KUTUPLARDAKİ BUZULLAR ERİRSE?

2010-12-03 07:10:00

  Kutuplardaki buzların hepsi erirse dünya yüzeyindeki deniz seviyesinin ne kadar yükseleceğini hesap etmek geometri ve matematik yardımıyla oldukça kolaydır ama yükselen suların karalar üzerinde ne kadar yer kaplayacaklarını hesaplamak pek kolay değildir. Karaların kıyı şekilleri ve kıyıdan itibaren yükseklikleri ve eğimleri o kadar farklıdırlar ki ancak yaklaşık değerler elde edilebilir. Yeryüzünde toplam 37,5 milyon kilometreküp hacminde buz tabakası vardır. Su buzdan biraz daha yoğun olduğundan, buzun tamamen erimesi sonucu ortaya 33 milyon kilometreküp su çıkar. Okyanusların yüzölçümü 363 milyon kilometrekaredir. Eğer bu yüzey alanını sabit yani yükselen deniz seviyesinin karalara doğru yayılmadığını kabul edersek, buzların önemli bir kısımlarının da zaten su altında olduklarını hesaba kattığımızda, bu ilave su kütlesi sonucu deniz seviyesinin 90 metre civarında yükseleceği ortaya çıkıyor. Şüphesiz yükselen sular karalara da yayılacaklarından ve çok geniş bir alan su altında kalacağından, denizlerin yüzey alanı daha genişlerdi. Ayrıca bu ilave su kütlesinin getireceği ağırlık yükünün altında okyanus tabam da biraz çökecektir. Bu hususlar göz önüne alındığında, kutupların erimeleri sonucu deniz seviyesinin yükselmesinin 90 metre değil 60-70 metre civarında olacağı öngörülebilir. Dünyadaki buzların yüzde 85-90'ı güney kutbundadır. Burada buzlar denizin altında 600 metreye kadar inerler. Buradaki buzların erimeleri ile tüm dünyadaki deniz seviyesinin 60 metre yükseleceği hesap ediliyor. Kuzey kutbu ise altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Buradaki buzların erimelerinin deniz seviyelerini pek faz... Devamı

YANARDAĞ YAPIMI DENEY

2010-12-01 08:51:00

  Isınan cisimlerin hacmi büyür. Hacmi büyüyen bu cisimlerin kütlesi değişmediği için yoğunluğu azalır . Dolayısıyla kendisinden az yoğunlukta olan aynı türden cisimlerin üzerine çıkarlar. Cisimlerin yüzmesi , uçan balonun yükselmesi , ısınan havanın tavana doğru yükselmesi , Rüzgar hep bu yoğunluk farkı ile açıklanır. Biz de bu olaydan faydalanarak sıcak mürekkepli suyun , soğuk su içinde yükselmesi ile bir yanardağ yapalım. İlk yapmamız gereken iki delikli plastik veya mantar tıpaya şekildeki gibi iki cam boruyu veya damlalığın cam kısmını geçirelim. Daha sonra tıpayı geçireceğimiz ufak bir şişenin içine 1, 2 damla mürekkep (veya gıda boyası) damlatıp üzerine sıcak su dökelim. Tıpayı kapatalım. Büyükçe bir şeffaf kaba soğuk su doldurduktan sonda hazırladığımız şişeyi şekildeki gibi suyun içine yerleştirelim. Şişeden dışarı uzanan borudan aynı bir yanardağ gibi mürekkepli suyun yükseldiğini görürüz. Peki burada ne oldu; Soğuk su şişenin içine doğru uzanan borudan içeri girecek , dışarı doğru uzanan borudan mürekkepli suyu itecektir. Sıcak mürekkepli suyun yoğunluğu soğuk sudan az olduğundan hemen yüzeye çıkmak isteyecektir.     www.ilimsel.com ... Devamı

21 ARALIK OLAYLARI

2010-12-21 06:52:00

21 ARALIK KONUMU ve ÖZELLİKLERİ  geograpy.blogcu.com  21 Aralık’ta güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne dik gelir. Bunun sonucunda aşağıdaki olaylar gerçekleşir: ·         Güneş ışınları Güney Yarımküre’ye gelebileceği en dik, Kuzey Yarımküre’ye en eğik açılarla gelir. ·         Güney Yarımküre’de yaz, Kuzey Yarımküre’de kış mevsiminin başlangıcıdır. ·         Üzerinden Oğlak Dönencesi’nin geçtiği karaların iç kısımları, Dünya’nın en sıcak yerleridir. ·         Güney Yarımküre’de en uzun gündüz, Kuzey Yarımküre’de ise en uzun gece yaşanır. ·         Bu tarihten sonra Kuzey Yarımküre’de gündüzler uzamaya (kış gündönümü) Güney Yarımküre’de kısalmaya (Yaz gündönümü) başlar. ·         Güneş ışınlarının atmosferde katettiği yolun en kısa olduğu yer Oğlak Dönencesi’dir. ·         Öğlen saat 12.00’de Oğlak Dönencesi’nde yataya dik duran cisimlerin gölgesi oluşmaz. ·         Aydınlanma çizgisinin sınırları Kutup dairelerinden geçer. Güney Kutup Kuşağı aydınlanma çemberi içinde iken, Kuzey Kutup Kuşağı karanlık çember içindedir. ·         Kuzey Kutup Dairesi’nde sadece bu gün 24 saat süreyle gece, Güney Kutup Dairesi’nde ise ... Devamı

