ANAFOR

2010-09-15 10:08:00

ANAFOR   Anafor, deniz ya da ırmak sularının bir eksen çevresinde dönme hareketidir.   Denizlerdeki anaforların nedeni genellikle ters yönlü gelgit dalgalarının, akıntıların ya da rüzgarların karşılaşmasıdır.   Irmaklarda ise kıyının çıkıntı yaparak suya dairesel bir dönme hareketi verdiği yerlerde küçük anaforlar görülebilir.   Bir anaforda sular dairesel bir hareketle dönerken merkezkaç kuvvetinin etkisiyle çevreye doğru itilir ve dairenin ortasında bir boşluk oluşur.   En ünlü anaforlardan biri, Norveç açıklarındaki Maelström'dür.   Maelström, Norveç'in batı kıyıları açıklarında, Kuzey Buz Denizi'ndeki Morkanaes ile Mosken adaları arasındaki güçlü gelgit akıntılarından kaynaklanan bir anafordur.   Maelström anaforu   http://tr.wikipedia.org/wiki/ ... Devamı

MAĞARALAR VE MAĞARACILIK

2010-09-12 10:03:00

  Sözlük ve ansiklopedilerde mağaranın tanımı, en az bir insanın girebileceği büyüklükte olan ve doğal süreçler sonucunda oluşmuş yeraltı boşuluğu olarak yapılır. Ancak güzel memleketimizde mağara terimi, kaya mezarlarından defineci çukurlarına, yeraltı şehirlerinden madenlere kadar başka birçok oluşumu da içine almaktadır. Bu sebepten ötürü ihbarları değerlendirmeye giden birçok hevesli mağaracı sıklıkla hayal kırıklığına uğrarlar. Mağaralar farklı bölgelerde farklı isimlerle de anılırlar. Düden, obruk, kokurdan, in, pınar, suçıkan bunlardan bazılarıdır. Bu isimler mağaraların suyla olan ilişkisi hakkında da bilgi verirler.   Mağara Bilimi ve Mağaracılık Mağara bilimi (speleology), mağaraların ve diğer karstik oluşumların fiziksel özelliklerini, barındırdıkları yaşam formlarını, oluşum süreçlerini (speleogenesis) ve zamanla geçirdikleri değişimlerini (spelemorphology) inceleyen bir bilim dalıdır. Kimya, biyoloji, jeoloji, arkeoloji ve haritacılık gibi bir çok disiplin, mağaraları olabildiğince kapsamlı olarak araştırıp belgeleyebilmek için mağaraları inceleyen bilim insanları tarafından sıklıkla kullanılırlar. Mağaracılık ise mağaraları keşfetmeyi hedefleyen bir doğa sporudur. Farklı ülkelerde spelunking yada potholing olarak da bilinir.   Mağaraların Türleri ve Oluşum Süreçleri   Mağaralar jeolojik süreçler sonucunda oluşurlar. Bu süreçler, kimyasal olaylar, su aşındırması, tektonik etkiler ve atmosferik olayların birleşimi şeklinde olabilir. Çoğu mağara kireçtaşının çözünmesi sonucunda oluşur. En temel olarak mağaraları oluşumlarına göre ikiye ayırabiliriz; birincil mağaralar ve ikincil mağaralar.   Birincil Mağaralar   Bazı ma... Devamı

TENARDİT

2010-09-30 10:59:00

TENARDİT       Kimyasal Bileşimi, Na2SO4 Kristal Sistemi, Ortorombik Kristal Biçimi, Levhamsı kristalli , dipiramidal, nadiren prizmatik. İkizlenme, {110} ve {011} yüzeylerinde olağan Sertlik, 2.5-3 Özgül Ağırlık, 2.664 Dilinim, {010} mükemmel Renk ve Şeffaflık, Renksiz, grimsi beyaz Çizgi Rengi, Beyaz Parlaklık, Camsı-reçinemsi Bulunuşu, Buharlaşmanın çok yoğun olduğu kurumus tuz göllerinde boratlarla birlikte bulunan nadir bir evaporit mineralidir.   www.mta.gov.tr... Devamı

JİPS

2010-09-24 10:55:00

JİPS       Kimyasal Bileşimi, CaSO4 . 2H2O Kristal Sistemi, Monoklinik Kristal Biçimi, Çoğunlukla ince-kalın levhamsı kristalli; kısa-uzun prizmatik, iğnemsi, masif, tanesel, lifsi İkizlenme, {100} yüzeyinde kırlangıç kuyruğu, {-101} yüzeyinde kelebek ikizleri çok tipiktir. Sertlik, 2 Özgül Ağırlık, 2.32 Dilinim, { 010} mükemmel Renk ve Şeffaflık, Renksiz-beyaz, sarımsı, yeşilimsi, kırmızımsı; şeffaf-yarı şeffaf Çizgi Rengi, Beyaz Parlaklık, Camsı Ayırıcı Özellikleri, Düşük sertliği ve dilinimi   Bulunuşu, Deniz suyundaki çözünülürlüğü halit ve anhidrit minerallerine göre daha zayıf olan ve evaporasyonda ilk çökelen mineraldir. Karbonatlı kayalarda piritin oksidasyonundan türeyen sülfirik asitin bulunduğu yerlerde ve bazı volkanik alanlarda da oluşabilir.   www.mta.gov.tr... Devamı

