TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ

2010-10-27 09:57:00
TARIM TOPRAKLARININ AMAÇ DIŞI KULLANIMININ ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ

 

 

Prof.Dr. Ünal ALTINBAŞ

 

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bornova / İZMİR.

 

            Dünya nüfusunun geometrik artışı ve buna koşut olarak beslenme, konut vb. gereksinmelerin aritmetik şekilde ivme kazanması, Biyojeofiziksel yapıdaki çevremiz ekolojik dengelerin her geçen gün bozulumuna neden olur. Arazi, toprak, iklim, topografya, hidroloji ve biyotopun etkisi altında bulunan  yeryüzü kara parçası olarak tanımlanırken, toprak ise bunun dar bir  boyutudur ve yeryüzünü ince bir tabaka şeklinde örten, yeniden üretilemeyen canlı bir doğal kaynak olarak  belirlenir ve bunlar ekolojinin bir bölümüdür ve ekolojik denge dinamizminin bütünlüğü içerisinde  şekillenirler.

            Tarihsel süreç içerisinde topraklar üretkenliği nedeniyle kutsal olarak kabul edilirken, bunu korumanın bir ulusun onuru olduğu ve kaybedilenin toprak olmayıp temelde ulusal servet olduğu belirlenmiştir. Çevre ile olan ilişkilerimizde çevreyi bozmak ve kirletmekten çok onu koruyarak üretimde bulunmaktır. Çünkü doğal kaynak olan toprakların üretimi hiçbir zaman sonsuz değildir. Temelde topraklar doğal düzeni bozulmadıkça dünyamıza bereket dağıtan çömert bir kaynaktır. Toprak tıpkı özgürlük gibidir, elden gitmedikçe bunun kıymeti bilinmez.

            Bitkisel ve hayvansal kökenli canlılar ile insanlar, yaşadıkları fiziksel çevre ile bir uyum gösterirler ve doğanın su ve havası yanında topraktan da en sağlıklı ve akılcı bir biçimde yararlanma olanakları bulurlar. Çevremiz canlı türlerinin gelişimi ve soylarının sürekliliği becerisi, karşılıklı dengelerin kurulması sonucu sağlıklı bir konum alır. Çünkü biyolojik genler ile çevre arasında karmaşık bir ilişki vardır.

Toprak kaynakları ülkemiz insanlarının mevcut gereksinmelerini karşılayacak yeterli potansiyele sahip olmalarına karşın, arazi kullanım izlencelerinin yetersizliği, tasarımsız ve izlencesiz sanayileşme, sağlıksız ve hızlı kentleşme, nüfus artışı, kentsel ve teknolojik kökenli kimyasal atıkların deşarjı yanında, aşırı tarımsal ilaçlama ve yapay gübrelerden kaynaklanan toprak kirliliği, yangınlar, düzensiz turizm yatırımları vb. tarımsal arazi kullanımını giderek sınırlandırmakta ve sonuçta tarımsal üretim potansiyeli yanında toprağın diğer doğal işlevlerini düşürmekte ve çevrede şekilsel ve yapısal bozulmalara neden olmaktadır. Nasıl ki birey ile toplumsal doku arasında sağlıklı bir dengenin kurulması yasal düzenlemelerle oluşturulmaya çalışılıyorsa, çevresel ögeler arasında da doğal dengelerin sürekliliği ve sürdürülebilirliği  yaşamsal boyut için zorunludur.

            Yeryüzü kara parçasını ince bir tabaka şeklinde örten topraklar, temelde kendilerini oluşturan doğal koşulları, özgün morfolojik konumlarında sergiler. Toprak özelliklerinin ayrımlılığı çeşitli toprak kullanım olgusunu ortaya koyarken, toprakların amaç ve istek doğrultusunda kullanımı nedeniyle bunların arazi kullanım yeteneklerine göre gruplandırılması zorunludur. Toprak kullanım gruplarının temelinde, bunların çok çeşitli işlevlerinden kaynaklanır. Bunlar;

1. Tüm canlılar için yaşam ortamıdır ve bitkisel ürünler için üretim kaynağıdır.

2. Atmosfer, su ve canlılar arasındaki madde sirkülasyonunda düzenleyici ve iletim ortamıdır ve bu bağlamda ekosistemin bir parçasıdır.

