VAN KEDİSİ

2011-01-13 07:04:00

VAN KEDİSİ Evcil hayvanların herbirisinin ayrı bir özelliği vardır. Çağlar boyunca, insanların dikkatini üzerine toplamış kedilerden bugün, ipeksi beyaz kürkü, değişik gözleri, mükemmel avcılığı ve suda oynamayı sevmesiyle en fazla ilgi görenlerden biride Van Kedisi’dir.   Bugünkü modern evcil kedilerin, ilkel formlarının fosillerini 12 milyon yıl önce görebilmekteyiz. Kediler evcilleştirme işlemini ise M.Ö. 3000 yılların da Mısırlılar tarafından yapılmış olabileceği belirtilmektedir. Evcilleştirilen kediler Mısırlılar tarafından kutsal sayılmış ve kediye bir tanrıça gibi tapınılmıştır. Evcilleştirme işleminin çeşitli zaman ve yerlerde olabileceğine ait tartışmalar varsa da kesin olarak bilinen, Asya halkının da evcilleştirme işlemine el atmış olmasıdır. Öte yandan bazı kaynaklar kedilerin M.Ö. 1900 yıllarında yarı evcilleştiğini ileri sürmektedir.   Kedi etcil bir hayvandır. Genelleştirme yapılırsa hayvansal proteinlerle beslenir. Keskin duyu organlarının varlığı, karanlıkta bile çok iyi görülebilen gözleri, sivri pençeleri, keskin dişleri, kıvrak vücudu, ayak parmaklarının üzerinde sessizce yürümesi onu iyi bir avcı yapmıştır. Göz ve burun etrafında hassas kılların bulunuşu da avcı özelliğini kuvvetlendirmektedir.   Kürk kılları ilkbahar ve sonbaharda dökülen kedilerin, yüz kasları herhangi bir olay karşısında hayvanın yüz ifadesini belirtecek bir şekil alır. Kas ve iskelet sistemini mükemmel bir şekilde koordineli kontrol edebileceklerinden, hangi pozisyonda yukardan aşağıya bırakılsın daima ayakları üzerine yere düşer.   Büyük beyin (Cerebrum)in alanının genişliği, kedilerin zekasının bir göstergesidir. Ayrıca beyinciğin (Cerebellum) gelişmiş olması da kedilerin aktivitesindeki koordinas... Devamı

CİLO DAĞI

2011-01-10 07:17:00

CİLO DAĞI     Diğer adlar Buzul Dağı Konum Hakkari Koordinatlar   Sıradağ Toros Dağları Yükseklik 4136 m   Cilo Dağı, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Hakkari Bölümü'nde dağ kütlesidir. Günümüzde Türkiye'de buzulların en çok geliştiği bölge olan (Türkiye'nin en uzun buzulu Uludoruk Buzulu'nun uzunluğu 4 km'dir.) Cilo Dağları, Türkiye'nin ikinci yüksek doruğu olan Reşko'yu (4135 m) taşır. Yaklaşık 30 km boyunca uzanır. Güneydoğu Toroslar'ın Türkiye sınırları içindeki en doğu uzantısı olan Hakkari dağlarına bağlıdır. http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

PANAMA KANALI

2011-01-09 08:25:00

PANAMA KANALI:       Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu'nu birbirine bağlar.      Dağ üzerindeki bir nehir vasıtasıyla 2 okyanusu birbirine bağlayan bir kanaldır. (Atlantik Okyanusu ile Pasifik Okyanusu)      Gemi önce birinci havuza girer. Okyanus tarafındaki kapak kapanır, gölün suyu bu havuzu doldururken yükselir. Havuzun nehir tarafındaki kapak açılır ve gemi nehirden sonraki diğer havuzları da geçip diğer okyanusa iner.       Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur. Gemicilik üzerindeki etkileri ise, Güney Amerika kıtasının en güney ucu olan Horn Burnu'ndan dolaşma külfetini ortadan kaldırmış olması nedeniyle çok önemlidir.        Panama'da bir kanal inşa etme fikri 1500'lü yıllara kadar giderse de, ilk ciddi çalışmalar, Fransızların öncülüğünde 1880'de başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914'te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarıhumma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.     Bugün New York'tan San Francisco'ya giden bir geminin, Panama kanalını kullanarak 9.500 km yol yapması, Horn Burnu'nun dolaşılmasını zorunlu kılan eski günlerdeki 22.500 km yola oranla büyük bir kolaylıktır.     Açılışından 2002 yılına dek, yaklaşık 800.000 geminin geçtiği tahmin edilen Panama Kanalı'ndan her yıl 14... Devamı

AVRUPA’NIN COĞRAFİ KONUMU VE GENEL ÖZELLİKLERİ

2011-01-08 08:50:00

AVRUPA’NIN COĞRAFİ KONUMU VE GENEL ÖZELLİKLERİ Yüzölçümü bakımından Okyanusya’dan sonra en küçük kıta olan Avrupa, Eski Dünya kara kütlesinin (Avrasya), kuzeybatısında Asya’dan yarımada şeklinde ayrılan küçük bir kısmıdır. Aslında Asya ile Avrupa kıtaları bir bütünsellik gösterir ve Avrasya adım taşımaktadır. Kuzeyde Kuzey Buz Denizi, batıda Atlas Okyanusu ve güneyde Akdeniz ile çevrilen olan kıta, Afrika’ya çok yaklaşır. Örneğin bu uzaklıklar, Cebelitarık Boğazı’nda 14 km, Sicilya Boğazı’nda ise 140 km kadardır. Güneydoğuda ise, Ege Denizi, Marmara ve İstanbul - Çanakkale boğazları ile Asya Kıtası ve Ortadoğu topraklarından ayrılır. Doğuda, Asya Kıtası ile olan sının kesinlik taşımasa da Ural Dağları ile Ural Nehri’nin bu iki kıta arasında doğal bir sınır oluşturdukları kabul edilmektedir. Güneydoğuda ise Kafkas Dağları’nın su bölüm çizgisinin Asya ile Avrupa arasında ikinci bir doğal sınır oluşturduğu varsayılmaktadır. Ural Dağları ile Hazar Denizi arasındaki sınır ya Ural nehri, ya da bunun daha doğusundaki Emba Nehri’ni takip etmektedir. Hazar Denizi ile Karadeniz arasında ise üç ayrı sınır çizgisi kullanılabilir: Birisi en kuzeyde Hazar ve Azak denizleri arasındaki Kuma Maniç Vadi Çukurluğu; ikincisi.güneyde Kafkas Dağları’nın su bölümü çizgisi; nihayet üçüncüsü, Rusya ile İran ve Türkiye arasındaki siyasi sınırdır. Bu değişken sınırlar sonucunda, bazı coğrafyacılar Azerbaycan, Ermenistan ye Gürcistan’ı Avrupa kıtasına dahil etmektedir bazıları, bu ülkeleri Asya topraklarında varsaymaktadır. Avrupa’nın doğu sınırlarından hiç birisi kesin sınır karakteri taşımamakla birlikte, günümüzde bu sınır, genellikl... Devamı