İNSANLIK TARİHİNDE BELLİ BAŞLI YANARDAĞ PÜSKÜRMELERİ

2010-11-27 10:06:00

İnsanlık Tarihinde Kayıtlanmış Belli Başlı Yanardağ Püskürmeleri MS 79: Güney İtalya’da Napoli Körfezi kıyısındaki Vezüv Yanardağı en çok bilinen volkanlardan biridir. Geçmişteki 2000 yıl içinde 50 kezden çok püskürmüştür. İS 79 yılındaki, Pompei kentini gömmüş olan püskürmesi ile bilinir; ancak, 1631 yılındaki bir diğer püskürmesi yaklaşık 4.000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Sicilya’daki Etna Yanardağı 1669 yılında Catania kentinin caddeleri boyunca akan bir lav ırmağı üretmiş, kentte ve dolay bölgelerde 20.000 dolayında insanın ölümüne yol açmıştır. İzlanda’daki Skaptar Volkanının 1783 püskürmesi çiftçilik ve balıkçılığı tahrip etmiş, nüfusun beşte birini yok eden kıtlığa neden olmuştur. Endonezya’da Sumbawa Adasındaki Tambora Yanardağının 1815 yılında püskürmesinden kaynaklanan kasırga ve tsunamiler (dev dalga) 12.000 kişinin ölümüne yol açmış ve bu püskürme atmosfere, Pinatubo Volkanı’nın 1991 yılında saldığının dört katı büyüklüğünde bir bulut salmıştır. 1883: Endonezya’daki bir diğer volkan, Krakatoa Yanardağı, 3.000 km öteden duyulan bir patlamayla püskürmüştür. 50 mil (~80 km) uzaktaki adalara 35 kg ağırlığındaki bloklar yağmış ve 40 m’ye ulaşan tsunami, Java ve Sumatra adaları da dahil yüzlerce köyü tahrip etmiş, yaklaşık 36.000 kişi ölmüştür. Atmosfere alınan toz iki yıl boyunca Ay’ın mavi, bazen de yeşil görünmesine yol açmıştır. 1902: Martinik Adası’ndaki Pelée Yanardağı Saint-Pierre kentini boğucu gaz ve kızgın külle örtmüş ve kentte yaşayan 29.937 kişiden 29.933 kişinin ölümüne neden olmuştur. 1980: Washington e... Devamı

AVUSTRALYALILARIN GÖZÜYLE DÜNYA

2010-11-22 06:51:00

AVUSTRALYALILARIN GÖZÜYLE DÜNYA   www.cografyam.net den alınmıştır.Teşekkürler Yusuf Hocam. Devamı

TÜRKİYE’DE BASILAN İLK ATLAS

2011-04-09 10:30:00

TÜRKİYE’DE BASILAN İLK ATLAS   Türkiye'de ilk mükemmel atlas ( Ucaletü'l-Coğrafiyye, Cedid Atlas), 1803 yılı kasım ayında DARÜT-TEBAATİ'L-AMİRE (III. Selim tarafından Üsküdar Selimiye'de kurulan Devlet Basımevi) adını taşıyan Matbaanın Müdürü Müderris Abdurrahman Efendi tarafından İstanbul'da basılmıştır.   Bu Atlas, birçok kaynaklardan ve Avrupa'da yapılan atlaslardan yararlanılmak suretiyle Mahmud Raif tarafından meydana getirilmiştir. 50 adet basılan atlasın başında bir önsöz yer almakta ve toplam 79 sayfalık eserde Astronomi ve coğrafya bilgilerini de içeren bölümler bulunmakta, bunu 26 bakır kalıptan oluşan renkli haritalar takip etmektedir.  http://www.hgk.mil.tr ... Devamı

HARİTA ÜRETİMİ NASIL YAPILIR?

2011-04-03 09:21:00

HARİTA ÜRETİMİ NASIL YAPILIR?          Harita üretimi;         1. Aşama: Arazi çalışmaları,         2. Aşama: Hava fotoğrafı alımı,         3. Aşama: Fotogrametrik çalışmalar,         4. Aşama: Kartoğrafik çalışmalar, olmak üzere dört temel aşamadan oluşmaktadır.         İş akışının ilk aşaması arazi çalışmaları olup, bu çalışma ile harita üretimi için gerekli nirengi ve nivelman kontrol noktaları yeryüzünde tesis edilir.         İkinci aşama hava fotoğrafı alımı olup, arazide tesis edilen nirengi noktalarının da üzerinde bulunduğu, üç boyutlu görüntü elde edilmesine imkan veren stereoskopik hava fotoğrafları elde edilir.         Üçüncü aşama fotogrametrik çalışmalar olup, bu kapsamda, çekilen stereoskopik hava fotoğrafları üzerlerindeki nirengi noktaları koordinatlarından istifade edilerek, harita orijinalleri hazırlanmaktadır. Hazırlanan orijinaller üzerinde, hava fotoğrafı üzerinde görülemediği veya karar verilemediği için bulunmayan;         - Yer İsimleri,         - Bitki Örtüsü,         - Yol Cinsi,         -Enerji Nakil Hatları vb. detaylar, arazi çalışmaları ile bütünlenmektedir.         Son aşama kartoğrafik çalışmalar olup, bu aşamada; sayısal olarak hazırlanan harita üzerinde, ha... Devamı

AY OLMASAYDI

2010-11-13 08:21:00

AY OLMASAYDI Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamız da hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir. Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay'ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu? Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay'dan kaynaklanan hiç bir olumsuz etken yoktur. Yani Ay'ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı? Ay'ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay'ı n olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapıları farklılaşabilecek, buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti. Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay'ı n yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı . Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70'i Ay'dan, diğer yüzde 30'u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı. Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada'da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükse... Devamı