3.     Filtre ve tampon işleviyle hava ve su kirliliğini önler, yoğun kolloid içeriği ile ağır metalleri ve zehirli gazları tutar.

4.   Toprakta yaşayan canlı türleri için gen kaynağıdır ve bunların koruyucu ortamını oluşturur.

5.   Tarihi, arkeolojik ve doğal konumu ile kültür ve doğa tarihinin arşividir.

6.   Barınak, sanayi, enerji yapıları, ulaştırma sistemleri, sportif tesisler ile rekreasyon alanları için bir zemindir.

7.   Seramik, cam, tuğla-kiremit, biriket sanayiinde hammaddedir.

8.   Yağ, şarap, meyve suyu sanayiinde kolloidler ile istenilmeyen organikler için iyi bir absorbanttır.

9.   Toprak dokusunda tutulan su ile sulama ve içme suyunun temel kaynağıdır.

10.  Zemin mühendisliğinin uygulama alanıdır.    

            Topraklar yeryüzü kara parçasında ince bir örtü şeklinde şekillenen arazilerde doğal olarak şekillenirler ve bunlar yani araziler kullanım özelliklerine göre; tarım arazileri, doğal mer’ alar ve çayırlar, orman arazisi, ulusal park, fundalık veya çalılıklar, yerleşim alanları, sanayi ve askeri alanlar ile terk edilmiş ve halen kullanılmayan araziler şeklinde tanımlanırlar.

            Tarım arazileri toprak ve topografik özellikleri bitkisel üretim için uygun olup, ekim-dikim yapılan veya yapılmaya uygun olan arazilerdir ve bu araziler tarıma göreli uygunlukları açısından I – VIII arasında değişen arazi kullanım yetenek sınıflarına ayrılırlar. Bu sınıflandırma tekniktir ve doğrudan arazi gözlemlerine ve laboratuvar analiz bulgularına dayanır. 3161 ve 3202 sayılı yasalar uyarınca arazilerin tarım alanları ve tarım dışı amaçlarla kullanılmasına dair 11.03.1989 tarih ve bunu izleyen 11.Temmuz.1994, 23. Ağustos. 1995 tarihlerinde ilave ve değişikliklere uğramış yönetmelikler gereği tarım arazileri, orman alanları dışında kalan ve kültür bitkileri yetiştirilen veya çayır, mer’ a olarak kullanılan I., II., III. ve IV. sınıf araziler toprak işlemeli tarım arazileri, V., VI., VII. sınıflar ise toprak işlemesine uygun olmayan araziler şeklinde belirlenmiştir.

            Yönetmelik I. ve II. sınıf yağışa bağlı kuru tarım arazileri ve sulu tarımda kullanılan I., II., III. ve IV. sınıf araziler ile dikili durumda olup, ekonomik ölçütlerde ürün alınabilen ve o yörede ancak yetişme ekolojisi gösteren kimi bitkiler için üretim ortamı arazilerin( zeytin, çay, fındık, muz, incir vb.) tarım dışı amaçlarla kullanılamayacağını, yine bu arada drenaj yetersizliği, taşlılık ve tuzluluk vb. nedenlerle III. ve IV. sınıf arazi özelliği gösteren, ancak toprak ıslahı sonucu I. ve II. sınıf arazilere dönüşebilecek alanlar yanında bir proje bütünlüğü ile çevre arazilerdeki tarımsal kullanma özelliklerini bozacak durumda olan arazilein tarım dışına terk edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Arazilerin kullanımları ile ilgili olarak yerel, bölgesel, havza ve ülkesel planlamalara ve sürdürülebilirlik temeline uygun olarak çevresel kaynakların bozulmasını önlemek için toprak potansiyelinin sistematik olarak değerlendirilmesi ve birbirleriyle olan ilişkilerini belirleyen akılcı bir kavramdır.

            Tarım topraklarının korunması ve doğal özelliklerine uygun tasarımlı ve dengeli kullanımı, hem doğa hem de yasal olarak zorunludur. Ancak Türkiye genelinde en önemli sorunların başında tarım topraklarının amaca uygun kullanılmaması yatar. Bunun İzmir, Kemalpaşa örneğinde belirtecek olursak karşımıza korkutucu boyutlar çıkmaktadır.