PARALEL EVRENLER

2011-01-23 10:30:00

Görülebilir evrenin ötesinde, bu evrene paralel başka evrenler de varmı dır? Mistikler ve filozoflar böyle olduğunu öne sürüyorlar.Bilim adamları ise yakın zamanlara değin böyle bir şeyin olanaksız olduğunu düşünüyorlardı.Fakat bugün fizikçiler paralel evrenlerin olabileceğini matematiksel olarak ortaya koyabiliyorlar.Aşağıda ”üçüncü bir boyutta dizilmiş iki boyutlu evrensel düzlemler” görülmektedir. PARALEL EVRENLER kavramı, bugün bilimsel terimlerle açıkça bir şekilde tartışılabilmektedir.Bilim adamları içinde bulunduğumuz evrenin varlığını bir takım neden sonuç bağıntılarıyla açıklayabiliyorlar.Aslında bu açıklama, üç boyutlu uzayın tümüyle onun yapısını oluşturan fizik nesnelerden ibaret olduğu esasına dayanır.Bu yaklaşım biçimi ilk bakışta, evrenin var olan her şey demek olacağı anlamına gelebilir.Fakat iki önemli nokta var.Birincisi, bilim adamlarının evren açıklamaları, birtakım soyut kavramları(güzellik ve sevgi gibi) açıklamaktan kaçınır.Oysa her ne kadar fizik bir evrende yaşıyorsak da, bu tür soyut kavramlar bu fizik evren içerisinde önemli bir yer tutarlar.İkinci olarak da bilimin tüm yaklaşımları ve bu konuya ilişkin kabülleri kesinlikle üç boyut ile sınırlanmıştır. 3 koordinat belirtilmelidir İkinci nokta, paralel evrenler tartışmasının odak noktasını oluşturuyor.Evrenimiz üç boyutlu bir mekandır.Herhangi bir nesnenin konumunu kavrayabilmek için öncelikle onun üç koordinatını belirlememiz gerekir.Bunun en somut örneği havacılıkta görülür.Bir uçağın pilotu, yerdeki hava trafik kontrolörüne havadaki konumunu bildirmek için 3 rakam vermek zorundadır: Bu değerler uçağın havada bulunduğu yerin e... Devamı

DÜNYAMIZA EN YAKIN 40 YILDIZ

2011-01-07 07:17:00

DÜNYAMIZA EN YAKIN 40 YILDIZ Sıra-Yıldızın Adı Görünür Parlaklık Mutlak Parlaklık Uzaklık (Işıkyılı) 0  Güneş -26.7 4.85 500 sn. 1 Alfa Centauri -0.1 4.8 4.3 2 Bernard'ın Yıldızı 9.5 13.2 6.0 3 Wolf 359 13.5 16.7 7.5 4 BD+36°2147 7.5 10.5 8.1 5 Luyten 726-8 12.5 15.4 8.5 6 Sirius -1.5 1.4 8.6 7 Ross 154 10.6 13.3 9.5 8 Ross 248 12.3 14.8 10.2 9 epsilon Eridani 3.7 6.1 10.7 10 Ross 128 11.1 13.5 10.7 11 Luyten 789-6 12.2 14.6 11.1 12 61 Cygni 5.2 7.5 11.2 13 Epsilon Indi 4.7 7.0 11.3 14 Tau Ceti 3.5 5.9 11.4 15 Procyon 0.4 2.7 11.4 16 Sigma 2398 8.9 11.2 11.6 17 BD+43°44 8.1 10.4 11.7 18 CD-36°15693 7.4 9.6 11.9 19 G51-15 14.8 17.0 12.3 20 L725-32 11.5 13.6 12.3 21 BD+5°1668 9.8 12.0 12.6 22 CD-39°14192 6.7 8.8 12.7 23 Kapteyn'in Yıldızı 8.8 10.8 12.8 24 Kruger 60 9.7 11.7 13.4 25 Ross 614 11.3 13.3 13.7 26 BD12°4523 10.0 11.9 13.9 27 Wolf 424 13.2 15.0 14.1 28 Van Maanen'in Yıldızı 12.4 14.2 14.5 29 CD-37°15492 8.6 10.4 14.7 30 Luyten 1159-16 12.3 14.0 15.0 31 BD+50°1725 6.6 8.3 15.0 32 CD-46°11540 9.4 11.1 15.2 33 CD-49°13515 8.7 10.4 15.3 34 CD-44°11909 11.2 12.8 15.3 35 BD+68°946 9.1 10.8 15.4 36 G158-27 13.7 15.5 15.5 37 G208-44/45 13.4 15.0 15.5 38 BD-15°6290 10.2 11.8 15.6 39 40 Eridani 4.4 6.0 15.7 40 L154-141 11.4 12.6 15.8   http://www.trplatform.org/cografya/   ... Devamı

ALİ KUŞÇU

2011-01-06 07:12:00

    Ali Kuşçu  - (25.10.1473)   Türk astronomu.Semerkant’ta doğdu. Babası Türkistan ve Maveraünnehir emîri Uluğ Beyin doğancıbaşısı Muhammed. Kuşçu adının buradan geldiği söylenir. İlk öğrenimini Semerkant'ta yaptı. Sonra, Bursalı Kadızade Rumî'den ve Uluğ Beyin kendisinden matematik ve astronomi okudu. Semerkant'tan Kirman'a giderek öğrenimini tamamladı. Uluğ Beyin kurduğu rasathaneye müdür oldu (1421) ve onun Zîc (yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren cetvel) adlı eserine yardım etti. Gürganî tahtında oturan Uluğ Bey, oğlu Abdüllâtif'in ihaneti sonucu öldürülünce (1450), Semerkant medreselerindeki derslerine son verdi ve Hacca gitmek üzere Tebriz'e geldi (1449). Tebriz'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine çok itibar etti ve yanında alıkoydu. Bir ara, Osmanlılarla barış konuşmalarını yürütmek üzere elçi olarak Ali Kuşçu'yu Mehmed II'ye (Fatih) yolladı. Ünlü bilgine hayran olan Mehmed II, kendisinden İstanbul'da kalmasını rica etti. Ali Kuşçu, bu daveti ancak elçilik görevini bitirdikten sonra gerçekleştirebileceğini bildirdi: Tebriz'e döndü, bir süre sonra bütün ailesini alarak İstanbul'a geldi. Osmanlı-Akkoyunlu sınırında Mehmed II'nin emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 1474 yılında öldü. ESERLERİ Çalışmaları iki yönde gelişmişti: kelâm ve dilbilgisi, riyaziye ve heyet (matematik ve astronomi). Kelâm, dilbilgisi ve Nâsırıüddin-i Tusî'nin Tecrid-ül-Kelam (Sözün Tecridi) adlı kitabına ve kadı. Adudüddin'in Risale-i Adüdiye'sine (Adudüddin'in... Devamı