TERMAL TURİZMDE KÜR UYGULAMA TÜRLERİ

2010-11-09 10:09:00

Kür Uygulama Türleri   Kaplıca kür uygulaması bir uyarı ve uyum tedavisi olduğundan belirli bir zaman aralığında ve doktor gözetiminde gerçekleştirilmektedir.         Kaplıca Banyosu     Banyolar soğuk (hipotermal; 34ºC'nin altında), ılık (izotermal; 34-35ºC sıcaklıkta), sıcak (termal; 36-40ºC sıcaklıklarda) ve aşırı sıcaklık (hipertermal; 40-42ºC sıcaklıkta) olarak sınıflandırılmaktadır. Banyo süresi genellikle 20 dakikadır. Banyo uygulamaları tam, yarım, ve oturma banyoları şeklinde yapılmaktadır. Banyolar genellikle 2-4 hafta süreyle, ya her gün (haftada bir gün banyosuz geçer) yada gün aşırı bir kez yapılmaktadır. Banyo alma sıklığı kaplıca doktoru tarafından ayarlanmaktadır. Bir kaplıca küründeki banyo sayısı 15-20 arasındadır.   Kaplıca banyosu uygulama birimleri termal tedavi havuz/havuzlar, sıra banyoları, lokal banyo aygıtları (yarım, oturma banyoları vb.), tedavi duşları ve egzersiz havuzundan oluşmaktadır. Termal tedavi havuzlarında derinlik en fazla 150 cm . olmalıdır. Havuz çevresinde devamlı su değişimini sağlayan su taşırma olukları yer alır. Havuz suyu kullanıcı başına saatte 1500 mililitre yenilenecek biçiminde havuza verilir. Havuza girilmeden önce duş ve ayak dezenfeksiyon kanalından geçilmesi sağlanır. Sıra banyoları biriminde banyo odasının alanı en az 5 m² olmalıdır. Banyo odasında sadece tedavi amacına uygun banyo küveti ve donanımı yer almaktadır. Küvetlerde kullanılan su her hastadan sonra değiştirilir ve usulüne uygun küvet temizliğinin yapılmasının ardından bir sonraki hastanın kullanımına sunulmaktadır. ... Devamı

6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

2010-11-05 07:19:00

6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ   1- Ne? Ortak mirasımız;“KARBON UYGARLIĞI ”!   Milyonlarca yıllık doğal süreçlerle oluşan karbon varlıklarımızı sorumsuzca harcıyoruz.Son 125 yılda 1 trilyon varil petrol tüketildi, küresel orman varlığı ise 1850-1980 yılları arasında %15 azaldı.   2- Neden? Dünyanın battaniyesi KALINLAŞTI !   CO2 ve diğer sera gazları,dünyanın ortalama sıcaklığının yaklaşık 15oC düzeyinde kalmasını sağlar.Ama fosil yakıtların tüketilmesi ve orman alanlarının yok edilmesi sonucunda,1750 yılından bu yana atmosferdeki CO2 birikimi %30,CH4 birikimi %150, N2O birikimi %17 artarak 2004 yılında son 500,000 yılın en yüksek düzeylerine ulaştı.   3- Nasıl? Dünyanın ateşi YÜKSELDİ !   Son yüzyılda küresel ortalama sıcaklık en az 0,6oC arttı.Önlem alınmazsa, 21.yüzyılın sonunda ise sıcaklık artışının 5oC ’yi geçebileceği öngörülüyor. Son 50 milyon yılda bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük bir sıcaklık artışı görülmedi.1998 ve 2005 tarihin en sıcak yılları arasında ilk sıralarda. Son 200 yıldaki en sıcak 10 yıl son 20 yılda yaşandı.   4- Sonuç? Bu kadar sıcaklık artışı bile DÜNYANIN DENGESİNİ BOZDU !   1970’ten bu yana eriyerek yok olan kutuplardaki buzul alanı,Türkiye ’nin yüzölçümünün 2 katına eşit.2005 yılında;Bombay’da tarihin en büyük sel felaketi yaşanırken,Amazonlarda,Afrika ’da ve Avustralya ’da son 60-100 yılın en kurak mevsimi yaşandı,Atlantik Kasırga sezonu ise kasırga sayısı, şiddeti ve süresi açısıdan rekor kırdı.   5- Yani? Felaketler herkesin başına gelebilir, SİZİN DE !   Kuzey Kutbunda Inuit halkının yaşam alanları eriyen buzullar nedeniyle yok oluyor.Pasifik adaların... Devamı

AH BU COĞRAFYA ADAMA ŞİİR YAZDIRIR

2010-11-26 06:31:00

  Şu mor dağlar, yeşil dereler neler neler, Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Aklı olmayanın bile aklını çeler. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Evliyalar yurdu, peygamberler diyarı, Anadolu’da çiçek açar sarı sarı, Bambaşkadır bizim Ağrı dağının karı, Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Şırıl şırıl akan bal şerbeti nehirler. Gariplere kucak açan sıcak şehirler. Hainlik yapanı floramız zehirler. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. İstanbul adama şarkı türkü dizdirir. Bu iklim bu hava sakatı bile gezdirir. Yunus Emre Muhabbetullahı sezdirir. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Sevgi coşar, taşar deprem olur sallanır. Erciyes gelin olur, duvaklanır, allanır. Çukurova aşka gelir, kaynar, ballanır. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Ilgıt ılgıt yüzümüze meltemler eser. Her doğanımız kahramandır, eroğlu er, Toprağın altı üstü dolu tarihi eser. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır. Şimdi anladınız mı neden şiir yazarım? Böyle memlekette aşksız olmaz nazarım. Arkadaş sen ne dersen de ben burada azarım. Ah! Bu coğrafya adama şiir yazdırır   Tarık Torun   ... Devamı

