YARINDAN SONRA

2010-10-20 10:39:00

YARINDAN SONRA Küresel ısınma, Buzullar eriyecek, Atmosfer değişikliği, Bitki hayvan değişikliği   Küresel ısınma: İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisine neden olması sonucunda, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artışa verilen isimdir. 50 yıldır saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir. Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir. Buzullar eriyecek   İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre, Grönland ve Antarktika’da yapılan son araştırmaların sonuçları, buzul erimelerinin kaçınılmaz olduğu sonucunu ortaya koydu. Raporda, buzulların erimesi sonucu deniz seviyesinin dört ila altı metre yükseleceği kaydedildi. Uzmanlar, deniz seviyesinde bu denli bir yükselişin, Maldivler’i bir bataklık haline getireceği, Hollanda gibi ülkelerle Londra, New York ve Tokyo gibi okyanus kenarı şehirlerde de büyük su baskınlarına neden olacağı uyarısında bulundu.   Bitki ve hayvan değişikliği BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da yayınladığı mesajda,’ Biyolojik çeşitlilik daha önce görülmemiş bir hızla kaybediliyor‘ diyerek bu tehlikeye karşı hızla harekete geçmek gerektiğini vurguladı. OSLO - D&uum... Devamı

MARMARA BÖLGESİ

2010-10-14 09:37:00

      Coğrafi Konumu Marmara Bölgesi ülkemizin kuzeybatı köşesinde yer alır. Ülke yüz ölçümünün %8,5'i ile altıncı büyük bölgemizdir. Yaklaşık olarak 66.000 km²  alan kaplar. Karadeniz, Marmara ve Ege olmak üzere üç denize komşudur. İstanbul ve Çanakkale boğazları bu bölgede yer alır. Hem  Asya, hem de Avrupa kıtasında yer alır. Yeryüzü Şekilleri Türkiye'nin ortalama yükseltisi en az olan bölgesidir. Marmara Bölgesi'nin en önemli yükseltisini, güneyde Samanlı Dağları, Trakya kesiminde Karadeniz boyunca uzanan Yıldız Dağları ve güneydeki Uludağ  oluşturur. Bu dağlar orta yükseltidedir. Bölgenin en yüksek dağı ise 2543 metre ile Uludağ'dır. Bölgenin en önemli düzlükleri ise Trakya'daki Ergene Havzası, Anadolu yakasındaki Sakarya ve Bursa ovaları ile güneydeki geniş plato alanlarıdır. Yer şekillerinin sade olması nedeniyle ulaşım kolaydır. Güney  Marmara   kıyıları girintili - çıkıntılıdır. Erdek, Bandırma, Gemlik ve İzmit körfezleri önemli girintilerdir. Kapıdağ Yarımadası tombolo özelliği gösterir. Kuzey kıyıları dik yalıyarlardan (falezler) meydana   geldiği için bu kıyılarda fazla girinti – çıkıntı yoktur. Boğazlar, eski akarsu yataklarının daha sonra sular altında kalması ile oluşmuş ria tipi kıyı özelliği gösterir. TOPRAK Trakya’nın kuzeyinde, Kocaeli Yarımadası’nda, Güney Marmara’nın doğusu ve güneyinde, asitli, koyu renkli ve organik madde bakımından zengin topraklar bulunur. Ergene çayı havzası ile Güney Marmara Bölümü’ndeki ovalarda vertisol topraklar, Trakya’nın batısı Gelibolu ve Biga Yarımadası çevresinde ise ... Devamı

1987-1993 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ

2010-10-19 10:32:00

  1987-1993 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ   1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu süreç 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı yüzde 9,8 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomik büyüme oranlarında görülen bu yükselme, özellikle kamu kesimi yatırım-tasarruf farkının artmasına neden olmuş ve sonuçta kamu kesiminin borçlanma gereği 1986 yılında GSMH'nın yüzde 3,6'sı iken, 1987 yılında yüzde 6,1'ine ulaşmıştır. Bu durum, piyasalarda arz-talep dengesizliklerine yol açarak enflasyon oranının yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987 yılları arasında deflatör ortalama olarak yüzde 38 artarken, 1988 yılında yüzde 72,3 seviyesine çıkmıştır. Yine aynı şekilde, toptan eşya fiyat endeksi bu dönemde ortalama yüzde 35,6 artarken 1988 yılında yüzde 68,3 düzeyine yükselmiştir. İç borç stoku 1988 yılında 28.4 trilyon TL, dış borç stoku ise 41 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.   1987 yılında Türkiye'nin ihracatı 10 milyar dolar, ithalatı ise 14 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yıl cari işlemler dengesindeki açık 1986 yılına göre bir düşüş kaydederek 806 milyon dolara inmiştir.   Ekonomideki dengesizlikleri gidermek amacıyla 1987 yılı sonunda kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları önemli ölçüde yükseltilmiş ve piyasalardaki dengenin yeniden kurulabilmesini sağlamak ü... Devamı

1983-1987 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ

2010-10-18 10:29:00

  1983-1987 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ   1984 yılında, kur politikalarında esneklik sağlanmıştır. Bankaların, alış ve satış kurlarının, T.C. Merkez Bankası'nca günlük olarak belirlenen esas kurun dövizlerde yüzde 6, efektiflerde ise yüzde 8 altında veya üstünde belirlenmesine izin verilmiş, ancak döviz alış ve satış kurları arasındaki farkın yüzde 2'yi aşmaması şart koşulmuştur. 1985 yılı Haziran ayında ise, bankalar kur tespiti konusunda tamamen serbest bırakılmıştır. Ancak, 1986 yılı başlarında bu serbesti daraltılmış ve bankalar tarafından belirlenecek kurların T.C Merkez Bankası kurlarının yüzde 1 altında ya da üstünde olması öngörülmüştür. 1986 yılının sonlarına doğru kur belirleme sistemi yeniden gözden geçirilmiş ve bankaların, döviz satış kurunda T.C. Merkez Bankası kurunu aşmamak koşuluyla, döviz alış kurlarını seRbestçe belirleyebilecekleri açıklanmıştır.   Türkiye, 1985 yılında GATT'ın Sübvansiyon Kodu Anlaşmasını imzalamış ve bu anlaşma gereğince de ihracatta doğrudan teşviklerin azaltılmasına başlanmıştır. İhracatta vergi iadesi oranları kademeli olarak indirilmeye başlanmış ve 1989 yılında vergi iadesi sistemine son verilmiştir. 1984 yılında "Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu" kurulmuş, 1986 yılı sonunda ise bu uygulamaya son verilmiştir. 1980 yılında T.C Merkez Bankası nezdinde kurulan "Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu" ihracatın doğrudan teşvikinde en önemli araç olmuştur. 1992 yılı başlarında bu uygulama da son bulmuştur. 1986 yılında yürürlüğe giren "İhracat Reeskont Kredisi"nden dış pazar bilgi ve deneyimine sahip ihracatçı veya imalatçı-ihracatçılar yararlandırılmıştır. Sözkonusu kredi 1989 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. "İhracatta Vergi, Resim ve... Devamı