MEMLEKETİM:SAKARYA

2011-01-05 07:20:00

   Sakarya Tarihi Sakarya ilinin bilinen târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu bölgeyi sınırları içinde bulundurmuşlardır. Hitit Devleti iç karışıklıklar ve bölünmeler neticesi yıkılınca, bu bölge Friglerin eline geçti. Dış güçlerin tahrikiyle iç karışıklıklar ve bölünmelerden sonra yıkılan Friglerin yerine bölgeye Lidyalılar hâkim oldular. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yenerek Anadolu’nun mühim kısmını işgal ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender, Pers Devletini yenerek İran’ı ele geçirdi. İskender’in ölümü üzerine bu bölge, halefleri arasında ihtilaf konusu oldu. Bitinya Krallığı, Makedonya Krallığına karşı İskender’in ölümünden sonra iç bağımsızlığını ilânetti ve bu bölgeye hâkim oldu. M.Ö. 1. asırda Romaimparatorluğu, Bitinya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi alarak kendi topraklarına kattı. M.S. 365’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu’nun diğer kısımları gibi Bitinya bölgesi de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Altıncı asırda Justinianus, Bitinya bölgesine önem verdi. İslâm orduları, zaman zaman ve bilhassa İstanbul’un fethi için, bölgeden geçerken buraları fethetmişlerse de, uzun müddet kalmadılar. Ayrıca Sâsâniler de zaman zaman bölgeye akınlar yaptılar.  1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Türk ordusu, bütün Anadolu gibi Sakarya bölgesini de fethetti. İznik başşehir yapılarak, Büyük Selçuklu Devletine bağlı Türkiye S... Devamı

ANTALYA

2011-01-12 07:16:00

GENEL BİLGİLER Yüzölçümü: 20.815 km² Nüfus: 1.132.211 İl Trafik No: 07 Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır. Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. İLÇELER: Antalya ilinin ilçeleri; Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik'tir. Akseki: Alanya'dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir. Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, "KARDELEN ÇİÇEĞİ' nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların... Devamı

TÜRKİYEDE BOR MİNRELLERİNİN ÇOK OLMASININ NEDENİ

2011-01-04 07:19:00

Anadolu'da Tetis Denizinin kapanması yaklaşık 14 Milyon yıl önce tamamlanarak Anadolu kara haline dönüştü.   Daha sonra Üst Miyosen -Pliyosen denilen, günümüzden yaklaşık 9-2 Milyon yılları arasındaki dönemde, Anadolu'nun orta kesiminde boylu boyunca sığ göller oluştu.   Özellikle volkanizmanın etkin olduğu yerlerde hem çevredeki kraterlerden patlayan tüfler yer yer bu göllerde birikti, hem de göllerin tabanlarında çatlaklar boyunca yükselen bor mineralleri yönünden zengin sıvılar göl tabanlarında buharlaşma sonucu tabakalar halinde birikti.   Endüstriyel minerallerce zengin bu çökellere "evaporatik çökeller" adını veriyoruz.   ALINTIDIR. ... Devamı

ENERJİ TASARRUFU HAFTASI

2011-01-11 07:07:00

ENERJİ TASARRUFU HAFTASI (11-18 OCAK)   Enerjinin insan hareketinde, insanın günlük yaşantısında çok büyük bir yer tuttuğu muhakkaktır. Bu önemli ihtiyacın bilinçsiz kullanılması, insan geleceğine bir çok olumsuz etkiyi de beraberinde getirecektir. Enerjinin gereği kadar ve bilinçli olarak kullanılmasını sağlamak için her yıl 11 – 18 Ocak tarihleri arasında Enerji Tasarrufu Haftası kutlanır.   Hafta içinde, bütün yurtta enerji tasarrufu ile ilgili toplantı ve açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda enerji tasarrufunu işleyen programlar yayınlanır. Okullarımızda enerjide tutumlu olmanın önemi anlatılır. Alınması gereken önlemler belirtilir. Öğrenciler arasında enerji tutumu ile ilgili afiş, karikatür, resim ve kompozisyon yarışmaları düzenlenir. Bu yarışmalarda derece alanlara ödülleri dağıtılır. Bu çalışmaların amacı, enerjinin iyi kullanımını sağlamaktır.   Günümüzde enerjinin önemi gittikçe artıyor. Enerji iş görebilme, iş yapabilme gücüdür. İki tür enerji vardır. Durum enerjisi ve Hareket Enerjisi. Durum enerjisi cisimlerin durumu nedeniyle sahip olduğu enerjidir. Cismin hareketi sırasında oluşan enerjiye de hareket enerjisi denir.   Evde, işyerinde, toplum yaşamının her alanında makineler kullanılır. Makineler insanların işlerini kolaylaştırır. Az emekle kısa sürede büyük işler görülmesini sağlar.   Evimizdeki buzdolabı, elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi annemizin işlerini kolaylaştırır. Traktör çiftçilerin az zamanda çok iş yapmalarını sağlar. Kullandığımız araç ve gereçlerin, giyeceklerimizin çoğu fabrikalarda, makinelerle üretilir. Bütün makineler enerji ile çalışır. Makinelerden d&... Devamı

VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI

2011-01-02 08:26:00

VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI (OCAK AYI’NIN İLK HAFTASI)   İnsanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri de veremdir. Verem hastalığına halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz denir. Bulaşıcı bir hastalık olan verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Onun için verem mikrobuna Koch Basili denir.   Bu mikrop insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Çabuk fark edilip önlem alınmazsa vücudu kemirir, zayıflatır. Ölüme neden olur.   Mikroplar hangi organa yerleşirse hastalık o organın adı ile anılır. Akciğer veremi, kemik veremi, gırtlak veremi, deri veremi, ilik veremi.. gibi.   Verem, insandan insana, hayvandan insana geçer. En yaygın olanı akciğer veremidir. Tıp bilimi ilerledikçe verem mikrobunu yok edici ilaçlar yapıldı. İnsanları bu hastalıktan korumak için aşılar bulundu. Verem aşısına B.C.G. aşısı denir.   Verem aşısı ülkemizde ilk kez 22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlanmıştır. Bu aşıyı sağlık kuruluşlarında bütün insanlar ücretsiz olarak yaptırabilir. Zaman zaman kent, kasaba ve köylerde B.C.G. aşı kampanyaları açılır, aşı yapılır. Bu aşı okullarda öğrencilere de uygulanır.   B.C.G. aşısı yapıldığında verem mikropları vücudumuza girse de bizi hasta etmezler. Son yıllarda verem hastalığı ile yapılan savaş başarıya ulaşmış, hastalık önemli ölçüde azalmıştır.   Yurdumuzda veremle savaşmak, kişilerin vereme yakalanmasını önlemek, hasta olanları sağlığa kavuşturmak amacı ile Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur..verem Savaş Dernekleri; halkı verem tehlikesine karşı uyarır. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir.   Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde... Devamı

SICAK KUŞAK İKLİMLERİ

2011-01-03 07:13:00

A.Ekvatoral İklim * Ekvator'un iki tarafında 10° enlemleri arasında, Okyanus Adalarında, Amozon Havsında ve Kongo Havzasında görülür. * Her mevsim yağışlıdır. * Yıllık sıcaklık ortalaması 25°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı çok azdır. * Yıllık ortalama yağış 2000-2500 mm dir. * 1000 m altında yerleşik hayat yoktur.1500 m den sonra sıcaklık düşer, yerleşik hayat görülür. * Bitki örtüsü geniş yapraklı ekvatoral ormanlardır. B.Savan İklimi * Yazları yağışlı tropikal iklimdir. * Ekvatoral iklimin iki tarafında yaklaşık 10 - 20° enlemleri arasında görülür. * Yıllık sıcaklık ortalaması 22 - 23°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı 4-54°C dir. * Yıllık ortalama yağış 1000-1500 mm dir. * Bitki örtüsü savandır. C.Muson İklimi * Görüldüğü yerler:Hindistan,Pakistan,Bangladeş,Tayland,Vietna m,Çin,Japonya,Birmanya * Kışları kurak,yazları yağışlıdır. * Yıllık ortalama yağış 1000 mm dir. * Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C civarındadır. * Yıllık sıcaklık farkı 10°C dir. * Bitki örtüsü tropikal ormanlardır. Devamı

PAFTA BÖLÜMLENDİRİLMESİ

2010-12-30 07:23:00

1/2500 Ölçekli Haritalar Yönetmeliğine Göre Pafta Bölümleme Bu sistemde, 1/5000 ölçekli paftalar temel pafta olarak alınır ve paftanın güney-batı köşesinin koordinatları ile pafta adlandırılır. Paftanın güney-batı köşesinin koordinatları 1000’e bölünür ve elde edilen rakamlar ard arda yazılarak pafta numarası elde edilir. İlçenin gelişme alanı da dahil belediye genel sınırının yaklaşık ortasında bulunan bir nirengi noktasının koordinatları Y = 50 000 m, X = 50 000 m olarak seçilir ve 60 cm x 80 cm boyutlarında olan bir 1/5000 ölçekli pafta, krokinin ölçeği göz önünde bulundurularak, paftanın uzun kenarı Y ekseni (doğu-batı) yönünde olacak şekilde yerleştirilir. (Şekil 1)   Şekil 1- 1/2500 ölçekli haritalar yönetmeliğine göre pafta bölümleme   Bu yöntemde bir normal paftanın kuzey-güney yönündeki kenarı 60 cm ve doğu-batı yönündeki kenarı 80 cm’dir. 1/5000 ölçekli bir normal pafta arazide 3 km x 4 km’lik bir alanı kaplamaktadır. Örneğin, 1/50 000 ölçekli bir genel sınır krokisi üzerinde bir normal paftanın boyutları, 60 mm x 80 mm’dir. 1/5000 ölçekli pafta dört eşit parçaya bölünerek 1/2500 ölçekli paftalar elde edilir ve bu paftalar kuzey-batıdan başlanarak saat ibresi yönünde, I, II, III ve IV rakamları ile gösterilir. Bir 1/2500 ölçekli paftanın numarası, 1/5000 ölçekli pafta numarasının arkasına konulacak (-) işaretinden sonra yazılarak oluşturulur. (Şekil 2). Şekil 2- 1/2500 ölçekli paftanın elde edilmesi ve numaralandırılması Bu yönteme göre 1/2000 ölçekli paftalar bir standart pafta olarak ele alınmamış ve 60 cm x 80 cm’lik n... Devamı

MADENLER VE ENERJİ KAYNAKLARI

2010-12-29 07:17:00

MADENCİLİK ve ENERJİ KAYNAKLARI   A. MADENCİLİK   Yerkabuğunun farklı derinliklerinden çıkarılan, ekonomik değer taşıyan mineral ve elementlere maden denir. Türkiye’de madencilik faaliyetleri 1935 yılında kurulan M.T.A. ile özel sektör tarafından yürütülmektedir.   Türkiye’de çıkarılan önemli madenler   En zengin demir yataklarımız, Divriği (Sivas), Hekimhan ve Hasançelebi (Malatya), Edremit (Balıkesir), Dikili ve Torbalı (İzmir) ve Simav (Kütahya) çevresinde bulunmaktadır. Ereğli, Karabük ve İskenderun’da demir - çelik fabrikaları bulunmaktadır.   Bakır: Ülkemizin en zengin madenlerinden biri olan bakır yatakları, çoğu kez kurşun ve çinko ile birlikte bulunur. En önemli bakır yataklarımız Karadeniz Bölgesi’nde bulunur. Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu), Çayeli (Rize) ve Köprübaşı (Giresun) bu bölgedeki başlıca yataklardandır. Ayrıca Maden (Elazığ) ve Ergani (Diyarbakır)'de de bakır yatakları mevcuttur.   Krom: Paslanmayan ve çok sert bir maden olduğundan, madeni eşya yapımında ve kaplamasında kullanılır. Krom yatakları altı ana bölgede toplanmıştır.          Fethiye, Köyceğiz, Denizli          Alacakaya (Guleman) (Elazığ)          Bursa, Eskişehir          Adana, Kayseri, Mersin          İskenderun, Kahraman Maraş, İslahiye          Kopdağı (Doğu Anadolu) Krom madeni Antalya ve Guleman’daki ferro-krom tesislerinde işlenmektedir.   Boksit: Alüminyumun hammaddesi olan boksit çok hafif olduğundan u&... Devamı