COĞRAFYADA ŞART KİPİ

2010-02-19 10:25:00

  COĞRAFYADA ŞART KİPİ Her günkü yollarından evlerine dönerken Vurur yorgun adamların parçalanmış gölgeleri Saray duvarlarına. Coğrafya kitabında konu: Yeryüzünün şimdiki hali. Ülkelerin yüz ölçümü, Engebeler, dağ, orman, vadi. Akar su, iklim, yağış Bitkiler, nüfus, konuşulan dil Halkın geçim kaynakları - - Ülkeleri bildirir Bir coğrafya kitabı. Bilgi! Kitaplar ne bilir, Ben ölçmedimse bütün ölçümler boşuna. Yağmurların sözü nasıl edilir, Alnım ıslanmadıysa serin yağışlarında. Ne denizler deniz, dağlar dağdır Ne bahçeler bahçe. Yok öyle göller Ben olmayınca. Ben gidemiyorsam Kitaplar aldatır. En verimli toprak, ben göremiyorsam Katı, kıraç, kısır. Gök-delen yapılardan söz açar Işıklar içinde bir şehir Salaşlardır, sallanan, ben gezemiyorsam Adımlarım değmiyorsa uzun, sonsuz sokaklar Başlamadan bitiverir. Koca koca şehirler Milyonların üstünde - - Coğrafya kitapları! Geçer yorgun adamlar sarayların önünden Kapıları kapalı. Behçet Necatigil http://www.cografyakulubu.com/ ... Devamı

SEN BİLMEZSİN HALİMİ, DEPREMLERDEYİM

2010-11-04 06:22:00

  SEN BİLMEZSİN HALİMİ, DEPREMLERDEYİM Bütün fay hatları yüreğimden geçiyor, Bir esen yel acımı dindirmiyor, Beynimde volkanlar lav lav patlıyor, Sen bilmezsin halimi depremlerdeyim. Zaman buzul çağı gibi soğuk ve sensiz, Hayat ne tuhaf, dört mevsim geçer mi bensiz? Ekvator kadar sıcaksın,kan da sıcaktır, Orografik yağışlarla mahvettin beni,ben yine sensiz. Zaman tuhaf işler,ay ayrılmaz parça, Ülkenin dört bir yanı kim bilir ne halde? Doğu-batı doğrultusunda kırıklı kalplerde, Sen birçok fay hattı çizdin benim gönlümde. Kutuplar kadar soğuk kalbin var senin, Golf-stream gelse de ısıtsa ellerinin İçinde oluşan kırağı erise durmaksızın, Sen bilmezsin buralara yağmur yağar ansızın. O yağmur benim senin üzerine yağan, Damlalar doluya dönüşür her zaman her an, Bir meteor da sürtündükçe küçülür, Sen bilmezsin ya senin için üzülür... DİLEK GÜLER    ORDU ÜNYE LİSESİ 11 SOSYAL-D http://www.cografyakulubu.com/siir_senbilmezsin.html Devamı

DÜNYANIN ENLERİ...

2010-11-11 07:07:00

DÜNYANIN ENLERİ... Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela–1.000 m. Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya–8.848 m. Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New Mexico, ABD Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya–394.299 km² Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik–2.175.597 km² Dünyanın en sıcak yeri: Al’Aziziyah-Libya–57,7 C Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin–1.237.000.000 kişi Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya–10.610.083 km² Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan–0.272 km². Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya–26.500.000 kişi Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat 462 m. Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya–53,9 km. Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km. Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama–81,5 km. Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya–1.990 m. Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var) Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD -deniz seviyesinin 54 mt. Altında Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı. En geniş ülke Rusya - 17.610.083 km² En k&... Devamı

DÜNYANIN EN YÜKSEK ŞELALELERİ

2010-11-06 10:12:00

EN YÜKSEK ŞELALELER İsim                                Ülke           Yükseklik (m) Angel                            Venezüella       1.000 Tugela                         Güney Afrika       914 Cuquenán                   Venezuella          609 Sutherland                  Yeni Zelanda      580 Takkakaw                    Kanada               502 Ribbon (Yosemite)    ABD                      491 Gavarnie                      Fransa                 421 Vettisfoss                    Norveç                365 Staubbach   &... Devamı

ATATÜRK’ÜN SÖZLERİNDEN ÖRNEKLER

2010-11-25 06:58:00

ATATÜRK’ÜN SÖZLERİNDEN ÖRNEKLER   Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.   Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.   Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.   Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.   Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.   Gerçi bize milliyetçi d... Devamı

ATATÜRK'ÜN ANKARA’YA GELİŞİ

2010-12-27 07:19:00

ATATÜRK'ÜN ANKARA’YA GELİŞİ     Birinci Dünya Savaşı sonunda yurdumuz yenilmiş sayıldı. Düşmanlar dört bir yandan vatanımıza saldırdılar. Sevr Antlaşmasına göre yurdumuzun düşmanlar tarafından bölünmesi kararlaştırıldı. Urfa, Antep, Maraş, Adana, Antalya ve Osmanlı Devleti’nin merkezi İstanbul işgal edildi. Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiler. Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak ve halkla el ele vermek için, Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Atatürk, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geldi. Burada alınan kararlar 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi olarak yayınlandı. Daha sonra Erzurum’a geçen Atatürk, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini, 4 Eylül 1919’da da Sivas Kongresini topladı. Bu kongrelerde milli iradeye dayalı hükümet kurulması ilk hedef olarak belirlendi. Tüm illere telgraflar çekilerek halkın kendi adına karar verecek temsilcileri seçmesi istendi. Seçilen temsilcilerin toplanacağı bir yer gerekliydi. Ankaralılar Atatürk’ü ve temsil heyetine seçilenleri Ankara’ya davet ettiler. Atatürk Kurtuluş Savaşı’nın en iyi Ankara’dan yönetileceği inancındaydı. Yurdumuzun tam ortasında ve cephelere de eşit uzaklıktaydı. Tüm illerde haberleşme ve ulaşım olanağı yoktu. Bu düşüncelerle Atatürk ve temsil heyetinin üyeleri 27 Aralık 1919’da saat 14.00’de Dikmen sırtlarından Ankara’ya geldi. Ankara ve çevresinin tüm halkı, Atatürk’ü ve temsil heyeti üyelerini büyük sevgi ve sevinç gösterileri ile karşıladılar,davullar çalındı, oyunlar oynandı, seğmenler gösteriler yaptı. Bu karşılama Ata&rsq... Devamı