 

            Kemalpaşa ilçesi arazi kullanım yetenek sınıflarına göre dağılım;

 

AKYS

Dağılım Alanı (da)

Dağılım (%)

 I 24.781 15.213

II

41.256

27.327

III

16.037

9.845

IV

15.955

9.793

VI

11.287

6.928

VII

53.575

32.890  

 

 

            Bu verilere göre, işlenebilir toprak özelliği gösteren ve yöredeki su potansiyeli temel alındığında sulanabilir araziler şeklinde olan I., II., III, ve IV. sınıf araziler 81.922 dekar ve bunun genel arazi dağılımındaki payı ise % 59.32 olup, mevcut arazilerin 3/5’ ini oluşturmaktadır.

            Kemalpaşa yöresinde arazi genişliği 165091 dekardır ve bunun 2200 dekarı yerleşime açılmıştır ve genel toplam içerisinde % 1.33 ‘ lük alanı oluşturur. Kent nüfusu 1985 yılında 12226 iken 1990 yılında 16354, yine 1982’ de yerleşim alanı 343 dekar iken 1994 yılında 818 dekar artışla 1161 dekara yükselmiştir.

            Nüfusun yoğun işlevselliğine koşut olarak geniş bir arazi kesimi yeni yerleşim alanlarına bırakılırken, tarım alanları aleyhine sanayi alanları da yoğunlaşarak artış göstermiştir.

 

Sanayi amaçlı tarım dışı bırakılan toprakların arazi kullanım yetenek sınıfı;

 

AKYS

Dağılım Alanı (da)

Dağılım (%)

I 2172 48.590

II

1205

26.934

III

766

17.136

IV 220 4.921

VII

108

2.416

 

            Bu sayısal verilere ve yüzdesel oranlara bakıldığında sanayi amaçlı tarım dışı bırakılmış alanlar 4365 dekar ve  %97.58 lik bir tarımsal bölümü oluşturmaktadır. Gediz havzası bütünlüğünde Kemalpaşa, Turgutlu ,Salihli ve Alaşehirde yaklaşık 10.000 hektarlık tarımsal bir alan  tarım dışı amaçlarla kullanılmaktadır.

            Yukarıdaki gerçek boyutlara ilave olarak 1999 yılında Kemalpaşa ilçesi ve Ulucak Belediye sınırları içinde kalan  800 hektarlık  1. , 11. ve 111. arazi kullanım yetenek sınıfındaki araziler 0rganize sanayi bölgesi olarak tarım dışına çıkarılması için uğraş verilmiştir.Oysa burası yörenin coğrafik konumu sonucu  mikroklima özelliği gösterir ve bunlar kiraz, zeytin, şeftali, bağ, tütün ve üretimi vb. polikültür özelliği nedeniyle tarımsal bitkilerin en iyi yetişme ortamını oluşturan sulanan özellikli  derin ve üretken arazilerdir.Yine bölgede 600 dönümlük ve 28 çeşitten oluşan zeytin gen bankasının bulunuşu yanlış alan kullanımın çevresel boyutlarını her geçen gün olumsuzluğa yönlendirecektir. Üretken tarım arazilerinde endüstriyel gelişim çevre üzerine tahrip edici bir işlev sürdürür. Aksi halde geriye dönüşümü olmayacak çok daha büyük doğal sorunların yanı sıra , tarımsal potansiyele sahip çok geniş ölçüde arazilerin kaybı söz konusudur. Unutulmamalıdır ki ekolojik sistem birbirini etkileyen halkaların oluşturduğu bir denge içerisinde bulunur. Bütün içindeki halkalardan birinin yok olması çevresel dengeleri bozar. Temelde çevre dengeleri oluşturan önemli doğal özellik ve öğeleri beraberce içermektedir. Çevresel olaylarla bitkisel ve hayvansal canlı varlığın içinde yaşadığı  habitatla beraber etkilenmesi zincirleme bozulmalara ve sonuçta da insan yaşamını olumsuz etkileyebilecek çok önemli sorunların başlangıcı anlamına gelir. Bu bağlamda  dışarıda gelen iş gücü  nüfus hareketliliğine  ve buda gecekondulaşmaya yol açarken, kaçak yapılaşma ve  arsa spekülasyonu korkunç boyutlara ulaşır. Çevrenin biyocoğrafyası bozulduğunda tarım alanların tarımsal özelliklerinin kaybı yanında çevre kirliliğini de beraberinde getirir ve yörede ekonomik ve sosyal yapıda değişimlere neden olunur.