SINAV KAYGISI VE SINAV KAYGISINI YENME YÖNTEMLERİ

2010-12-26 10:25:00

Kaygı Nedir? Fiziksel ve duygusal baskı altındayken kendi düşüncelerimiz sonucunda ürettiğimiz olumsuz duygular kaygıyı oluşturur. Sınav kaygısı sınavla ilgili endişe ve umutsuzluk duygularıyla dile getirilir. Sınav Kaygısının Nedenleri Öğrencilerin çoğu sınavı kişiliklerini ölçen bir test olarak algılar. Üniversite sınavı kesinlikle kişilik testi değil, bir bilgi sınavıdır. Sınavda başarısız olma düşüncesinin bir tehdit gibi algılanması, kaygı düzeyini artırır. Sınavla ilgili olumsuz düşünceler, öğrencinin kendine güvenini azaltır. Başarısızlıklar abartılır, başarılar küçümsenir. Başarı durumu sürekli başkalarıyla karşılaştırılır. Aşırı genellemeler yapılır, başarı görülmez. Duygusal davranılır. Belirli düzeyde başarı zorunluluk olarak görülür. Aile ve arkadaş grubunun beklenti ve baskıları öğrenciyi bunaltır. Öğrenci, meslek seçimi aşamasında kendi hedeflerini beklentilerden ayırt edebilirse, sağlam bir geleceğe adım atmış olur. Öğrencinin kişilik yapısı kendi başına kaygıya yol açan bir etkendir. Rekabetçi, mükemmeliyetçi ve kontrolü elinde tutmak isteyen bir yapı kaygıya eğilimlidir. Kaygı ve Öğrenme Yoğun kaygı yaşayan genç, öğrenmede başarı gösteremez. Çalışmak için gerekli enerjiyi kaygıyla tüketir ve gerçek performansının altında bir başarı gösterir. Buna rağmen belirli düzeyde yaşanan kaygı çalışmayı bozmayacak seviyede tutulabilirse öğrenciyi çalışmaya ve başarıya yöneltebilir. Düşünce ve davranış boyutunda yoğun yaşanan kaygı, öğrencinin dikkatini çalıştığı konuya vermesini engeller; öğrenmeyi güçleştirir. Olumlu kaygı düzeyi her öğrenci için farklıdır. Önem... Devamı

DÜNYANIN EN UZUN KÖPRÜLERİ

2010-12-24 07:03:00

İsim                                     Yer                                  Uzunluk (m) Akashi Kaikyo Hyogo,    Japonya                             1,990 Storebælt                         Danimarka                        1,624 Humber Hull                   İngiltere                              1,410 Jiangyin Yangtze            Çin                                      1,385 Tsing Ma Bridge            Hong Kong                         1,377 Verrazano-Narrows      New York Körfezi         &nb... Devamı

COĞRAFYA NEDİR? NE DEĞİLDİR?

2010-12-22 06:53:00

Coğrafya, istatistik bilgiler ve kuru bilgiler yığını değildir. Akarsuların uzunlukları, dağların yükseklikleri, ülkelerin yüz ölçümü, nüfusu, coğrafî bölgelerin nüfusları, yüz ölçümleri, buralardan sağlanan tarım­sal ürünlerin miktarı, bu miktarın Türkiye ekonomisindeki % oranı, bölgelerdeki büyük ve küçük baş hayvan sayıları, kentlerin son nüfus sayımındaki nüfusun miktarı gibi istatistik bilgiler kısa zamanda unutulabilir. Bunların bazıları ise zamanla değişen değerlerdir. Öğrenilmesinin insanlara bir şey kazandırmadığı bu kuru bilgilerle, bir sonuca varılması mümkün değildir. Gerektiği zaman istatistik bültenlerinden ve atlaslardan bulunabilen bu ve ben­zeri bilgilerin Coğrafya gibi gösterilmesi Coğrafyaya yapılan kötülüklerin en büyüğüdür. Coğrafya "en"ler bilimi de değildir. Dünya'nın en uzun akarsuyu, en yüksek dağı, Avrupa'nın en geniş ülkesi, en kalabalık kenti, Asya'nın en geniş gölü, en fakir ülkesi gibi bilgilerin yığını da Coğrafya değildir. Coğrafî bilgiler içerisinde yeri geldikçe ve nedenleriyle birlikte bu değerler de zaman zaman verilebilir, hattâ bazen örnek olarak verilmelidir de. Örneğin, coğrafî bilgiler arasında Türkiye'nin en soğuk ve en sıcak yerlerinin nereleri olduğu ve bunların nedeninin bilinmesi yararlıdır. Sanayinin en çok gelişmiş ve en az gelişmiş yörelerinin nereler olduğu ve bunun nedenleri de bilinmelidir. Ancak bunları çoğaltarak bilgileri büyük ölçüde "en”lere dayandırmak, Coğrafyayı sevimsiz hâle getirmektir. Coğrafya, Dünya'ya ya da onun bir kıt' asına, bir ülkesine ait beşerî ve fizikî bilgilerin sıralanarak ö... Devamı

HARİTA NASIL KULLANILIR?

2010-12-20 07:10:00

HARİTA NASIL KULLANILIR?              Yola çıkmadan önce haritanı önüne koy, incele… Başlangıç noktası olarak bir yol kavşağı gibi bildiğin  bir noktayı seç. Daha sonra varacağın ilk noktayı belirle. Örneğin çir tepe. Son olarak da seni varış noktasına götürecek bir rota çiz. Doğa yürüyüşü ne kadar zaman alacak? Gideceğin '- yerin uzaklığını ölçmek için ince bir sicim al. Yürüyeceğin uzaklığı bu sicimle ölç. Sicimi haritandaki uzaklık cetveli üzerine koy ve harita ölçeğinden yararlanarak uzaklığı hesapla. Sonra bu uzaklığı yürümenin ne kadar zaman alacağını bul.   Açık çukur, maden işaret konturu Orta kontur Kesme Güç hattı, enerji hattı Telefon hattı vb. Demiryolu Sert yüzeyli yollar Düzgün yol Köprü Yaya köprüsü Binalar Okul, cami, mezarlık Ahır vb. Fabrika Dereler Su kuyusu Kaynak Göl Bataklık Bozuk yol Patika   Harita sembollerini öğrenebilmek için önce bu sayfalardaki sembolleri iyice çalış. Daha sonra önüne  topografik bir harita koy ve haritadaki sembolleri bulup anlamaya gayret et. Siyah ile basılmış her şey insan yapısı, insan eseridir, yollar, demiryolları, köprüler, binalar, sınırlar, isimler. Siyah çizgiler yollardır. Sert yüzeyli yollar iki siyah çizgi arasında kırmızı ile gösterilir. Siyah dörtgenler binalardır. Mavi renk suyun göstergesidir. Dere, göl, çay, nehir, hep mavi ile gösterilir. Yeş... Devamı