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

2010-11-02 10:16:00

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI (2-8 KASIM) Kan kanseri, kan ve kemik iliği dokusunda bulunan kan yapımından sorumlu, hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda ortaya çıkan bir tür kan hastalığıdır. Diğer adı lösemidir. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan üretmedikleri gibi, iliği istila ederek, sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar. Lösemiler en kaba şekilde akut ve kronik olmak üzere iki guruba ayrılabilirler.   Akut lösemiler, tedavi edilmedikleri zaman, sıklıkla haftalar aylar içinde ölümle sonuçlanırlar. Bu hastaların önemli bir bölümü kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da ilik nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler.   Kronik lösemili hastalarsa kendi seyirlerine bırakılmaları halinde sıklıkla yıllarca (hatta bazen on yıllarca) yaşayabilirler. Kronik lösemili hastaların ilaç tedavileriyle iyileştirilmeleri daha zordur. Bu hastalarda ilôç ve destek tedavileri genellikle tam iyileşme değil, yalnızca yaşam kalitesinin düzelmesi ve yaşam süresinin uzamasına olanak sağlayabilirler. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler. Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır.   Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıkları radyasyon, benzin ve türevIeri (bali, tiner vs.) böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı virüslere bağlı hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır. Çocuklarda lösemi hastalığının belirti... Devamı

ATATÜRKÇÜLÜĞÜN NİTELİKLERİ

2010-11-23 07:05:00

Atatürkçülük, Türk milletinin ihtiyaçlarından doğan, toplum hayatına yön veren gerçekçi ve millî bir sistemdir. İlerlemeye ve yenileşmeye açıktır. Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır. Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasî kurumlar kurarak modern toplum olma demektir. Atatürkçülüğün temelinde millî kültür vardır. Millî kültür, millî bir dünya görüşü olmasına rağmen evrensel özellikler de taşır. Atatürk'ün yapmış olduğu kurtuluş mücadelesi mazlum milletlerin kurtuluş ümidi olmuştur. Atatürkçülük, hiçbir milleti sömürmeyi ve bağımsızlığını ortadan kaldırmayı amaçlamamıştır. Tüm insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını hedeflemiştir. Atatürk'ün başlattığı bağımsızlık mücadelesi ile birlikte diğer sömürge milletler de Atatürk'ün önderliğinde verilen Türk bağımsızlık savaşını örnek almışlardır. Atatürkçülüğü oluşturan ilkeler, birbirini tamamlayan bütünün parçaları gibidir. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, ve halkçılık birbirinden ayrı düşünülemez. Cumhuriyetçilik ilkesi, Atatürk'ün devlet anlayışının temellerinden birini oluşturan millî egemenlik ilkesinin doğal bir sonucudur. Atatürk milliyetçiliği, hürriyet ve insan şahsiyetine değer veren eşitlik fikrine dayanır. Halkçılık ise milliyetçilik fikrinin bir sonucu olarak bütün fertlerin eşit hak, yetki ve sorumluluklara sahip olmasını öngörür. Ayrı ayrı ele alınırlarsa tam olarak anlaşılmazlar. Lâiklik, modern toplum düzeninin oluşmasını sağlayan en &o... Devamı

DÜNYANIN ŞEKLİ VE HAREKETLERİ İLE İLGİLİ EN'LER

2010-11-03 10:17:00

Dünyanın geoid olmasının en önemli sonuçları: ·         Ekvator yarıçapının kutuplar yarıçapından fazla olması, ·         Yerçekiminin en az Ekvator'da, en fazla kutuplarda olmasıdır.  Dünyanın yuvarlak olmasının en önemli sonuçları; ·         Güneş ışınlarının düşme açısı; ·         En büyük Ekvator'da ·         En küçük kutuplarda olması Dünyanın dönüş hızının; ·         En fazla Ekvator'da ·         En az kutuplarda olmasıdır. İki meridyen arası uzaklığın; ·         En fazla Ekvator’da, ·         En az kutuplarda olmasıdır. ·         Eksen eğikliğinin en önemli sonucu mevsimlerin oluşmasıdır. ·         Eksen eğikliğinin en önemli sonucu mevsimlerin oluşturması ve dönencelerin sınırını belirlemesidir. Dünyanın yıllık hareketi sırasında Güneş'e; ·         En uzak olduğu an günötedir. (4 Temmuz) ·         En yakın olduğu an gün beridir. (3 Ocak) ·         Dünyanın yörüngesinin elips olmasının en önemli sonucu mevsim sürelerinin farklı olmasıdır. 21 Mart ve 23 Eylül'de Ekvator'da; ·   ... Devamı