            Tarım alanlarının tarım dışı amaçlarla kullanımı ile ilgili aşağıdaki kimi önlemlerin alınması zorunlu olmalıdır.

 

1. Çevresel kaynakların bozulmasını önlemek için bölgesel veya havza bazında arazi kullanım ve çevre düzeni planları yapılmalı, plan dışı kullanımlara izin verilmemelidir.

2. Çevresel kaynaklara olan arz-talep dengelerinin çevre aleyhine yönelmemesi için  sanayi, yerleşim alanı vb. alanlar , tarıma uygun olan ve olmayan araziler ile doğal yaşam ortamları belirlenmeli ve bu alanlar uzaktan algılama tekniği olan uydu verileri ile GIS ortamında sürekli denetlenmelidir.

3. Üretim potansiyeli yoğun olan tarımsal araziler, ekolojik dengelerin ve tarımsal bütünlüğün bozulmaması için bu bölgeler mutlak  tarımsal sit olarak belirlenmelidir.

4. Bölge veya havza bazında arazi veya toprak koruma meclisleri oluşturulmalıdır.

5. Bölge ve havzada yer alan ırmak, çay, dere vb. doğal su kaynakları atık alıcı ortamı şeklinde kullanılmamalıdır.

6. Zeytinlik alanların doğal bütünlüğü mutlaka korunmalıdır.

7. Alan veya arazi kullanımında ÇED yönetmeliği hükümleri mutlaka uygulanmalıdır.

8. Amaç dışı kullanımlara izin verilmeyen arazilerde yasal olmayan kullanımlar saptandığında  kullanım aşamasına bakılmaksızın, amaç dışı kullanıcılara karşı kesinlikle ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.

9. Toprakların tarımsal ve biyolojik çeşitliliği ve bu amaçlı kullanımlara uygunluğu temel alınarak özel koruma alanları oluşturulmalıdır.

10.Ülke genelinde üretim potansiyeli yoğun olan alluvial( Fluvent), kolluvial( Orthent), Rendzina (Rendoll) toprakları toprak sit alanı olarak belirlenmelidir.

11.Bitkisel üretim yönünden en üretken topraklara sahip olan ova, delta, alluvial fan ve teraslar tarım dışı bırakılmamalıdır.

12.Erozyon ve heyelan olaylarına duyarlı alanların yeşil doku ile örtülmesi ve sonuçta doğal veya hızlandırılmış aşınım ile toprak kaybı önlenmelidir.

 

Sonuç olarak söyleyebiliriz ki tüm insanlığın ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun bir şekilde kullanılması, toprak, su ve hava kirlenmesinin önlenmesi ülkemizin doğal ve tarihsel zenginlikleri yanında, tarımsal varlıkların korunması ve bunların gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması çağımız insanın temel görevleri arasında olmalıdır.  

 

Prof.Dr. Ünal ALTINBAŞ

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Bornova / İZMİR.

 

 

KAYNAKLAR

1. Altınbaş, Ü., H. Hakerlerler, D. Anaç, H. Tuncay, B. Okur,1994. Gediz Havzası Sulanabilir Tarım Alanlarında Ağır Metal Kirliliği ve Nedenleri Üzerine Araştırmalar. E.Ü. Araş. Fonu Proje No:91-ZRF-51, Bornova

2. Altınbaş, Ü.,1995. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)'nde Doğal Kaynak Olarak Toprak. Çevresel Etki Değerlendirmesi Kurs Programı. 4-9 Aralık 1995. T.M.M.O.B. Çevre Mühendisleri Odası, İzmir.

3. Altınbaş, Ü., H. Hakerlerler, Y. Kurucu, M. Bolca,1997. Kemalpaşa (İzmir) Ovası Tarımsal Özellikli Arazilerin Tarım Dışı Amaçlı Kullanım Planlaması Üzerine Bir Araştırma Ege. Üniversitesi Araştırma Fonu Proje No: 96 ZRF 019

Bornova-İzmir.

4. Altınbaş,Ü., 2000. Toprak Genetiği ve Sınıflaması. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No. 540. Ege Üniversitesi Basımevi, Bornova-İzmir.

325
0
0
Yorum Yaz