ALTIN

2010-09-18 10:50:00

ALTIN       Kimyasal Bileşimi, Au Kristal Sistemi, Kübik Kristal Biçimi, Genellikle dissemine halde, nadiren oktahedral veya kübik kristaller halinde İkizlenme, {111} yüzeyinde yaygın Sertlik, 2.5-3 Özgül Ağırlık, 19.297-19.309 (0°C'de) Renk ve Şeffaflık, Altın sarısı, opak Çizgi Rengi, Altın sarısı Parlaklık, Metalik parlaklık Ayırıcı Özellikleri, Renk, düşük sertlik, asitte çözünmezlik Bulunuşu, Hidrotermal kuvars damarlarında, plaserlerde ve epitermal yataklarda oluşur.   www.mta.gov.tr ... Devamı

PLATİN

2010-09-11 10:46:00

PLATİN       Kimyasal Bileşimi, Pt Kristal Sistemi, Kübik Kristal Biçimi, Kübik kristaller, çoğunlukla küçük taneler ve pullar halinde Sertlik, 4 - 4.5 Özgül Ağırlık, 21.44 - 21.472 Renk ve Şeffaflık, Çelik grisi-koyu gri, opak Çizgi Rengi, Gri Parlaklık, Metalik Ayırıcı Özellikleri, Renk ve özgül ağırlık  Bulunuşu, Bazik ve ultrabazik kayalarda, plaserlerde, nadiren kontakt metamorfik yataklarda ve kuvars damarlarında oluşur.   www.mta.gov.tr ... Devamı

GELGİT OLAYI

2010-09-10 09:40:00

  Gelgit olayı, Manş Denizi'nin ve Atlas Okyanusu'nun sığ kıyılarında kolayca gözlenebilir: deniz, kıyı yönünde ilerler, kumsalı örterek bir süre öyle durur, sonra açıklara doğru çekilerek daha önce kaplamış olduğu yüzeyi yeniden açıkta bırakır. Kabarma ile alçalma arasındaki yüzey farkına yükselme denir. Bu hareket okyanusların çoğunda, 24 saatte iki defa (yarım günlük gelgit) tekrarlanır; buna karşılık yeryüzünün birçok bölgesinde ancak bir defa (günlük gelgit) olur. Yılın bazı mevsimlerinde, kıyının belirli noktalarında, çok genişlik kazanır: Mont-Saint-Michel Körfezi'nde 15 metre, Kanada'da, Fundy Körfezi'nde 19 metre. Gökcisimlerinin Etkisi Bu olay hakkında ilk yeterli açıklama, ancak XVIII. yy.da ve İngiliz bilgini Isaac Newton tarafından yapılabilmiştir. Bu bilginin çalışmalarına göre gelgitin aslı, gökcisimlerinin çekim gücüdür ve gökcismi ne kadar büyük ve Dünya'ya ne kadar yakın olursa, çekim gücü de o kadar güçlü olur. Gezegenlerle Güneş'in etkisi önemsiz olmamakla birlikte bu konuda başlıca rol, yakınlığı dolayısıyla, Ay'dadır. Böylece, gelgit vaktinde her gün görülen 50 dakikalık sapmanın nedeni de anlaşılır; çünkü Ay, Dünya'ya göre her 24 saat 50 dakikada bir aynı duruma gelir. Ay ve Güneş'in çekim etkisi birbirine eklendiği zaman büyük gelgitler, bu iki etki birbirine karşıt olduğu zaman ise küçük gelgitler oluşur. Gelgit olayının meydana gelmesi için, deniz yüzeyinin yeterince büyük olması gerekir, yoksa çekim gücü önemsiz kalır: sözgelimi Akdeniz'de suların hareketi ancak y... Devamı

KENDİ DÜNYA HARİTANI OLUŞTUR

2010-09-08 10:34:00

    Enlem : 90° Kuzey 80° Kuzey 70° Kuzey 60° Kuzey 50° Kuzey 40° Kuzey 30° Kuzey 20° Kuzey 10° Kuzey Ekvator 10° Güney 20° Güney 30° Güney 40° Güney 50° Güney 60° Güney 70° Güney 80° Güney 90° Güney Boylam : 170° Bati 160° Bati 150° Bati 140° Bati 130° Bati 120° Bati 110° Bati 100° Bati 90° Bati 80° Bati 70° Bati 60° Bati 50° Bati 40° Bati 30° Bati 20° Bati 10° Bati 0° 10° Dogu 20° Dogu 30° Dogu 40° Dogu 50° Dogu 60° Dogu 70° Dogu 80° Dogu 90° Dogu 100° Dogu 110° Dogu 120° Dogu 130° Dogu 140° Dogu 150° Dogu 160° Dogu 170° Dogu 180° Mevsim : K.Y.K Kis/G.Y.K Yaz K.Y.K Ilkbahar/G.Y.K Sonbahar K.Y.K Yaz/G.Y.K Kis K.Y.K Sonbahar/G.Y.K Ilkbahar Resim : 64 x 64 96 x 96 128 x 128 192 x 192 256 x 256 512 x 512 768 x 768 1024 x 1024 1536 x 1536 2048 x 2048 Arkaplan: siyah beyaz Resim : JPEG GIF TIFF PPM PNG İstediğin koordinatları seç,harita için bir boyut ve arka plan rengi belirle ve haritayı oluştur. http://cografyadersanesi.blogspot.com/ ... Devamı