ZEUGMA PROJESİ

2010-12-28 07:19:00

ZEUGMA PROJESİ Geçit Yeriydi Zeugma... Büyük İskender'in generallerinden Selevkes Nikator, kurduğu kente kendi adıyla Fırat'ın adını birleştirip üzerine bir köprü kurdurmuştu. Zeugma'nın yazgısı hep köprü olmaktı... Fırat'ın renkli taşlarından yapılmış gösterişli mozaikleri, freskleri, heykelleri, mimarisiyle kültür ve sanata da köprüydü. Dionysos, Euphrates, Okeanos, Psikhe, Poseidon mitolojinin derinliklerinden çıkıp, zengin Roma villalarının tabanlarının, duvarlarının incelikli süsleri olmuşlardı. Fırat'ın bereketinin peşinde kente yerleşen Helenlerin, Romalıların Bizansların ayak izlerini gizlemeyi sürdüren Zeugma, Antakya'dan Çin'e uzanan İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olarak ticaretin, haberleşmenin yazışma ağının köprüsüydü. Bugün ise arkeologlar Fırat'a daha azını vermek üzere Zeugma'nın koynundan çıkarttıkları ile Mezopotamya'nın en görkemli şehirlerinden birini 21. Yüzyıla taşıyorlar, dünyaya kazandırıyorlar. Ve Zeugma hep köprü olmayı sürdürüyor....    Zeugma Kurtarma Projesi Haziran 2000'den bu yana Zeugma'da dünyanın en iddialı kazı, kurtarma çalışmalarından biri yapılmaktadır.* Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan, yüzün üzerinde uzmanın bir araya geldiği çok uluslu bir ekip, 24 saat aralıksız Zeugma'nın eski sahiplerinin günlük yaşamlarının daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışıyorlar. Kazılar dikkatli ve stratejik bir planlama çerçevesinde yürütülüyor. Üç bölgeye ayrılan kazı alanının A ve B bölgeleri, Birecik Baraj Gölü'nün tamamlanması ve su tutmaya başlaması nedeniyle acil kazı gerektiren bölgele... Devamı

TAVUK VE TAVUKÇULUK

2010-12-17 09:38:00

Yeryüzünde 600 000 civarında hayvan türü bulunmakta olup, bunların yaklaşık 10 000’ i kuşlara (aves) aittir. Tavuklar kuşlar içerisinde, sayısal olarak, belki de en kalabalık gurubu oluştururlar. Kesin bir sayı verilmemekle beraber, Dünyada yıllık tavuk üretiminin 8-9 milyardan az olmadığı bilinmektedir. Zooolojik sınıflamada tavuklar “phasianidae” (sülünler) familyasının gallus cinsine dahildirler ve evcil tavuklar “gallus domesticus” olarak adlandırırlar. Tavukların evcilleştirilmesi, insanlığın göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri ilk zamanlara kadar uzanır. Bunun kesin olarak ne zaman gerçekleştiği bilinmemekle beraber koyunların evcileştirildiği ve toprağın işlenmeye başlandığı tarihlere rastladığı sanılmaktadır ki, bu da en azından M.Ö. 2000 yıllarına kadar gitmektedir. Tavuklar eski Mısırda da bilinmekte olup, bu devirde tavukçulukta önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Örneğin, Firavunlar zamanında fırına benzer yerlerde yapay olarak civciv çıkartılmaktaydı. Çok eskiden kullanılan bu fırınların bazı benzerlerinden Mısır’da halen yaralanılmaktadır. Tavukçuluk, tavuk ve tavuk ürünlerinin üretimi ile ilgili prensip ve uygulamaları araştıran bir bilim kolu olup, ıslah, kuluçka, barındırma, yemleme, hastalıklar, tavukçuluk ürünlerinin değerlendirilmesi, korunması, pazarlaması, çiftlik yönetimi gibi çeşitli konuları içerir. Tavukçuluk, hayvancılığın ana kollarından birisi olarak tarımsala faaliyetler içerisinde yer alır. Bununla beraber, her düzeyde teknik eleman yetiştirilmesi konusunda eğitim sektörüyle; yem bakımından karma yem endüstrisiyle; aşı ve ilaç sağlama yönünden ilaç sanayi ile; pazarlama işlevlerinde ticaret sektörü ile; kuluçka ve ana makinal... Devamı

AB-ENERJİ SUNUMU GÜVENLİĞİ

2010-12-12 10:09:00

AB enerji kaynakları bakımından fakir değildir. 1992 Körfez savaşı gibi bazı olaylar, Topluluk'un enerji sisteminin sağlam olduğunu ve küçük krizler ve dış etkenlere bağlı sorunlar ile başa çıkabildiğini göstermiştir. Bununla beraber, tüketilen enerjinin yarısı üçüncü ülkelerden ithal edilmektedir. AB enerji politikasının hedeflerinden biri, arzın kesintiye uğramasını önlemektir. En çok ithal edilen enerji kaynağı petroldür. AB'de tüketilen petrolün %78'i ithalat yoluyla karşılanır. Bunu, %36 ile doğal gaz ve %32 ile diğer yakıtlar takip eder. Avrupa'nın enerji tüketimi arttıkça bu bağımlılık da artacaktır. AB enerji sunumu güvenliğini nasıl sağlayacaktır? Bir yaklaşım, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek olmuştur. Kullanılan enerji kaynakları ne kadar çeşitli olursa, AB o kadar daha az bağımlı olacaktır. Şimdi, AB yeni enerji kaynakları geliştirmekte, hidroelektrik enerji, güneş ve rüzgar enerjileri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmektedir. Yine arz güvenliğini sağlamak amacıyla, Topluluk, Avrupa Enerji Şartı gibi bazı anlaşmalar yaparak üçüncü ülkeler ile uluslararası enerji işbirliğini güçlendirmiştir. Dış bağlantılar geliştirilmesi ve sürdürülmesi, sunum güvenliğinde bir başka temel unsurdur. Trans-Avrupa Şebekeleri bu amaçla kurulmuştur. Ancak, enerji taleplerini azaltmak hâlâ önemlidir. AB, rasyonel enerji kullanımını ve bir enerji tasarrufu kültürünün gelişmesini teşvik etmiştir. Sunum güvenliğine yönelik AB girişimleri özellikle dikkat çekicidir. Avrupa Enerji Şartı: uluslararası işbirliği için büyük bir girişim Avrupa Enerji Şartı, 1991 yılında Lahey'de imzalanmış olup 38 ülke ve AB tarafından onaylanmıştır... Devamı

