. B haritanın ardındak... Devamı

İYİ TATİLLER

2011-01-30 09:28:00

  İYİ TATİLLER                       Acısıyla tatlısıyla koskoca bir dönem sona erdi ve 15 günlük bir tatile çıkıyoruz. İnşallah tüm öğretmen arkadaşlarımız ve öğrenci kardeşlerimizle birlikte bu 15 günlük tatil süresini en iyi şekilde değerlendirip 2.döneme sağlıklı,azimli ve istekli bir şekilde girebilmek ümidiyle İYİ TATİLLER. Devamı

İSTANBUL

2011-01-27 16:55:00

İSTANBUL   Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz. Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin sulieti baş döndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı... Devamı

HAYIRLI SENELER

2011-01-01 10:23:00
HAYIRLI SENELER |  görsel 1

2011 YILININ ÜLKEMİZ, TÜM ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIMIZ, ÖĞRENCİLERİMİZ VE TÜM ZİYARETÇİLERİMİZ İÇİN SAĞLIKLI,BAŞARILI,MUTLU,HUZURLU VE HAYIRLI BİR YIL OLMASINI DİLİYORUM. HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN. Devamı

YANARDAĞLAR

2010-12-31 07:22:00
YANARDAĞLAR |  görsel 1

YANARDAĞLAR Bir yanardağ (ya da volkan), magmanın (dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla ergimiş ya da erimiş kayalar), yeryuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. Güneş sisteminde bulunan kayalık gezegen ve aylarda (bazıları çok aktif olan) birçok yanardağ olmasına rağmen, bu olgu, en azından dünyada, genellikle tektonik plaka sınırlarında görülür. Ne var ki, sıcak nokta yanardağlarında önemli istisnalar vardır. Yanardağların araştırıldığı bilim dalına volkanoloji (volkanbilim) denir.           Endonezya'daki Java Adasında bulunan Mahameru Yanardağı. Yanardağ türleri Yanardağların sınıflandırılması, yanardağın şeklini etkileyen püskürtünün türüne göre yapılabilir. Eğer püsküren magma yüksek oranda (%65'ten fazla) silika içeriyorsa, lava "felsik" denir. Bu durumda lav çok ağdalıdır ve nispeten hızlı bir şekilde katılaşan bir kabarcık halinde yukarıya doğru itilir. Kaliforniya'daki Lassen Peak, ve Martinik'teki Mount Pelée buna örnektir. Bu tür yanardağlar, kolayca tıkandıkları için patlama eğilimi gösterirler. Öte yandan, eğer magma düşük oranlarda (%52'den az) silika içerirse, lava "mafik" adı verilir ve püskürürken çok akışkan hale gelir ve uzun mesafelerce akabilir. Mafik lav akışının iyi bir örneği, İzlanda'nın neredeyse coğrafî merkezindeki bir püskürme yarığının aşağı yukarı 8.000 yıl önce oluşturduğu Büyük Thjórsárhraun akıntısıdır. Bu lav akıntısı, 130 km ötedeki denize varıncaya kadar akmaya devam etmiş ve 800 km2'lik bir alanı kaplamıştır. Felsik ve mafik ... Devamı

TÜRKİYEDE SULAK ALANLAR

2010-12-25 11:28:00

 Sulak alanlar, yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemlerini oluşturmaktadır. Bu alanlar yöre insanlarına ve ülkenin geneline geniş yelpazede hizmet veren oldukça karmaşık doğal sistemlerdir ve yeryüzündeki başka hiçbir ekosistemle karşılaştırılmayacak ölçüde işlev ve değerlere sahiptir. 6000 yıl boyunca insan topluluklarının uygarlıklarını nehir vadileri ve taşkın düzlüklerinde kurmaları rastlantı değildir. Daha birçok sulak alan sistemi insan topluluklarını hayatta kalmaları ve gelişmeleri için kritik öneme sahip olmuşlardır. Sürekli gelişen teknoloji bize doğanın önemini unutturmuş gibi görünebilir. Ancak sürdürülebilir olmayan ve plansız bir şekilde yapılan alan kullanımlarından dolayı yaşanan çevre felaketleri (seller, fırtınalar, toprak kaymaları vb.) tersini göstermektedir. Asıl olan doğal ekosistemlerin desteğine hala ihtiyacımız olduğudur. Geçtiğimiz yıllarda sulak alan ekosistemlerinin değeri giderek anlaşılmaya başlanılmıştır. Dünya nüfusunun dörtte biri bugün suya çok güç koşullarda ulaşmaktadır. 2025 yılında dünyada her üç kişiden ikisi kuraklıkla karşı karşıya kalabilecektir. İklim değişikliğinin insanlar ve yaban hayatı üzerinde etkileri artıkça sulak alanların hızla değişen koşullara uyum yeteneği vazgeçilmez bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla da dünya çapında sulak alanlara ve onların işlevlerine verilen değer üzerine araştırmaların artması doğaldır.             Sulak Alanlar, tropik ormanlardan sonra biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemlerdir. Pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olan sulak alanlar, yalnız... Devamı