DÜNYANIN EN KALABALIK ŞEHİRLERİ

2010-10-28 10:14:00

   Dünyanın en kalabalık şehirleri arasında İstanbul 23. oldu... Metropolitan alan olarak 33,75 milyon nüfusu barındıran Tokyo, açık farkla dünyanın en büyük şehri olma özelliğini sürdürüyor. İkinci sıradaki şehre 11,9 milyon fark atan Tokyo'yu, 21,85 milyonla Meksika'nın başkenti Mexico City, 21,75 milyon nüfusla ABD'nin en büyük kenti New York, 21,7 milyon nüfusla Güney Kore'nin başkenti Seul, 20,2 milyon nüfusla Brezilya'nın en büyük kenti Sao Paulo takip ediyor. Wikipedia adlı kuruluşun internet sitesinde yer alan verilere göre, dünyanın en büyük 101 metropolü sıralamasında Türkiye'den üç kent yer aldı. İstanbul 10,9 milyon nüfusla 23., Ankara 3,6 milyon nüfusla 88., İzmir 3,37 milyon nüfusla 97. sırada bulunuyor. Avrupa kıtasının en büyük şehri 15,35 milyon nüfusla Moskova olurken, Londra 13,9 ikinci, Paris 11,2 milyonla üçüncü, İstanbul ise dördüncü sırada yer aldı. Ortadoğu'nun en büyük kenti ise 15,3 milyon nüfusla Tahran olurken, bu kenti 15,2 milyon nüfusla Kahire izledi. 101 kent içinde en fazla kent 15 ile ABD'de bulunuyor. ABD'yi 10 kentle Çin, 9 kentle Hindistan, 8 kentle Brezilya, üçer kentle Japonya, Meksika ve Türkiye takip etti. En fazla metropol kentte sahip bu 7 ülke, dünyadaki büyük metropollerin yarısından fazlasına (51 kent) sahip durumdalar. Güney Kore, Rusya, Mısır, Pakistan, Bangladeş, Kolombiya, Kanada, Almanya, İspanya, Suudi Arabistan, Avustralya, İtalya 101 kent içinde ikişer kentle, Endonezya, İran, Filipinler, İngiltere, Arjantin, Fransa, Nijerya, Peru, Güney Afrika, Tayland, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Tayvan, Sudan, Şili, Irak, Myanmar (Birmanya), Venezüella... Devamı

ATMOSFER VE İKLİM TEST SORULARI

2010-10-24 10:08:00

Soru 1.   Sıcaklık arttıkça havanın taşıyabileceği su buharı miktarı da artar.       Aşağıdakilerden hangisi bu durumun sonuçlarından birisidir?   A)       Orta kuşakta karaların batı kıyılarının çok yağış alması B)        Havanın bulutsuz olduğu kış günlerinde günlük sıcaklık farkının fazla olması C)        Yeryüzünden ısı kaybının fazla olduğu kış gecelerinde don olayının görülmesi D)       Havanın nemli olduğu yerlerde bitki örtüsünün gür olması E)        Gündüz, sis yoğunluğunun geceden daha az olması   Soru 2.   Sıcaklık arttıkça havanın taşıyabileceği su buharı miktarı da artar. Aşağıdakilerden hangisi bu bilgiyle açıklanamaz?   A)       Gündüz, sis yoğunluğunun geceden az olması B)        Kutup bölgelerinde yağışın az olması C)        Sıcak çöllerde bağıl nemin düşük olması D)       Bir dağı aşarak oluşan fön rüzgârlarının kurutucu etki yapması E)        Havanın bulutsuz olduğu günlerde günlük sıcaklık farkının fazla olması   Soru 4.   Atmosfer'in katı olan Troposferin ka­lınlığı Ekvator'da fazla, kutuplarda ise azdır. Dünya'nın dönüş hızının;                I.Ekvator'da kutuplara göre daha fazla olması             II. Ekvator'da yükse... Devamı

CUMHURİYET BAYRAMI

2010-10-29 10:00:00

  CUMHURİYET BAYRAMI (29 EKİM)   29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiği gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 - 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coşkun törenlerle kutlarız. Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299'da Söğüt 'de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padişah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi dört yılda, otuz altı padişah yönetti. Son padişah Sultan Vahdettin'dir. Eskiden ülkelerde tek kişi egemendi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kişilere padişah, şah, kral, hakan, sultan denirdi. Yönetim çoğu zaman babadan oğula geçerdi. Oğulun küçük olması, deli olması yönetici olmaya engel sayılmazdı. Böyle tek kişinin kendi başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz yönetimine mutlakiyet denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir. Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla hakana, padişaha, şaha, krala yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları hakan, padişah, şah, kral tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine Meşrutiyet denir. Ancak meclisin yetkileri genel olarak çok sınırlıdır. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet ilan edildi. Üçüncü yönetim biçimi cumhuriyettir. Cumhuriyet'te egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus kendini yönetme yetkisini temsilcileri - milletvekilleri- aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler yasalar yapar, yöneticileri ulusu a... Devamı

TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ

2010-10-27 09:57:00

TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ     Prof.Dr. Ünal ALTINBAŞ   Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bornova / İZMİR.               Dünya nüfusunun geometrik artışı ve buna koşut olarak beslenme, konut vb. gereksinmelerin aritmetik şekilde ivme kazanması, Biyojeofiziksel yapıdaki çevremiz ekolojik dengelerin her geçen gün bozulumuna neden olur. Arazi, toprak, iklim, topografya, hidroloji ve biyotopun etkisi altında bulunan  yeryüzü kara parçası olarak tanımlanırken, toprak ise bunun dar bir  boyutudur ve yeryüzünü ince bir tabaka şeklinde örten, yeniden üretilemeyen canlı bir doğal kaynak olarak  belirlenir ve bunlar ekolojinin bir bölümüdür ve ekolojik denge dinamizminin bütünlüğü içerisinde  şekillenirler.             Tarihsel süreç içerisinde topraklar üretkenliği nedeniyle kutsal olarak kabul edilirken, bunu korumanın bir ulusun onuru olduğu ve kaybedilenin toprak olmayıp temelde ulusal servet olduğu belirlenmiştir. Çevre ile olan ilişkilerimizde çevreyi bozmak ve kirletmekten çok onu koruyarak üretimde bulunmaktır. Çünkü doğal kaynak olan toprakların üretimi hiçbir zaman sonsuz değildir. Temelde topraklar doğal düzeni bozulmadıkça dünyamıza bereket dağıtan çömert bir kaynaktır. Toprak tıpkı özgürlük gibidir, elden gitmedikçe bunun kıymeti bilinmez.             Bitkisel ve hayvansal kökenli canlılar ile insanlar, yaşadıkları fiziksel çevre ile bir uyum gösterirler ve d... Devamı

