TARİHİ NÜKTELER-2 GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN Fatihe sorarlar: -İstanbulu niçin fethettin? Cevap verir: -Önce o benim gönlümü fethettiği için! GÜNLÜK Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa ya: -Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda,ondan şu cevabı almış: -Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz. HANGİ BORÇ III. Mustafa’nın veziri Koca Ragıp Paşa’nın konağında bir Ramazan günü oruç üzerine sohbet yapılıyordu. Ragıp Paşa, orada bulunanlardan Şair Haşmet’e: - Haşmet! Senin de borcun var mı? diye sorunca, Haşmet: - Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş… Ragıp Paşa gülerek: - Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruç borcun var mı, sen onu söyle. Şair Haşmet şu cevabı verdi: - Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur. HERŞEYİNİ ALDIM AMA… Halet Efendi, kendisine dalkavukluk etmeyen Moralı Osman Efendiyi bir takım basit işlerle Anadolu’da dolaştırır. Ama onun birgün kendisini görmek için geldiğini duyunca, sofaya koşarak karşılar ve gideceği zaman da merdiven başına kadar uğurlar. Olaya şahit olan İzzet Molla: - Efendim! der. Bu adama etmediğiniz kötülük kalmadı. Şimdi bu kadar iltifat edişinizin hikmeti nedir? Halet Efendi cevap verir: - Evet, ben bu adamın herşeyini aldım. Ama üzerinde bir “efendilik” var ki, onu bir türlü alamıyorum. Onu görünce de saygı duymak zorunda kalıyorum FATİH SULTAN Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca: -Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi? Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci: -İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz. Sultan Fatih: -Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez. İFTİHAR Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır: - Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim deyince, Şeyh Şâmil in cevabı şu olmuş: - Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim. İYİ BİR ÇOBAN Eski Roma’da eyalet valilerinden biri, Kayser Tiberius’a vergilerin artırılmasını teklif edince, şu cevabı almış: - İyi bir çoban, koyunlarının yününü kırpar ama derisini yüzmez. KADER Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: -“Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: -Peder ne der, kader ne der. KADERİN İCABI Kenân Rıfâi ye sormuşlar: - Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz? Şu cevabı vermiş: - Çalışmak da kaderin icabı olduğu için! KARINCA Kanuni Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için Şeyhül İslam Ebussud Efendi’den şu beyitle fetva istemiş: Dırahta ger ziyân etse karınca Zararı var mıdır ânı kırınca (Ürünlere zarar veren karıncaların öldürülmesinde dinen bir zarar var mıdır?) Ebussud Efendi bir beyitle cevap vermiş: Yarın Hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca LA HAVLE VE LA KUVVETE Meşhur Cimri Paşa atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “La Havle” (ya sabır!) çekermiş.Bir gün arabasının atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş. - Atlarıma ne oldu? Seyis, cevabı yapıştırmış: - Ne olacak efendim “La Havle” yiye yiye “Vela kuvvete” (kuvvetsiz) oldular. MESELE GETİRME DE… Rusya sefiri meşhur İgnatiyef memleketine giderken veda için geldiği Yusuf Kamil Paşa’ya: -’Efendimize Rusya’dan ne getireyim?’ demesiyle Paşa: -’Bir mesele getirme de, ben hiçbir şey istemem’ dedi. MÜJDE Harun Reşid in vezirlerinden biri, Behlül Dânâ ya latife yollu takılarak: - “Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti” dediğinde, Behlül şu cevabı vermiş: - Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan. NAPOLYON Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: - Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon: - Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım. NE İSABET! Harun Reşid, bir av sırasında hedefini ıskalayınca, yanında bulunana Behlül Dana Hazretleri: - İsabet oldu efendim, demiş. Büyük isabet oldu. Ve Halifenin şaşkın bakışları arasında devam etmiş: - Yani kuşun hayatı açısından isabet oldu NE İŞİ VARMIŞ Cumhuriyet’in ilanından sonra, İstanbul’da bir resepsiyon verilir.Tüm dünya ülkelerinin elcileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir, fakat İngiliz ataşesi olan Binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal’e şöyle der: - Paşam; kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der: - GİT SOR BAKALIM BABASININ ÇANAKKALE’DE NE İŞİ VARMIŞ ? NE YEDİRELİM? Lokman Hekim’e: -Hastalarımıza ne yedirelim?diye sorduklarında,şu cevabı vermiş: -Acı söz yedirmeyin de,ne yedirirseniz olur. SİGORTA İngiliz Büyükelçisi, eski Türk evlerinin dış duvarlarına asılan “Ya Hafiz” (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşaya bunların ne olduğunu sormuş. Fuad Paşa İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş. - O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhalarıdır. SIR Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: - Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir: - Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: - İyi, ben de bilirim. UŞAKLIK İngiliz kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatük’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce, -”Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz !…dedi. Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular… Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek: - “Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim” diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral’a : - “Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!” dedi. Bütün sofradakiler Atatürk’ün bu sözlerine hayran oldular. Atatürk garsona da “vazifene devam et” emrini verdi. YÜZÜK Sultan III. Ahmed Han kendisine hediye edilen çok kıymetli zümrüt yüzüğü, bir gün, divan toplantısında vezirlere göstererek: -’Acaba bundan daha kıymetlisi var mıdır?’ diye sordu. Hazirûn: -’Hayır Efendim, sıhhat ve afiyetle takınız. Bundan daha değerli bir şey olamaz’cevabını verdikleri halde yalnız Nevşehirli İbrahim Paşa itiraz etti: -’Bundan daha kıymetli şey vardır padişahım!’ dedi. Padişah beklemediği cevap karşısında sordu: -’Nedir?’ -’O yüzüğün takıldığı parmak Efendim’ diye cevap verdi. Alıntıdır.
|