CUMHURİYETİMİZİN 80 YILLIK TARİHİNDE DEMİRYOLU POLİTİKALARI

2011-04-24 18:43:00

CUMHURİYETİMİZİN 80 YILLIK TARİHİNDE DEMİRYOLU POLİTİKALARI Cumhuriyet Dönemindeki özellikle demiryolunun altın çağı olarak nitelenen Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki demiryolu politikasını daha iyi anlamak açısından Cumhuriyet dönemi öncesinin değerlendirilmesinde yarar vardır. Çünkü geçmiş bilinmeden, bugün anlaşılamaz. Bu nedenle, ülkemiz demiryolu tarihi; Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet dönemi (1923-1950 Dönemi) ve 1950 sonrası dönem olarak üç başlık altında incelenmelidir. Bu dönemlerin belirgin özelliği; birincisinde demiryolu hatlarının büyük bölümünün yabancılara verilen imtiyazla yaptırılması, ikincisinde demiryolu ulaştırmasının altın çağı olması, üçüncüsünde ise demiryolu ulaştırmasının yok sayılması, ihmal edilmesidir. A. Cumhuriyet Öncesi Türk Demiryolu Tarihi, 1856 yılında başlar. İlk demiryolu hattı olan 130 km'lik İzmir - Aydın hattına ilk kazma bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla bu yılda vurulmuştu. Bu hattın seçimi nedensiz değildi. İzmir-Aydın yöresi diğer yörelere göre nüfus bakımından kalabalık, ticari potansiyeli yüksek, İngiliz pazarı olmaya elverişli etnik unsurların yaşadığı, İngiliz sanayisinin gereksinim duydugu ham maddeye kolay ulasilabilecek bir yöreydi. Ayrica Ortadoğu'nun kontrol altına alınarak Hindistan yollarının denetimi alınması bakımında da stratejik bir öneme sahipti. Osmanlı Devletinde demiryolu imtiyazi verilen İngiliz, Fransız ve Almanların ayrı ayrı etki alanları oluştu. Fransa; Kuzey Yunanistan, Batı ve Güney Anadolu ile Suriye'de, İngiltere; Romanya, Batı Anadolu, Irak ve Basra Körfezinde, Almanya; Trakya, İç Anadolu ve Mezopotamya'da etki alanları oluşturdu. Batılı sermayedarlar, sanayi devrimi ile çok önemli ve stratejik bir ul... Devamı

KAYAÇ DÖNGÜSÜ NEDİR?

2011-04-21 00:28:00

KAYAÇ DÖNGÜSÜ NEDİR? Yerkabuğunu oluşturan 3 temel kayaç türü vardır.Bunlar;magmatik kayaçlar,tortul kayaçlar ve başkalaşım kayaçlarıdır.Ancak bunlar,oluştukları günden bugüne kadar geçen zamanda birçok değişikliğe uğramışlardır. Yani her ne kadar bulundukları yerde hiç hareket etmeden dursalar da, her biri çok uzun yıllardır süren bir değişikliğin parçasıdırlar. Kyaçların oluştukları günden bu yana devam eden ve farklı tür kayaçların doğal yollarla birbirine dönüşmesini açıklayan bu sürece "kaya döngüsü" denir. Kaya döngüsünü devam ettiren şey ise doğal olaylardır. Şimdi gelelim bu serüvenin nasıl başlayıp ne şekilde devam ettiğine: Yeraltındaki magmanın soğumasıyla oluşan magmatik bir kayaçtan başlayalım. Bu kayacın yerkabuğundaki tektonik hareketler sonucu yeryüzüne çıktığını düşünelim. Yüzeye çıkan bu kayaç artık burada oluşan tüm koşullardan etkilenebilecek durumdadır. Bu etkileşim oldukça değişik yollarla oluşabilir. Erozyon, yağmur suyu ve rüzgar bunlardan birkaçıdır. Bu olayların sonucunda kayaç, fiziksel ve kimyasal olarak değişime uğrar ve taşınma sonucu bir yerde çökelir. Farklı yerlerden gelen tüm çökeller, yeni gelen çökellerin de etkisiyle sıkışarak zamanla kendi içinde kaynaşarak taşlaşır. Ve böylelikle tortul kayacımız oluşur. Oluşan bu yeni kayacımızın üzerine uzun bir süre daha yeni çökelimlerin devam edeceğini düşünelim. Zamanla üstündeki malzeme birikeceği için kayacımız basınca ve sıcaklığa daha fazla maruz kalacak demektir. Bu da tortul kayacımızın yapısında çok daha farklı değişimlere yol açacaktır. Basınc... Devamı