DÜNYANIN ŞEKLİ VE HAREKETLERİ (ÇIKMIŞ ÖSS SORULARI)

2010-09-07 09:30:00

1.  İki meridyen arasındaki uzaklığın Ekva­tor’dan kutuplara gidildikçe azalmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir? A) Dünya’nın şeklinin geoid olması B) Meridyen boylarının eşit olması C) Paraleller arasında  kalan  meridyen yaylarının eşit olması D) Eksenin Ekvator düzlemini dik kesmesi E) Ekvator düzlemi ile ekliptiğin çakışma­ması (1993) 2.  Okyanus akıntıları incelenirse Kuzey ve Güney yarımkürede halkalar oluşturdukla­rı görülür. Bu oluşumun ana nedeni aşağıdakilerden hangisidir? A) Dünyanın, ekseni çevresinde dönmesi B) Akıntıların kıta kenarlarına çarpması C) Alize rüzgarlarının etkisi D) Deniz suyundaki sıcaklık farklılıkları E) Batı rüzgarlarının etkisi (1981) 3.  Aşağıdakilerden hangisi, yerkürenin gün­lük ve yıllık hareketlerine bağlı olarak de­ğişmez? A) Yer ekseninin Ekvator düzlemiyle yap­tığı açı B) Dünyanın Güneşe göre konumu C) Gece ve gündüzün uzunluğu D) Güneşin doğuş ve batış saatleri E) Güneş ışınlarının yere değme açısı (1983) 4.  Sürekli rüzgarların Kuzey Yarımkürede sa­ğa, Güney Yarımkürede sola sapmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir? A) Dünya’nın ekseni etrafında dönmesi B) Güneş ışınlarının geliş açılarının farklı olması C) Dünya’nın Güneş çevresinde dönmesi D) Ekliptik ile eksen arasında 23° 27” lık bir açı olması E) Dünya’nın yörüngesinin elips şeklinde olması (1995) 5.  Aşağıdakilerden hangisi Dünyanın Güneş çevresindeki hareketinin bir sonucudur? A) Gündüz ve gecenin birbirini takip et­mesi B) Kıyılarda meltem rüzgarları... Devamı

DİEGO CAO

2010-09-06 10:25:00

  Diogo Cão (c.1450-1489?) Portekiz coğrafi keşifleri döneminin önde gelen kaşiflerinden. 1480’li yıllarda Batı Afrika kıyılarını keşfetmiştir. Özellikle keşfederek Portekiz sömürgesi olmasını sağladığı Angola’da çok bilinir.   Portekiz coğrafi keşifleri döneminde Afrika kıyıları boyunca yapılan seferlere katılır. Gemici Henrique’den sonra kısa bir duraklama dönemine giren coğrafi keşif seferleri kral II. João döneminde yeniden canlanır. Bu seferlerden birisinde 1482 yılında Kongo Nehri’ni gören ve kaynağına doğru nehri takip eden ilk Avrupalı olur.   Keşfedilen toprakların Portekiz krallığına ait olduğunu simgeleyen çok sayıda Padrão adı verilen taştan anıt inşa eder. Nehrin kaynağına doğru ilerler ve Bakongo Krallığı ile temas kurar.   Cão, daha sonra bugün Angola olarak bilinen bölgeye gidecek ve bir padrão daha dikerek yolculuğunun sonuna geldiğini belirten bir işaret bırakacaktır. 1484 Nisan ayında Lizbon’a döner. Kral II. João onu başarılarından ötürü şövalye ilan eder. Artık soylu bir aile olarak tanınan Cão’ya toprak verilir, maaş bağlanır ve ailesine soyluluk ünvanı verilir.   1484-86 yılları arasında yeniden Kongo’ya gider, iki adet anıt daha diker. Güneye doğru 1400km ilerleyerek Haç Körfezine kadar ilerler. Nehir boyunca ilerler ve 1485 Kasım ayında buradaki bir kayaya anıtsal bir yazı yazdırır:   « Buraya Portekiz kralı II. João’nun kaptanları Diogo Cão, Pero Anes, Pero da Costa ulaşmıştır. »   Cão’nun nerede ve nasıl öldüğü bilinmemekle beraber büyük olasılıkla Kongo’da öldüğü düşünülmektedir.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

SİVAS KONGRESİ (4 EYLÜL 1919)