HAVA TAHMİNLERİ BAZEN NEDEN TUTMUYOR?

2010-10-23 09:55:00

HAVA TAHMİNLERİ BAZEN NEDEN TUTMUYOR? Haklı olarak birçok havaya duyarlı ve eğitimli insan radyo ve televizyonda verilen hava tahminlerinin neden çoğu zaman tutmadığını sorguluyor. Başarılı hava tahmininin sırrı ise, atmosferin gelecekteki durumunu tam olarak belirlenebilmesinde yatıyor. Bu da eksik gözlemler ve atmosferin henüz tam anlaşılamamış ve hızla değişebilen kaotik yapısından dolayı kolay bir iş değil. Bunun için meteorolog Robert Ryan hava tahminindeki güçlükleri söyle özetliyor: Ana problem ne? "Dönen küremizi, çeşitli materyaller, çeşitli özellikteki çeşitli gazlar içeren 800 mil genişliğinde ve 93 milyon mil enindeki devasa bir alan içerisinde nükleer reaktörler tarafından ısıtılan bir sistem gibi düşünün. Dünya devasa büyüklüğünden dolayı farklı yer ve farklı zamanlarda farklı ısınmalara maruz kalmaktadır. Sonrada insanlar, 20 mil derinliğinde ve 250 milyon metrekare gibi küçük bir alan içerisindeki bir noktadan gözlem yaparak, bu gazlar karışımının 3 günlük süre zarfındaki davranışını öğrenmek istiyorlar. İşte meteorologların yüz yüze kaldığı problem budur." Bütün bu zorluklara rağmen sorgulanmamızın nedeni biraz da bizim kesin hava tahmini yapmamızda yatıyor. Hava tahmininin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda, yapılan tahminler arada bir doğru çıkınca insanlar son derece mutlu oluyorlardı. Bu gün ise bizler hava tahmininde mükemmeliyet beklediğimiz için arada bir doğru çıkmayan tahminleri gözümüzde büyütüyoruz. Bununla beraber aynı zamanda, hava tahmininin kesin olarak belirtilmesine yöneliyoruz. Öyle ki tahminlerde yağmur olasılığını kesin olarak belirtip, olayın meydana geliş zamanını ve beklenen yağışın mikt... Devamı

ANADOLU'DA TÜRK-İSLAM MÜHRÜ

2010-10-31 09:52:00

ANADOLU'DA TÜRK-İSLAM MÜHRÜ Anadolu, Ön Asya'nın bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kıtasında bulunan toprağını oluşturan ve üç tarafı denizlerle çevrili olan bir yarımadadır. Yüzölçümü 647.500 km2 yi bulur. Yarımadanın kuzeyinde Karadeniz, batısında Marmara ve Adalar (Ege) denizleri, güneyinde ise Akdeniz yer almaktadır. Bugün için doğusunda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, güney ve güneydoğusunda ise Irak ve Suriye ile kara sınırları vardır. Anadolu’ya “Ön Asya” “Küçük Asya” da denilir. Anadolu, yaklaşık bin yıldır, Müslüman Türk hâkimiyeti altında bulunmaktadır ve bugün yarımadanın tamamı Türkiye sınırları içinde bulunmaktadır. Bu nedenle bu yarımadanın gerçek adı kesinkes “Anadolu”dur. Bin yıl öncesine gidip, bin yıldır “Anadolu” olan yarımadanın adını “Anatolia” demek bilim adına tam anlamıyla cehalet olur. Ve bu çabalar, “öküz altında buzağı aramaya” benzer. “Anadolu” kelimesinin anlamı nedir? Bu kelime nereden gelmiştir? Bu soruların cevabı, yarımadanın Türkleştiği bin yıl öncesi yıllarda yaşanan bir hikâyede yatmaktadır. Hikâye şöyledir: Türkler, Malazgirt zaferinden sonra, yarımadanın içlerine doğru yerleşmeye başladılar. Türk orduları Bizans içlerine kadar ilerlediler ve yeni topraklar fethettiler. Yarımada üzerinde fetihler devam ederken, Türk orduları, Ankara Kızılcahamam yakınlarında kondular. Mevsim yaz olduğundan hava çok sıcaktı. Konulan yer bozkır olduğundan otlar kurumuştu ve ilkbaharda gürül gürül akan kaynaklardan fışkıran sular tamamen kesilmişti. Aradılarsa da çevrede içebilecek bir damla su bulamadılar. Asker çok ... Devamı

KAYIP KITA:ATLANTİS

2010-10-21 10:50:00

Atlantis, batık bir kıta ve uygarlık. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilimadamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir. M.Ö. 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikaye eder. Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş'e göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir. Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adı. Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçe’deki "ad", "ada", "ata&qu... Devamı