1980-1982 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ

2010-10-17 09:53:00

1980-1982 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ   Sözkonusu istikrar programı ile, ihracatın ve döviz gelirlerinin artırılması, enflasyonun kontrol altına alınması ve ekonominin dışa açılarak uluslararası rekabet ortamına uygun dinamik bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.   İstikrar Programı ile öngörülen başlıca tedbirler şunlardır. - Döviz gelirlerini artırıcı tedbirler, - İthalatın libere edilmesine yönelik tedbirler, - Fiyat oluşumu ile ilgili tedbirler, - Yabancı sermaye ile ilgili tedbirler, - İdari tedbirler, - Para politikası ile ilgili tedbirler.   Döviz Gelirlerini Artırıcı Tedbirler   24 Ocak 1980 tarihinde, Türk Lirası dolar karşısında yaklaşık yüzde 49 oranında devalüe edilerek dolar kuru 47 TL'den 70 TL'ye çıkarılmıştır. 1 Temmuz 1981'den sonra ise günlük kur ayarlamalarına başlanmıştır.   İhraç ürünlerimize dış pazarlarda rekabet gücü kazandırılması ve ihracatta sanayi mamullerinin payının artırılması amacıyla, yeni teşvikler uygulamaya konmuştur. Bu çerçevede ihracatta vergi iadesi sistemi yeniden gözden geçirilmiştir. İhracatçıların döviz tutma yetkisi (kazandıkları dövizin yüzde 50'sini kendileri ya da diğer üreticilerin girdi ithalatında kullanma olanağı) kapsamı genişletilmiştir. İhracata yönelik üretimde kullanılacak girdilerin ithalatı gümrük vergisinden muaf tutulmuştur. T.C. Merkez Bankası nezdinde "İhracatı Teşvik Fonu" kurulmuş, teşvik belgesi alan ihracatçılara bu fondan kredi sağlanmıştır. Ticari bankaların kredilerinin yüzde 15'ini sınai ürün ihracatında kullanmaları zorunluluğu getirilmiştir. İhracatta kullanılmak üzere yurtdışından getirilen prefinansman dövizlerine, döviz cinsleri... Devamı

1923-1980 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ

2010-10-16 09:49:00

  1923-1980 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ   1920'lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme işlevleri olmuştur.   Birinci İktisat Kongresinin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde, Kurtuluş Savaşından galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı "Duyunu Umumiye" ile karşı karşıya kalan, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri kalmış bir ülke konumundaydı. Bu Kongrenin ortaya konulan fikirler açısından o dönemin Türkiye ekonomisini yeniden inşa etmede büyük katkıları olmuştur.   1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu alanlarda büyük değişimlerin gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir.   21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik değişim rüzgarları içerisinde, 1992 yılında düzenlenen Üçüncü İzmir İktisat Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere önemli bir yere sahiptir.   Birinci Dünya Savaşından 5 yıl sonra, dünyanın kendine bir düzen vermeye çalıştığı uluslararası... Devamı

NÜKLEER ENERJİ VE ÇEVRE

2010-10-12 10:47:00

NÜKLEER ENERJİ VE ÇEVRE Nükleer parçalanma çok kısa sürede cok fazla bir enerjinin ortaya çıkmasını sağlar. Santrallarda bu enerjinin etkisiyle çok sıcak bir ortam oluşur. Bundan ötürü santrallar sürekli olarak soğutulmak zorundadır. Soğutma işlemi de akarsulardan veya denizden alınan suyla yapılmaktadır. Burada önemli nokta soğutma işlemi için kullanılan su dışarı verildiğinde bir hayli ısınmış olur ve eğer reaktör çok fazla su kullanıyorsa zamanla bulunduğu çevredeki suların ısınmasına , dolayısıyla da yöredeki canlı hayatının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bazı durumlarda nehir suyunun fazla çekilmesi su canlılarının ölmesine sebep olmaktadır. Bunu önlemek için bazı tesisler depolama su alanları bulundurmakta ve su azaldığında bu alanlara takviye yapmaktadır. Dışarı atılan sıcak suyun reaktif özelliği yoktur. Bu nedenle seracılıkta ısı ihtiyacını karşılamakta veya tatlı su balıkçılığı yapmakta kullanılabilir. Tüm nükleer santraller çevreye sıvı veya gaz olarak nükleer atık bırakmaktadır. Bu atık miktarı sürekli kontrol edilmektedir. Çok tartışılan bir konu olmakla birlikte dışarı salınan maddelerin zarar verici sınır çizgisini geçmediği savunulmaktadır. Dışarıya karbondioksit veya diğer zararlı gazlardan yaymazlar. Nükleer atıkların toplanması, işlenmesi, taşınması ve denetimi çok dikkatli olunması gereken ve yetkililerin kuralına uygun yapacaklarını iddia ettikleri bir konudur. www.cografyam.net ... Devamı

CUMHURİYET DÖNEMİ NÜFUS POLİTİKALARI

2010-10-09 09:45:00

CUMHURİYET DÖNEMİ NÜFUS POLİTİKALARI   Cumhuriyet döneminde, genç Türkiye Devleti’nin, üzerinde özel bir önem, ilgi ve titizlikle durduğu sosyal konulardan birisi de “nüfus” sorunudur. Nüfus olgusunun, yeni devletin ekonomik yönden gelişmesinde oynadığı rol, genel nitelikli kimi eserlerde ele alınıp işlenmesine karşın; Türk inkılabının siyasal, sosyal, politik, kültürel amaçlarına dönük olarak, toplumsal oluşum ve biçimlenişindeki etkileri, yeterince ele alınıp işlenmiş değildir. Oysa, Türk devrimi denilen tarihsel olgunun özgün yanlarını belirleyen ana unsurların özünde, ülke nüfusunun nicelik ve nitelik yönleriyle önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Öyle ki; eski idarelere bakarak, genç Türkiye Devleti’nde nüfus olgusuna yaklaşım biçiminin temelden farklı olduğu; bu farklılığın da, ‘ulusal devlet’ olmanın gereği olarak görüldüğü söylenebilir. Ulusal Türk devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Biz Anadolu halkı ile sekiz milyonluk bir idare yapmak için değil, büyük imparatorluklar te’sisine heves ettik ve fütuhat yaptık” derken;geçmişteki idareleri, nüfus olgusunu gerçekçi yönden değerlendiremediklerinden dolayı, uyguladıkları yanlış ve hayalci politikalar nedeniyle eleştirmektedir. Aynı zamanda da, Türk tarihinin bu yeni evresinde, eski politikalarla hiçbir ilgisi olmayan ‘ulusal’ politikalarda, nüfus olgusuna verilen önem vurgulanmaktadır. Nüfus olgusunun, ulusal politikalar içinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Misak-ı Millî (28 Ocak 1920) ile saptanıp, Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ile siyasal sınırları belirlenen ulusal yurt topraklarını dolduracak ... Devamı