TUZ GÖLÜ ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ

2011-04-10 21:52:00

TUZ GÖLÜ ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ     İli : Ankara-Konya-Aksaray Nüfusu : 146.837 Alanı : 7414 km2         Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biri olan  Tuz Gölü ve çevresi 02.11.2000 tarih ve 24218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 14.09.2000 tarih ve 2000/1381 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilerek yürürlüğe girmiş, daha sonra    08.08.2002 tarih ve 24840 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4.07.2002 tarih ve 2002/4512 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi sınır değişikliği yapılarak son halini almıştır. 7.414 km2 büyüklüğündeki Bölge,  kendine özgü bir doğal yapısı ve tarihi değerlere sahiptir. Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi idari olarak Ankara, Konya ve Aksaray illeri sınırları içindedir   Tuz Gölü; İç Anadolu Bölgesi’nde, doğudan Kızılırmak Masifi, güneyden Obruk, batıdan Cihanbeyli ve kuzeyden Haymana platolarıyla çevrili çukur alanın kuzeydoğusundaki en alçak bölümünde yer almaktadır. Türkiye’nin Van Gölü’nden sonra ikinci büyük Gölü’dür. Kapalı bir havzada yer alan Tuz Gölü, jeolojik olarak tektonik kökenlidir. Büyüklüğüne karşın ülkemizin en sığ göllerindendir. Derinliği  bir çok yerde 0.5 metreden azdır. Suyun bol olduğu ilkbahar aylarında göl Göl alanı 164.200 hektara ulaşır. Dışarıya akıntısı olmayan bu g&... Devamı

ALTIN MADENCİLİĞİ VE HALK SAĞLIĞI

2011-04-06 22:12:00

ALTIN MADENCİLİĞİ VE HALK SAĞLIĞI Dünyanın hemen her yerinde altın işletmeciliğinin gerekliliği ya da sakıncaları tartışılıyor. Bu tartışmaların bir yanında işletmeye konu olan yörelerde yaşayanlar, bazı bilim insanları ve sivil toplum insanları; karşı yanında işletmeci şirketler, yine bazı bilim insanları, bazı siyasetçiler, bir çok medyacı, az da olsa bazı sivil toplum örgütleri yer alıyor. İşletmelerin çevre sorunları yaratma etkisi, dünya ekonomisinde altının bir meta olarak değeri, vb belitler bir yana bırakıldığında tartışmaların çoğun insan sağlığı, daha da doğrusu siyanürün zararları çevresinde geliştiği görülüyor. Bu, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de böyle.   Bir yandan, dikkatler siyanürün zehirleyici etkisine, çoğu zaman toplu kıyımlarda, toplu intiharlarda kullanılmış oluşunun toplumsal bellekte bıraktığı olumsuz izlenime de çağrışımlar yapılarak, çekiliyor; bu tür işletmelerde ne yazık ki sık sık ortaya kazalarla siyanürlü akışkanların çevreye yayılışı ile hayvan ve bitki topluluklarına verilen zararlar göz önünde yaşanıyor; siyanürün insan sağlığına kısa sürede ya da ağır ağır gelişen öldürücü etkisi tartışılıyor. Bir yandan da, zehirlenmelerle ölümler içinde siyanürün yok mertebesinde göründüğü istatistikler, siyanürün doğada hızla parçalanıyor oluşu, toplumsal yaşamımızda bir çok başka kaynaktan doğaya altın işletmecilerinin saldığından daha çok siyanür salınışı, vb olgular karşı belitler olarak ileri sürülüyor.   Oysa, siyanür bu tür işletmelerde kullanılan biricik kimyasal değil ve siyanürün yarattığı doğrudan etkileme riskinden daha önemli tehlikenin, siyanürle altın işle... Devamı

TÜRKİYE’DE TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER (KISACA)