2010-09-04 09:21:00

  Sivas'ta bir kongre toplanması Amasya Genelgesi ile 21-22 Haziran 1919 gecesi kararlaştırılmıştı. Erzurum Müdafaa-i Hukuku'nun girişimi ve Kazım Karabekir'in desteği ile Erzurum Kongresi toplanmış ve ulusal birliğin ilk aşaması sağlanmıştı. M. Kemal Paşa Erzurum'a giderken 27-28 Haziran'da Sivas'tan geçmişti. Sivas Valisi Reşit Paşa'ya baskı yapan Elazığ Valisi Ali Galip Bey, M. Kemal Paşa'yı tutuklatıp İstanbul'a gönderilmesini sağlamak istemişti. Sivas halkının coşkun sevgisiyle M. Kemal Paşa'yı karşılaması ve alınan önlemlerle bu isteğini yapamamıştı. M. Kemal Paşa Sivas'ta kalmayıp Erzurum'a gitmişti. Erzurum'da çalışmalarını bitiren M. Kemal Paşa 29 Ağustos tarihinde Erzurum'dan Sivas'a hareket etti.Güç ve tehlikeli bir yolculuktan sonra 2 Eylül'de Sivas'a vardı. İstanbul Hükümeti kendisini geri getirebilmek için çalıştığı gibi, toplanacak olan kongreyi de engellemek için çareler arıyordu. M. Kemal Paşa, Damat Ferit Paşa'yı yumuşatmak ve ulusal savaş aleyhinde bulunmaması için 16 Ağustos'ta Erzurum'dan bir telgraf göndermiş, fakat İstanbul Hükümeti'nin tutumu değişmemişti. Amasya Genelgesi'nden hemen sonra Sivas'ta toplanacak kongre için çalışmalar başlamış, fakat Erzurum Kongresi dolayısıyla bir süre ertelenmişti. Erzurum Kongresi bittiğinden Sivas Kongresi için yoğun bir çaba başladı. Bir yandan İstanbul Hükümeti'nin baskısı, diğer yandan işgal kuvvetlerinin tehditleri nedeniyle bazı kimselerde endişe ve çekingenlik belirmişti. Bu nedenle bir gecikme oluyordu. M. Kemal Paşa daha Erzurum'da iken, Sivas Valisi Reşit Paşa'dan 20 Ağustos 1919 tarihinde gelen bir telgrafta, Sivas'ta bir kongre toplanacağını Fransız subaylardan öğrendiğini, Fransız Binbaşı Bruno'nun eğer M.... Devamı

DEMİR

2010-09-03 10:09:00

DEMİR       Kimyasal Bileşimi, Fe Kristal Sistemi, Kübik Kristal Biçimi, Kristalleri nadir, genellikle masif taneler Sertlik, 4 - 4.5  Özgül Ağırlık, 7.3 - 7.87 Dilinim, {001} yüzeyinde zayıf  Çizgi Rengi, Siyah Renk ve Şeffaflık, Çelik grisi-siyah; opak Parlaklık, Metalik Ayırıcı Özellikleri, Kuvvetli manyetik, kolay ezilebilir. Bulunuşu, Saf demir oluşumlarına sıkça rastlanmaz, ancak volkanik kayaların kömür damarlarını kestiği yerlerde oluşabilir.   www.mta.gov.tr... Devamı

İLKÖĞRETİM HAFTASI

2010-09-21 10:04:00

 http://mengen.meb.gov.tr/ İlköğretim temel öğrenimdir. Yasalarımıza göre zorunlu ve parasızdır. İlköğretim, yedi yaşında başlar ve on beş yaşında biter. Sekiz yıldır. Okulların açıldığı hafta ilköğretim okullarımızda İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Genel olarak bu hafta, Milli Eğitim Bakanlığı'nın radyo, televizyon konuşması ile açılır.   Okullarımızda törenler düzenlenir. Törende konuşan okul müdürü ve öğretmenler; Eğitimin ve öğretimin değerini, yararlarını açıklarlar. Okuma - yazma bilmenin önemi üzerinde dururlar. Gerçekten, birey olarak başarılı olmak için en başta okumayı ve yazmayı öğrenmek zorundayız. Bilmediklerimizi okuyarak öğreniriz. Okuma - yazma bilmeyen bir kişinin bilgili olması düşünülemez.   Atatürk'ün özlediği çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilmek, ancak bilgi ile olur. Bize yaşam boyu gerekli olan bilgi ve becerilerin temeli ilköğretimde atılır. İlköğretim Haftası; bu gerçeklerin konuşulduğu, ilköğretimin, okuma - yazma öğrenmenin kişiye, topluma sağladığı yararların anlatıldığı bir haftadır.   Kendimize, ailemize, çevremize, ulusumuza, insanlığa yararlı olmak okuma - yazma öğrenmekle başlar. İlköğretimin önemine inanan Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra harf devrimini gerçekleştirdi. Okunması ve yazılması çok güç olan Arap yazısı yerine bugün kullandığımız Türk yazısını getirdi. Harf inkılabı sonucu, yurdumuzda okuma - yazma bilenlerin sayısı giderek çoğaldı.   İlköğretim okulunun ilk beş yılı ilkokul bölümüdür altıncı yıldan itibaren ortaokul bölümüne devam edilir. Öğrenimlerini başarıyla tamamlayanlara sekizinci yılın ... Devamı

YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI

2010-09-20 10:03:00

2010-2011 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÖĞRETMEN CAMİAMIZ VE TÜM ÖĞRENCİLERİMİZ İÇİN HAYIRLI OLSUN. Devamı

YANGINDAN KORUNMA HAFTASI (İTFAİYECİLİK HAFTASI)