JAPONYA EKONOMİSİ

2010-10-07 09:42:00

JAPONYA EKONOMİSİ   Bilim ve Teknoloji Japonya teknolojinin en önemli odaklarından biridir. Bilgisayardan nükleer enerjiye, havacılıktan haberleşmeye kadar birçok alanda teknolojinin öncülüğünü yapmaktadır. İlerlemenin itici gücünü, özel sektör, üniversiteler ve devlet üç koldan yapmaktadır. Uzay teknolojisi: Japonya bu alanda yaptığı çalışmalarla haberleşme, meteoroloji, coğrafya, yayıncılık gibi birçok sektöre uzayın katkılarını sağlamış durumdadır. Bu amaçla birçok uydu yörüngelerine yerleştirilmiş, hizmet vermektedir. Sözkonusu uydular 1986 yılından itibaren Japon yapımı roketlerle fırlatılmıştır. Japonya'nın geliştirdiği ataletli güdüm sistem ve bir ikinci aşama motorlu H-1 roketini kullandığı bu tarih ülkedeki uzay çalışmaları açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Japonya halen kendi gerçekleştireceği insanlı uzay uçuşlarının çalışmalarını sürdürmektedir. Bu arada, uzay istasyonu gibi insanlı ve büyük kapsamlı uzay çalışmalarının içinde aktif biçimde bulunmaya da özen göstermektedir. Havacılık: Havacılık, Japonya'nın iddiayla geliştirdiği teknolojilerden biridir. 1980'li yıllarda XS-11 ve diğer sivil ulaşım uçakları üzerinde yapılan başarılı çalışmalar, Boeing-767 yolcu jetinin üretilmesi Japon havacılığı açısından tarihi bir dönemeç oluşturdu. Bu alandaki araştırma ve çalışmalar, Japonya'nın bu konuda en önemli rekabetçi ülkeler arasında yer almasına yetecek ölçüdedir. Nükleer teknoloji: Japonya'da 35 ticari nükleer reaktör bulunmaktadır. Bu reaktörler sayesinde toplam elektriğin yaklaşık yüzde 30'u üretilebi... Devamı

GÜNEŞ SİSTEMİ

2010-10-06 11:13:00

GÜNEŞ SİSTEMİ       Güneş Sistemi, Güneş, gezegenler ve onların uyduları, astroidler, kuyruklu yıldızlar ve küçük gök taşlarından oluşur.   Güneş Sistemi, günümüzden yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluştu.   O zamandan bu yana geçen süre içinde başta sıcak olan gezegenler soğudu ve bugün ki yapısına kavuştu.   Güneş Sistemi'nde, bilinen sekiz gezegen var. Güneş'e olan uzaklık sırasına göre bunlar Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün .   Gezegenler, yapıları bakımından "kayasal" ve "gaz yapılı" olmak üzere ikiye ayrılır.   Merkür, Venüs, Dünya ve Mars kayasal gezegenlerdir.   Gaz yapılı gezegenler, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'dür.   Bu gezegenler aynı zamanda "dev gezegenler" olarak ta bilinir.   Astroidler, Jüpiter ile Mars arasında yer alır ve bir kuşak halinde Güneş'in çevresinde dolanırlar.   Bunlar, en büyüğünün (Ceres) yarıçapı 466 km olan göktaşlarıdır.   Kuyrukluyıldızlarsa donmuş gaz, toz ve küçüktaş parçalarının karışımı, yani bir bakıma kirli kartoplarıdır.   Kuyrukluyıldız Güneş'e yaklaşınca içerdiği gaz buharlaşmaya başlar ve kuyruk oluşur.   Kuyrukluyıldızlar, Neptün'ün yörüngesinin biraz ötesinde yer alan Kuiper Kuşağı ve çok daha uzakta bulunan Oort Bulutu'nda çok sayıda bulunurlar.   www.cografyam.net ... Devamı

ÖZEL PARALELLER

2010-10-04 10:10:00

Bazı paralellerin yerleri, güneş ışınlarının yere değme açısına bağlı olarak doğa tarafından belirlenmiştir.   EKVATORUN ÖZELLİKLERİ:     1. En uzun paraleldir. 2. Güneşin önünden en hızlı geçen noktaların  oluşturduğu paraleldir. 3. Dünya'nın eksen çevresindeki dönüş hızı   Ekvator'da yaklaşık 1670 km/saat'tir. 4. Güneş ışınlarını 21 Mart ve 23 Eylül'de dik açıyla alır. 5. Yıl boyunca sıcak olduğundan termik alçak basınç kuşağıdır. 6. Yükseltici hava hareketleri görüldüğü için bol yağış alır. 7. Gece ve gündüz süreleri yıl boyunca birbirine  eşit ve 12'şer saattir.   DÖNENCELERİN ÖZELLİKLERİ   1.  Yerleri, yer ekseninin eğikliğine bağlı olarak belirlenen  Dönenceler, 23 27' Kuzey ve Güney paralelleridir. 2.  Kuzey Yarım Küre'dekine Yengeç Dönencesi,  Güney Yarım Küre'dekine Oğlak dönencesi denir. 3. Orta kuşak ile Tropikal kuşağı birbirinden ayırırlar. 4. Güneş ışınlarının düz zeminlere dik geldiği en son noktalardır. 5. Yengeç Dönencesi 21 Haziran'da, Oğlak   Dönencesi 21 Aralık'ta Güneş ışınlarını dik açı ile alır.   KUTUP NOKTALARININ ÖZELLİKLERİ   1.90. Kuzey ve Güney paralelleridir. 2.Güneş ışınlarının düz zeminlere en dar açıyla geldiği yerlerdir. 3.Sürekli soğuk olduğundan kutuplar ve çevresinde yıl boyunca termik yüksek basınç kuşakları oluşur. 4.Aydınlanma çemberinin 21 mart ve 23 Eylül'de teğet geçtiği yerlerdir. 5.Bir yıl i&cce... Devamı