2011-05-31 08:26:00

TÜRKİYE’DE TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER (KISACA) 1. Sulama: Türkiye tarımında en büyük sorun sulama sorunudur. Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz G.Doğu Anadolu Bölgesi iken , bu sorunun en az olduğu bölgemiz Karadeniz Bölgesidir. Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olmasından dolayı sulamada yeterince faydalanamıyoruz. Bunun için mutlaka akarsular üzerindeki baraj sayısı artırılmalıdır. Sulama Sorunu Çözüldüğünde; Üretim artar. Nadas olayı ortadan kalkar. Tarımda iklime bağlılık büyük oranda azalır. Üretimde süreklilik sağlanır. Üretim dalgalanmaları önlenir. Daha önce sebze tarımı yapılmayan bir yerde sebze tarımı da yapılmaya başlanır. Tarım ürün çeşidi artar. Köyden Kente göçler azalır. Yılda birden fazla ürün alınabilir. Bu konuda en şanslı bölgemiz Akdeniz, en şanssız bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesidir 2.Gübre Kullanımı: Tarımda sulama sorunu çözüldükten sonra üretimi daha da artırmak için gübre kullanımı artırılmalıdır. Ülkemizde hayvancılığın gelişmiş olması tabii gübre imkanını oluşturmaktadır. Ancak yurdumuzda tabii gübrenin yakacak olarak kullanılması bu olumlu durumu ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığı için ithal (Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerden) etmekteyiz. Bu da maliyeti artırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadır. Gübre ihtiyacı, tabii gübrenin yakacak olmaktan kurtarılması ve gübre fabrikalarının artırılması ile karşılanabilir. 3.Tohum Islahı: Sulama ve gübre sorunu çözüldükten sonra verimi daha da artırmak için kaliteli to... Devamı

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

2011-04-22 22:19:00

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI     Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Tarihçesi İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi.   Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler.   Ankara'nın o günkü şartları içinde Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.   23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişind... Devamı

DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLUDA TERÖRÜN NEDEN VE SONUÇLARI

2011-04-30 22:02:00

DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLUDA TERÖRÜN NEDEN VE SONUÇLARI DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİ’NDE TERÖRÜN NEDEN VE SONUÇLARI Mustafa Aksoy Marmara Üniversitesi ve Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Öğretim Üyesi-Sosyolog   Giriş   Türkiye’de kırsal kesimden kente yönelik bilinen nedenlerle olan göçlere, 1980 yılı sonrası (özellikle 1984 yılından itibaren) Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yasayan insanlarımızın can ve mal emniyetini tehdit eden bölücü örgütün teröründen kaynaklanan göçler eklenmiştir.   Ekonomik zorluklardan ya da kentin çekici yanlarından dolayı kırdan kente yönelik göçlerde var olan “umut”, “mutlu yarınlar” ve ailenin geride kalan bireyleri, dolayısıyla memleketle süre giden canlı ilişkiler, terör nedeniyle yaşanan göçlerde yerini umutsuzluğa,yarınların belirsizliğine ve memleketle temasların kesilmesine bırakmıştır. Top yekun, köyün, mezranın boşaltılması seklinde cereyan eden bu göçlerle ailelerin sosyal ve ekonomik düzenlerinin temeli olan topraklarıyla, is ve üretim kaynaklarıyla temasları büyük ölçüde kesilmiştir.   Oluşan bu yeni “tür” göç dalgasıyla birlikte, bir yandan göç veren şehirlerin, bir yandan da ve ağırlıklı olarak göç alan şehirlerin günlük hayat akısında bir çok alanda komplikasyonlar doğmuş; bu komplikasyonların kimi zaman kasıtlı olarak, abartılan veya tahrif edilen noktaları oluşmuştur.   En basta göçün yoğunluğu ve yönü üzerinde kamusal makamların bile uzlaşamadığı tartışmalar yaşanmış... Devamı

TÜRKİYE’DE ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ-SERACILIK

2011-05-03 00:09:00

TÜRKİYE’DE ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ-SERACILIK 1)ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ İklime bağlı olmadan,ekolojik koşulların kısmen veya tamamen kontrol altına alındığı sistemlere Örtüaltı sistemeleri,bu sistemler içinde yapılan yetiştiriciliği de ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ adı verilir. Birim alandan yüksek verim alınmasını sağlayarak küçük alanların marjinal şekilde değerlendirilmesine olanak veren örtüaltı yetiştiriciliği,aynı zamanda yıl içerisinde düzenli bir iş gücü kullanımı sağlaması nedeniyle de ülkemizdeki en önemli tarımsal faaliyetlerden birisi haline gelmiştir. Örtüaltı ve turfanda sebzeciliği birbirinden farklıdır.Turfanda sebzecilik,iklime bağlı kalınarak veya kısmen kontrol altına alınarak özellikle mikroklimaya sahip bölgelerden yararlanarak pazara erken veya geç dönemde ürün çıkarıldığı yetiştiriciliktir. Örtüaltı yetiştiriciliğinde ise ortamdaki klima özellikleri kısmen veya tamamen kontrol altına alınarak pazara ürün çıkarmak dönemini ayarlayabilmektir.        Ülkemiz seracılığında,tek ürün ve çift ürün yetiştiriciliği olmak üzere iki tip yetiştiricilik yapılmaktadır.Tek ürün yetiştiriciliği genelliklecam seralarda yapılıp yılda tek ürün alınırken,çift ürün yetiştiriciliği de plastik seralarda yapılıp ilk ürün sonbahar yetiştiriciliğinde,ikinci ürünse ilkbahar yetiştiriciliğinde alınmaktadır.Son zamanlarda teknolojik gelişmeler,ilerleyen yetiştirme teknikleri,tohumculuk dünyasındaki gelişmelerle birlikte yeni çeşitlerin de devreye girmesiyle desen zenginliği artmıştır. Dar bir zaman kalıbı içine sığdırılan tohum ekimi-fide dikimi daha geniş bir zaman dilimine yayılmıştır. Böylelikle se... Devamı