2010-09-25 09:58:00

(25 Eylül - 1 Ekim) Ateşin denetimden çıkıp gittikçe büyümesine yangın denir. Yurdumuzda her 25 Eylülü izleyen hafta Yangın Haftası olarak değerlendirilir. Hafta süresince çeşitli yayın organları ile halka, okullarda öğrencilere yangının zararları anlatılır. Korunma yolları ve alınması gereken önlemler belirtilir. Yurdumuzda itfaiye örgütü kurulmadan önce Davud isimli biri Fransa'da gördüğü Didon denilen yangın tulumbasından esinlenerek, ilk yangın söndürme aracını yaptı. Tulumbayı taşıyan, yangını söndüren kişilere Tulumbacı denirdi. Her mahallenin tulumbacıları ayrı idi. Kentin bir yerinde yangın çıkınca, tulumbacılar, tulumbalarını sırtlarına alır, bağıra bağıra koşarak yangın yerine giderlerdi. Ülkemizde ilk yangın söndürme örgütü 1914 yılında kuruldu. Yangın söndürme örgütüne İtfaiye, yangını söndüren görevlilere de İtfaiyeci denir. Eskiden kentin yüksek bir binasının tepesinde ya da yangın gözlemek için özel olarak yapılmış bir kulede gözcü bulunurdu. Herhangi bir yerde çıkan yangını gözcüler, tulumbacılara bildirir, tulumbacılar da tulumbayı sırtlar, sokaklarda bağıra bağıra yangın yerine gelirler ve yangını söndürürlerdi. Yangın söndürme görevi 25 Eylül 1923 tarihinde belediye hizmeti olarak kabul edildi. Bugün belediyelerde ve büyük endüstri kuruluşlarında itfaiye örgütü vardır. İtfaiyenin yangın söndürmede kullandığı araçlar şunlardır: İçi su dolu tankerler, köpük depolanan ve püskürten aygıtlar, üstünde birbiri içine giren, açıldığında çok yükseklere uzanan merdiven bulunan taşıt araçları, kazma, k&... Devamı

GAZİLER GÜNÜ (19 EYLÜL)

2010-09-19 09:51:00

      Türk tarihinde İslam öncesi ve sonrası şehitlik ve gazilik orunu vardır. Her Türk de bu orunlara kavuşmak için vatanı, milleti, bayrağı, milli marşı, soydaşları ve kutsal değerleri için savaşır. Çünkü milli hasletimizde olan bu duyguların, Türk ulusu ve her bireyi için vazgeçilmez bir anlamı ve önemi vardır.   Türk Milleti bunun en güzel örneğini Atatürk’ün önderliğinde verilen “Kurtuluş Savaşı”nda yaşamıştır. “Ya istiklal, ya ölüm!” demiştir. Türk tarihi böylesine “kahramanlık günleri” ile doludur. Kahramanlık günlerini şehit ve gazilerimize borçluyuz. Destanlar yaratan şehit ve gaziler tek tek birer onur abidemizdir.   Vatanı uğruna ölümü göze almış kahraman Türk Ordusu, daha sonra dünya barışını korumak için görev almıştır.   1950–1953 yılları arasında barış için Kore’de savaşmıştır. 1974 yılında soydaşlarımızı yok olmaktan kurtarmak için, “Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmiştir. Yine Mehmetçik barışı korumak için, Bosna-Hersek, Somali ve Kosova’ya barış gücü olarak Birleşmiş Milletler kararıyla gitmiştir.   l. Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda Kore Savaşı’nda ve Kıbrıs Barış Harekatı’nda birçok askerimiz şehit oldu, bir kısmı da gazi olarak geri döndü. Devletimiz bir yasa ile şehit yakınlarına “Övünç Madalyası” vererek şehitlik maaşı bağlar. Yine gazilere de madalya ile aylık maaş verir ve tedavi, ulaşım gibi hizmetlerde ücretsiz olanaklar tanır. Türk ulusu için, “şehitler nurlanmış” ve “gaziler onurlanmış” şahıslar demektir. Bunların en başında da; Başkomu... Devamı

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ

2010-09-01 10:49:00

  İkinci Dünya Savaşı diye bilinen İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya'yı işgaliyle başladı. Ardında elliikimilyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. Mayıs 1945’de son buldu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.   İnsanlık aleminin geleceği için en önemli ve anlamlı günlerden biri olan "1 Eylül Dünya Barış Günü"nde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini bir kere daha hatırlatmak istiyoruz. Demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne inanan ve yıllardır terörün acısını yüreğinde hisseden Türk Anneler Derneği, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, dünyanın değişik coğrafi bölgelerinde, farklı isimler altında insanlık suçu işlemeyi sürdüren ve dünya barışını tehdit eden bütün terör örgütlerini lanetlemektedir. Bilginin ve teknolojinin hızla yaygınlaştığı, özgürlükçü demokrasinin giderek önem kazandığı globalleşen dünyamızda, insanların huzur, güven ve mutluluk içinde yaşamasının temel koşulunun, "şiddet ve terör örgütlerine karşı işbirliği ve dayanışma yaparak, barış ve dostluk ortamının sürekliliğini sağlamak" olduğunu düşünüyoruz. Türkiye, Atatürk’ün ortaya koyduğu ve tüm milletimizce de benimsenen "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini, temel ve vazgeçilmez bir ilke olarak, her platformda savunmuş ve bu barışçı tutumuyla, dünya &uum... Devamı

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

2010-08-30 09:45:00

                 Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu. TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi. Türk askeri, büyük bir azim... Devamı