100 YILIN 10 BÜYÜK DEPREMİ

2010-10-03 10:08:00

ABD'nin Colorado Eyaleti'ndeki Jeolojik Araştırmalar Merkezi'nin verilerine göre, dünyada meydana gelen son 100 yılın en şiddetli 10 depremi ve tarihleri: * 22 Mayıs 1960 - Şili - Santiago ve Concepcion'u vuran 9.5 büyüklüğündeki deprem, volkanik hareketlenmeye ve büyük gel-git dalgalarına neden oldu. Depremde 5000 kişi öldü, 2 milyon kişi evsiz kaldı. * 28 Mart 1964 - Alaska - Alaska ve batıdaki Yukon Bölgesi'nde etkili olan 9.2 büyüklüğündeki depremde, 125 kişi hayatını kaybetti, 311 milyon dolarlık hasar meydana geldi. * 9 Mart 1957 - Alaska - Andreanof Adası'nda meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem, 15 metre yüksekliğinde tsunami dalgalarına neden oldu. * 4 Kasım 1952 - Rusya - Havaii adalarında etkili olan deprem dalgalarına neden olan depremin büyüklüğü 9.0 olarak belirlendi. Depremde ölen ya da yaralanan olmadı. * 26 Aralık 2004 - Endonezya - Büyüklüğü 8.9 . 3000 den fazla insan hayatını kaybetti. * 31 Ocak 1906 - Ekvator - Ekvator ve Kolombiya kıyıları yakınlarında meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 1000 kişi hayatını kaybetti. * 4 Şubat 1965 - Alaska - Büyüklüğü 8.7 olan deprem, Shemya Adası'ın etkileyen 11 metre yükseklikte tsunami dalgalarına neden oldu. * 15 Ağustos 1950 - Tibet - Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Brahmaputra Basin'de meydana gelen 8.6 büyüklüğündeki depremde binlerce ev ve tapınak yıkıldı, 1500 kişi hayatını kaybetti. * 3 Şubat 1923 - Rusya - Kamçatka'da 8.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. * 1 Şubat 1938 - Endonezya - Banda Denizi'nde meydana gelen 8.5 büyüklüğündeki deprem, Banda ve Kai'ye büyük hasar veren deprem dalgalarına neden oldu.   ... Devamı

TÜRKİYENİN YERALTI SULARI VE KAYNAKLARI

2010-10-30 10:06:00

Yeraltı Suları: Yeryüzünden sızan sular, yeraltında geçirimsiz bir tabakanın içerisindeki kayaların boşluk ve çatlaklarında tutulur. Bu suya yer altı suyu denir. Ülkemiz yer altı bakımından oldukça zengindir.   Ör: Marmara’da Adapazarı, Yenişehir, Balıkesir ovaları, Doğu Anadolu’da; Muş, Erzurum, Malatya ovaları. Yer altı suyu bilhassa yarı kurak sahalarımızda tarımsal açıdan çok önemlidir. Ör: Konya-Karapınar, Polatlı-Sivrihisar. Bazı kentlerimizin içme suyunun bir bölümü yer altı suyundan sağlanır. Ör: Bursa, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Konya gibi. Kaynaklar: Yer altı suyunun (çatlaklardan) veya tabaka arasından yüzeye çıkmasıyla kaynaklar oluşur. BELLİ BAŞLI KAYNAKLARIMIZ Karstik kaynaklar: Kireç taşlarının çatlaklarından ve yer altı kanallarından çıkan kaynaklardır. Karstik kaynakların suları gür olup, bazı akarsuları besler. (Manavgat, Köprü çayı). Bazı kentlerimizin içme ve sulama suyunun bir bölümünü karşılar. Ör: Pınarbaşı ve Kemalpaşa’dan çıkan kaynaklar, İzmir’in suyunu karşılar. Artezyen kaynaklar: Yer altındaki suların insanlar tarafından sondajla çıkarılmasına denir. Bu tür kaynaklar, Eskişehir, Malatya, Erzurum, İnegöl, Bursa, B. Menderes, Gediz ovalarının kenarlarında Ceylanpınar ve Muş ovalarının çevresinde görülür. Fay kaynakları: Fay hatları boyunca çıkan kaynaklarıdır. Bunlar genel olarak Ege ve G. Marmara Bölümünde K. Anadolu fay kuşağı boyunca görülür. Kaynak sularının kalitesini suyun geldiği kayanın kimyasal özelliği belirler. Silis miktarının fazla olduğu sular tatlıdır. Örnek:İzmir Uludağ, Niksar, Tokat suları örnek verilebilir. Kireçli arazilerden çıkan kayna... Devamı

TÜRKİYEDE 9 SICAK NOKTA

2010-10-26 10:03:00

Bizim Dünya'ya Armağanlarımız: Sıcak Noktalarımız WWF, 1999 yılında, Avrupa'nın biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli ve acil olarak korunması gereken 100 ormanını belirleyerek bunları "Avrupa Ormanları'nın Sıcak Noktaları" olarak tanımladı. Bu "sıcak noktalar" arasında Türkiye'den de 9 alan yer alıyor. Bunlar: Küre Dağları, Kastamonu İstanbul Ormanları İbradı-Akseki Ormanları, Antalya Amanos Dağları, Hatay Karçal Dağları, Artvin Datça Yarımadası ve Bozburun Fırtına Vadisi, Rize Babadağ, Fethiye Yenice Ormanları, Karabük "Dünya'ya Armağanlar" çerçevesinde "sıcak nokta"ların koruma altına alınması ve bu alanlarda etkin bir koruma alanı yönetiminin yapılması önerisi, T.C. Orman Bakanlığı tarafından da benimsendi.   www.cografyam.net ... Devamı