GEBEREOTU (KAPARİ)

2010-12-09 07:12:00

Yurdumuzda Akdeniz ikliminin hakim olduğu Batı Anadolu illeri başta olmak üzere, Orta Anadolu’da Tokat ve civarında,Doğu Karadeniz ve Güneydoğu illerinde doğal olarak yetişen GEBEREOTU(Capparis sp);çalımsı yapıda dik ve yatık olarak büyüyen dikenli bir bitkidir.Fosfor,potasyum ve kalsiyumca zengin kalkerli ve killi toprakları seven ve güneşten hoşlanan bir bitki olması nedeniyle, güneye bakan yamaçlarda kendiliğinden yetişir ve iyi gelişir. Capparaceae familyasından olan gebereotunun Capparis spinosa ve C. Ovata olmak üzere iki türü mevcuttur. GEBEREOTUNUN YETİŞTİRİLMESİ: Doğada kendiliğinden yetişmekte olan gebereotunun üretimi genellikle tohumla olmaktadır. Tohumlar, ağustos ve eylül aylarında karpuzcuk şeklinde olan meyvelerden elde edilir. Karpuzcukların içindeki mercimekten küçük olgun kahverengi tohumlar, suyla yıkanıp güneşte kurutulur.(Yapılan bir araştırmada anaçlıklarda toplanan tohumların bindane ağırlığı 9.20 g.olarak bulunmuştur.) Daha sonra bu tohumlar, ince elekten elenmiş eşit orandaki yanmış koyun gübresi, orman toprağı ve yıkanmış dere kumundan oluşan harçla hazırlanan fide yastığına Mart ayı sonunda ekilir. Fidelik,topraktan 10-15 cm yüksekte düz hazırlanacağı gibi, 15-20 cm mesafeli ve 10 cm derin-likte karıklar açılarak da hazırlanabilir. Karık şeklinde hazırlanan fidelikte tohumlar karık sır-tına ekilir ve su karık içine verilir.Yabancı ot ve mantari hastalıklardan korunmak için fidelik harcı fümige edilmelidir.1 m2 fideliğe 6-9 g. Tohum ekiminden sonra fidelik düzenli olarak süzgeçle sulanmalı ve üzeri gerektiğinde plastik örtü ile örtülmelidir.Tohumlar normal şartlarda 25-30 günde çimlenir.Çıkıştan sonra yaz boyunca ot alımı, sulama ve ilaçlama düzenli olarak yapılmalıdır. Fideler,sü... Devamı

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

2010-12-13 07:05:00

    Atatürk Milliyetçiliği, 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde ve Atatürk İlkelerinde de belirtilmiş olan, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin,ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik gibi değerlere dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır.   Fransız İhtilali'ni takip eden yüzyıl boyunca Avrupa'da imparatorluklar bir bir bölünmüş yada yıkılmış yerlerine ardı sıra milli devletler kurulmuştu. Osmanlı Devleti de bundan nasibini almış, Balkan devletleri isyanlar çıkararak bağımsız yeni milli devletler haline gelmişti. Batılı devletlerin baskısıyla Osmanlı Devleti karşısında savaşta mağlup olduğu zamanlarda bile topraklarını genişleten Yunanistan, Sevr Anlaşması sonrasında bu sefer de 1915 yılında Anadolu'nun işgaline başlamıştı.   Osmanlı aydınları Tanzimattan sonra Osmanlı milliyetçiliğini savundular, bazıları ümmetçiliğe yöneldi ancak aynı ümmetten olan Arap kavimleri de dış kışkırtmaların da etkisiyle Osmanlı Devleti'nden ve birbirlerinden bağımsız devletlere bölündüler. Dünya Türkçülüğü'nü savunan Turancılık fikri de İttihat ve Terakki partisi mensuplarınca benimsenmiş milliyetçilik akımlarından biriydi. Enver Paşa bu hayal ile Tacikistan’da öldü.   Atatürk bu akımlardan hiçbirine değer vermedi ve daha sonradan 1982 Anayasası'nda Atatürk Milliyetçiliği olarak isimlendirilen Atatürkçü Milliyetçi görüşü ortaya koydu.   Atatürk'ün Milliyetçilik ile İlgili Sözleri   Aslen, Atatürk milliyetçiliği diye bir kavram çıkış noktası itibari ile yoktur. Bu kavram, 1982 anayasasında ortaya atılmış ve ırkçılık fikri ile karıştırılmasını engellemek için tasarlanmıştır. Atatürk'&... Devamı

BULUŞLAR TARİHİ

2010-12-08 07:07:00

BULUŞLAR TARİHİ Günümüzde kullandığımız pek çok şey insanoğlunun merakları ve araştırmalarının sonucu bulunmuştur. İşte bazı buluşlar;   MÖ 4241 - Tarihlenebilen ilk yıl. Bu, Mısırlıların takvimi yapmalarıyla mümkün oldu. MÖ 3200 - Mezopotamyalı Sümerler yazıyı kullanan ve tekerleğin resmini çizen ilk halk oldu. MÖ 3000 - Babilliler ilk toplama makinesi olan abaküsü icat etti. MÖ 1300 - Suriyeliler kendi alfabelerini geliştirdi. MÖ 700 - Lidya’da (bugünkü Türkiye’de) malların alım satımı için ilk kez para kullanıldı. MÖ 287 - Kaldıraç ve vida kullanarak pek çok değerli mekanik aygıt icat eden Arkhimedes doğdu. MÖ 10 - Romalı mimar Vitruvius bir vinç tasarladı. MS 999 - Bir keşiş tarafından mekanik saat icat edildi MS 1000 - Çinliler havai fişek yapmak ve işaret göndermek için barut kullandı. MS 1045 - Çin’de Pi Cheng portatif matbaa harflerini icat etti. MS 1280 - İlk gözlük İtalya’da yapıldı. MS 1450 - Johannes Gutenberg’in baskı makineleri kitap üretiminde çığır açtı. Bunun sonucunda yeni icatlar hakkındaki bilgilerin yayılması hızlandı. MS 1569 - Flaman haritacı Mercator, yeni bir harita yapma yöntemi geliştirdi. MS 1592 - Galileo, cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop yaptı. MS 1614 - İskoçyalı matematikçi John Napier logaritma cetvelini icat etti. MS 1642 - Blaise Pascal, babasının vergi hesaplarında kullanması için bir toplama makinesi icat etti. MS 1643 - Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi cıvalı barometre denilen cihaz icat etti. MS 1656 - Christian Huygens, Galileo’nun fikirlerine dayanan hassas bir sarkaçlı saat tasarladı. MS 1665 - Robert H... Devamı