ASTROPİKA

2010-09-02 10:41:00

ASTROPİKA     Pembe kuşak tropikal bölgeleri gösterir.   Astropika veya dönencealtı, tropikal bölgelerin hemen üzeri ve hemen altındaki bölgeleri tanımlamak için kullanılan terim.   Sıfat olarak, astropikal şeklinde kullanılır.   Tropikal bölgelerin bittiği noktadan itibaren astropikal bölgeler başlar.   Genellikle 20 °- 35 ° kuzey ve 20 °- 35 ° güney enlemleri arası astropika kabul edilir.   Türkiye'nin güneyindeki Mersin ve ilçeleride astropikal bölgelere dahildir.   Tropikal bölgeler 23.5 ° kuzey ve 23.5 ° güney enlemleri yani Oğlak Dönencesi ve Yengeç Dönencesi arasındadır.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

ANTİKLİNAL VE SENKLİNAL

2010-08-28 10:38:00

    Antiklinal ve senklinal   Antiklinal, kelime anlamı bakımından birbirinden ayrı yöne doğru eğimli demektir.   Yerkabuğunun çukur alanlarında biriken tortulların levhaların birbirine doğru hareket etmesi ile kıvrılıp yükselmesi sonucunda oluşmuş alanlardır.   Yani kıvrımlı yapıların yüksekte kalan bölümüdür. Senklinal ise bunun tam tersi olarak alçakta kalan kısımdır.   Senklinal jeolojide tabakaların havza veya oluk şekilli kıvrımlanmasına verilan ad.   Böylesi yapılarda üst bileşen alttakilerden gençtir.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

GÖLLERDE ÖTROFİKASYON VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

2010-08-26 10:33:00

Mehmet KARPUZCU, Meltem KOÇALI  Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Çevre Mühendisliği Bölümü., Gebze, 41400 KOCAELİ  ÖZET Ötrofikasyon; su ortamında birincil üretimin aşırı artması, limnolojik açıdan göllerin doğal süreçleri içerisinde yer alan trofik seviyelerinden birisidir. Oluşumundaki başlıca etkenler; besin elementleri, güneş radyasyonu ve derinlikle değişimi, su sıcaklığı, fitoplankton yapısı, su ortamının geometrik özellikleri ile taşınım ve dispersiyon şeklinde sıralanabilir. Sonuçlar ise; hipolimnionda oksijensiz ortam, içme ve kullanma açısından uygun olmayan su kaynağı, su ortamında yaşayan canlıların sayısında azalma, istenmeyen türlerin çoğalması, koku problemi, rekreasyon için uygun olmayan ortam olarak ortaya çıkmaktadır. Temiz içme ve kullanma suyunun hayati öneme sahip olduğu şu günlerde mevcut su kaynaklarının kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Ötrofikasyon da önemli bir su kalitesi problemi olarak, dikkatli bir şekilde ele alınmalıdır. Herhangi bir su ortamı, özellikle de göller ötrofikasyon açısından değerlendirildiğinde, coğrafi konumdan meteorolojik faktörlere, su ortamının geometrik yapısından ötrofikasyona neden olan alg türüne ve kirletici yüklerine kadar birçok elementin ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. SINIRLAYICI KAVRAMI Ekoloji biliminde, ortamda yeterli miktarda bulunmadığında biyolojik gelişmeyi sınırlayan maddeler sınırlayıcı element olarak tanımlanır (Correll,1999). Ötrofikasyonun hangi element tarafından sınırlandırıldığı ise halen tartışılmaktadır. Ötrofikasyon sürecini sınırlayan elementin doğru bir şekilde tespit edilmesi sürecin engellenmesi açısından önemlidir. Ötro... Devamı

ALPİN ÇAYIRLAR

2010-08-25 09:31:00

    İsviçre alpin çayırları   Alpin çayırlar, Yüksek dağlık alanlarda ağaç yetişme sınırının üstünde görülen çayırlıklara verilen ad.   Türkiye'de Doğu Anadolu Dağları, Toros Dağları ve Kuzey Anadolu Dağları'nda alpin çayırlara rastlanır.   Alpin çayırların bulunduğu bölgelerde ağaç yetişmez.   Bunun nedeni yağış azlığı değil ortam ısısının düşük olmasıdır.   Alpin çayırlar Akdeniz kıyılarında 1800 metre, Karadeniz kıyılarında 2200 metre, Doğu Anadolu'da ise 2800 metre civarında görülür.   Dağlardaki kalıcı kar ve buzullar alpin çayırların üst sınırını oluşturur.   Alpin kuşağın yukarı kısımlarında sıcaklığın düşük olması nedeniyle ot bile görülmez.   Bu alanlarda kayaların üzerinde yosun ve likenlere rastlanır. Kardelenler, menekşeler, zambaklar, kar çiçekleri, yıldız çiçekleri bu bitki topluluklarına örnek verilebilir.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