GÜMRÜK BİRLİĞİNİN İŞLEYİŞİ İÇİN KURUMSAL MEKANİZMALAR

2011-05-07 08:10:00

GÜMRÜK BİRLİĞİNİN İŞLEYİŞİ İÇİN KURUMSAL MEKANİZMALAR   Türkiye, bir tam üye olmaksızın Avrupa Birliği ile bir Gümrük Birliği kuran tek ülke olduğundan, Gümrük Birliği’nin işleyişle ilgili prosedürleri ve kararları belirleyecek yeni bir kurumsal işbirliği modeli geliştirilmesi gerekliydi. Tam üye olmaması nedeniyle, Türkiye, politik ve teknik düzeyde, Gümrük Birliği ile doğrudan ilgili konularda karar alma sürecine katılma imkanına sahip değildir. Ancak, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği’ni tamamlamak ve Avrupa Birliği ile Türkiye arasında ilave bağlantılar olarak hizmet etmek üzere, Ortaklık Konseyi Kararı çerçevesinde özel kurumsal komiteler kurulmuştur. Bu kurumsal organlar, bazı alanlarda taraflar arasında müzakereler öngörmekte ve, Türkiye’nin intibak edebilmesi için, Gümrük Birliği’nin işleyişiyle ilgili mevzuat değişiklikleri konusunda Türkiye’ye bilgi vermektedirler. Kabul edilen kurumsal düzenlemeler arasında, Gümrük Birliği Ortak Komitesi ile Ortak Danışma Komitesi , en etkili ve önemli iki organ olarak değerlendirilebilir.   Gümrük Birliği Ortak Komitesi   Gümrük Birliği Ortak Komitesi, Türkiye’nin, Komisyon’un ve üye devletlerin temsilcilerinden oluşur. Ayda en az bir defa toplanır ve Gümrük Birliği’nin işleyişiyle bağlantılı tüm konuları ele alır. Genel olarak, Ortaklık Konseyi için tavsiyeler oluşturmak amacıyla görüş ve bilgi alışverişinde bulunur. Ayrıca, Gümrük Birliği’nin düzgün işlemesini sağlar ve Karar’ın uygulanması konusunda danışmalar için bir araç olarak hizmet eder.   Ortak Danışma Komitesi   Ortak Danışma Komitesi, onsekizi Avrupa Birli... Devamı

POVELLİT

2011-05-05 09:00:00

POVELLİT       Kimyasal Bileşimi, Ca (Mo, W)O4 Kristal Sistemi, Tetragonal Kristal Biçimi, Piramidal kristalli; ince levhamsı, masif Sertlik, 3.5 - 4 Özgül Ağırlık, 4.23 - 4.26 Dilinim, {112} belirsiz Renk ve Şeffaflık, Saman sarısı, yeşilimsi sarı, kahverengi, gri, mavi; şeffaf Parlaklık, Yağımsı Ayırıcı Özellikleri, Rengi, parlaklığı ve şekli Bulunuşu, Oksidasyon zonunda oluşan ikincil bir mineraldir.   www.mta.gov.tr ... Devamı

SÖLESTİN

2011-05-12 23:43:00

SÖLESTİN       Kimyasal Bileşimi, SrSO4 Kristal Sistemi, Ortorombik Kristal Biçimi, Levhamsı veya prizmatik kristalli, bazen lifsi veya tanesel Sertlik, 3 - 3.5 Özgül Ağırlık, 3.97 Dilinim, {001} mükemmel Renk ve Şeffaflık, Renksiz-mavimsi beyaz, beyaz, mavi, bazen kırmızımsı; şeffaf-yarı şeffaf Çizgi Rengi, Beyaz Parlaklık, Camsı Ayırıcı Özellikleri, Yüksek özgül ağırlığı, dilinimi, rengi Bulunuşu, Yaygın olarak sedimanter kayalarda özellikle dolomitlerde boşlukların çeperlerinde, anhidrit ile birlikte evaporit çökellerde, hidrotermal damarlarda, nadiren bazik magmatik kayalarda olusur. Barit, jips, halit, anhidrit, kalsit, dolomit ve fluorit ile birlikte bulunur.   www.mta.gov.tr ... Devamı