ENDEMİK VE RELİK BİTKİLERİMİZ

2010-10-15 10:01:00

ENDEMİK BİTKİ Endemik, alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan  türler endemos (indigenous) kelimesinden gelir ve “yerli” anlamında kullanılır. Ülkemizdeki endemik türlerin en önemlilerinden birkaçı;   Kazdağında orman meydana getiren Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani), Eğridir güneyindeki Kasnak meşesi (Quercus vulcanica), Köyceğiz-Dalaman arasında yaygın olan Sığla veya Günlük ağacı ve ormanları (Liquidambar orientalis), Beşparmak Dağları (Ege bölümü)ndaki Kral eğreltisi (Osmunda regalis) ile Datça yarımadasında bulunan Datça hurması (Phoneix theophrasti)dır. Ülkemiz, hem çeşitli familyalara ait hem de endemikler yönünden de çok zengindir. Türkiye’de yetişen endemik türler tabiatta, aşırı otlatma, yangın, bilinçsiz kesim, söküm,ıslah çalışmaları, yapılaşma, şehirleşme ve herbisit kullanımı gibi çeşitli tehlikelerle karşı karşıyadır.Bu olumsuz faktörler kimi zaman bitkinin yok olmasına ve bir anlamda yer yüzünde ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Kazdağı göknarı: Türkiye’de yalnızca Kazdağı’nda yetişen endemik bir göknar alt türü. 30 metreye kadar boylanabilir. Tomurcukları bol reçinelidir. İğne yapraklı uzun sürgünler üzerinde tek tek ışığa yönelik olarak tarak biçiminde dizilmişlerdi.Yaprağın üst yüzü hafif olukludur, alt yüzünde ise iki tane belirgini gümüşi renkte beyaz stoma bandı bulunur. İğne yapraklar sürgünler üzerinde uzun süre, 7-10 yıl kalır Kasnak meşesi 25-30 m boya ulaşabilen geniş ve yaygın tepeli bir meşe türü.Genç sürgünler sarımtrak veya kırmızımtrak olup, önceleri tüylü da... Devamı

AKARSU VE GÖLLERİMİZ

2010-10-10 10:00:00

Akarsular Yurdumuz akarsu bakımından zengindir. Akarsularımızın bir kısmı denizlere, bir kısmı da göllere dökülür. Bazı akarsularımız da sıcaklığın etkisiyle buharlaşarak veya yer altına sızarak kaybolur. Suların denize ulaştırmayan alanlara kapalı havza denir.Yurdumuzda Tuz Gölü ve Van Gölü ve çevreleri ile Göller Yöresi birer kapalı havzadır. Bazı akarsular kaynağını yurdumuzdan alır, sınırlarımızın dışında denize ulaşır. Bazı akarsular da sınırlarımızın dışında doğup, yurdumuzda denize dökülür. Akarsular bakımından en zengin bölgemiz Karadeniz Bölgesi'dir. Çoruh, Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Sakarya gibi büyük akarsularımız Karadeniz’e dökülür.Yeşilırmak taşıdığı alüvyonlarla Çarşamba, Kızılırmak da Bafra delta ovalarını oluşturmuştur. Karadeniz’e ayrıca çok sayıda küçük çay ve dere akar. Topraklarımızda doğup sınırlarımız içerisinde denize dökülen en uzun akarsuyumuz Kızılırmak’tır. Susurluk Çayı, Marmara Denizi'ne dökülen akarsuyumuzdur. Bu denizimize dökülen diğer akarsular küçüktür. Ege Bölgesi’nin akarsuları, kıyıya dik uzanan dağ sıraları arasındaki çukur alanlara yerleşmiştir. En önemlileri Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes’tir. Bu akarsular, atıkları çöküntü alanlarına taşıdıkları alüvyonları biriktirerek alüvyon ovaları oluşturmuşlardır. Akdeniz’e dökülen başlıca akarsularımız Aksu, Manavgat Çayı, Göksu, Seyhan ve Ceyhan’dır. Göksu, taşıdığı alüvyonlarla Silifke Ovası’nı, Seyhan ve Ceyhan da Çukurova’yı oluşturmuştur. Kaynaklarını yurdumuzdan alan bazı akarsularımız, sınırlarımızın dışında denize ulaşır. D... Devamı

KAYAÇ DÖNGÜSÜ

2010-10-05 10:38:00

  Yerkabuğunu oluşturan 3 temel kayaç türü vardır.   Bunlar;magmatik kayaçlar,tortul kayaçlar ve başkalaşım kayaçlarıdır.   Ancak bunlar,oluştukları günden bugüne kadar geçen zamanda birçok değişikliğe uğramışlardır. Yani her ne kadar bulundukları yerde hiç hareket etmeden dursalar da, her biri çok uzun yıllardır süren bir değişikliğin parçasıdırlar. Kayaçların oluştukları günden bu yana devam eden ve farklı tür kayaçların doğal yollarla birbirine dönüşmesini açıklayan bu sürece "kaya döngüsü" denir. Kaya döngüsünü devam ettiren şey ise doğal olaylardır. Şimdi gelelim bu serüvenin nasıl başlayıp ne şekilde devam ettiğine: Yeraltındaki magmanın soğumasıyla oluşan magmatik bir kayaçtan başlayalım. Bu kayacın yerkabuğundaki tektonik hareketler sonucu yeryüzüne çıktığını düşünelim. Yüzeye çıkan bu kayaç artık burada oluşan tüm koşullardan etkilenebilecek durumdadır. Bu etkileşim oldukça değişik yollarla oluşabilir. Erozyon, yağmur suyu ve rüzgar bunlardan birkaçıdır. Bu olayların sonucunda kayaç, fiziksel ve kimyasal olarak değişime uğrar ve taşınma sonucu bir yerde çökelir. Farklı yerlerden gelen tüm çökeller, yeni gelen çökellerin de etkisiyle sıkışarak zamanla kendi içinde kaynaşarak taşlaşır. Ve böylelikle tortul kayacımız oluşur. Oluşan bu yeni kayacımızın üzerine uzun bir süre daha yeni çökelimlerin devam edeceğini düşünelim. Zamanla üstündeki malzeme birikeceği için kayacımız basınca ve sıcaklığa daha fazla maruz kalacak demektir. Bu da tortul kayacımızın yapısında çok daha farklı değişimlere yol açacaktır. Basıncın ve sıcakl... Devamı

SELLER VE NEDEN OLDUĞU SAĞLIK SORUNLARI

2010-10-02 10:35:00

Dünyada en sık görülen doğal afet seldir. Tüm “doğal nedenli olağandışı durumlar” a bağlı mal kayıplarının % 40’ı sel nedeniyledir. Sellerin sayısı ve olumsuz etkisi artsa da, ölüm sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Ancak yine de tüm dünyada “doğal nedenli olağandışı durumlara” bağlı ölümlerin yarısından fazlası sellere bağlıdır. Ülkemizde ölüme yol açan doğal nedenli olağandışı durumlar arasında seller 2. sırada yer almaktadır. 1903-2004 yılları arasında ülkemizde 100 ve üstü insanın etkilendiği veya 10 ve üstü ölüme yol açmış 27 sel incelendiğinde, meydana gelen sellerden 94.657 kişinin etkilendiği, 1252 kişinin yaşamını yitirdiği görülmektedir. Bu 27 selin yol açtığı toplam zarar 1.971.291.860.000 TL. olarak bildirilmektedir.   Sellerin yol açtığı toplam maddi zarar açısından doğal nedenli olağandışı durumlar arasında 2. sırada olduğu görülmektedir. Ülkemizde seller etkilediği toplam kişi sayısında ise 3. sıradadır. hastalıklar daha çok ortaya çıkar.   1. dönem : İlk üç gün, bulaşıcı/salgın hastalık pek görülmez. 2. dönem : Dördüncü günden dördüncü haftaya kadar olan bölümdür.Bulaşıcı hastalıkların görülmesi, sık karşılaşılan bir durumdur. Genellikle sel bölgesinde, selden önce tek tek bulunan hastalıkların salgın yaptığı görülmektedir. 3. dönem : Dördüncü haftadan sonrasıdır. Kuluçka süresi uzun olan hastalıklar, bu dönemde görülür.   Hangi hastalıklar görülür?   Suyla bulaşan enterotoksijenik E-Coli enfeksiyonları, Şigellozis, Hepatit-A, Leptospirozis hatta Giardiazis salgınları görülme r... Devamı