SANAYİ-İ NEFİSE MEKTEBİ

2010-08-22 10:23:00

  Sanayi-i Nefise Mektebi, 1 Ocak 1882'de kurulmuş ve bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adıyla eğitime devam eden sanat okuludur (akademi).   Sanayi-i Nefise Mektebi, Paris'te hukuk ve resim öğrenimi görmüş Osman Hamdi Bey'in, II. Abdülhamit tarafından Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürlüğü'ne tayin edilmesiyle resmen kurulmuştur.   1 Ocak 1882'deki bu tayin ile ilk adımları atılan okul, Türkiye'nin ilk güzel sanatlar okuludur.   Kuruluşundaki resmi adı, kuruluş fermanındaki şekliyle Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane 'dir.   Okulun adı, resmi yazışmalarda ve dönemin arşiv belgelerinde ise Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi olarak geçer.   Okul binasının yapımı, kütüphane oluşturulması, akademik ve idari kadro temini gibi meseleler halledildikten sonra, okul eğitime resmen 2 Mart 1883 tarihinde başladı.   Okulun ilk binası şimdiki İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin ana giriş kapısının hemen karşısına, Çinili Köşk'ün yanına inşa edilen, 5 derslik ve 1 atölyeden ibaret olan ve 1916 yılına kadar okul binası olarak hizmet vermiş bir binadır.   Okul, Ticaret Nezareti'ne bağlı olarak kurulmuştu ve resim, heykel, mimarlık, hattatlık bölümlerinden oluşması düşünülmüştü.   Cumhuriyetin kurulmasından sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'nin ismi 1928'de Güzel Sanatlar Akademisi'ne dönüştürüldü.   İlk Eğitim Kadrosu   Müdür-ü Umumi: Osman Hamdi Bey Dahili Müdür ve Heykel Muallimi: Osgan Efendi Fenn-i Mimari Muallimi: Alexandre Vallaury Yağlıboya Resim Muallimi: Salvatore Valeri Karakalem Resim Muallimi: Warnia Zarzecki Tarih ve Tarih-i Sanat Mu... Devamı

HASAN TAHSİN

2010-08-20 10:18:00

      Hasan Tahsin ya da gerçek adıyla Osman Nevres (d. 1888, Selânik – ö. 15 Mayıs 1919, İzmir), Kurtuluş Savaşı'nın simge isimlerinden olan Türk gazetecidir.   Işık Lisesi mezunu olan Tahsin, yaklaşık 20 bin kişilik Yunan ordusunun İzmir işgalini başlattığı 15 Mayıs 1919 günü silahını çekip en öndeki Yunan sancaktarını vurmuş, akabinde Yunan askerlerinin saldırısı sonucu yaşamını yitirmiştir.   Hasan Tahsin'in sıktığı bu kurşun, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'ni başlatan ilk kurşun olarak bilinir.   1974 yılında Hasan Tahsin'in sıktığı "İlk Kurşun" anısına İzmir Konak Meydanı'nda İlk Kurşun Anıtı dikilmiş ve anıt 15 Mayıs 1974 günü dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından açılmıştır.   http://tr.wikipedia.org/ ... Devamı

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EKSTREM HAVA OLAYLARI

2010-08-27 09:53:00

  TÜRKİYE’DE   En Yüksek Sıcaklık   48.8°C Mardin-Kocatepe 14 Ağustos 1993 En Düşük Sıcaklık   -46.4°C Van-Çaldıran 9 Ocak 1990 En Yüksek Yıllık Ortalama Sıcaklık   21.3°C Hatay-İskenderun 1962 En Düşük Yıllık Ortalama Sıcaklık   1.8°C Sarıkamış 1972 Yıllık En Yüksek Toplam Yağış   4045.3 mm Rize 1931 Yıllık En Düşük Toplam Yağış   114.5 mm Iğdır 1970 Günlük En Yüksek Yağış   469.9 mm Kemer 11 Aralık 1971 En Yüksek Kar Kalınlığı   525 cm Bitlis Şubat 1954 En Yüksek Basınç   1045.2 mb Zonguldak-Eregli 1 Ocak 1973 En Düşük Basınç   747.2 mb Van-Başkale 21 Şubat 2001 En Yüksek Rüzgar Hızı   48.9 ms Tokat 1 Ocak 1978 DÜNYADA En Yüksek Sıcaklık   58°C, El Azizia Libya, 13 Eylül 1922 En Düşük Sıcaklık   -89.2°C, Vostok-Antarktika, 21 Temmuz 1983 En Yüksek Yıllık Ortalama Sıcaklık   34.4°C, Dallo-Etyopya En Düşük Yıllık Ortalama Sıcaklık   -56.7°C, Plateau-Antarktika Yıllık En Yüksek Toplam Yağış   2646.7 cm, Cherrapunji-Hindistan, Ağustos 1860 En Düşük Ortalama Yağış   0.08 cm, Arica-Şili, 1970   http://www.cografyaciyiz.com/ ... Devamı