AVRUPA’DA MADENLER VE SANAYİ

2011-05-15 00:09:00

AVRUPA’DA MADENLER VE SANAYİ   1850 yılında Avrupa'nın toplam nüfusu 266 milyon iken, 1950 yılında 549'a ve 1990 yılında da 722 milyona yükselmiştir. 2000 yılında kıtanın nüfusu Rusya ile birlikte 760 milyonu aşmakta ve dünya nüfusunun 1/9 kadarını oluşturmaktadır. Fakat kıtadaki düşük nüfus artış hızına bağlı olarak Avrupa'nın, dünya nüfusundaki payı gittikçe azalmaktadır. Örneğin 1850 yılında dünya nüfusunun % 23'ünü Avrupa oluştururken. 1960'ta bu oran % 20'ye ve 1990 yılında da % 14'e kadar azalmış­tır. Önümüzdeki 20 - 30 yıl içinde Avrupa kıtasının dünya nüfusundaki payının % 10'un da altına düşmesine kesin gözüyle bakılmaktadır.   Avrupa Kıtasında nüfusun büyük bölümü şehirlerde yaşamaktadır. Londra, Paris, Madrid, Berlin, Roma, Viyana. Budapeşte, Münih, Hamburg Avrupa'nın olduğu kadar dünyanın da tarihi eserlerinin yer aldığı metropollere örnektirler. Avrupa'da nüfus artış hızı çok yavaştır. Bazı ülkelerde nüfus azalması vardır. Yaşlı insanların sayısı gittikçe artmaktadır. Yaklaşık 50 milyon Avrupalı özel­likle Amerika ve Okyanusya'ya göç etmiştir. Batı Avrupa ve İskandinavya ülkelerinde kişi başına düşen milli gelir fazladır; bu nedenle halkın satın alma gücü ve hayat standardı yüksektir.    Avrupa, sanayileşmiş bir toplumun gereksinimlerinden ikisine (kömür ve demir cevheri) bol miktarda sahip olduğu için şanslıdır. Buna karşın, Batı Avrupa geleneksel olarak doğalgaz ve petro­lün düzensiz dağılımına bağımlı kalmıştır. Ancak, bu durum Kuzey Buz Denizi petrol ve doğalgaz rezervlerinin gelişmesiyle değişmektedir. Kıtanın tepelik ve dağlık kesimlerinin aldığı düzenli yağışlar iyi b... Devamı

AVRUPA KITASINDA DİL,DİN VE ETNİK YAPI

2011-03-16 05:34:00

AVRUPA KITASINDA DİL,DİN VE ETNİK YAPI Avrupa'daki belli başlı milletler şunlardır: Germen-Normanlar (Almanlar, İngilizler, Hollan­dalılar, İsveçliler ve Norveçliler), Latinler (Fransızlar, İtalyanlar, Romenler, Portekizliler ve İspan­yollar), Slavlar (Çekler, Slovaklar, Sırplar, Hırvatlar, Ruslar, Makedonlar, Beyaz Ruslar, Bulgarlar ve Polonyalılar) ve Ural-Altay grubundakiler (Türkler, Macarlar, Finliler, Estonyalılar) bulunur. Laponlar ise İskandinavya Yarımadası'nın kuzeyinde yaşayan yerlilerdir.   Avrupa'da dört ana dil grubu konuşulur. Bunlar: Latin dilleri, Germen dilleri, Ural-Altay dil­leri ve Slav dilleridir. Latin dil grubundan olan Fransızca, İspanyolca, İtalyanca Akdeniz bölgesinde konuşulan ana dil grubudur. Bunların dışında Romence ve Portekizce de bu dil grubunda yer alır. Kuzey Avrupa'da konuşulan diller Almanca, yani Germen kökenlidir (Hollandaca, İsveççe, Norveççe, İzlandaca, Danca). İngilizce ise Germen grubuna ait olup, Fransızca, Latince ve diğer dillerden alınan kelimelerin değişik telaffuzu ile ortaya çıkmıştır.   Avrupa Kıtası'nda yaygın olan Slav dilleri ise Orta ve Doğu Avrupa'da hakimdir. Rusça, Bulgarca, Lehçe, Slovakça. Makedonca ve Sırpça bu dil grubu içindedir. Ural - Altay dil grubunda yer alan Türkçe, Fince ve Macarca diğer dil gruplarına göre daha az yaygınlık gösterir.   Avrupa'da dinsel yaygınlık olarak Hıristiyanlık hâkimdir. Bu dinin farklı mezhepleri vardır. Bu mezhepler şunlardır: Ortodoks, Katolik ve Protestan. Katoliklik mezhebi: İtalya, İspanya, Porte­kiz. Fransa ve Macaristan'da etkilidir. Ortodokslar; Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Sırbis­tan'da yaygındır. Protestanlar ise Birleşik Krallık, Kuzey Almanya, Hollanda ve Kuzey Avrupa ül­kelerinde çoğunluktadır. İsl&ac... Devamı