KARS ANTLAŞMASI (13 EKİM 1921)

2010-10-13 16:41:00

  1. Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında yapılan her türlü antlaşma geçersiz sayılacak ancak Moskova Antlaşması geçerliliğini sürdürecektir.   2. Taraflar “Türkiye” ifadesi ile son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misak-ı Milli’nin kapsadığı toprakların anlaşılacağını kabul edeceklerdir.   3. Ankara Hükümeti; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycanla ilişkili olup yeni yönetimlerce geçersiz sayılan antlaşmaları geçersiz sayıp tanımayacağını taahhüt edecektir.   4. Türkiye’nin kuzeyde Sarp köyünden başlayarak güneye uzanan doğu sınırları taraf devletlerce kabul edilecektir.   5. Batum ve çevresi, o bölgede yaşayan müslüman halkın kültürel ve dinsel haklarının saklı kalması şartı ile Gürcistan’a bırakılacaktır.   6. Ankara Hükümeti ve Gürcistan, ortak sınır bölgeleri halklarının karma bir komisyonca gümrük, güvenlik ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşuluyla, sınır geçişlerinin kolaylaştırılmasını sağlayacaklardır.   7. Gürcistan, Karadeniz’e kıyısı olan bir devlet olarak, Moskova Antlaşması’nda belirtilen Boğazlara ilişkin rejimin düzenlenmesine ilişkin esasları kabul edecektir.   8. Türkiye ve Gürcistan, sınır bölgelerinde yaşayan halklardan olup Gürcü yada Türk uyruğundan çıkmak isteyenlerin, mal ve paralarıyla birlikte bir ülkeden diğerine geçişlerini kabul edeceklerdir.   9. Türkiye ve Gürcistan, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için “En çok gözetilen ulus&... Devamı

ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU (13 EKİM)

2010-10-13 09:38:00

Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrılıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Bu olay Kurtuluş Savaşı’nın fiilen başlaması sayılır. Buradan Erzurum’a geçerek 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini düzenledi. Erzurum Kongresinde seçilen Temsil Heyeti ile birlikte geldiği Sivas’ta 4 Eylül 1919’da çalışmalara başladı. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum, Sivas Kongrelerinden sonra 27 Aralık 1919 günü Temsilciler Kurulu üyeleriyle birlikte Ankara'ya geldi.   O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul idi. Osmanlı Mebusan Meclisi son kez 12 Ocak 1919'da İstanbul'da toplandı. 16 Mart 1919 günü İngilizler İstanbul'a girdi. Önce meclisi bastılar. Bu olay üzerine birçok milletvekili Anadolu'ya geçti. Yakalananlardan çoğu tutuklandı. Artık Osmanlı Mebusan Meclisi'nin İstanbul'da toplanma olasılığı kalmamıştı. Milletvekillerinin toplanacağı ve ülkenin yönetileceği bir başkent gerekiyordu. Ankara, Anadolu'nun ortasında, savaş cephelerine eşit uzaklıkta bir kentti. Savaşın yönetimi ve haberleşme, Ankara'dan kolaylıkla yürütülürdü. Dağılan Osmanlı Mebusan Meclisi üyeleri ile Sivas ve Erzurum Kongreleri'nde seçilen temsilcilerin bir yerde toplanması gerekiyordu. Bu nedenle 19 Mart 1919 günü Mustafa Kemal Paşa kimi illere ve komutanlıklara bir genelge gönderdi. Bu genelgede özetle ; "Osmanlı Devletinin yaşamı ve egemenliğinin sona erdiği" bildiriliyor, "Türk ulusu kendi yaşamını ve bağımsızlığını koruyacaktır." deniliyordu. Bu genelgeden sonra temsilcilerle Osmanlı Mebusan Meclisi'nden gelen üyeler Ankara'da toplanmaya başladılar. Ankaralılar onları coşkuyla, sevinçle, sevgiyle karşıladı. Türk... Devamı

MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI (11 EKİM 1922)

2010-10-11 09:34:00

  Mudanya Ateşkes Antlaşması 11 Ekim 1922 Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan ateşkes antlaşması. 3 Ekim 1922'de Mudanya'da toplanan konferansta Türkiye'yi Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Büyük Britanya'yı General Harrington, Fransa'yı General Charpy, İtalya'yı da General Mombelli temsil etmiştir. Çetin görüşmeler sonunda, Mudanya Ateşkes Antlaşması 11 Ekim 1922'de imzalanmıştır.   Yunanlılar, Mudanya'daki Konferansa katılmamış, hazırlanan Antlaşma metnini kabullenerek üç gün sonra imza etmiştir. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Türkiye - Yunanistan arasında silahlı çatışmaya son verilmiştir. Trakya, Meriç sınır olmak üzere Türkiye'ye bırakılmıştır. Yunanlılar on beş gün içinde Trakya'yı boşaltacaklardır. Yunanlılardan boşalan yerlere İtilaf Devletleri birlikleri girecek, onlar da en geç bir ay içerisinde, Trakya'yı Türklere devredeceklerdir. Türklerin Trakya'da en çok 8000 jandarma kuvveti olacaktır. Türkler, Ateşkes Antlaşmasında öngörülen sınırlar içinde İtilaf Devletleri askeri birliklerinin bulundukları yerlere girmemeyi taahhüt etmektedir. Ateşkes Antlaşması imza edildiği tarihten üç gün sonra yürürlüğe girecektir. Mudanya Ateşkes Antlaşması görüşmelerinde,İsmet Paşa'nın hatıralarında da açıklandığı üzere, bir komutanın siyasi alanda müzakereler yöneten tecrübeli ve becerikli bir diplomat gibi görüşmelere katıldığı ve başarılı olduğu görülmektedir. Türk Orduları bir yandan İzmir'e girerken bir yandan da İstanbul ve Çanakkale Boğazı'na doğru ilerliyorlardı. Başkomutan, büyük devletlerden biri veya bir kaçı ile savaşa girmeden, Boğazlar bölgesini güvenlik altına ... Devamı