TÜRKİYE'NİN DAĞLARI

2010-12-07 07:09:00

TÜRKİYE'NİN DAĞLARI Türkiye'deki Dağlar ile İlgili Harita Türkiye'nin en yüksek dağları     Dağ Rakım (metre) il Ağrı Dağı 5137 Ağrı Cilo Dağı 4170 Hakkari Süphan Dağı 4049 Bitlis Kaçkar Dağı 3937 Rize Erciyes Dağı 3916 Kayseri Küçükağrı Dağı 3896 Ağrı Demirkazık Dağı 3756 Niğde Medetsiz Dağı 3524 Adana Hasan Dağı 3268 Aksaray Mercan Dağı 3331 Erzincan Palandöken Dağı 3176 Erzurum Kızlarsivrisi 3070 Antalya   Volkanik dağlar Ağrı Dagı Erciyes dağı Hasandağı Karacadağ (İç Anadolu) Karacadağ (Güneydoğu Anadolu) Karadağ Köroğlu Dağları Kula Tepeleri Melendiz Nemrut Dağı Süphan Dağları Tendürek Uludağ Kuzey ve Doğu Anadolu Dağları Küre Dağları Köroğlu Dağları Ilgaz Dağları Canik Dağları Mescit dağları Bolu Dağları Ç... Devamı

ULAŞIM

2010-12-11 10:06:00

ULAŞIM İnsanların ürettikleri çeşitli ham ve işlenmiş maddelerin, haberlerin bir yerden başka bir yere nakledilmesine ulaşım veya ulaştırma denilmektedir. KARA YOLLARI Ülkemizde en yaygın olan ulaşım türüdür. Yük taşımacılığının % 70'i, yolcu taşımacılığının da %90'ı karayolu ile yapılmaktadır. Özellikle 1950'li yıllardan sonra, karayolu yapımı artmış ve ulaşım araçları çoğalmıştır. Ülkemizdeki en işlek karayolları, Edirne, İstanbul, Ankara, Adana arası ile İstanbul, Bursa, İzmir arası ve İzmir, Aydın, Denizli arasıdır. Modern karayolu olan otoyollar ülkemizde sadece Edirne, İstanbul, Bolu ve Ankara arasında,Adana, Hatay çevresinde ve İzmir çevresinde bulunur. DENİZ YOLLARI Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması ve iki önemli boğaza sahip olması, denizcilik alanında gelişmesi bakımından çok önemlidir. Dünya ticaretinde en fazla kullanılan yol deniz yoludur. Bu nedenle, ülkemizde deniz yolunun ve limanların geliştirilmesi gerekmektedir. 8333 km kıyı şeridine sahip olan ülkemizde, bölgeler arasında düzenli ve tarifeli yolcu ve yük taşımacılığı henüz gerçekleşmemiştir. Dünya deniz ticaret filosundaki payımız %1'e dahi ulaşmamıştır. Fakat, son yıllarda sanayi ve ticaretin gelişmesiyle, limanlarımızdaki indirilen - bindirilen yükte 8 - 10 katlık artışlar olmuştur. HAVA YOLLARI Ülkemiz ulaşımında en az payı olan ulaşım sektörüdür. Çünkü, hava yolu ile ulaşım yüksek sermaye ve teknoloji gerektirmektedir. Son yıllarda, Türk hava yollarının yanında, özel hava yolu şirketlerinin kurulması hava yolu taşımacılığında önemli artışlar meydana getirmiştir. Ülkemizde en işlek olan hava limanlarımız İstanbul (Atatürk), Ankara (Esenboğa), İzmir (A. Menderes) ded... Devamı

DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI

2010-12-16 07:11:00

Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran'ın Rahman Suresi'nde şöyle bildirilir: Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)   Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.     Akdeniz'de ve Atlas Okyanusu'nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz'in suyu, Cebelitarık Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.   http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_50.html ... Devamı

DENİZLERDEKİ KARANLIK VE İÇ DALGALAR

2010-12-04 10:17:00

Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nur Suresi, 40)     Günümüz teknolojisi ile yapılan ölçümlere göre güneş ışığının %3-30'u deniz yüzeyinde yansıtılır.İlk 200 metredeyse ışık spektrumunun mavi ışığı en son olmak üzere yedi rengin tümü ardı ardınca emilir.(küçük resim). 1000 m'nin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir(büyük resim). bu bilimsel gerçeğe 1400 yıl önce Nur Suresi'nin 40.ayetinde dikkat çekilmiştir.   Derin denizlerdeki genel ortam Oceans (Okyanuslar) adlı kitapta şu şekilde tanımlanmaktadır: Bugün biliyoruz ki, derin denizlerdeki ve okyanuslardaki karanlık, yaklaşık olarak 200 m ve daha derin yerlerde olur. Bu derinlikte, hemen hemen hiç ışık yoktur. 1.000 m'nin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir.64 Günümüzde bir denizin genel coğrafi yapısı, içinde yaşayan canlıların özellikleri, tuzluluk oranı gibi bilgilerin yanı sıra, içerdiği su miktarı, yüz ölçümü ve derinliği gibi bilgileri de edinmek mümkündür. Günümüz teknolojisi kullanılarak üretilmiş olan denizaltı gibi araçlar ve çeşitli özel aletler bu bilgilere ulaşmakta kullanılan en önemli aracıdırlar. Bir insanın bu aletler olmadan 70 m'den daha derine dalması ise neredeyse imkansızdır. Bununla bi... Devamı

AYLARIN GÜNLERİNİN DEĞİŞMESİ

2010-12-14 06:58:00

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi. Bu ay adlarından Quintilis'den (Temmuz), December'a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma'lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5'inci, 6'ncı, 7'nci, 8'inci, 9'uncu, ve 10'uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu. Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu. Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat'a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat'a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus'u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius'a (Şubat) eklenilmesine devam edildi. Julius Caesar'ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler. Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile ... Devamı