AVRUPA’NIN SİYASİ COĞRAFYASI

2011-05-17 06:55:00

AVRUPA’NIN SİYASİ COĞRAFYASI          Avrupa fiziksel, ekonomik, tarihsel, siyasal ve toplumsal yapı açısından çok karmaşık ve çeşitlidir. Tarih açısından Avrupa, görece büyüklüğünü ve nüfusunu çok gerilere dayandırmaktadır. Dünyanın birçok toplumsal akımı , ekonomik sistemleri ve siyasal düşünceleri Avrupa’da başlamıştır. Ancak, kıta 20. yy.’da bazı geri kalmışlıkların acısını çekti. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Avrupa ülkeleri ekonomik ve siyasal açıdan büyük ölçüde zayıfladı. Üstelik –soğuk savaş- döneminin başlamasıyla birlikte Avrupa, Sovyet bloğu içinde yer alan ülkeler ve ABD ile bağlantısı olanlar arasında ikiye bölündü. İkinci öbekte olanlar Marshall Planı çerçevesi içinde bol bol ekonomik yardım aldılar ve bunların çoğu Kuzey Atlantik Paktı Örgütü’ne (NATO;1949’da kuruldu) girdiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın dünya gücü statüsünü zayıflatan başka bir neden de İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve daha sonra Portekiz’in sömürge topraklarını yitirmesiydi.            Bazı sömürgeci Avrupa uluslarının kaynaklarını yitirmelerinden doğan siyasal ve ekonomik güçsüzlükleri ortadan kaldırmak amacıyla ekonomik birleşme kavramının tohumları atıldı. Avrupa Ekonomik Topluluğu (Ortak Pazar) 1958’de Batı Avrupa’da kuruldu. Amaç tüm gümrük duvarlarını kaldırarak kaynakları, üretimi ve işgücünü bir tek büyük pazara akıtmak, yani genel anlamda bir Avrupa birliğinin temellerini atmaktı. On yıllık dönemler halinde yavaş ... Devamı

YANARDAĞ DAVRANIŞLARI

2011-05-23 10:18:00

                      YANARDAĞ DAVRANIŞLARI Yanardağların püskürmeleri ve volkanik etkinlikler farklılık gösterir: 1-Nuees ardentes-Kızgın bulutlar   ("kor halindeki kızgın çığ"), 600 °C sıcaklıktaki kül, toz ve gaz karışımından oluşan bulutlardır. Bunlar, 10 km uzaklığındaki mesafelere 100 km/saat'lik hızlarla akabilirler.   2-Volkan külleri   En fazla yayılan malzeme olup, tarım alanlarını kaplayabilir veya örtebilir, mahsulleri tahrip edebilir, şebekeleri ve makineleri tıkayabilir, mekanik aksamlarda ileri derecede yıpranmaya yol açabilir, hayvanların boğulmasına yüksek olmayan ve düz çatılarda aşırı yüklere neden olabilir. 3-Lav akıntıları    Volkanizmanın en tipik göstergeleridir. Bazalt bileşimindeki lavlar 1m/gün'den 3 m/saniye'ye kadar değişen hızlarla akabilirler, ancak bunların insan yaşamını tehdit etme derecesi düşüktür. Lav akıntıları kaynağa yakın kesimlerde en yüksek hıza sahiptir ve kaynaktan olan uzaklık arttıkça, zeminle ve atmosferle olan temasları nedeniyle hızları azalır. Soğuma akıntının katılaşmasına neden olabilir ve akıntı katılaşan malzemenin oluşturduğu kanalın içinde akmaya devam edebilir. Daha geniş ve yönlenmiş şekilde olan ve havada asılı konumdaki kaya tozları ile gazlardan oluşan akıntılar kül akıntısı veya piroklastik akıntı olarak adlandırılırlar. Bunlar, 200 -1000 km/saat bir hızla akabilirler. Volkanik patlamalardan kaynaklanan hava kirlenmesi ve bununla ilgili riskler kül yayılımıyla sınırlı kılınamaz (örneğin, volkan küllerinin M.S. 79'da Pompei'deki kumsalda yaşayanların ölümüne neden olduğu düşünülmektedir). Büyük patla... Devamı