DOĞAL KAYNAKLARIN TÜKENMESİNİN ÖNLENMESİ İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEM

2010-08-21 09:51:00

  Yaşamımızı sürdürmek için doğal kaynaklardan yararlanırız. Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler doğal kaynaklarımızı oluşturur. Bitmeyecekmiş gibi görünen bu kaynaklar, insanların bilinçsizce davranışları sonucu hızla azalmaktadır. Görevimiz, bunları yok etmek değil, korumaktır. Bitkiler ve hayvanlar, yaşamları için gerekli oksijeni havadan alırlar. Havanın çeşitli şekillerde kirletilmesi, bu kirliliğin yağmur suları ile yeryüzüne inerek akarsu, yer altı suları ve toprağa karışması, orada yaşayan canlıları olumsuz yönde etkiler. Onların türlerinin azalmasına veya yok olmasına neden olur. Çünkü doğadaki canlıların zenginliği, sağlıklı bir çevrenin var olmasına bağlıdır. Su, sağlıklı bir hayatın devamı için canlıların gereksinim duyduğu en önemli doğal kaynaklardandır. Yeryüzünün yaklaşık dörtte üçünü ve canlı vücudunun önemli bir kısmını su oluşturur. İnsanlar birçok alanda (temizlik işlerinde, elektrik enerjisinin elde edilmesinde, bahçe ve tarlaların sulanmasında, deniz ulaşımında vb.) sudan yararlanır. Su, içinde yaşayan birçok canlıya da yaşama ortamı sağlar. Burada yaşayan balıkların beslenmemiz açısından önemi büyüktür. İnsanların yıllarca deniz, göl ve akarsulara bıraktığı atık maddeler, buralarda yaşayan canlı türlerinin azalmasına, bazılarının da yok olmasına neden olmuştur. Ayrıca buna bağlı olarak birçok önemli turizm merkezi de özelliğini yitirmiştir. Örneğin, bugün yurdumuzda Haliç ve İzmit Körfezi'nin çeşitli şekillerde kirletilmesi, çevre ve orada yaşayan canlılar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Sanayinin hızla gelişmesi de su kaynağının tüketimini etkilemektedir. Ancak ülkelerin kalk... Devamı

SANAYİ İNKILABI

2010-08-29 09:49:00

· 18.yy’da ilk olarak İngiltere’de başlamış, daha sonra Avrupa ülkelerine yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. · İnsan ve hayvan gücüne dayalı üretimin yerini sanayi ve makine gücünün almasıdır. · Buhar gücüyle makine çarklarının çalıştı­rılması ile birlikte Sanayi İnkılâbı daha da geliş­miştir. · Sanayi İnkılâbı ile birlikte atölyelerin yeri­ne fabrikalar kurulmuştur. İnsan gücünün yerini makineler almış böylece kısa sürede üretim ar­tışı olmuştur. Sonuçları 1. Üretimde aletin yerini makine aldı; seri üretime geçildi. 2. Üretim arttı; uluslararası ticaret hızlandı. 3. Büyük şirketler kuruldu: sermaye birikimi daha da yoğunlaştı. 4. Büyük fabrikalar kuruldu; işçi sınıfı ortaya çıktı. 5. Köyden kente göç başladı; kentleşme hızlandı; dünyanın ilk gecekonduları meydana geldi. 6. Ham madde kaynakları ve pazar alanları bulma yarışı sanayileşen ülkeler arasında rekabete yol açtı. 7. İşsizlik bir yandan artarken öte yandan teknoloji alanlarında yeni yenilikler görüldü, işçi sınıfı kendini korumak için sendikalaşmaya başladı. Böylece çalışma hayatında yeni bir dönem başladı. 8. Uluslararası ekonomik ve kültürel ilişkiler arttı. 9. Sosyalizm ve Liberalizm gibi düşünce akımları ortaya çıktı SANAYİ İNKILÂBI’NIN OSMANLI DEVLETİ'NE ETKİLERİ Sanayi İnkılâbı ile birlikte Avrupa'da ma­kineleşme başladı. Bu konuda öncülük yapan İn­giltere hızlı bir üretime geçti. Ancak seri ve ucuz üretim beraberinde ham madde ve pazar sorunu­nu ortaya çıkardı. Sanayi İnkılâbı’na katılan Avrupa devlet­leri dünyanın ... Devamı

COĞRAFYA DERSLERİNDE İNTERNETTEN YARARLANMA

2010-08-19 09:47:00

  Günümüzde, dünya ölçeğinde birçok alanda büyük değişimler ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlardan birisi de bilgisayar destekli öğretimin yaygınlaşması ve İnternet'in yaygın ve yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanmasıdır. Yakın gelecekte, bu gelişmelerin önemini iyi kavrayan ve gereğini yerine getiren toplumlar, gelişmelere yön verebilecek ve yaşanacak süreçte daha bilgili, daha gelişmiş bir düzeye ulaşacaklardır. Bilgi teknolojilerini etkin ve etkili kullanan toplumlar ile kullanamayan toplumlar arasında her zaman var olan uçurum günümüzde giderek artmaktadır. ''Sayısal Yarılma'' (Digital Divide) olarak adlandırılan bu uçurum, belirlenen katsayının altında kalan ülkeler için yakın bir gelecekte önemli bir sorun oluşturacaktır. Bu sorunun aşılması ise ancak eğitim alanında yapılacak değişim, gelişim ve yeniliklerle mümkün olabilecektir. Bilgi teknolojilerinde meydana gelen önemli gelişmelere bağlı olarak bilginin elektronik ortamlarda hızla yayıldığı bir döneme tanıklık ediyoruz. Bilgi otoyolu olarak tanımlanan İnternet'in yaygınlaşması ile dileyen herkes bilgilere kolaylıkla ulaşabilmektedir. Toplumlar ve bireyler arasında bilginin bu hızlı paylaşımı ile bilim ve teknoloji alanında uluslararası ilişkiler ve deneyimler de artmaktadır. Teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak değişen uygulamalar, hemen hemen tüm sektörleri değişen düzeylerde etkilemektedir. Hiç şüphesiz, bu sürecin en fazla etkilediği ve bu etkinin giderek artacağı sahalardan birisi de eğitim alanıdır. Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak eğitim sistemlerinde yeni uygulamalara ve yöntemlere bağlı olarak yeni modellerin ve öğretim stratejilerinin oluşturulması bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Teknolojik gelişmelerden etkilenen toplumların değişen ... Devamı