AHİLİK KÜLTÜR HAFTASI (8-12 EKİM)

2010-10-08 19:22:00

  Cumhuriyetimizin kuruluşunun yetmiş sekiz, Osmanlı devletinin kuruluşunun yedi yüz ve Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerinin bininci yıl dönümünü kutladığımız bu yıllar bize Türk tarihinin en önemli kurumu olan Ahiliği hatırlatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti 75 yıl önce Osmanlı'dan devir aldığı yönetimi, Osmanlı da 700 yıl önce Anadolu Selçuklu devletinden almıştı. Anadolu Selçuklu devleti de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun bir parçası olarak bu topraklarda yaklaşık bin yıl önce kurulmuştu. Görüldüğü üzere 1000 yıldır Türkler Anadolu toprakları üzerinde yaşamaktadır. Türklerin tarihi aslında bin yıl ile sınırlı değildir. Bilinen en eski insanlık tarihine kadar uzanır. Oğuz Hanlığı, Uygur devleti, Göktürk devleti, Hun devleti M.Ö. 4000 yıldan beri, devletini ve kültürünü yaşatmaktadır. Dünyamızda bu süre içerisinde birçok devletler kurulmuş, kültürler yaşamış, bunlardan birçoğu yıkılmış ve kaybolmuşlardır. Türklerin altı binyıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bu konu üzerinde hassasiyetle durmuş ve Ahilik Vakfının tertip ettiği bir Şed Kuşanma töreninde Ahilikle ilgili veciz bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında, "...Bin seneye yakın bir zamandır Anadolu kıtasının sahipleriyiz. Bir büyük medeniyetimizin olduğunu bu medeniyetin birbirinden güzel, birbirini tesiri altında bırakmış hazinelerinin bulunduğunu biliyoruz. Öyle olmasa zaten bu kadar uzun süre bu kıtaya hâkim olu... Devamı

KÜÇÜK ÖLÇEKLİ HARİTALARDA PROJEKSİYON

2010-09-28 09:41:00

Büyük bir bölgenin küçük ölçekli (ölçekleri 1:1 000 000 dan daha küçük olan haritalar) haritası yapılması gerektiğinde yeryuvarının biçiminin küre olarak alınması kesinlikle yeterlidir. Halbuki yerin gerçek biçimine “jeoit” adı verilmektedir. Fakat jeoit geometrik olarak ifade edilebilen bir yüzeye sahip olmadığından haritacılık çalışmalarında yalnızca noktalar arası yükseklik farklarının çok doğru olarak bilinmesi gereken bazı işler dışında referans yüzeyi olarak alınmaz. Yerin jeoide en yakın biçimi ise “elipsoit” dir. Elipsoit geometrik bağıntıları bilinen bir yüzeydir ve bu özelliği ile büyük bölgelerin büyük ve özellikle orta ölçekli harita takımlarının üretilmesi için yeryuvarının biçimi için referans yüzeyi olarak alınmaktadır. Küre ise geometrik bağıntıları bakımından elipsoide göre şüphesiz daha basittir. Küçük ölçekli haritalarda küre ile elipsoit arasındaki büyüklük farkı haritaya yansımadığından yerin biçimi küre alınmaktadır.   Yerküre üzerindeki büyük bölgelerin küçük ölçekli haritalarının yapılmasında kullanılan ve belirli geometrik ya da küre üzerinde küresel coğrafi koordinatlara bağlı olarak matematiksel bağlantılar yardımıyla harita yüzeyinde ilgili noktaların konumlarını belirleme yöntemlerine “kartografik projeksiyonlar” adı verilmektedir. Harita yüzeyleri, ya da çoğu kez “projeksiyon yüzeyleri” olarak anılan bu yüzeyler bir düzleme yırtılmalar olmadan açılımı yapılabilen yüzeylerdir. Bu yüzeyler çoğu kez, silindir, koni ve düzlemin kendisidir. Kartografik pr... Devamı

TÜRKİYE’DE ORMANCILIK

2010-09-13 10:36:00

  Türkiye, sıcaklık ve yağış şartları bakımından ormanın yetişmesine genel olarak elverişlidir.   İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki bazı alanlar hariç, ülkemizin % 70'lik kısmının orman olması gerekir.   Fakat, bugün bu oran % 26 civarındadır.   Bu durum ormanlarımızın büyük bir kısmının yok edildiğini göstermektedir.   Ülkemizde, şu anda orman dağılışındaki en önemli faktör yağış ve nemdir.   Yağış miktarı ile orman dağılımı arasında çok sıkı bir ilişki vardır.   Örneğin, Doğu Karadeniz kıyılarında yağış fazlalığından ormanlar çok iken, Güneydoğu Anadolu’da aşırı kuraklıktan dolayı ormanlar azdır.   Türkiye’de ormanların coğrafi dağılışı (%)   Karadeniz Bölgesi ..........................................25 Akdeniz Bölgesi .......................................... ..24 Ege Bölgesi ..................................................17 Marmara Bölgesi  ...........................................13 Doğu Anadolu Bölgesi  ....................................11 İç Anadolu Bölgesi  .........................................7 G. Doğu Anadolu Bölgesi  ..................................3   Ülkemizdeki ormanların % 79'u kıyı bölgelerimizde toplanırken, %21'i iç bölgelerimizde toplanmıştır.   İç bölgelerdeki orman azlığının nedeni, sıcaklıkların ve yağışların yetersiz olmasıdır. ... Devamı

23 EYLÜL EKİNOSU

2010-09-23 09:31:00

    Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin  etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları Ekvator’a dik gelir.Buna bağlı olarak aşağıdaki olaylar gerçekleşir:   1. Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a dik açı ile düşer. 2. Dünya’nın her yerinde gece ve gündüz eşitliği yaşanır. 3.  Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş batmaya; GKN’nda güneş  doğmaya başlar. 4. Kuzey Yarımküre’de sonbahar, Güney Yarımküre’de ilkbahar başlangıcıdır. 5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer. 6.  Kuzey  Yarımküre’de geceler gündüzlerden; Güney Yarımküre’de gündüzler gecelerden daha uzun olur. 7.  Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı  anda doğup, aynı  anda batar. 8.  Gölge boyu ekvatorda 0, Ekvator’la 45°  enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük, 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit, 45°-90° enlemleri  arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur. ... Devamı