KARADENİZ BÖLGESİ

2010-12-19 10:20:00

Karadeniz Bölgesi Bölge adını komşu olduğu Karadeniz’den almıştır. Bölgenin tümü doğal, ekonomik ve beşeri özellikler bakımından benzer özellikler gösterir. Ancak yer şekilleri, iklim, tarım, yerleşme ve ekonomik etkinliklere bağlı olarak 3 bölüme ayrılmıştır. Bunlar Batı, Orta ve Doğu Karadeniz’dir. Yer şekilleri Dağlar : Batı Karadeniz’de birbirine paralel 3 sıra halinde uzanan dağlar, Orta Karadeniz’de kıyıdan uzaklaşıp, tek sıra halinde uzanır. Ortalama yükselti azalmıştır. Doğu Karadeniz’de ise dağlar iki sıra halinde uzanır. Bölgenin en yüksek dağları bu bölümdedir. Dağ sıraları arasında batı-doğu yönlü uzanan çöküntü ovaları ile Çoruh-Kelkit, Gökırmak ve Devres vadiler yer alır. Ovalar : Bölgenin en geniş kıyı ovaları Çarşamba ve Bafra delta ovalarıdır. İç kesimlerde Suluova, Taşova, Turhal, Merzifon, Tosya, Boyabat gibi çöküntü ovaları yer alır. Bu çöküntü ovaları Türkiye’nin en aktif deprem bölgeleridir. Akarsular ve Göller Akarsular : Yenice, Bartın, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh bölgenin önemli akarsularıdır. Yatak eğimleri fazla, rejimleri düzensiz akarsulardır. Kar erimelerine bağlı olarak ilkbahar aylarında akım yüksektir. Göller : Bölgede buzul gölleri ve heyelan set gölleri fazladır. Özellikle Doğu Karadeniz Dağları’nda buzul etkisiyle oluşmuş buzul gölleri yaygındır. Sera Tortum, Borabay, Abant ve Yedigöller başlıca heyelan set gölleridir. Ayrıca bölgede çok sayıda baraj gölü bulunmaktadır. İklim Bölgenin kıyı şeridinde her mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçen Karadeniz iklimi etkilidir. Bu iklimi etkileri Orta Karadeniz’de yer şekillerine bağlı o... Devamı

AB-ENERJİ SUNUMU GÜVENLİĞİ

2011-05-11 10:59:00

AB enerji kaynakları bakımından fakir değildir. 1992 Körfez savaşı gibi bazı olaylar, Topluluk'un enerji sisteminin sağlam olduğunu ve küçük krizler ve dış etkenlere bağlı sorunlar ile başa çıkabildiğini göstermiştir. Bununla beraber, tüketilen enerjinin yarısı üçüncü ülkelerden ithal edilmektedir. AB enerji politikasının hedeflerinden biri, arzın kesintiye uğramasını önlemektir. En çok ithal edilen enerji kaynağı petroldür. AB'de tüketilen petrolün %78'i ithalat yoluyla karşılanır. Bunu, %36 ile doğal gaz ve %32 ile diğer yakıtlar takip eder. Avrupa'nın enerji tüketimi arttıkça bu bağımlılık da artacaktır. AB enerji sunumu güvenliğini nasıl sağlayacaktır? Bir yaklaşım, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek olmuştur. Kullanılan enerji kaynakları ne kadar çeşitli olursa, AB o kadar daha az bağımlı olacaktır. Şimdi, AB yeni enerji kaynakları geliştirmekte, hidroelektrik enerji, güneş ve rüzgar enerjileri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmektedir. Yine arz güvenliğini sağlamak amacıyla, Topluluk, Avrupa Enerji Şartı gibi bazı anlaşmalar yaparak üçüncü ülkeler ile uluslararası enerji işbirliğini güçlendirmiştir. Dış bağlantılar geliştirilmesi ve sürdürülmesi, sunum güvenliğinde bir başka temel unsurdur. Trans-Avrupa Şebekeleri bu amaçla kurulmuştur. Ancak, enerji taleplerini azaltmak hâlâ önemlidir. AB, rasyonel enerji kullanımını ve bir enerji tasarrufu kültürünün gelişmesini teşvik etmiştir. Sunum güvenliğine yönelik AB girişimleri özellikle dikkat çekicidir. Avrupa Enerji Şartı: uluslararası işbirliği için büyük bir girişim Avrupa Enerji Şartı, 1991 yılında Lahey'de imzalanmış olup 38 ülke ve AB tarafından onaylanmıştır... Devamı