AYDINLANMA ÇEMBERİ

2010-10-25 10:24:00

AYDINLANMA ÇEMBERİ   Aydınlanma çemberi, dünyanın karanlık yarısı ile aydınlık yarısını birbirinden ayıran çember şeklindeki hat. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü ve güneş etrafındaki yörüngesindeki seyahati esnasında bir yarısı güneş ışıklarıyla aydınlanırken, diğer yarısı karanlıkta kalır.   Dünyanın dönüşü ve ilerleyişi nedeniyle aydınlanma çemberi de sürekli ilerlemektedir. Aydınlanma çemberi gece ile gündüz arasındaki sınırı oluşturur. Ekinokslarda durum. Dünyanın ekseni, yörüngesi ile açı yaptığı için aydınlanma ekseni sürekli olarak kutuplardan geçmez. Bunun sonucu olarak yıl içerisinde güneş her zaman aynı noktadan doğup aynı noktadan batmaz. Her yıl yaklaşık olarak 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde güneş ışıkları ekvatora tam dik gelir ve aydınlanma çemberi kutuplardan geçer. Gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu bu duruma ekinoks veya gün tün eşitliği denir. Aydınlanma çemberi ayrıca 21 Haziran ve 21 Aralık tarihlerinde kutup dairelerine teğet geçer.    http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

GÜNEŞ TUTULMASI İLE DEPREMLER ARASINDA BİR İLİŞKİ VAR MI?

2010-10-22 09:22:00

  11 Ağustos 1999 güneş tutulmasından tam altı gün sonra ülkemizde büyük bir felaket yaşandı. Marmara depremi en az 20.000 kişinin yaşamını alırken, binlerce aileyi de evsiz barksız bıraktı. Büyük depremin yaraları hala sarılmamışken, 29 Mart 2006 güneş tutulması ister istemez insanlarda deprem korkusunu uyandırdı. Ya deprem olursa? Kimi bilim adamları güneş tutulması ve deprem arasında mutlak bir ilişkinin varlığından söz ederken, diğerleri ise bilimsel dayanağı olmayan bu tür açıklamalarla panik yaratmanın doğru olmadığını söylüyorlar. Peki doğru yanıt nedir? Böyle bir ilişki var mı, varsa halk arasında paniğe neden olmamak için gizleniyor mu? Ama genel kabul gören görüş, ciddi bilim çevrelerinde, güneş tutulmasıyla depremler arasında bir ilişik olmadığı...Ciddi bilimciler, bazı tüccar akademisyenlerin bu işini ticaretini yaptığı görüşünde. Deprem karmaşık süreç Deprem başlı başına son derece karmaşık bir olgu, zengin endüstri ülkeleri bile gelişkin teknolojilerine rağmen depremin gizini çözebilmiş değil. Sonuçta deprem birçok faktörden etkilenebilen jeolojik süreçlerin bir sonucu. Fakat bilim insanlarının bildiği kesin bir nokta var: Deprem felaketlerini en az zararla atlatmak için depremle yaşamayı öğrenmek. Yani özetle depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve yerleşmeleri sağlam zeminler üzerine kurmak. Güneş tutulması ve deprem ilişkisine gelince; Evet güneş tutulmalarıyla yakın tarihlerde meydana gelmiş depremler yok değil. Fakat bu ilişkinin ne sıklıkta ortaya çıktığını görmek için on on beş senelik verilere bakmak yeterli değildir. Çok daha geniş kapsamlı istatistiksel araştırmaların yapılması gerekir. İşte böyle bir araştırma İstanbul Üniversitesi F... Devamı

GEÇMİŞTEN GELECEĞE TÜRKİYENİN JEOPOLİTİĞİ

2010-07-09 09:41:00

JEOPOLİTİKTE ETKİLİ OLAN UNSURLAR   Türkiye'nin jeopolitik geçmişi, İstanbul ve Çanakkale boğazları, Türkiye çevresinde bölgesel sorunlar (Kafkaslar, Balkanlar, Batı Trakya, Kosova, Bulgaristan, Makedonya, Bosna- Hersek, Ortadoğu Ege Adaları, Su sorunları)   DÜNYADA TÜRKİYE Türkiye'nin konumu:   Bir ülkenin coğrafi konumu deyince yeryüzünün neresinde bulunduğu,kıtalara,öteki ülkelere,denizlere,ticaret yollarına göre anlaşılır.Konumun çok önemli sonuçları vardır.Ülkelerin bir çok özellikleri buna bağlıdır. Türkiye'nin Siyasi Jeopolitik Durumu Ve Önemi: Türkiye'nin alan veya coğrafi konum açısından Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda ve batı kültürü arasında bir geçiş kuşağında yer almaktadır.Coğrafi konum açısından kuzeydeki ülkelerin deniz yoluyla Akdeniz ,Hint,Okyanusu ,Atlas Okyanusu ile temas kurarak dünyaya açılması,boğazlar vasıtasıyla Türkiye üzerinden geçmektedir Aynı şekilde Avrupa'nın Orta Doğu'ya kara yolu bağlantısı yine Türkiye'nin işgal ettiği Anadolu ve Trakya üzerinden sağlanmaktadır.Bunun yanında Türkiye'nin bulunduğu kütle Orta Doğu ülkeleri için önemli bir hayat damarı halindedir. Başta Fırat ve Dicle'nin suları ile hayat bulan Suriye ve Irak Anadolu yarımadasına sıkı şekilde bağlıdır. Sadece bu noktalar ele alındığında Türkiye gerek batı gerekse orta doğu dünyası için bir bakıma hayati çıkarlarının sağlandığı bu alemde birbirine bağlayan,pekiştiren bir doğal köprü durumundadır. Stratejik açıdan ele alındığında dünya petrolünün %60'ını oluşturan Orta Doğu ülkelerinde istikrarın sağlanması ve bir bakıma batı... Devamı