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

2010-09-22 09:27:00

Çevre; dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle “Ekosistem” olarak tanımlanabilir.   Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorga-nizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir. Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına  "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir.   Gelişen teknolojinin  yaşamıma getirdiği rahatlık yanında, bu gelişmenin  tabiata ve çevreye verdiği kirliliğin  boyutu her geçen gün hızla  artmaktadır.. Yaşamı daha mükemmel hale getirmek, daha sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayabilmek amacına dönük bu gelişmelerin, gerek kırsal, gerek kentsel alanlarda olsun, doğal kaynakları bozduğu su, hava, toprak kirlenmesine yol açtığı, bitki ve hayvan varlığına zarar verdiği son yıllarda inkar edilemez bir gerçek haline dönüşmüştür.   ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN SINIFLANDIRILMASI   Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özelliler dikkate alındığında çevre kirliliği şu bölümlere ayrılır: l. Fiziksel Kirlenme Çevreyi meydana getiren toprak, su ve havanın fiziksel özelliklerinin tamamının veya bir kısmının insan, hayvan ve bitki sağlığını tehdit edecek, olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulması olayıdır. Üretimde bulunan &cce... Devamı

ÜNLÜ KİŞİLERDEN ÜNLÜ SÖZLER

2010-09-14 09:23:00

    Aç insan kolay kandirilir. KATHERINE MANSFIELD Acilmamis kanatlarin buyuklugu bilinmez. A.GIDE Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz. Anonim Adalet önce devletten gelir. Aristo Çoğu başka başka yerler gösterir ve herkes kendininkine itimat eder. Fransız Atasözü Adaletin kuvvetli, kuvvetlinin de adil olması gerekir. Pascal Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır. Anonim Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir. Eflatun Ağaca dayanma çürür,insana dayanma ölür. Ahlağın olmadığı yerde kanun birşey yapamaz. Napoleon Akan suda nasıl tortu bulunabilir. Akilli Don Kisot uygun ruzgari bekler. S.LEC Akıllı olup dünyanın kahrını çekmektense,deli ol dünya senin kahrını çeksin. Akşama karşı gitme, tan’a karşı yatma....Atasözü Aliskanliklar zit aliskanliklarla onlenir. EPIKTETOS Alkış isteyen ıslığa da katlanır. Altin prangalar demir olalardan cok daha kotudur. M.GANDHI Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır....Andre Gide Anneler cocuklarinin aklindan tutcaklari yerde ellerinden tutarlar. DUPONLOUP Asılan hırsız değil, yakalanandır. Çek Atasözü Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikayelerine inanmak zorundayız.   Aşağıda olan düşmekten korkmaz....Buryan   Aşk bakışlarla başlasaydı, öküz çoktan trene aşık olurdu. Aşk, gülü dikenle avuçlamak demektir. Aşk, kalbimin saygısız misafiridir. Sormadan gelir sormadan gider. Avukatlar terzi gibidir, kendilerini kesmezler, araya gireni keserler. Anonim Ayakta olmek dizustu yasamaktan daha iyidir. F.D. ROOSEVELT... Devamı

BUZULLAR VE TURİZM

2010-09-16 10:16:00

  Buzullar önemli birer turist cazibe noktasıdır. Buzullara gitmenin değişik nedenleri vardır: Manzara, Yazın kayak yapabilmek, Buz mağaraları, Buz tırmanışları, Dağcılık, Motorlu araçlarla ya da yaya olarak buz üzerinde trekking. Bütün bu özellikleri ile buzullar önemli bir turizm potansiyeli arz etmekte ve belli bölgelerde canlı turizm etkinliklerine evsahipliği yapmaktadır. ... Devamı

DÜNYA DIŞINDAKİ BUZULLAR

2010-09-17 10:13:00

Güneş sisteminde yalnız Dünya üzerinde değil diğer gezegen sistemlerinde de buzullar bulunur: Mars üzerinde kutuplardaki buz şapkalarının dışında da buzulların izlerine rastlanmıştır. Hatta kutuplara yakın bölgelerdeki bazı kraterlerin çatlaklarında hâlâ bazı buzulların bulunduğu sanılmaktadır. Jüpiter'in doğal bir uydusu olan Ganymede'nin yüzeyi su buzu ve silikatlardan oluşur. Jüpiter'in diğer iki uydusu olan Callisto ve Europa'nın yüzeyleri de su buzundan oluşmuştur. Mars gezegeninin kuzey kutup buz şapkası   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

BUZDAĞLARI

2010-09-29 10:10:00

BUZDAĞLARI Buzdağı Kuzey ve Güney Kutbu denizlerinde bulunan büyük buz kütlesidir.   Devamlı soğuk olan bölgelerde karın üst üste yığılması, kardan bir dağ ve sonra da bir buz katmanı teşekkül ettirir. Bu katman zamanla kıyıya doğru kayar ve denizde parçalanır. Böylece muazzam buz dağları meydana gelir. Uzunlukları birkaç kilometreyi ve kalınlıkları 300 metreyi bulunabilir. Deniz üstünde sallanmadan dururlar.   Her yıl Güney Kutbu Antarktika, her boydan binlerce buz dağı teşkiline sebep olur. Kuzey kutbundaki Grönland Adasının iki milyon km²'ye yaklaşan yüzeyi tamamen buz tabakası ile kaplıdır. Her sene buradan da 10-15 bin kadar buz dağı kopar. Buz dağları zamanla meydana gelen çatlak veya dalgaların aşındırması ile yerlerinden büyük bir gürültü ile ayrılırlar. Ayrılır ayrılmaz deniz içinde harekete geçerler. Özgül ağırlığı 0.9 gr/cm³ olan buzdağının deniz üstünde görünen kısmının sekiz veya on katı su içindedir. Başıboş büyük denizlerde dolaşan bu buz dağlarının ağırlığı milyonlarca tonu bulur.   Bir buzdağı Grönland'dan kopup gelen buz dağları ilkbaharda ve yazın ilk aylarında Kuzey Atlas Okyanusunda sefer yapan gemiler için büyük tehlike teşkil ederler. Bunların yanında Kanada'nın kuzeydoğu kesiminden gelen buzdağları Labrador Akıntısı ile Yeniel kıyılarından güneye doğru sürüklenir. Buralardan Golfstream Akıntısına kapılarak Ekvator'a doğru yol alırlar.   Bazıları tamamen erimeden önce 27°'lik arz derecesine kadar ulaşırlar. Antarktika buzullarından kopanlar ise kuzeye doğru yol alırlar. Bunlar Hint ve Büyük Okyanusta çalışan gemiler için pek tehlike teşkil etmezler. En fazla kuzeye gidebilen buzdağı, Avustral... Devamı